dislerimi sikmadan, bacaklarimi sallamadan, kaslarımı catmadan, dudaklarimi yemeden, her halti kafama takmadan yasadigim bir hayat nasil olurdu diye düsünmekten kafayi yemek üzereyim
Londra’dayken türkçe öğrenmeye çalışan bir arkadaşım vardı, gönül kelimesini çözememiş, heart mı soul mu uygun diye sormuştu (türkçenin en büyük gizemi) ben de gönül is the heart of your soul not of your body demiştim, woowww so poetic you guys are amazing diye şok geçirmişti.
Gece 1’de su içmeye kalkmak kadar normal bir şey yok, bunu anlarım. Mutfağa giderken geçtiğim koridorda nasıl birden aklıma düşersin, bunu anlayamıyorum. Afallamış,susuz ve uykusuzken her şeyden evvel seni düşünmek, vefanın sadakate susamış hali biraz da..
Şu hayatta en kıskandığım kişiler sevgilisini tek seferde bulan ya da çok büyük tecrübe hayal kırıkları yaşamadan bulanlar. Gerçekten hep olacakmış gibi olup olmamasindan her seferinde, bin umut sığdırmaktan o kadar sıkıldımki.
Kalori açığının Allah belasını versin sporunda dünyanın sporunu kıçından ter damlaya damlaya bitiriyorsun ciğer yerine başka organlarından nefes alıyorsun sonuç 250-300 kalori
250-300 kalori =Bi tane içli
Köfte
Sikerim böyle işi siktirin gidin
vücudun travma tepkisi olarak sürekli uyumaya çalışması çok garip… diyo ki sen hayatta tutmayı beceremiyorsun en azından bayılalım bu hisler geçene kadar
ama boyle yurtta kalsinlar ekipten sadece biri evde kalsin boyle gercekci bi dizi olsun veya aile evinde kalanin boyle daha erkenden ayrilmasi gereksin cunku babasi laf ediyo olsun
gerçekten çok merak ediyorum. bir sorun varken kaygılanmamak ya da bir sorun yokken bile kaygılanmamak, beyninin durmadan senaryolar üretmemesi, yaşamayı tam anlamıyla becerebilmek nasıldır acaba?