Bu çağın düzeni, ah bu çağın düzeni, olmaz olsun, alçağın düzeni..
-Ömer Lütfi Mete-
Zarara rızasıyla girene acınmaz ve merhamete müstehak da değildir.
Karabağ harekatı nedeniyle Türkiye’ye ambargo koyan Kanada’nın başbakanını
Şirketleri battıktan ve Türk savunma sanayi rekor üstüne rekor kırdıktan sonra
Tarihte ilk kez,
İşbirliği imkanı bulabilmek için Türkiye’ye getirten
Lidere Cumhurbaşkanı Erdoğan denir
👇Buraya, kim hangi hakla ve neye göre "Türbe" demiş bilmiyorum!
Ama yakın tarihimizi bilmiyorsanız; her "Türbe" yazan binayı, "hüvelbaki" yazan tabelayı, her "şal" örtülü sandukayı türbe zannedersiniz ve İngiliz uşağı Masonlara bile rahmet okursunuz!
🔴Ancaaak... Unutmayın ki, cehalet mazeret değildir. "Bilmiyordum" diyen de, kandırıldığını gören de vebalden kurtulamayacak!
https://t.co/FYl8HNcNoJ
Kalitesiz işlerinize, kalitesiz oyunculuğunuza "sanat" denilmesini talep edebilirsiniz. Bunu anlarım. Çünkü konu geminizi yürütme konusudur ve memleketimizde bol miktarda estetikten nasibini almamış hödük var.
Ancak vatan toprağı Gökçeada'ya işgalci ağzı ile "İmroz" dememizi talep edemezsiniz.
Sadece namussuzlar, sadece hainler bunu yapar ve biz namussuz değiliz.
HALİL KONAKÇI:
''Allah Cumhurbaşkanımıza sabır versin. Sırtına kene gibi yapışmışlar. Allah Cumhurbaşkanımıza yardım etsin.
Borsaya kayıtlı olabilmen için şirketinin anonim şirketi olması lazım. İslam hukukuna göre anonim şirketi kurmak caiz değildir.
100 milyonluk bir şirket kuruyorlar, ondan sonra 6 ay sonra 5 milyarlık şirket yapıyor. Ortada mal da yok. Kağıdı yükseltiyor. 3-5 tane şerefsiz birleşiyorlar, kağıtlarını yükseltiyor. Mal yükselmiyor, şirket büyümüyor. Kağıt üzerinde yalan rakamlarla milletin parasını alıyorlar.
Bizim millet de helal haram tanımıyor, yatırıyor. "Efendim borsada param battı, Allah cezasını versin." İyi oldu, batırmasaydın.
Ne yatırdın gittin paranı? Ev parasını gitmiş herif borsaya yatırmış, ağlıyor "Ev param gitti" diyor. Git helal çalışsaydın. 10 milyonunu gidip bir şirket kursaydın, bir tüccar yapsaydın, bir tüccara ortak olsaydın, iki tane de işsiz fakir bulsaydın, onları da yanına ortakçı alsaydın, onları da evlendirseydin. İslam böyle söylüyor.
İslam'da mudarebe diye bir şirket vardır, mudarebe. Hiç duymadınız bunları. Anlatan yok ki. Zaten bu laik, faiz, siyonist ekonomik sistemde size mudarebeyi anlatırlar mı? Para senden, mal benden... Bir sürü şirket usullerimiz var bizim. Adam diyor ki "Gel, para benden, çalışmak senden."
Fakir birini alıyor, çalışkan, cevval birini, "Al benim param var, 100 milyon iş kuruyorum. Sen de geç başına, %50 ortağız, %30 ortaksın falan."
Adamı da mal sahibi yapıyorsun, evleniyor, barklanıyor mis gibi. Böyle borsaya yatır, faize yatır, fona yatır, Bitcoin'di, kıtcoin'di, cartcoin'di, curtcoin'di, battı param Oh, canıma değsin! Sen Allah'ın haramına gidersen, Allah'ın kanununu çiğnersen, Allah seni daha yerin dibine batıracak.
Sen daha bekle. Bunlar iyi günlerin, daha bugün paran battı senin. Allah seni de batıracak zaten. Hiçbirine acımıyorum, parası batanlara da acımıyorum. Devlet de niye geri ödüyorsa bunları?
Kazansaydı o fona yatıran, şimdi "Kaybettim" diye ağlaşanlar, kazansaydı "Ya dur şimdi 5 milyon kazandım, al 1 milyonunu da devletin olsun" diyecek miydi? Demeyecekti.
Dava güdüyor dediklerimiz, başında örtüyle, yüzünde sakalla, alnı secdeli "Davamız var" diyen birileri yaptığı zaman öfkem 10 katına çıkıyor.
Bugün bu sahtekarlıkları, dolandırıcılıkları Allah, kitap tanımayan din düşmanları yaptığı zaman şu kadar kızıyorum. Çünkü diyorum ki zaten bu adamın Allah'la arası yok ki bu adamın.
Helal haram bilmiyor ki. Çalar da çırpar da taciz de eder, her şeyi yapar. Bu adamın zaten hayatının meşruiyeti bu. Bu ülkede bıçak sırtı bir İslam davası götürüyoruz.
Bıçak sırtı, kıla bağlıyız böyle, pamuk ipliğine bağlıyız. Şu son bir 15 senedir böyle biraz palazlanıyoruz, Müslümanlar mutlu oluyor.
Sonra çıkıyor 3-5 tane ahlak fukarası, gözünü mal bürümüş, o yatırdığı parayı da nereden bulduğu belli olmayan. Ondan sonra bu Müslümanların boynunu büküyor.
Çıkıyor ciğeri 5 para etmez bir adam da "Başörtülüler böyle, başörtülüler şöyle" dedittiriyorsun. Sizin Allah cezanızı versin ya! Davaya leke sürdüren, şu İslam davasını güden bir topluluğun boynunu yere eğenin Allah cezasını verir, verecek, göreceksiniz! Hele bir de ahireti var bu işin.
Ulan bizim "Kudüs davamız var" diyoruz, "İslam davamız var" diyoruz, "Başörtüsü davamız var" diyoruz. Ondan sonra bu davanın üstüne çökmüş, çöreklenmiş haramzadeler yüzünden Müslümanların boynunu yere bükütmeye çalışanlar var.
5 para etmez adamlar da başörtüsüne küfrederler. Buna sebep olanlar o küfredenden çok daha ağır vebale girecekler. Ben hakkımı helal etmiyorum! Şimdi bu siyaset mi? Ulan bu konu vatan millet meselesi be!''
#FonKrizi
Kurtların savunma mekanizması
Lider önde değil. Öndeki üç kurt en yaşlı veya hasta olanlar; tempoyu belirleyip ve geride kalmamalarını sağlanır. İkinci sırada genç güçlü kurtlar (gerçek güç) vardır. Üçüncüde dişiler ve yavrular (gelecek, en güvenli yer). Dördüncüde koruyucular. En arkada lider, sürüye sürekli göz kulak olur.
Bu formasyon dahice bir savunma mekanizmasıdır
"Abi burası imarlı, hemen inşaata başlarız" deyip size hayatınızın tuzağını kuruyorlar.
İmarlı diye fahiş fiyattan arsa alan binlerce kişi, belediyeye gidince sinir krizi geçiriyor.
Tapudaki imar durumu nasıl okunur? Gelin, aydınlanalım. 👇
1/7
“İslam, Hristiyanlığı küçümsüyorsa, bunu yapmakta bin kere haklıdır. Çünkü İslam, en azından, karşısında gerçek adamların bulunduğunu varsayar…
Hristiyanlık, bizim açımızdan önce Antik Çağ medeniyetinin bütün birikimini yok etti; ardından da İslam medeniyetinin bütün kazanımlarını ortadan kaldırdı.
İspanya’daki Mağribîlerin (Endülüs Müslümanlarının) göz kamaştırıcı medeniyeti yerle bir edildi. Oysa bu medeniyet, özü itibarıyla bize Roma ve Yunan medeniyetlerinden çok daha yakındı; duyularımıza, zevklerimize ve estetik anlayışımıza çok daha fazla hitap ediyordu. (Bu medeniyetin nasıl ayaklar altında çiğnendiğini ise söylemeyeceğim.)
Peki neden yok edildi?
Çünkü bu medeniyet, cesur ve soylu içgüdülerden doğmuştu. Çünkü hayata, bütün incelikleriyle, nadir rastlanan zarafetiyle, ihtişamıyla ve yüksek kültürüyle birlikte ‘evet’ diyordu.
Ardından Haçlılar geldiler. Önünde yere kapanıp saygıyla eğilmeleri gereken bir medeniyete karşı savaştılar. Öyle bir medeniyetti ki bu, onun yanında 19. yüzyıl Avrupa medeniyeti son derece yoksul, güçsüz ve ihtiyar görünüyordu.
Peki, gerçekte ne istiyorlardı?
Elbette ganimet!
Çünkü Doğu zengindi…
Artık önyargılarımızı bir kenara bırakalım!
Haçlı Seferleri, daha soylu bir görünüm altında gerçekleştirilmiş bir tür korsanlıktan başka bir şey değildi. Hepsi bu!”
— Friedrich Nietzsche / Deccal (Der Antichrist)
———-
Nietzsche’nin karamsarlığını, hayatın yozlaşmışlığına ilişkin düşüncelerini ve ahlak ile değerlere yönelik tartışmalı yaklaşımını bir kenara bırakırsak, düşüncesinin özünde gücü ve hâkimiyeti yüceltmek, acizliği ve zayıflığı küçümsemek vardır.
Ancak Nietzsche açısından güç, yalnızca egemenlik kurmak anlamına gelmez. Güç; aynı zamanda medeniyet inşa etmek, şehirler kurmak, üretmek, yaratıcılığı geliştirmek, yücelmek ve hiçbir değişimin sarsamayacağı bir izzet ve onur anlayışına sahip olmaktır.
Ona göre soylu halklar; egemenlik, savaş ve medeniyet kurma iradesiyle şekillenmiş, şeref, kahramanlık, şövalyelik ruhu ve bağımsız iradeyi benimsemiş insan topluluklarıdır. Bu topluluklar, suçluluk ve aşağılık duygularının kendi kudretlerini sınırlamasına veya hayata duydukları tutkuyu köreltmesine izin vermemişlerdir.
Nietzsche’nin Hristiyanlığa yönelttiği temel eleştirilerden biri de buydu. Ona göre Hristiyanlık, mensuplarına suçluluk, günahkârlık ve aşağılanmışlık duygularını miras bırakarak insanın egemenlik kurma, güç sahibi olma ve medeniyet inşa etme içgüdülerini bastırmıştı.
Buna karşılık Nietzsche, İslam’ın ruhuna ve ortaya çıkardığı medeniyete hayranlık duyuyordu. Çünkü İslam’da hayata güçlü biçimde katılmayı, kudret ve şerefle övünmeyi, izzet sahibi olmayı ve yeryüzünde etkin bir varlık göstermeyi teşvik eden bir anlayış görüyordu.
Nietzsche’ye göre Endülüs medeniyeti, işte bu ruhun ve hayat anlayışının en parlak tezahürlerinden biriydi…
NERON VE AGRIPPINA: ANNESİNİ ÖLDÜRMEK İÇİN BİR GEMİYİ BATIRAN İMPARATOR
Roma, MS 59 — Roma tahtını sarsan bir cinayet
“Buraya vur!”
Roma İmparatorluğu tarihinde iktidara giden yolun akrabaların cesetleri üzerinden geçtiği pek çok hadise yaşanmıştır. Ancak bunların arasında dehşet verici bir cinayet vardır ki üzerinden iki bin yıl geçmesine rağmen hâlâ insanı ürpertir: Kendi annesini öldürmeyi planlayan bir imparatorun hikâyesi…
Üstelik bu imparator, annesini öldürmek için zehir ya da hançer kullanmakla yetinmeyecek, denizin ortasında bir ölüm tuzağına dönüşecek özel bir gemi hazırlanmasını emredecekti.
Genç Agrippina, siyasi zekâsı, entrikaları ve iktidar hırsıyla Roma tarihinin en sıra dışı kadınlarından biriydi. İmparator Caligula’nın kız kardeşi, İmparator Claudius’un eşi ve İmparator Neron’un annesiydi.
Amcası Claudius ile evlenmiş, ardından onu oğlu Neron’u evlat edinmeye ikna etmeyi başarmıştı. Böylece Neron, imparatorun öz oğlu Britannicus’un önüne geçerek tahtın öncelikli varisi hâline gelmişti.
MS 54 yılında Claudius öldüğünde, ölümünün zehirli mantarlardan kaynaklandığına dair söylentiler dolaşıyordu. Henüz on altı yaşındaki Neron ise Roma tahtına oturdu.
Fakat Agrippina, kendi elleriyle kurduğu iktidardan vazgeçmeye niyetli değildi. Kendisini devlet yönetiminin gerçek ortaklarından biri olarak görüyordu. Neron ise annesini giderek kendi bağımsızlığına yönelik bir tehdit olarak değerlendirmeye başlamıştı.
Yıllar geçtikçe sarayın duvarları arasında büyüyen iktidar mücadelesi, ölümcül bir düşmanlığa dönüştü.
Bir Anneyi Öldürmenin Yolları
Romalı tarihçi Suetonius’un aktardığına göre Neron, annesini üç kez zehirlemeye çalışmıştı. Ancak Agrippina, zehirlere karşı koruyucu ilaçlar kullanmaya alışkın olduğundan bu girişimlerden kurtulmuştu.
Bunun üzerine Neron, annesi uyurken odasının tavanının çökmesini sağlayacak bir düzenek hazırlattı. Ne var ki bu suikast planı da açığa çıktı.
Tam bu sırada Neron’un eski eğitmeni ve Misenum’daki Roma donanmasının komutanı Anicetus, şeytanca bir öneriyle ortaya çıktı:
İmparatoriçe, doğal bir deniz kazası süsü verilerek neden öldürülmesindi?
Plan, dışarıdan son derece görkemli görünen, ancak gövdesine seyir sırasında parçalanmasını sağlayacak gizli bir mekanizma yerleştirilmiş özel bir gemi hazırlanmasını öngörüyordu.
Neron, annesini Napoli Körfezi kıyısındaki Baiae sayfiye merkezinde düzenlenen dinî bir kutlamaya davet etti.
Onu alışılmadık bir sıcaklıkla karşıladı. Şeref konuğu olarak ağırladı. Gece boyunca sohbeti uzattı. Ardından sahile kadar eşlik etti; annesine sarıldı ve onu öperek uğurladı.
Muhtemelen bu, anne ile oğul arasındaki son öpücüktü.
Denizin Ortasında Kurulan Ölüm Tuzağı
O gece deniz sakindi. Gökyüzü yıldızlarla doluydu.
Agrippina, oğlunun barışma hediyesi olarak sunduğu görkemli gemiye binerek denize açıldı.
Birdenbire, kurşunla ağırlaştırılmış ahşap bir tavan büyük bir gürültüyle üzerine çöktü.
Yanındaki görevlilerden biri olay yerinde hayatını kaybetti. Ancak Agrippina, uzandığı sedirin yan kısımları kendisini koruduğu için ölümcül darbeden kurtuldu.
Üstelik gemi de planlandığı gibi parçalanmamıştı.
Suikasta katılan denizciler bu kez gemiyi yana yatırarak batırmaya çalıştılar. Yolcular denize dökülmeye başladı.
Kargaşanın ortasında Agrippina’nın maiyetindeki Acerronia adlı kadın, kurtarılacağını düşünerek kendisinin imparatorun annesi olduğunu haykırmaya başladı.
Fakat bu sözler onun sonunu getirdi.
Suikastçılar, Agrippina olduğunu sandıkları kadına küreklerle saldırarak onu öldürdüler.
Gerçek Agrippina ise hayatta kalmasının tek yolunun sessiz kalmak olduğunu anlamıştı.
Omzundan yaralanmasına rağmen karanlık sularda yüzmeye başladı. Sonunda balıkçı tekneleri tarafından kurtarıldı ve evine götürüldü.
Ölümden kurtulmuştu.
Ama oğlundan henüz kurtulamamıştı.
++++++👇
أنقرة تزف البشرى.. قطار توحيد ليبيا ينطلق قريباً!
في إعلان استراتيجي يعيد ترتيب أوراق المنطقة، كشف وزير الخارجية #هاكان_فيدان عن الوصول إلى مرحلة ناضجة تماماً لدمج الشرق والغرب الليبي على المستويين السياسي والعسكري.
فيدان متفائلاً: "انتظروا أخباراً طيبة قريباً جداً".
خطوة تاريخية قد تنهي سنوات من الانقسام وتؤسس لجيش وطني موحد!
- Bazıları kalkıp hâlâ "İnsan hep aynı insan" diyor... Keşke haklı olsalar ama "dünyadan" haberleri yok!
- Yeni nesil atıştırmalıklar gibi tanışıklıklar...
https://t.co/YqAWzog0pk
Özgür Özel büyük tuzağa düştü. Bir tuzakla İmamoğlu’nun işi bitti. Yeni Parti ve İmamoğlu balonu patladı.
Nasıl mı?
1) İmamoğlu, kamu görevlilerine AHMAK dedi. Bu sözcük, Ceza Mahkemesince hakaret sayıldı ve İmamoğlu hem hapis cezası hem de siyasi yasak aldı.
2) Özgür Özel-İmamoğlu ekibi, bu AHMAK sözcüğünün “hakaret olmadığını” ısrarla savunarak kararı üst mahkemeye taşıdı. Umutları, bu kararın bozulmasıydı.
3) İşte tam bu sırada Tamar Tanrıyar, özellikle ve üzerine basa basa Özgür Özel’e AHMAK dedi.
Veeee…
Bu tuzağa Özgür Özel düştü.
Tamar Tanrıyar’a tazminat davası açtı. Dedi ki: “Ahmak sözü tam bir hakarettir. Tazminat isterim.”
Mahkeme bu talebi kabul etti. “Ahmak sözcüğü hakarettir.” dedi ve Tamar Tanrıyar’ı tazminat ödemeye mahkûm etti.
4) Böylece İmamoğlu’nun kamu görevlilerine AHMAK dediği için mahkûm olduğu dosyaya yapılan tüm itirazlar dayanaksız kaldı. Çünkü bizzat İmamoğlu ekibi ve onun her şeyi olan Özgür Özel, dava açarak AHMAK sözcüğünün hakaret olduğunu mahkemeye tescil ettirmiş oldu.
Şimdi ne olacak?
İmamoğlu’nun ceza davasını inceleyecek olan üst mahkeme, “Yahu, siz açtığınız tazminat davasıyla AHMAK sözcüğünün hakaret olduğunu ileri sürmüşsünüz. Mahkeme de bunu kararıyla tescil etmiş. Şimdi buraya gelip AHMAK sözcüğünün hakaret olmadığını söyleyerek cezanın bozulmasını istiyorsunuz. Bu ne yaman çelişki?
Bu nasıl bir siyasi ciddiyetsizliktir? Milletin aklıyla alay etmeye hakkınız mı var?” diye düşünmez mi?
Kısacası, Özgür Özel tuzağa düşmüş, güya tazminat kazanmış ama öte yandan İmamoğlu’nu YAKMIŞTIR.
Geçmiş olsun.
Demirel derdi ki: “Siyasetçi hem tuzağı hem uzağı görmek zorundadır.”
Eh, tarih bilmez, vefa bilmez, hukuk bilmez Özgür Özel’den başka ne beklenirdi ki?
SOYADI KANUNU İLE GİZLENEN ÇEHRELER
“Bugün Türkiye’de ne kadar Musevi Alber varsa hepsi Alper olmuşlardır. Salamonlar ya Salman ya Sakman’dır. Moiz’ler Mete’dir! Ermeni vatandaşlarımız daha cesaretle işe girişmişlerdi: NORAY’lar Nuray, Artin’ler ARKIN’dırlar. Soyadı Kanununun kabulünden önceki “asıl” isimler ile bu kanunun kabulünden sonra Türk adları ile aile kütüklerine binler ve onbinlerce “hiçbir zaman bizden olmayacakların” nasıl sızdığını rakamlarla tesbite kalkışırsak elimiz şakağımızda kalır!” (Cemal Kutay)
📕 Yazının tamamı için : Mustafa Armağan, "Türkiye’de soyadı faciası", Enson Haber, 23 Ekim 2026"
👉 LİNKE Tıklayınız: https://t.co/TAF3T5qnYO
Şarjör denince aklımıza gelen az çok bellidir değil mi?
Peki, FPV Kamikaze Dron Şarjörü olsa..
İçinde dronlar olan bir şarjör arazide bulunsa ve uzaktan ateşlense..
Işte bunu da yaptık, buyurun izleyin.
Gördükleriniz DRON ŞARJÖRÜ ve içinden çıkanlar FPV Kamikaze dronları.