Yeni Bir Evde Meskûn Ahali
Davud iyi bir adamdı. Herkesi severdi. Bir gün ona, "Sevememe lüksün yok mu?" diye sordular. Cevabı gecikmedi:
"Sevgisizliği görmek istemiyorum."
Belki de bu yüzden insanlardan çok, i��lerinde saklı kalmış iyiliği severdi. Kusurları değil, tamir edilebilecek yanları arardı. Çünkü bilirdi; insanı ayakta tutan, çoğu zaman gördüğü değil, görmeyi tercih ettiğidir.
Köy evine taşınalı henüz iki gün olmuştu. Yeni bir başlangıcın telaşı vardı üzerinde. İlkler her zaman garipti; hem yabancı hem de eskiden tanıyormuş hissi veren tuhaf misafirler gibi. Belki de bundandı hayatı boyunca ne ilklerine fazla bağlanabilmesi ne de ilkelerini uzun süre koruyabilmesi.
Zira hangi ilkeyi edinmeye çalışsa, ilkesizliğin gürültüsüyle karşılaşıyordu. Doğru kalmaya çalışmak, bazen yanlışlarla aynı sofraya oturmayı gerektiriyordu. O ise bu sofralarda aç kalmayı tercih ediyordu.
En doğru çözüm bu muydu?
Belki evet...
Belki hayır...
Belki de cevabını yalnızca yarın verecekti.
Yarın... Geçmişe uzanan bir umut, geleceğe bırakılmış sessiz bir yakarıştı onun için. Her dua biraz geçmişi affetmek, biraz da henüz gelmemiş zamana güvenmekti.
İki günlük bekleyişin ardından çıktığı yolculuk nihayet sona erdi. Kasabaya vardığında ilk dikkatini çeken şey insanlar değil, yüzlerindeki ifadeydi. Tanınmadık simalar arasında dolaşan fazlasıyla tanıdık anlam karmaşaları... Herkes bir şey anlatıyor, fakat kimse gerçekten konuşmuyordu.
Anlamsızlığı anlayabilmek için bazen bin yıllık bir tarihin içinden geçmek gerekiyordu. Medeniyetler kurulmuş, şehirler yıkılmış, nice isim unutulmuştu; ama insanın yalnızlığı hep aynı kalmıştı.
Davud durdu.
Karşısındaki eski konağa uzun uzun baktı.
"Evet," dedi kendi kendine.
"Ben burayı daha önce görmüştüm."
Sonra sessizce gülümsedi.
"Belki de gördüğüm yer burası değildi. Belki insan, bazı mekânları değil; bazı duyguları yeniden yaşar."
Ve tam o anda anladı ki yeni olan ev değildi.
Yeni olan, içine yerleşmeye çalışan insandı.
Bana göre değil, efendim;
İnan ki bu diyardan gitmek mümkün değil.
Kök salmış acılar var toprağında,
İnsan kendinden nasıl vazgeçebilir?
Sana göre değil, efendim;
Yurt belleyemiyorsan çağırmayacaktın.
Bir kapıyı umut diye açtırıp
Eşiğinde gurbeti bekletmeyecektin.
Bize göre değil, efendim;
Yakından bakmak yetmez hiçbir şeye.
Evvela uzağa gidilir,
Hasretle bilenir insanın gözü.
Pusulur lakin...
En çok da puslu havalarda yürünür;
Yol, sisin içinden geçerken
İnsan kendini tanır.
Size göre değil, efendim;
Ne bu bekleyiş,
Ne bu suskunluk,
Ne de omzumuza çöken gurbet.
Biz gideriz sanırsınız;
Oysa giden ayak değildir.
Bir ömür yerinde durur insan,
İçindeki yurdu kaybettiği gün.
Efendim...
Yukarıda ve ayrıca aşağıda da belirttiğim gibi
Din Sosyolojisi Araştırmacısı
İnanç, kimlik ve dönüşen toplumlar üzerine notlar.
Toplumları toplum yapan değerleride seviyorum...
Umarım bir çok toplumu inceleyebilirim ve o toplumlar hakkında paylaşımlar yapabilirim.
Dostunun katilisindir,
Hasmının can verenisin.
Kimi bağrında büyütür,
Kimi gönlünde tüketirsin.
Bir sözü esirgediğinde
Bir ömür eksilirsin.
Bir kini beslediğinde
Kendi ateşinde erirsin.
Zannetme ki düşman
Senden uzakta gezer;
En derin hançer,
Dost diye tuttuğun elde gizlenir.
Ne dostunu öldür,
Ne hasmını dirilt kininle.
İnsan en çok,
Kalbinde beslediği şey olur nihayetinde.
Çünkü bazen
Dostunun katilisindir;
Bazen de
Hasmının can vereni.
Ve insan,
En çok kendi hükmünün mahkûmudur.
"Arkadaş," dedi, "beni görüyor musun?"
Zat, gözlerini ufka dikmişti. Cevabı kısa ama ağır oldu:
"Hayır... Seni görmüyorum."
Bu cevap, beklediğinden daha fazla incitti onu. Birkaç adım sessizce yürüdü. Sonra durdu. Başını kaldırmadan sordu:
"Peki... Nasıl görünebilirim?"
İşte asıl soru, o anda sorulmuş oldu.
Zat gülümsedi. Çünkü insan, çoğu zaman cevabı ararken değil; doğru soruyu sorduğunda hakikate yaklaşır.
"Dışarıdan görünmek kolaydır," dedi. "Bir isim edinirsin, bir makam kazanırsın, insanlar seni tanır. Fakat tanınmak başka, görünmek başkadır."
"Öyleyse görünmek nedir?" diye sordu arkadaş.
"Görünmek; maskeler düştüğünde geriye kalandır. İnsan, ne kadar çok kendini anlatmaya çalışıyorsa, o kadar az görünüyordur bazen. Çünkü hakikat bağırmaz; sessizce kendini belli eder."
Arkadaş sustu.
Zat sözünü sürdürdü:
"Sen kendini öfkenin, arzularının, korkularının ve övgü beklentinin ardına gizlemişsin. Ben seni değil, onların gölgesini görüyorum. Sen çekildiğinde, işte o zaman seni görebileceğim."
Uzun bir sessizlik oldu.
Rüzgâr kuru yaprakları yolun kenarına savururken arkadaş derin bir nefes aldı.
"Demek," dedi, "ben görünmek için kendimi çoğaltmaya çalışmışım."
"Hayır," dedi zat. "Eksiltmeye çalış. Fazlalıklarından arındıkça hakikatin belirir. Heykeltıraş taşı yontarak heykeli ortaya çıkarır; insan da nefsini yontarak kendini."
Yol yeniden sessizliğe büründü.
O günden sonra arkadaş, insanlara kendini göstermeye değil, kendini görmeye çalıştı.
Ve anladı ki bazı sorular cevap istemez; insanı değiştirmek için sorulur.
"Nasıl görünebilirim?" sorusu da bunlardan biriydi.
“Açık imtiyaz sahibi isen, sakın onu üstünlük sanma; çünkü hak edilmeyen ayrıcalık, insanı yüceltmekten çok sınar.”
-Dedi makam sahibi yorgun demokrat...
Bir dalga vurur
Savrulur bedenim
Muhannetten istemem
Bana yalnız gecelerimi verin
Kalbim bulur mu sürur
Sen bensin ben de senim
Gözlerin ne renktir bilemem
Ben bir kuyuyum, içim çok derin
Mânâ gülşeninde açan sır çiçeğisin ey Meryem.
Ezelden levh-i dilime nakşolmuş bir hikmet nefesisin.
Rûhum, cemâlinin tecellîsiyle kendi hakikatini arar.
Yokluğun bile vuslata benzeyen bir imtihandır bana.
Ey dil, bu ismi zikrettikçe gam dahi letafete döner.
Mevlâ'nın lütfu gibi geçen adın, gönlümün en mahrem duasıdır.
Mânâ gülşeninde açan sır çiçeğisin ey Meryem.
Ezelden levh-i dilime nakşolmuş bir hikmet nefesisin.
Rûhum, cemâlinin tecellîsiyle kendi hakikatini arar.
Yokluğun bile vuslata benzeyen bir imtihandır bana.
Ey dil, bu ismi zikrettikçe gam dahi letafete döner.
Mevlâ'nın lütfu gibi geçen adın, gönlümün en mahrem duasıdır.
Rusya-Ukrayna Savaşı Bağlamında Avrupa Birliği ve Olası Barış Senaryoları
Giriş
Rusya-Ukrayna savaşı, yalnızca iki devlet arasında yaşanan bir silahlı çatışma değil; Avrupa güvenlik mimarisini, uluslararası hukuku ve küresel güç dengelerini yeniden şekillendiren çok boyutlu bir krizdir. Bu süreçte Avrupa Birliği, ekonomik yaptırımlar, diplomatik girişimler ve Ukrayna'ya sağladığı destekle krizin önemli aktörlerinden biri hâline gelmiştir. Bununla birlikte, savaşın geleceğine ilişkin tartışmalarda Ukrayna'daki siyasi değişim ihtimali ve Rusya'nın stratejik hedefleri de dikkat çekmektedir.
Rusya'nın Stratejik Hedefleri
Rusya'nın temel amacı, Avrupa Birliği ile doğrudan komşu olmak değil; Batı'nın kendi sınırlarına doğru genişlemesini sınırlandırmak ve çevresinde güvenlik açısından kendisine yakın bir jeopolitik kuşak oluşturmaktır. Bu nedenle Ukrayna, Rus dış politikasında yalnızca coğrafi bir bölge değil, aynı zamanda stratejik ve tarihsel bir güvenlik alanı olarak değerlendirilmektedir.
Moskova, Ukrayna'nın Batı kurumlarıyla bütünleşmesini ulusal güvenliği açısından risk olarak görürken; Ukrayna ise egemen bir devlet olarak kendi dış politika tercihlerini belirleme hakkına sahip olduğunu savunmaktadır. Çatışmanın temelinde de bu güvenlik algılarının çatışması yatmaktadır.
Ukrayna'da Olası Bir Siyasi Değişimin Etkisi
Savaşın geleceği açısından sıkça sorulan sorulardan biri, Ukrayna'da yapılacak seçimlerin ve olası bir lider değişikliğinin barış sürecini hızlandırıp hızlandıramayacağıdır. Yeni bir siyasi lider, müzakerelerde farklı bir üslup benimseyebilir ve diplomatik kanalları yeniden canlandırabilir.
Ancak savaşın temel nedenleri yalnızca liderlerden kaynaklanmamaktadır. Toprak bütünlüğü, güvenlik garantileri, uluslararası destek mekanizmaları ve tarafların uzun vadeli stratejik hedefleri değişmediği sürece, yalnızca yönetim değişikliği kalıcı bir çözüm üretmeyebilir.
Rusya Lojistik Açıdan Sıkışmış mıdır?
Savaşın uzaması, Rusya üzerinde önemli askerî ve ekonomik maliyetler oluşturmuştur. Uluslararası yaptırımlar, teknolojiye erişimde yaşanan güçlükler ve savaşın finansmanı Rus ekonomisini zorlamaktadır. Buna karşın Rusya, savunma sanayisini genişletmiş ve savaş ekonomisine uyum sağlayarak operasyonlarını sürdürebilmiştir.
Öte yandan Ukrayna da dış mali ve askerî desteğe büyük ölçüde bağımlıdır. Bu durum, savaşın her iki taraf için de yüksek maliyetli bir yıpratma mücadelesine dönüştüğünü göstermektedir.
Avrupa Birliği'nin Rolü
Avrupa Birliği, savaşın başlamasından itibaren Ukrayna'ya ekonomik, askerî ve insani destek sağlamış; Rusya'ya karşı kapsamlı yaptırımlar uygulamıştır. Aynı zamanda enerji politikalarını yeniden şekillendirerek Rus enerji kaynaklarına olan bağımlılığını azaltmaya çalışmıştır.
Bu süreç, Avrupa Birliği'nin yalnızca ekonomik bir birlik değil, aynı zamanda güvenlik ve dış politika alanında daha etkin bir aktör olma arayışını da güçlendirmiştir.
Sonuç
Rusya-Ukrayna savaşının kısa vadede yalnızca askerî yöntemlerle sona ermesi zor görünmektedir. Kalıcı bir çözüm, tarafların güvenlik kaygılarını, egemenlik taleplerini ve uluslararası hukuku dikkate alan kapsamlı bir diplomatik çerçeve gerektirmektedir. Ukrayna'da olası bir siyasi değişim müzakereler için yeni fırsatlar doğurabilir; ancak barışın sağlanması, tek bir lider değişikliğinden çok daha geniş jeopolitik ve diplomatik uzlaşıları zorunlu kılmaktadır.
Yayınlanan serencam-yaşanılası bir düş uğruna- adlı şiir kitabımdan sonra artık yeni bir kitaba başlıyorum... adı serenceme olacak. Bir hikaye kitabı hali hazırda üç dört hikaye birikti. Sürgün erleri bunlardan biri... umarım tamamlayabilirim...