“Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümit etmediği yüksek Sahna oldu. Bu Sahna yedibin senelik, en aşağı bir Türk beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgarları ile sallandı. Beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurları ile yıkandı.
Kamuoyunda “çerçeve yasa” olarak anılan Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi’nin Türkiye Cumhuriyeti’ne ve Türk milletine yarar sağlayacağını düşünüyor musunuz?
NOT: Katılımı artırabilmek adına lütfen anketi paylaşınız.
“İmralı„dan o melun, çıkarsa da şaşmayın,
Bunlar onu meclise, sokarsa da şaşmayın,
Yakasına madalya, takarsa da şaşmayın,
. .Şehitlerin öcünü almaktan caydı bunlar,
. .İhanetin adını, açılım koydu bunlar...”
Ozan Arif
#ozanarif#türk#milleti#TürkiyeCumhuriyeti
Bu evrak gerçek mi ?Gerçekse neden bu madde var ?Hem kafanıza göre imza atacaksınız, hem de suçsuz olacaksınız ? Neyden korkuyorsunuz da, böyle bir madde var? #türk#millet#NeMutluTürkümDiyene
📌Madem bu yasa vatan çıkarı için, neden arkanızı kollamanın derdindesiniz⁉️
Kanun teklifinin 10. maddesinin 2. fıkrasında;
"Bu Kanunun amaç ve faaliyetleri kapsamında
verilen görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukukî, idarî veya cezaî sorumluluğu doğmaz." denilmiş.
#İmzalama
@TBMMresmi@TBMMGenelKurulu
✍️🏻Öcalan ne demiş son açıklamasında, "Çerçeve yasa bin km.lik yolun ilk adımıdır!"
Yani salam taktiği, dilim dilim doğranacağız!
✍️🏻Bu coğrafyayı, ikinci bir ulus yaratarak kanın durmayacağı kaotik bir yer haline gelmesi için yaklaşık 200 yıldır çaba gösteren bir emperyalizm var!
Onun da yerli işbirlikçileri, bir de yerli mecburcuları var!
✍️🏻Burada hem Atatürk deyip hem de buna destek vermeyi hiç anlamam!
✍️🏻Bu coğrafya iki ulusu kaldırmaz!
✍️🏻Bunun ilk adımı olan çerçeve yasaya el kaldıranlardan 'yüzü olanlar', UTANACAKSINIZ o elinizden!
Sayın Tuğrul Türkeş’in babasının kemiklerini sızlatmayacağına eminim. Sayın Fatih Erbakan’ı da tebrik ediyorum. Bu yasa tasarısına hayır dedi ve referandum istedi.
Ve sayın Musavat Dervişoğlu ve İYİ Parti grubuna TBMM’de başarılı bir muhalefet çalışması diliyorum. Sayın İlhan Kesici’nin bu tasarıya hayır diyeceğinden eminim. @zaferpartisi
Cumhuriyet’in kuruluş felsefesi etnik kökene değil, ortak tarih, ortak kader ve ortak vatandaşlık bilincine dayanan Türk milleti anlayışı üzerine inşa edilmiştir.
Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk’un sonunda gençliğe seslenirken, “Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.” diyerek bu devletin dayanağının ortak milli irade ve milli bilinç olduğunu vurgulamıştır.
Yine Atatürk, “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.” sözüyle millet tanımını etnik değil, siyasi ve tarihi bir birlik olarak ortaya koymuştur.
Bugün bu temel anlayışı zedeleyecek, aynı vatan üzerinde ikinci bir siyasi ulus oluşturma arayışına kapı aralayacak her girişim, Cumhuriyet’in kuruluş felsefesiyle bağdaşmaz.
Yaklaşık iki asırdır bu coğrafyada etnik fay hatlarını kaşıyarak Türkiye’yi zayıflatmaya çalışan emperyal akıl değişmemiştir. Değişen yalnızca yöntemleridir. Dün silahla ve işgalle denenenler, bugün hukuk, siyaset ve kimlik tartışmaları üzerinden yürütülmektedir.
Terör örgütü liderinin “çerçeve yasa bin kilometrelik yolun ilk adımıdır” ifadesi bu talihsiz sürecin kendi bakış açısından nasıl değerlendirildiğini açıkça göstermektedir.
Atatürk’ün milliyetçiliği ayrıştıran değil birleştiren, ırka değil ortak vatana ve ortak geleceğe dayanan bir milliyetçiliktir.
Bu nedenle Türkiye’de ikinci bir siyasi millet anlayışını meşrulaştırabilecek adımlara destek vermek ciddi bir çelişkidir.
Bu coğrafya yüzlerce yıl boyunca farklılıklarını Türk milleti çatısı altında yaşatmış, bağımsızlığını da bu birlik sayesinde korumuştur.
Türk milleti tektir. Türkiye Cumhuriyeti de bu milletin ortak devletidir. Bu temel ilkeyi aşındıracak her düzenleme, kısa vadeli siyasi hesapların ötesinde, gelecek nesillerin güvenliğini ve Cumhuriyet’in bütünlüğünü ilgilendirir.
Tarih, milli birlik konusunda yapılan hataları da bu hatalara kayıtsız kalanları da mutlaka kaydeder.
Ne mutlu Türküm Diyene.
@mustafaonsel Emperyalizm şu an için psikolojik savaşı kazandı, uzunca beklediler,bir çakıl taşını vermeyen Türk milletinden,verelim de kurtulalım diyen Türk milletine evrildi. Bugün ülkeyi bölseler yarısı onların deseler kimse itiraz etmez Komutanım. Kabusa uyanılacak, iş işten geçmiş olacak!
@umitozdag@sina_gurel@zaferpartisi Milletvekilleri koltuğunun peşinde, halk zaten ayakta uyuyor.
Kimsenin umrunda değil maalesef. Şu an ülkeyi böldük, yarısı onların yarısı bizim deseler, kimsenin itiraz edeceğini zannetmiyorum.
TRT tabii'de yayınlanan "Oyunbozan: Millî Kod" belgeseli, Türkiye'nin yazılım bağımsızlığını ve millî kod üretme iradesini anlatıyor. Ancak belgeselin en büyük zafiyeti, bu hikâyenin gerçek başlangıç noktasını neredeyse tamamen görmezden gelmesidir.
Bir belgeselin eksik kalması doğaldır; ancak konusu doğrudan "Millî Kod" olan bir yapımın, Türkiye'de askerî alanda millî yazılım devrimini başlatan kurumu ve insanları anmaması tarihî açıdan ciddi bir boşluktur.
Türkiye'de millî savunma yazılımı hikâyesi ne 2004'te başlamıştır ne de ilk örneklerini insansız sistemlerde vermiştir. Bu hikâyenin gerçek başlangıcı, 1975 yılında Kıbrıs Barış Harekatı sonrası Gölcük Tersanesi'nde kurulan 160 APGE Müdürlüğü ile atılmış, ardından SAPAN, Uzun Ufuk, K5, YAZGEM, ARMERKOM ve nihayet GENESIS projeleriyle olgunlaşmıştır. Bugün ADVENT'e, MİLGEM'e ve ağ destekli harekât mimarisine uzanan bütün teknolojik zincirin ilk halkaları işte bu dönemde döşenmiştir.
Belgeselde MİLGEM'den uzun uzun söz ediliyor. Ancak MİLGEM'i yalnızca çelikten inşa edilmiş bir gemi gibi anlatmak büyük bir eksikliktir. Çünkü bir savaş gemisini savaş gemisi yapan çeliği değil, sensörlerini, silahlarını ve komuta-kontrol mimarisini bir araya getiren savaş yönetim yazılımıdır.
Bu nedenle MİLGEM'in gerçek doğumu, sadece kızağa ilk sacın konulmasıyla değil, yıllar önce Deniz Kuvvetleri mühendislerinin savaş yönetim sistemlerinin kaynak kodlarını çözmeye, kendi yazılımlarını geliştirmeye ve yabancı firmalara bağımlılığı kırmaya karar vermeleriyle başlamıştır. Bu tarih anlatılmadan MİLGEM'in hikâyesi eksik kalır.
1990'lı yıllarda kurulan YAZGEM (Yazılım Geliştirme Merkezi), Deniz Kuvvetleri tarihinde bir dönüm noktasıdır. 16.Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Vural Bayazıt tarafından bizzat direktif verilerek Hollanda'da HSA (Sonradan Thales) Firmasında ileri yazılım eğitimi alan genç denizci mühendis subaylarımız, ilk kez savaş yönetim sistemlerinin yazılımına müdahale edebilecek seviyeye ulaşmış, yabancı firmaların dahi tespit edemediği yazılım hatalarını ortaya koymuş, ardından K5 komuta kontrol konsollarını, Link-11 projelerini, Savaş Harekât Merkezi simülatörlerini ve daha sonra GENESIS'e dönüşecek yazılım altyapısını geliştirmişlerdir. Türkiye'nin ilk gerçek askerî yazılım ekosistemi burada doğmuştur.
Belgesel "millî kod" derken aslında Türkiye'nin bu alandaki ilk büyük başarısını anlatması gerekirken, GENESIS adını bir kez bile anmıyor. Oysa GENESIS sadece bir bilgisayar programı değildir. GENESIS, Türkiye'nin ilk millî sava�� yönetim sistemi; yabancı kaynak kodlarına bağımlılığı kıran, gemi üzerindeki sensörleri, silahları ve komuta-kontrol sistemini tek bir millî mimari altında birleştiren stratejik bir devrimdir. Daha da önemlisi GENESIS, daha sonra geliştirilecek ADVENT savaş yönetim sisteminin ve MİLGEM'in dijital omurgasının temelini oluşturmuştur. Türkiye'nin "millî kod" hikâyesi anlatılacaksa, bunun merkezinde GENESIS olmak zorundadır.
Belgeselde ayrıca bu dönüşümün fikir babaları ve kurumsal öncüleri de görünmez hâle getirilmiştir. 16. Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Vural Bayazıt, daha 1994 yılında MİLGEM fikrini devlet politikası hâline getirmek için Başbakanlığa resmî yazı yazan komutandır.
MİLGEM'i teoriden pratiğe geçiren ve başaran 20.Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek, MİLGEM'in gerçek anlamda ancak millî savaş yönetim sistemi, millî sensörler, milli silahlar ve millî yazılım geliştirildiğinde başarıya ulaşacağını yıllar öncesinden ortaya koymuş, YAZGEM ve daha sonra ARMERKOM projelerine güçlü destek vermiştir.
Bunlar yalnızca idari kararlar değil, Türkiye'nin teknoloji bağımsızlığına yön veren stratejik tercihlerdir.
Fakat en büyük eksiklik belki de isimleri hiç bilinmeyen Deniz Kuvvetlerinin Bahriye Mektebi mezunu onlarca mühendisidir. Yurt içi ve dışında en seçkin üniversitelerde öğrenim gören ve temelden muharip subay olan bu beyin takımı olmasa milli koddan bahsedemezdik.
Bugün herkes MİLGEM'in, ADVENT'in ve millî yazılımların başarısından söz ediyor. Oysa bu başarının temeli, Gölcük'te YAZGEM'de daha sonra ARMERKOM'da çalışan, gecelerini milyonlarca satırlık kaynak kodlarının başında geçiren, yabancı sistemleri satır satır inceleyen, gerektiğinde dünyanın en büyük savunma şirketlerinin yazılım hatalarını düzeltecek seviyeye ulaşan denizci mühendislerin emeğidir.
Onlar olmadan ne GENESIS doğabilirdi ne ARMERKOM kurulabilirdi ne de bugün "millî kod" diye övündüğümüz ekosistem ortaya çıkabilirdi.
Kısacası, "Millî Kod" belgeseli önemli bir konuya dikkat çekiyor, ancak millî yazılımın gerçek tarihini anlatmıyor, geçmişin bu süreçteki en önemli olaylarına vefa göstermiyor.
Türkiye'nin savunma yazılımı devrimi, 1975'te Gölück Tersanesinde APGE ile başlayan, YAZGEM'de şekillenen, K5 ile olgunlaşan, GENESIS ile dünyaya örnek olan ve ARMERKOM üzerinden MİLGEM ile ADVENT'e uzanan uzun bir kurumsal yürüyüştür. Bu yürüyüşün mimarlarını, mühendislerini ve komutanlarını anlatmadan yazılan bir "Millî Kod" hikâyesi, ne kadar iyi niyetli olursa olsun, tarihî bakımdan eksik kalır.
Olur da belgeseli yapanlar ve katkı sağlayanlar bir daha TRT için belgesel yaparlarsa önce Merhum Ormairal Özden Örnek'in MİLGEM'in Hikayesi kitabını okusunlar.
Zamanları yoksa aşağıdaki Substack makalemi okumalarını tavsiye ederim. O zaman Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet Donanmasının nasıl yükselerek bugünlere geldiğini daha iyi anlarlar.
https://t.co/1N2hc18GqY
Diyarbakır’da Kürt Dil Konferansı yapıldı.
Diyarbakır Belediyesi yöneticilerinin yönettiği konferansta alınan kararlar:
• Kürtçe bilmeyen personel için zorunlu dil atölyeleri düzenlenmesi
• Kurum, kuruluş, sokak, cadde ve park adlarının Kürtçeleştirilmesi
• Kürtçenin kurum içi yazışmalarda esas dil olması
• Kurum ve kuruluşların dil çalışmaları için bütçelerinden özel pay ayırması
• Kurumların resmi internet siteleri, sosyal medya hesapları ve basın açıklamalarında Kürtçenin birinci dil olarak kullanılması; diğer dillerin çeviri olarak yer alması benimsendi.
• Kreşler, çocuk merkezleri, oyun odaları ve anaokulları gibi alanlarda Kürtçe çalışmaların yaygınlaştırılması
Ahmet Türk şöyle diyor:
“Kürdistan’da geniş toprağı olan bir ailenin çocuğuyum, ama kimliğim yok, dilim yok. İşte Kürt sorunu benim!”
Bak Ahmet Türk…
9 köyün ağasısın, milyonlarca paran var, yüzlerce mülkiyetin ve toprağın var, 21 yıl bu ülkede milletvekilliği yaptın, her ay 100 binlerce lira maaş alıyorsun, misafirin gelince 600 kişilik yemek hazırlıyor, 42 oğlak kesiyorsun, bir şehrin belediye başkanlığını yaptın, tutuklandın, yargı kararı olmadan birinin söylemesiyle cezaevinden çıktın, Kürt’üm diyorsun, istediğin yerde Kürtçe konuşuyorsun, bu ülkenin gariban çocuklarının görmediği sahillerde çocukların torunların görüyor, son model arabalara biniyorsun, …
İşte Kürt sorunu sensin Ahmet Türk!
#MilliTakım forvetsiz takım mı olur ? Koca Türkiye nin bir tane forvet oyuncusu yok mu yani ? Ne biçim taktik anlayış ? Ne biçim oyun bu ? Anladık hocada iş yok, ama siz biraz milli ruhla oynasaydınız bari ! Ayıptır günahtır ya ! @MilliTakimlar