Narsistler hasta değiller, kötüler.
Ne yaptıklarını biliyorlar.
Size zarar verdiklerini de biliyorlar.
Yine de yapıyorlar.
Sonra inkâr ediyorlar, küçümsüyorlar, suçu size yüklüyorlar, mağduru oynuyorlar, sizi "çok hassas" olmakla suçluyorlar ve hiçbir şey olmamış gibi davranıyorlar.
Bu size bilmeniz gereken her şeyi söylüyor.
Bunu sevgiyle değiştiremezsiniz.
Onları düzeltemezsiniz.
Yapabileceğiniz tek şey, kendinizi kaybetmeden önce uzaklaşmak."
Sevgili Narsistler, kimse sizin bencil, küçümseyici, ısrarcı, huzursuz, hiçbir şeyi beğenmeme, katı, despot, kontrolcü, duygusallıktan uzak, sürekli yargılayan, öz değersizliğinizi ve öz sevgisizliğinizi kendinizi çok seviyor görünerek maskeleyen, güvensiz, ilgi bağımlısı, sürekli manipülasyon yapıp karşısındakini darlayan, her zaman kendi istediklerinin olmasını isteyen, hep kendisini haklı görüp kurban bilincinde yaşayan ve telafiyi hep karşı taraftan bekleyen hallerinize hizmet etmek zorunda değil.
Mobbing olaylarının arkasında çoğu kez karmaşık teoriler yok. Çirkin olan güzel olanı, başarısız olan başarılı olanı, özgüvensiz ve baskıyla yaşayan özgür ve cesurca yaşayanı kıskanıyor. Bununla başa çıkamadığı için baskı, yalan, dedikodu ve iftira gibi her yolu kullanıyor.
Kendinizi hiç ezdirmeyin.
Hayatta güçlü olmak sadece yüksek sesle konuşmak, sert görünmek ya da herkese karşı durmak değildir. Gerçek güç neyi hak ettiğini bilmek, sınırlarını korumak ve değerinden şüphe etmemektir.
Eğitim yalnızca diploma almak değildir. Eğitim, düşünmeyi öğrenmek, kendine saygı duymak, hakkını savunabilmek ve kimsenin sizi değersiz hissettirmesine izin vermemektir.
Kendini geliştiren insan kolay kolay manipüle edilmez. Bilgi özgürleştirir, özgüven güçlendirir. Bu yüzden kendinize yatırım yapın, öğrenmekten vazgeçmeyin ve bulunduğunuz her ortamda dimdik durun.
Çünkü insanın gerçek gücü, sahip olduklarından değil,kendisine verdiği değerden gelir. Kimsenin sizi küçültmesine izin vermeyin. Çünkü değerini bilen insanın boyu, başkalarının gölgesiyle ölçülmez.
Erkekler, kadını arzular. Sevgi duymazlar. Ve bir gün arzu da bitince adamın elinde kadına nazik davranmak için bir sebebi kalmıyor. Çünkü yalnızca çekici buldukları kadınlara nazik davranma zahmetine katlanıyorlar. Doğum yapmış ve yaşlanmış evli kadınların kocaları tarafından çok kötü muamele görmesinin sebebi bu. Adam dışarıda bir yerlerde, bir sonraki hatuna geçmiş bile. Bu yüzden, hayatınızın merkezine asla bir erkeği koymayın. Erkek ilgisi ucuz ve değersizdir. Bu ilgiyi beğendikleri her kadına dağıtıyorlar, siz özel değilsiniz. Cüzdanınızdaki para, erkek ilgisinden daha değerli. Sonuna kadar kazanın, sonuna kadar harcayın ve erkekleri ciddiye almayın.
Psikolojiye göre bazı insanlar, sana yanlış yaptıklarını bildiklerinde senden uzaklaşmaya başlar. Çünkü yaptıklarıyla yüzleşmek, senden uzaklaşmaktan daha zordur. Özür dilemek ya da sorumluluk almak yerine seni hayatlarından çıkarmayı tercih ederler. Bu her zaman seni umursamadıkları anlamına gelmez. Bazen sadece yaptıklarıyla yüzleşecek olgunluğa sahip değildirler.
No, no puedes trabajar de 9 a 5 y caminar 10,000 pasos al día, leer 2 libros a la semana, cocinar todas las noches, limpiar a diario, mantener amistades, cuidar de tu familia, cuidarte a ti mismo, dormir 8 horas, cultivar hobbies y ser completamente productivo en el trabajo todos los días.
Eso no es motivación, es una tontería irreal.
Libérate de eso.
Sana kargaların sadece zeki kuşlar olduğunu söylediler. Hatta alet kullanabildiklerini, ceviz kırabildiklerini anlattılar. Ama kimse sana onların görevini söylemedi. Karga bu boyuta ait sıradan bir biyolojik form değil, frekans okuyan bir sınır bekçisidir.
Astrolojide karga Satürn'ün, yani Kronos'un doğrudan temsilcisidir. Satürn zamanı, karmayı, bedeli ve ölümün soğuk gerçekliğini yönetir. Bu yüzden kargalar uzun yaşar ve hafızaları kusursuzdur. Bilim sana kargaların insan yüzlerini unutmadığını, tehlikeyi nesiller boyu aktardığını söyler ve bunu görsel hafıza ile açıklar. Oysa ezoterik öğretilerde bu, karganın senin yüzünü değil, senin aurik alanını ve frekans imzanı kopyalamasıdır. O seni görselinle değil, yaydığın enerjiyle hatırlar.
Simsiyah tüylerine hiç dikkat ettin mi? Siyah bir renk değil, ışığın ve frekansın tamamen emilimidir. Karga, çevresindeki ağırlığı, düşük titreşimleri ve toplanan psişik atıkları emebilen tek canlıdır. Mezarlıklarda, terk edilmiş yerlerde veya ölüm döşeğindeki insanların etrafında toplanmalarının sebebi leş aramaları falan değildir. Onlar, ayrılan ruhun yarattığı yırtılmayı ve ölümün frekansını okurlar. İki âlem arasındaki perdenin inceldiği o an, onların doğal beslenme alanıdır.
Antik dönem şamanları ve Kelt rahipleri kargaları asla uğursuz saymazdı. Onlar için karga, dünyalar arası bir haberciydi. Çünkü karga, hem yeraltının karanlığına hem de gökyüzünün yüksekliğine aynı anda uyum sağlayabilen nadir varlıklardandır. Simyada ise karga Nigredo aşamasının, yani karanlık gecenin, ruhun parçalanıp yeniden doğuşunun ilk adımının sembolüdür.
Bugün bir karga yolda yürürken durup gözlerinin içine bakıyorsa, tesadüfen orada değildir. Senin o an yaydığın bir titreşime, bastırdığın bir korkuya ya da yaklaşan bir değişime rezonans oluyordur. Sana bir şey katmıyor, senin dağılan frekansını görüyor ve sana ayna tutuyor. Modern dünya onlara uğursuz etiketini yapıştırdı. Hatta toplu karga sürüleri görüldüğünde felaket tellallığı yapılır. Bunun sebebi onların kötülük getirmesi değil, yaklaşan düşük frekanslı olayı önceden sezip oraya toplanmalarıdır.
Bu gibi mevzulara masal deyip gülüp geçenlerin, doğanın sadece etten ve kemikten ibaret olduğunu sanması da kasıtlı bir illüzyonun parçasıdır. Bir dahaki sefere bir karga gelip sana dikkatlice baktığında onu kışlayıp kaçırma. Bekle ve o an zihninden ne geçtiğini düşün. Çünkü o an sana bakan sadece bir kuş değil, Satürn'ün ta kendisidir.
Narsist bireylerin duygusal büyümeye ve değişime karşı çok dirençli olmasının başlıca nedenleri:
- Öz yansıtmadan kaçarlar: Kendilerini ve davranışlarını derinlemesine incelemek istemezler.
- Gerçeği çarpıtırlar: Rahatsız edici gerçekleri inkâr eder, yalan söyler ve gaslighting yaparlar.
- Her şeyi başkalarına yansıtırlar: Kendi kusurlarını, öfkelerini ve kıskançlıklarını başkalarına yüklerler.
- Kendilerini özel/mükemmel görürler: Kusur kabul etmez, “Ben her zaman haklıyım” sanrısına sahiptirler.
- Mağdur rolü oynarlar: Sorumluluktan kaçmak için sürekli haksızlığa uğradıklarını iddia ederler.
- Empati kuramazlar: Başkalarının duygularına bağ kuramaz, bu da öğrenmelerini engeller.
- Çevreleri onları korur: Aile ve partnerler genellikle davranışlarının sonuçlarını görmelerine izin vermez.
Narsizm, çocuklukta utanç ve sevilmeme korkusuna karşı geliştirilen bir savunma mekanizmasıdır ama bu savunma, zamanla onları duygusal olarak “tıkanmış” ve değişemez hale getirir. Değişim mümkündür ama çok nadir olur, çünkü narsist birey öz yansıtma, sorumluluk ve empati geliştirmek istemez. @PsychToday
Narsistler yalan söyleyebilme, bir şeyler saklayabilme, başka insanlarla flörtleşip eğlenebilme ve sır tutabilme konusunda sınırsız özgürlük isterler; buna karşılık birisi onlardan duygusal olarak uzaklaştığı an paniğe kapılırlar. Çünkü başkalarının hayatına sınırsız erişim hakkına sahip olmak isterken karşılığında neredeyse hiçbir şey vermek istemezler.
Berlin'den Türkiye'ye geri döneli yaklaşık 5 ay oldu. O süreçte olanlar;
-Şirket kurdum.
-Şirketin websitesini açtığım ilk gün ikasın altyapısı 6 saat çöktü.
-Tirebolu'da(şirket konseptim Tirebolu'yu ve fındığı tanıtmak) Sekü'de cennetin içinde Alagöz Maden usulsüz sondaja başladı. Haftalarca dağa direnişe gittim.
-Akbelen'de kadınlar yerlerede sürüklendi.
-Yörük kızı Esra tutuklandı.
-Mutlak Butlan denen bir şey oldu.
-Y. Lisans yaptığım Bilgi Üniversite kapatıldı.
Abi siz nasıl yaşıyosunuz bu ülkede? Hepinizi yürekten tebrik ediyorum 😬🫂
Bana katılırsınız katılmazsınız bilmem, ama insan ilişkilerinde sabit bir formülüm var.
Sizin doğru yönlerinizi takdir edememiş hiç kimse, yanlış bulduğu yönlerinizi eleştirmeye kalkamamalıdır.
Sizin başarı haberlerinizi boş geçmiş hiç kimse, yenilgi veya kusurlu bulduğu yönlerinizi gündeme getirememelidir.
Size karşı genel ve adil bir değerlendirme standartına sahip olmayan; sizi her insan gibi eksileriyle artılarıyla bütüncül bir şekilde değerlendirmeyen; sizi sadece olumsuz bir anlatı parçasına indirgemeye çalışan herkes kötü niyetlidir.
Böyle biri ya sizi kıskanıyordur, ya kendini sizin rakibi sanıyordur, ya da sizinle geçmişten kalmış düşünsel bir hesaplaşma yapmaya çalışıyordur. Öyleyse, böyle bir insanın fikirleri de sizi ilgilendirmez. Tit for tat.
Benim insanlara dair fikrim genel hatlarıyla bu şekilde.
Bir danışan hayatı boyunca içinde açıklayamadığı muazzam bir bölünmüşlük ve özlem hissettiğini söyleyerek seansa gelir. Derin trans halindeyken ruhunun enerjisinin nerede olduğu sorulur.
Danışanın yanıtı şudur:
"Ben şu an sadece bu bedende değilim. Ruhsal enerjimin %40'ı şu an bu odada, bu bedende konuşuyor. Ama %30'u ruhsal boyuttaki evimde, rehberlerimle çalışmaya devam ediyor. Geri kalan %30'u ise... Evet, görebiliyorum, şu an Güney Amerika'da çok zor şartlar altında yaşayan evsiz bir çocuğun bedeninde. Ruhum aynı anda iki zorlu deneyimi birden yaşayarak daha hızlı olgunlaşmak istedi. İçimdeki o dinmeyen özlem, dünyanın öbür ucunda acı çeken diğer parçamın sızısıymış."
Bu seans Dr. Michael Newton (danışanlarını derin hipnoz (trans) durumuna alarak geçmiş yaşamlarının da ötesine, "hayatlar arası hayat" (Life Between Lives) adını verdiği ruhsal boyuta götüren bir çalışmasından alınmıştır. Kendisi Amerikalı bir psikolog, hipnoterapist ve araştırmacıdır
35 yaşına geldim, oğlum 6 yaşında. Onu büyütürken anlıyorum ki, bizim jenerasyondaki ebeveynler bizimle ASLA ilgilenmemişler. Bizi büyütmemişler.
Yani bir bitkiye bile su veriliyor, etrafındaki otlar temizleniyor, budama yapılıyor vs.
Bizle bu kadar bile ilgilenmemişler. Ne bir yönlendirme, ne günlük rutin kazandırma, ne hayata dair eğitim, insan ilişkileri vs.
Anneler sadece temizlik yapıp çay içmiş. Babalar işe gidip TV izlemiş.
Hemen hemen herşeyi deneme yanılma ile kendimiz öğrenmişiz.
Öfke ancak adaletsizliğin olduğu zaman ortaya çıkar. Hiç kimse durduk yere öfkeli, gergin, sürekli sorun çıkartan birisi değildir. Birinin öfkesini gördüğünüz zaman onu “öfkeli” bir insan olarak değerlendirmek sığ ve o insana karşı çabasız olduğunuzu gösterir. Örneğin, erkekler eşlerinin veya sevgililerinin sürekli öfkeli veya gergin olmasından yakınır ancak şapkayı önlerine alıp “bu öfkeyi yaratacak nasıl bir davranış sergiledim, nerede kırdım ve tamir etmedim ki şu an bu parçalar elime batıyor?” diye sormaz onun yerine “sürekli öfkelisin” derler. Öfke bir sonuçtur. İncinmenin koruma mekanizması öfkedir.
Kişi haksızlığa uğradığı zaman, görülmediği zaman, hakkını alamadığında, yeterince iyileşme alanı tanınmadığı zaman öfkelenir ki doğal olanı bu. Öfke gereksiz veya korkulacak bir duygu değildir, sağlıklı bir şekilde regüle edilir veya kanalize edilir ise kazançtır.
Siz hiç temizlense bile kötü kokan insanlara rast geliyor musunuz?
Küfür edersen, olumsuz konuşursan, beddua edersen, sürekli her şeyden şikayet edersen “kötü kokmaya” başlarsın. Etrafındaki iyi enerjileri uzaklaştırırsın. Bazı insanlar temizlense bile kötü kokar. Kimisi kalbi kötü olduğu için, içinden negatif temenniler geçirdiği için, ağzı bozuk, beddua eden, gıybet eden, her şeyden memnuniyetsiz insansa da kokusundan bile belli olur. Hiç bir parfüm bastıramaz bunu. Bu kişilerin mizacı da bozulmuştur. Şikayet eden, kötü, negatif konuşan insanın bereketi kaçar, çünkü etrafında onu destekleyen iyi enerjiler(!) kalmaz. İşleri rast gitmez vs. Nazarı da daha fazla çekerler. Mizaç bu şekilde bozulur/bozulmuştur. Sözleriyle ise misal aleminden olumsuz olasılıkları uyandırıyorlardır. Bu sebeplerden ise; işleri ters gider, basiretsizliği olur.
Bu hayatta onurlu bir şekilde yaşamak istiyorsanız kendinize sahip çıkacaksınız arkadaşlar. Haklarınızın arkasında duracaksınız, kararlarınıza sahip çıkacaksınız, sayılmadığınız yerde durmayacaksınız, davet edilmediğiniz yere gitmeyeceksiniz. Çaba ve çalışmalarınızı olduğundan küçük ve değersiz gibi göstermeye çalışan herkesin yanılgıda olduğunu daha da büyük başarı haberlerinizle ispatlayacaksınız. Bir hayatınız var ve onu dostluk, işbirliği ve anlaşma gibi güzel duygularla geçirmek varken size karşı durduk yere rekabet, öfke ve nefret şeması yaratan herkes o şemanın içinde kaybeden tarafta yazılacak. Kazanmanın felsefesi işte budur.
Birinci çift; Adam kadını halkın önüne atıp “Artık bakire değil, ahlaksız bir kadın” diye bok gibi zihniyeti yüzünden kızın neredeyse ölümüne sebep oluyordu.
İkinci çift; Her gün ama her gün seyranı aldatıyordu, önüne gelen kadına azıyordu.
Üçüncü çift; Birinci çiften pek bir farkı yok, Kanal 7 dizilerinin senaryolarını hepimiz biliyoruz zaten.
En sondaki tezek kokan varoş çift: Adam hamile karısını taze meyve olan buram buram cahillik kokan metresi için boşadı.
as mulheres poderiam aprender muito com a rapidez com que os homens se retiram de situações que não lhes beneficiam, quando algo não lhes convém, sem dar muitas explicações, sem auto sacrifício, sem se deterem p "consertar" o que as esgota. SE PRIORIZAM SEM PEDIR DESCULPAS
eşinin gözlerine bakıp halini hatırını sormayalı aylar geçmiş ama internette kadınların gönderilerine alev yağdırmaktan parmakları uyuşmuş modern zaman sahtekarları bunlar. sosyal medyadaki tartışma gruplarında kanaat önderi hepsi ama mutfakta bir bardak suyu almaktan aciz paşalar birçoğu.
kafasını şarj soketine zincirlemiş, gözlerini telefon camına çivilemiş, arada sırada mırıldanarak "şimdiki çocuklar çok şanslı" diye söylenen ama kendi evladının en yakın arkadaşının adını bile bilmeyen yeni çağ yabancıları gibiler.
nefesine sevgi katmadan soluk alan, babalığın ağırlığını omuzlamadan evin odalarında bir yabancı gibi dolanan bu silüetler, evlerinin kapısını sadece otel kapısı gibi görüyor olmalı.
öyle olmalı ki geçip giden zaman umurlarında olurdu belki de.
zaman gelip geri dönülmez yolların sonuna vardıklarında, harcadıkları yılları geri getirmeyecek bu hayat. "şimdi işim var" diye erteledikleri tüm anlar uçup gitmiş olacak ve büyüyen çocuklarının kırgın, uzak bakışlarından başka hiçbir şey kalmayacak ellerinde.
yokluğunu idrak edemediğimiz koca bir boşluğun içinde boğuluyoruz hepimiz.
boşluk, kendiliğinden oluşan bir şey değil ki; bakılmayan gözlerden, tutulmayan ellerden, “sonra” diye ertelenen cümlelerden yapılmış bir yığın o. zamanla ağırlaşan ve zamanla eşyaların arasına sinen bir şey üstelik.
bilmiyorum, nereden başlanır.
ama belki hâlâ vakit vardır; bir bardak suya uzanacak kadar belki. belki bir “nasılsın?”ı gerçekten soracak kadar. çocuğun adını, sevdiği rengi, korktuğu şeyi öğrenecek kadar zaman vardır belki.
ezgi akgül
6 mayıs 2026 / ankara