Yurt dışında politika ve ekonomi okuyorum. Bugün politika dersinde tartışırken, Kıbrıs’ın Rum kesiminden olan arkadaş Türk olduğumu bilerek ayağa kalkıp,Türkiye de haksız yere Rusya gibi ülkemi işgal etti dedi. Konuyu bilmeyen öğrenciler üzerinde algı yaratmaya çalıştı. Beceremedi… Biz oraya barış götürdük dedim. Siz Noel günü Türk halkını öldürdünüz dedim. Süreç hakkında tüm sınıfı bilgilendirdim. Sonunda özür diledi. Ayasofyayı niçin cami yaptınız o zaman dedi ve konuyu kapattı. Demem o ki bizim gençlerimiz ne kadar tarihinden, milletinden, kültüründen kopuyor olsa da doğal düşmanların gençleri birlik içinde ve bir o kadar bize nefret dolu.
“Göbeklitepe’nin 4. katman kazılarında Göbeklitepe’nin Türk olduğu ortaya çıktı.”
👉 Tarihçi Ramazan Sevinç’in Göbeklitepe tezi yeniden gündem oldu:
“Hakkari’de 2 tane taş yazıt bulundu. Eski Arkaik Dönem’e ait.
Türkçe runik harfleriyle yazılmış.
Biz dedik ki Türkler 4500 sene önce burada yaşıyordu.
Yazıtın yaşı 4500.
4500 sene önce Hakkari, şimdi Hakkari denilen yerde Türkler yaşıyordu. Al sana kanıt dedik.
7 sene uğraştık.
Akademi dünyası 7. yılın sonunda kabul etti. O süreye kadar ‘Hayır, öyle bir şey yok, kanıt yok’ dediler.
E kanıt var. E kanıtı kabul etmiyorsun.
Çünkü senin ağababan, küresel akademi dünyası kabul etmemenizi söylüyor.
Aynı Göbeklitepe’de olduğu gibi. Türk olduğu, dördüncü katmanda ortaya çıktı.
Bir de 17 bin yıla uzandığı ortaya çıkınca bütün siyasal tarih, bütün dinler tarihi çöp oldu.
Ve bütün fonlar kesildi. Yani o kazıları fonlayan uluslararası yapılar fonları kesti.”
Fransa, Birinci Dünya Savaşı sonrasında Lübnan ve Suriye merkezli olarak kurduğu Levant nüfuz alanını artık kaybetmektedir. Bölgede belirleyici güç olmaktan çıkan Paris, Doğu Akdeniz’deki etkisini koruyabilmek için Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni bir ileri karakol ve sıçrama tahtası olarak kullanmaktadır.
Bugün GKRY ile imzalanan Kuvvetlerin Statüsü Anlaşması (SOFA), Fransa’nın adada kalıcı askerî erişim ve varlık elde etme girişimidir. Rum yönetimi bunu insani yardım, kriz yönetimi ve tahliye operasyonları gibi gerekçelerle açıklasa da anlaşmanın gerçek sonucu Fransız askerî varlığının kurumsallaşmasıdır.
Unutulmamalıdır ki Kıbrıs’ta Türkiye cumhuriyeti ile Güney Kıbrıs rum yönetimi arasında hâlâ bir barış anlaşması yoktur.
1974 sonrasında oluşan düzen bir ateşkes rejimidir. Böyle bir ortamda Fransa’nın GKRY ile askerî varlığını genişletmesi, 1959-1960 Kıbrıs düzeninin ruhuna, adadaki hassas dengeye ve bölgesel istikrara aykırıdır.
GKRY, Enosis hedefinden ve EOKA ruhundan hiçbir zaman tamamen vazgeçmemiştir. Fransa ile kurulan bu ortaklık yalnızca Kıbrıs ile ilgili değildir.
Amaç, Doğu Akdeniz enerji jeopolitiğini şekillendirmek, Levant’ta değişen güç dengelerinde yeniden yer edinmek ve İsrail gazının Yunanistan üzerinden Avrupa’ya ulaştırılmasını öngören projelere stratejik destek sağlamaktır.
Fransa’nın asıl kaygılarından biri de Doğu Akdeniz’de Fransız enerji şirketi Total’in yatırımlarını korumaktır. Bu nedenle Paris, Türkiye’nin Mavi Vatan kapsamındaki meşru hak ve çıkarlarını yok saymakta, Sevilla Haritası’nı Avrupa Birliği politikası hâline getirmeye çalışmaktadır.
Dün Lübnan ve Suriye’de kaybettiği nüfuzu bugün Kıbrıs üzerinden telafi etmeye çalışan Fransa, Doğu Akdeniz’de istikrar üretmemekte, aksine adayı yeni bir jeopolitik rekabet alanına dönüştürmektedir.
Türkiye’nin ve KKTC’nin haklarını yok sayan hiçbir düzenleme bölgede kalıcı barış ve istikrar getiremez.
ABD Büyükelçisi sosyal medya üzerinden kısaca şöyle buyurmuş:
“Irak, Suriye ve Türkiye Orta Doğu istikrarının merkezindedir. ABD, bu üç ülke arasında denge kurarak bölgeyi ortak refah ve düzene yönlendirmek istemektedir…Türkiye, Irak ve Suriye ile birlikte ABD’nin Orta Doğu düzeni kurma projesinde merkezi bir rol oynamalıdır.”
NATO zirvesine üç hafta kala ABD vites artırıyor. Adeta 2004’de ilan edilen BOP projesine bu kez açıkça saldırgan Siyonist paradigma ile devam niyeti ilan ediliyor.
Ancak o günlerde bugün arasında büyük bir fark var. ABD İran’da yenildi. Hürmüz Boğazını açamıyor. Bab el Mendeb’den donanmasını geçiremiyor.
Büyükelçiye hatırlatalım:
Türkiye, yalnızca Levant ve Anadolu ekseninde tanımlanabilecek bir devlet değildir. Türkiye; Akdeniz, Balkanlar, Karadeniz ve Kafkasya havzalarını birbirine bağlayan, aynı anda üç kıtaya açılan eşsiz bir jeopolitik merkezdir. Etki alanı sadece Batı Asya ile sınırlı değildir.
Nil, Tuna, Dinyeper (Özi), Dinyester (Turla), Don ve Volga havzalarına kadar uzanan geniş bir tarihî ve stratejik derinliğe sahiptir.
Bu nedenle Türkiye’yi yalnızca Irak-Suriye eksenindeki sorunlara indirgemek, onu Batı Asya’nın bitmeyen çatışmalarına mahkûm etmek anlamına gelir. Böyle bir yaklaşım, Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün Türkiye için oluşturduğu çok yönlü ve dengeli dış politika mirasına aykırıdır. Atatürk Türkiye’si, herhangi bir büyük gücün bölgesel planlarının aracı değildir. Türkiye kendi çıkarları doğrultusunda hareket eden bağımsız bir jeopolitik aktördür.
Bugün Türkiye’nin önüne konulan en büyük tuzaklardan biri, onu yeniden Ortadoğu’nun mezhep, etnik kimlik ve vekâlet savaşları girdabına çekmektir. Türkiye’nin stratejik ufku bundan çok daha geniştir. Türk dış politikası, Balkanlar’dan Orta Asya’ya, Karadeniz’den Akdeniz’e, Kafkasya’dan Afrika’ya uzanan çok boyutlu bir perspektife sahip olmak zorundadır.
Eğer Amerika Birleşik Devletleri bölgede Türkiye’nin dengeleyici etkisinden yararlanmak istiyorsa, öncelikle Türkiye’nin Mavi Vatan’daki meşru hak ve çıkarlarına saygı göstermelidir. Doğu Akdeniz, Ege ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti başta olmak üzere Türkiye’nin egemenlik, güvenlik ve deniz yetki alanları konularındaki hassasiyetleri göz ardı edilerek stratejik ortaklıktan söz edilemez.
ABD, İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Türkiye karşıtı politikalarına verdiği siyasi ve askerî desteği gözden geçirmek, bu aktörlerin bölgede oluşturduğu gerilim ve kutuplaşmayı teşvik eden tutumlarına son vermeden Türkiye ‘ye öğüt veremez.
Daha da önemlisi, Washington yönetimi kendi Kongresi’nde ve Senatosu’nda yıllardır beslenen Türkiye karşıtı siyasi atmosferi değiştirmeden, Türkiye’den bölgesel istikrarın taşıyıcısı olmasını bekleyemez. Bir yandan Türkiye’yi stratejik ortak olarak tanımlarken diğer yandan Türkiye’ye yönelik yaptırım tehditlerini, silah ambargolarını, Doğu Akdeniz’de askerî dengeyi bozacak silahlandırma politikalarını ve düşmanca söylemleri sürdürmek ciddi bir çelişkidir. Büyükelçinin dile getirdiği beklentiler ile ABD’nin sahadaki ve siyasi sistemindeki uygulamaları arasında açık bir uyumsuzluk bulunmaktadır.
Ayrıca bölgede kalıcı barış ve refahtan söz edilecekse, bunun ön şartı İsrail’in mevcut saldırgan ve yayılmacı politikalarının sınırlandırılmasıdır. Gazze’de yaşanan soykırım ve uluslararası hukuku hiçe sayan Batı Şeria, Lübnan ve Golan’daki saldırgan uygulamalar devam ettiği sürece Ortadoğu’da kalıcı istikrarın tesis edilmesi mümkün değildir.
İsrail’in eylemlerini koşulsuz destekleyen bir devletin yaklaşımı ile bölgesel barış çağrısı yapmak kendi içinde tutarsızdır.
Çökmekte olan ve bu süreçte İsrail ile her alanda birleşen hegemonun çıkarları uğruna Türkiye’yi yeniden Batı Asya’nın kanayan fay hatlarına karıştırmak ne bölge halklarının ne de Türkiye’nin çıkarlarına hizmet eder. Türkiye bu tuzağa düşmeyecektir.
Bu tuzağa belli kesimler düşse bile millet düşmeyecektir.
En ağır davalarda bile süreçler aylar sürerken, konu Galatasaray olunca 8 saat içinde gözaltı kararı çıkabiliyor.
Futbol siyasetten ayrılmadığı sürece, Beşiktaş’ın şampiyonluk yolunun ne kadar zor olduğu ortada maalesef.
🔻Hasan Atilla Uğur:
“2008’de gözaltına alındım. Zekeriya Öz ‘Şu el yazısını tanıyor musun’ diye sordu.
'Teröristbaşının yazısı’ dedim. En başa beni yazmış, cezalandırılacaklar listesi.
Öcalan’ın gücü, Türk ordusunun subayını cezalandırmaya yeter mi?”
Necip'in kalması gitmesi değil mesele
Mesele ilişkiyi kesme biçimi...
Rıza kaptan'a da aynısı yapıldı...
Bakın bu işler vebal alır
Hiç haz etmediğim işler
İnsanın omuzuna ağır yük bırakır...
Çağır Necip'i "sana jübile teklif edelim, futbolu Beşiktaş'ta bırakmış ol" diye sıcak temas kur
Edeceksen böyle mezun et...
Gönül alarak....
Yok derse o zaman hal çaresine bakıp yine kalp kırmayan bir yol seç...
Beşiktaş babacanlığı ve raconu diye bir şey var
Ayrılık kararı alınmasına hiç bir şey demiyorum ama çocuğun gönlünü al sayın Başkan....
Sayın yönetim kurulu , lütfen...
Bütün Beşiktaş taraftarı aynı dertte...
Bu tertip bizim de kalbimizi burktu...
Lütfen ....
VAR da ki hakem
Halil Umut Meler....
Orta hakem Kadir Sağlam...
VAR kayıtları acilen incelensin...
Karate müsbakasında yasak olan harekete penaltı vermediler...
Beşiktaş yönetimi sessizliğini bozmalıdır..
Maç en az 10-11 dakika uzaması gerekirken 6 dakika vererek adeta dalga geçiyorlar...
Yediğimiz gol ofsayt...
Bunun adı başka birşey...
Beşiktaş yönetimi beş araba 10 araba yapıp doğru Riva'ya gitmelidir...
Gayrısız bütün yönetim
Gidin hesap sorun
Kendinizi yakın ne yapıyorsanız yapın