Herkese Merhaba, geçtiğimiz perşembe gününün ilk saatlerinde, yaşadığım bölgeden sorumlu jandarma birliği tarafından, BirGün gazetesinin bir paylaşımında okuduğum, "Kanuni Sultan Süleyman şakası nedeniyle ceza alan komedyen" haberi üstüne yaptığım yorumum gerekçe gösterilerek, "halkı alenen kin ve düşmanlığa teşvik" suçlamasıyla gözaltına alındım. Cep telefonuma ve kimliğime el konuldu. Cep telefonumun şifresini orada ve o dakikada verdim. Gözaltı işlemlerimin ardından İstanbul Emniyet Md. götürüldüm. İlk alınışım ve serbest bırakılışım arasında bana toplam dört kere sağlık kontrolü yapıldı. Gözaltı sürecim boyunca -bakış dahil- hiçbir kötü muameleye maruz kalmadım. "Çağlayan Adalet Sarayında" alınan savcılık ifademde, temmuz ayı boyunca paylaştığım tüm sosyal medya mesajlarım önüme bir klasör halinde konuldu ve bunların, bana isnat edilen suçun unsurlarını taşıdığı söylendi. Ailemden aldığım eğitim; mesleğim ve mesleğimin yapılış ve sahneleniş prensipleri nedeniyle "halkı kin ve düşmanlığa teşvik etme" suçu işleme imkânım olmadığını, bu suçlamayı reddettiğimi ve mümkünse suçlamalarına başka bir kulp bulmalarını rica ettim. Ardından tutuklanma talebiyle nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesine gönderildim. Kısa süren yargılanmam ardından, yurt dışı çıkış yasağı ve ev hapsi cezasına çarptırıldım. Bilgisayar kullanmadığım ve cep telefonuma el konulduğu için sonrasında haliyle kimselerle iletişim kuramadım. Arayanlara, soranlarla çok teşekkür ederim. İstemeden sebep olduğum, aile büyüklerimin akan gözyaşları ve iç sıkıntıları dışında hiçbir üzüntüm yoktur. Tüm paylaşımlarım istisnasız X hesabımda durmaktadır, duracaktır, yenileri paylaşılacaktır, dolayısıyla susmam ve susturulmam mümkün değildir. Evlâtlarımız ve ülkemiz için aydınlık bir gelecek talebi hapsedilemez. Sevgilerimle.
sanat apolitikleştirilemez ve hayattan koparılamaz. hayatın kendisi politiktir. sanat hayatın kendisini ortaya koyar. apolitik sanatı kabul edersek etliye sütlüye karışmadan para kazanan ticari figürler olur, insanlıktan ve sanatçılıktan çıkarız.
değerlerimiz, inançlarımız elbet ki önemlidir. kendi hayatlarımızda doğruları yaparak değerlerimize ve inançlarımıza sahip çıkmalıyız. "sanatçı sanatını yapsın, beğenmeyen gitmesin" ikliminde yaşamak isterdim.
deniz'in ve bugün tutuklanmamış ama otosansür uygulamak zorunda kalmış, yaratıcılığını kısıtlamak zorunda kalmış, belki korkan bütün sanatçılarımızın ve halkımızın yanındayım.
yanında olmam hiçbir şeyi değiştirmez pekala farkındayım. fakat fikirlerimi söylemeden hayatıma devam ettiğimde kendime saygım azalıyor. "sen sanatını yap" diyeceklere de şimdiden sanatçının hayatının sanat olduğunu ve tavrının, duruşunun da sanatçılığının tam da kendisi olduğunu söylemek isterim.
Sizin gerçekten dini değerlere karşı bir hassasiyetiniz olsaydı "her cuma bir ayet sallıyorum, bakara makara" diyen kişiyi büyükelçi yapmazdınız.
Sizin sadece çıkarlarınız var ve buna dini alet etmekten çekinmiyorsunuz!
#DenizGöktaşıSerbestBırakın
Sen bizi güldürdün, Allah da seni güldürsün…
Devlet ise “gülme sırası bizde” deyip komedyeni gözaltına almış.
Gülmek serbest, güldürmek şüpheli;
şaka yapmak kabahat, şakaya alınmak devlet ciddiyeti.
Memleket, kahkahaya bile tutanak tutuyor. #DenizGöktaş
Madımak Katliamı'nda devletin rolü son 20 yılda git gide unutuldu. Devletten ayrı bir tartışma yürütüldü, sanki devlet müdahale etmek istemiş de edememiş gibi bir hikaye anlatıldı.
Yaşanan şeylerin kendiliğinden, hiçbir müdahale olmaksızın yaşandığına dair bir algı oluşturuldu. Bunu da genellikle kendilerini statükodan kurtaramamış olan "laikler" yaptı. Her şey bir yana, devlet bir yana.
Madımak ile Maraş arasındaki örüntüyü görmezden geldiler mesela, Alevilere yönelik bir pogrom olarak görmektense ve bu ülkenin gerçekleriyle samimi olarak yüzleşmektense sanatçılara, aydınlara yönelik bir saldırı olarak görmek istediler sadece.
Komedyen Deniz Göktaş’ın gözaltına alınması, Türkiye’de sanatın, mizahın ve ifade özgürlüğünün ne denli baskı altında olduğunu bir kez daha göstermektedir. Mizah, toplumun aynasıdır; eleştiri ise demokrasinin temelidir. Sanatçıların sözleri nedeniyle hedef haline getirilmesi kabul edilemez.
İktidarın eleştiriye tahammülsüzlüğü, her geçen gün daha fazla alanda kendini göstermekte; gazetecilerden sonra sanatçılar ve komedyenler de bu baskıdan payını almaktadır. Bu anlayış, toplumu susturma ve tek seslileştirme çabasından başka bir şey değildir.
Deniz Göktaş derhal serbest bırakılmalı; sanat ve ifade özgürlüğü üzerindeki baskılara son verilmelidir. Demokratik bir Türkiye, ancak özgür söz ve özgür sanatla mümkündür.
#DenizGöktaşSerbestBırakılsın
Yakalanmadı. Her zaman Alevi kimliğine vurgu yapan bir sosyalist olarak 2 Temmuz’da Türkiye’ye döndü. Umarım ifadesinin ardından da serbest bırakılır.
Korku ve otosansürü yaygınlaştırmaya çalışanlara rağmen de sesini kısmadığın için teşekkür ederiz. İyi ki varsın Deniz Göktaş.
İfade özgürlüğü defalarca ihlal edildi bu coğrafyada. Vazgeçmiyorlar, imzaladıkları sözleşmelere, iç hukuk düzenlemelerine rağmen HUKUKSUZLUKTA ısrar ediyorlar. Deniz Göktaş’ın ifade özgürlüğü de ihlal edilmiştir. 👇🏿
Deniz Göktaş’ın “Ölü Deniz” stand-up’ı çok güzel. Ancak video yayınlanır yayınlamaz buradaki “muhalif” olanların birçoğu “adam inşallah tutuklanmaz” diye paylaşımlar yaptı. Bu kadar saçma bir bakış açısı olamaz. Göz göre göre adamı hedef haline getirenler bu paylaşımları yapanlar. Bu paylaşımlardan sonra Yeni Şafak gibi tetikçi yayın organları durur mu? Durmaz. Onlar da abandı. Bu arada harbiden de en iyi şakası da aşağıdaki…
Bu yıl 60 yaşına giriyorum.
Yaş almanın herkes için aynı şey olmadığını daha iyi anlıyorum artık.
Ben de iki kız çocuğu babasıyım.
Hayatın en büyük armağanlarından birinin, çocuklarının büyümesine tanıklık etmek olduğunu biliyorum. Onların değişen yüzlerini, büyüyen hayallerini, sevinçlerini ve kırgınlıklarını yaşayarak görmek…
Bu satırları yazarken, iki kız çocuğu babası Selahattin Demirtaş’ı düşünüyorum.
53 yaşında.
Hayatının yaklaşık son on yılını cezaevinde geçirdi.
Bir baba olarak bunun ne anlama geldiğini hissedebiliyorum. Çünkü zaman, en çok çocuklarımızın hayatında görünür. Kaçırılan her yıl, geri getirilemeyen bir hatıradır.
Ama mesele yalnızca bir babanın çocuklarından uzak kalması değildir.
Mesele aynı zamanda hukuk, adalet ve özgürlüktür.
Demokratik toplumların gerçek gücü, farklı düşünen insanların da kendilerini özgürce ifade edebilmesinden gelir. Hukuk, yalnızca sevdiğimiz ya da katıldığımız insanlar için değil; herkes için gerektiğinde anlamlıdır. Adalet de ancak herkes için işlediğinde adalettir.
Bugün dünyaya baktığımızda görüyoruz ki, hukukun zayıfladığı yerde kutuplaşma büyüyor, adalet duygusunun aşındığı yerde toplumsal barış yara alıyor.
Bir insanın özgürlüğünden mahrum bırakılması, yalnızca onun hayatını değil; ailesinin, çocuklarının ve yakınlarının hayatını da etkiler.
Bu nedenle Selahattin Demirtaş’ın durumuna yalnızca siyasi bir mesele olarak değil, aynı zamanda vicdani ve insani bir mesele olarak bakıyorum.
On koca yıl... Çok uzun bir zaman...
Bir insanın hayatından, bir babanın çocuklarından, bir ailenin birlikte yaşayabileceği yıllardan alınmış çok uzun bir zaman…
60 yaşıma girerken şuna inanıyorum:
Hukuk intikamın değil, adaletin aracıdır.
Özgürlük bir lütuf değil, temel bir haktır.
Ve adalet geciktiğinde, yalnızca bireyler değil, toplumlar da zarar görür.
Bu nedenle, hukukun evrensel ilkeleri ve adalet duygusu çerçevesinde, Selahattin Demirtaş’ın bir an önce özgürlüğüne kavuşması ve serbest bırakılması gerektiğine inanıyorum.
Çünkü bazen bir insanı özgür bırakmak, yalnızca o insan için değil; hukuk devleti, toplumsal vicdan ve ortak geleceğimiz için de doğru olanı yapmaktır.
#SelahattinDemirtaşaÖzgürlük
Şiddetin buzdağı, görünenin altındakiler
"Kendi çocukluğu 90’lı yılların Diyarbakır’ında geçmiş biri olarak şundan eminim: Şiddeti sokakta çocuklar başlatmadı. Biz yetişkinler hangi iklimi yaratırsak, çocuklar o havayı soluyor"
https://t.co/iuxDCRDTWP