Tayfun’u bugün 1 saat cam ardından acı içinde gördüm!
Anayasa Mahkemesi kararı UYGULANMADIĞI İÇİN, masum yere hapiste olan eşim Tayfun Kahraman, sağlığını kalıcı biçimde etkileyecek çok ağır ve sancılı bir süreç yaşıyor.
Oysa 4 senedir kimseye bir zeval gelmeden, geri dönüşü olmayan bir hasar almadan bu haksızlık bitsin diye dua ediyordum…
Tayfun geçirdiği MS atağı nedeniyle dün bütün gün daracık havasız bir ring aracı içinde oradan oraya götürüldü.
Hastaneden koğuşuna geri götürüldüğünde ilaç dağıtım saati geçtiği için almak zorunda olduğu Neurotin adlı ilacı verilememiş! Tüm geceyi ağrı içinde bir başına geçirmiş!
Hastaneye tekrar sevki ve yatışı planlanıyor!
Ne yapalım biz? Kime anlatalım derdimizi?
Tayfun’un 4 senedir haksızca içinde barındırıldığı fiziksel ve psikolojik yaşam koşullarının hastalığının bugün geldiği seyre etkilerini hangi mahkeme değerlendirecek? Nereye başvuralım?
Masalarında Tayfun’un hastalığının ilerlediğine dair heyet raporu olmasına rağmen, AYM kararını uygulamayıp Tayfun’u tahliye etmeyenlerin ve hiç böyle bir şey olmamış gibi susanların hiç mi vicdanı yok, bu nasıl insanlık?
Resmi gazetede yayınlanmış AYM kararına göre dışarıda olması gereken Tayfun neden zırhlı araç içinde gün boyu şehirlerarası yolculuk yaparak tahlil, tetkik ve takip altında kalıyor?
Bizim daha ne yaşamamız gerekiyor?
Bu kadar zulüm, bu kadar gaddarlığı nasıl sineye çekelim?
Başımıza gelenlerin ve geleceklerin sorumluluğu kimde?
Çalık Holding'den tazminatını isteyen işçi Erol Eğrek, Çalık Holding güvenlik görevlileri tarafından dövülerek öldürülmesini kınıyoruz!
Erol Eğrek'in ailesine ve tüm sevenlerine başsağlığı diliyoruz.
Ülkemiz adeta bir emekçi mezarlığına dönüşmüş durumdadır. Biliyoruz ki bu katliamın sorumlusu yalnızca güvenlik görevlileri değil, bu sömürü düzenidir.
Sorumlular derhal yargı önünde hesap vermelidir.
İnsanca bir yaşam insanca bir düzen için hep beraber mücadele edeceğiz.
#ErolEgrek
Herkese merhaba.
Aklımdaki düşünceler, sorular birbirine giriyor:
Vera epey hasta. Çocuktur, düşe kalka, hastalana iyileşe büyür, diyorum.
3 yıldır kendimi ve babasından mahrum bir kız çocuğunu iyi tutmaya çalışıyorum. 3 yıldır defalarca hastalandı sonuçta.. 3 senedir “yarına kadar iyileşir mi, iyileşirse yarın Tayfun’un görmeye gelebilir mi?” endişelerim..
Hemşire “Vera Kahraman’ın babası buraya gelebilir mi?” diye seslendiğinde ana - kız birbirimize bakışımızı görebilseydiniz keşke her biriniz..
Tayfun neden orada sahiden? Tam şu anda o kadar ihtiyacımız olduğu şu durumda yanımızda olması gerekmez mi? Vera hastayken ona sarılamamasının nedeni ne? Babası yanında olan çocuklar daha çabuk iyileşmez mi?
3 yıl önce biz de her aile gibi sıradan bir aileydik. Oysa şimdi Tayfun orada biz burada.
Yarın kavuşur muyuz yoksa haftaya mı görüşürüz 1 saat?
Bu bahar kavuşur muyuz, yoksa başka bahara mı ertelenir umutlar?
Sahi ne zaman biter bu işkence?
Yetmedi mi!
Adalet, herkese, hemen şimdi!
YAŞASIN 1 MAYIS, YAŞASIN EMEK VE KENT MÜCADELESİ!
Toplanma: 12.00 I AKM Kavşağı
Miting: 13.30 I Tandoğan Meydanı
Açıklamanın tamamına web sitemiz üzerinden erişim sağlayabilirsiniz.
https://t.co/DCpsdv0x13
ŞEHİR PLANLAMAYI neden savunmalıyız?
Şehir planlama, kentleri yalnızca binalar bütünü olarak görmek yerine istihdamıyla, sosyalleşme alanlarıyla, ulaşım altyapısıyla dirençli, sağlıklı yaşam alanları inşa etmeye odaklanır.
Şehir planlama, kentten kopuk beton yığınları inşa etmeyi “kentsel dönüşüm” olarak tariflemek yerine insanları yerinden etmeden adil, erişilebilir, ekolojik yaşam alanlarının inşaasını önceler.
Şehir planlama, deprem anında refüjlerin, yol kenarlarının yerine erişilebilir, güvenli ve nitelikli bir kamusal alanda toplanabilmenize olanak sağlar.
Yalnızca fayların nerede ve hangi şiddetle harekete geçeceğine dair teorilere sığınmak yerine deprem öncesi var olan risklerin yönetilmesini ve en aza indirilmesini sağlar.
Fay hatlarının yalnızca ne zaman harekete geçeceği ile ilgilenmek yerine en kötü senaryoya karşı kapsamlı bir hazırlığı, yoksullar, kiracılar dahil herkes için sağlıklı ve güvenli yaşam koşullarını hayata geçirir.
Şehir planlama, her bir binanın müteahhitlerin insafına terk edilerek yenilenmesini beklemek yerine kamu bütçesiyle yapı stokuna müdahale araçlarını ve takvimini tarifleyerek kentlerin bütüncül olarak dirençli hale getirilmesini sağlar.
Doğal olayların afete dönüşmemesi için bilgi üreten; binaların çökmediği, yolların kapanmadığı, yüzbinlerin çadırlarda kalmadığı sağlıklı ve güvenli bir alanı var etmek için uğraşan bir meslek alanıdır.
Şehir planlama, günü kurtarmaz, hayat kurtarır.
Spekülatif tartışmalar yerine yurttaşlık hakkımız olan toplum yararı odaklı bir şehir planlamayı ve bu çerçevede faaliyet yürüten şehir plancılarının tutuklanmadığı bir ülke talep ediyoruz.
https://t.co/AQWuijuyb7
6 ŞEHİR PLANCISI MESLEKTAŞIMIZ DAHA GÖZALTINA ALINDI.
Depremin ardından, en temel gündem dirençli kentler haline gelmişken; imar, şehircilik, kentsel dönüşüm, altyapı, ulaşım ve çevre gibi kritik alanlardan sorumlu meslektaşlarımızın gözaltına alınması tüm yurttaşlarımızın cezalandırılması anlamına gelmektedir.
https://t.co/rot3v4aKxN
İBB 2.dalga operasyonunda gözaltına alınanlar. İSKİ’den İBB Genel Sekreterlerine, şehir plancılarından zabıta müdürlerine, Emlak denetim daire başkanından eski milletvekile kadar 47 gözaltı var. Çoğu Kanal İstanbula karşı mücadele eden isimler.
Sevgili İstanbullular,
Bugün yaşanan 6,2 şiddetindeki deprem dolayısıyla pek çok vatandaşımız aileleriyle birlikte parklarda toplandı.
Her bir park, afet ve felaketlere karşı canımızı koruyacağımız sığınaklar, toplanma alanlarıdır. Bunlardan en merkezi ve önemlilerinden olan Gezi Parkı'nın korunması bu nedenle önemliydi.
Parkın korunması için hukuki mücadelemizin bedeli 3 yıldır devam eden tutsaklığım oldu. Daha ne kadar sürecek bilmiyorum.
Parklarımıza ve deprem toplanma alanlarımıza sahip çıkalım. Hiçbir rant, insan canından önemli değil.
Silivri'den selamlar. Yenden geçmiş olsun.
Allah ülkemizi ve milletimizi korusun.
Mesleğimizin tarihsel birikimine, Odamıza ve örgütlü gücümüze yaslanarak, gururla sesleniyoruz; biz buradayız!
Meslektaşlarımızı kirletemezsiniz, mesleğimizi ve Odamızı teslim alamazsınız!
Bu memleket bizim.
Biz kazanacağız, mutlaka kazanacağız!
#ŞehirPlancılarınaÖzgürlük
Susanların, iki kelime etmek için 40 gün bekleyenlerin, marka ve reklam anlaşması bozulmasın diye salağa yatanların, yalandan story paylaşanların değil zor günlerde halkın yanında olan onurlu sanatçıların yanındayız.
Cem Yiğit Üzümoğlu yalnız değildir!
19 Mart Darbesine karşı en ön safta direnerek geleceklerine sahip çıkan üniversite öğrencilerinden 301’i hukuksuzca tutuklandı ve bayramı ailelerinden ayrı geçiriyorlar.
Öğrencilere, annelere, babalara, kardeşlere yapılan bu zulme karşı gençlerin başlattığı tüketim boykotunu gönülden destekliyorum. Herkesi bu boykota katılarak tüketimden gelen güçlerini kullanmaya davet ediyorum.
Millet, devletin gerçek sahibidir.
Devleti milletin karşısına diken bir avuç cuntacı kaybedecek, millet kazanacak.
#2nisantüketimboykotu
Kamusal Mekanlar Halkındır, Yasaklanamaz!
İstanbul’da, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ile Şişli ve Beylikdüzü Belediye Başkanı büyük oranda somut olmayan, gizli tanık ifadelerine dayanarak oluşturulan hukuki temelden yoksun suçlamalara istinaden tutuklanmış; içerisinde dört meslektaşımızın da bulunduğu bürokrat ve belediye başkanları adil yargılanma hakkı ihlal edilerek cezaevine konulmuştur. Halkın vicdanında hiçbir şekilde karşılık bulmayan bu kararlar, ülkemizin içerisinde bulunduğu derin yoksulluk, adaletsizlik ve gelecek kaygısı ile birleşince ülkemizin dört bir yanında kitlesel protesto eylemleri meydana gelmiştir.
Bu protestolar kitleselleştikçe siyasal iktidarın yasakçı ve baskıcı politikaları daha da sertleşmiştir. Bu politikaların kentsel mekanda yansıması birçok kentimizde erişimin ve kamusal mekan kullanımlarının kısıtlanması halinde ortaya çıkmıştır. Halihazırda birçok kentte sosyal, ekonomik, kültürel yaşamının süregeldiği birçok alan, meydan, cadde ve park sivil yurttaşların kullanımına kapatılmıştır.
Birçok kentimizde meydanlar polis ablukasına alınarak adeta açık hava karakoluna dönüştürülmüş durumdadır.
Ancak şunu ifade etmek gerekir ki kentler en başta yurttaşlara aittir. Kentlerde gösterilerin sürdüğü mekanlar aynı zamanda yoğun ekonomik faaliyetin sürdüğü özellikle yaya ulaşımının temel düğüm noktalarıdır. Bu sebeple kamusal mekanların salt güvenlik odaklı kararlarla alelacele kapatılması yurtttaşların ekonomik, sosyal ve kültürel hayatında ciddi olumsuz etkiler yaratmaktadır. Bununla birlikte yaya ulaşımı kontrolsüz biçimde kısıtlandığı için engelli yurttaşlarımız için gündelik yaşam açık şekilde zorlaşmaktadır. Birer açık hava karakoluna dönüşen, sivil yurttaşlara kapatılan, sadece kolluk kuvvetlerinin kullanabildiği parklar ve meydanlar kentte yurttaşların psikolojik durumunu da olumsuz anlamda etkileyen bir atmosfer yaratmış durumdadır.
Oysa ki bugün yasaklanan birçok park, meydan ve alan demokrasi kültürümüzün gelişmesi açısından önem arz eden alanlardır. Örneğin bugün demir bariyerlerle kapatılan Güvenpark Ankara’nın ilk planlama deneyiminde bilinçli şekilde hükümet binalarına bütünleşik biçimde konumlandırılmıştır. Devlet organları ile halk arasında bir güven ve birliktelik duygusu vermek amacıyla devletin merkezi olan hükümet kartiyesinin girişinde konumlandırılan Güvenpark bugün adeta, demokrasimizin geldiği utanç verici seviyenin somut göstergesi olarak açık hava karakoluna dönüştürülmüş, yönetici erk ve sivil yurttaşların arasına bariyerler örülmüştür. Aynı kısıtlamalar İstanbul, İzmir, Antalya ve diğer birçok kentimizde de gözlemlenmekte metro istasyonları, toplu taşıma güzergahları yeniden organize edilerek yurttaşların gösteri ve yürüyüş hakkı engellenirken, kamusal mekanlara erişim sınırlandırılmaktadır.
Protesto hakkı, anayasal güvence altındadır ve hiçbir yönetim keyfi şekilde bu hakkı kısıtlayamaz. Protestoların en etkili ve görünür olanlarından biri de kentsel, kamusal mekanda hayata geçirilen gösteri ve yürüyüşlerdir. Bu doğrultuda yurttaşlarımızın anayasadan gelen en temel haklarını kullanabilmesi amacıyla, kapatılan meydanların, parkların ve yolların bir an önce açılmasını, temel insan haklarını esas alan bir yönetim anlayışının derhal hayata geçirilmesini talep ediyoruz.
https://t.co/dfhVVgKGoG