Ankara Valiliği tarafından sendikamız Bağımsız Maden İş'e özel 15 gün süreyle Ankara genelinde eylem yasağı getirilmiştir.
Yıldızlar SSS Holding'in Bakanlıklar, Ankara Valiliği ve Emniyeti başta olmak üzere tüm bürokrasi içinde güçlü olduğunu bilmemize rağmen böyle yoğun bir yasaklama bizleri de şaşırtmıştır. Takdir halkımızındır.
Sendikamızdan yalnız madenciyi soymaya çalışanların korkması gerektiğinin altını çizeriz. Hep açık ve mertçe mücadele ettik, çizgimiz sabittir.
Aileyle yaptığımız görüşmede konuyu aydınlatmak için öne çıkan bazı notları paylaşmak isterim;
1. Muhammed olay gününden 3 4 gün önce Mamak Polis Karakolundan arıyoruz denilerek tam adresi tebligat göndereceğiz denilerek kendisinden alınıyor. +++
Herkes için adalet!
Bugün, çeşitli sivil toplum örgütleri temsilcileri ile birlikte NATO Zirvesi öncesindeki operasyonlarda evlatlarını kaybeden Kavi ailesine dayanışma ziyaretinde bulunduk. Bizler Filistin meselesini merkeze alarak NATO'nun emperyalist politikalarına itiraz ederken; bu zirve hazırlıkları sürecinde yaşanan ve "yargısız infaz" şüpheleri taşıyan bu vahim olayın, insan hakları ihlallerinin geldiği karanlık boyutu göstermesi açısından son derece endişe verici olduğunu vurguluyoruz.
Gazze'nin katili ve bölgedeki savaşların bir numaralı sorumlusu ABD ve NATO zirvesi için en temel hakların askıya alınmasının ve ihlal edilmesinin bir bahanesi olamaz. Yaşanan bu sürecin tüm şeffaflığıyla aydınlatılmasını, sorumluların hesap vermesini talep ediyor ve ailenin haklı adalet arayışında yanlarında olduğumuzu kamuoyuna duyuruyoruz.
100'den fazla madenci gözaltında!
Eti Gümüş ve Doruk madencisinin Enerji Bakanlığı önünde gözaltına alınmasının ardından sendikamız avukatı Lütfi Sabri Batı açıklama yapıyor:
#HoldingSoyuyorBakanBakıyor#BayraktarSorumlusun
2- Çocuk Adalet Sistemindeki Değişiklikler
Temmuz ayında gündeme gelen kanun teklifi, çocukları suça sürükleyen yoksulluk, ihmal, istismar, eğitimden kopma ve çeteleşme gibi yapısal sorunlardan çok cezaların artırılmasına odaklanıyor.
Oysa çocuk adalet sisteminin amacı çocuğu daha ağır cezalandırmak değil; çocuğu korumak, suça sürükleyen koşulları ortadan kaldırmak ve yeniden topluma kazandırmaktır.
#ssç #çocukadaletsistemi
Cezaevinden gelen şüpheli ölüm haberleri, yaşam hakkı ve adalet mücadelesi yürüten bizler için derin bir endişe kaynağıdır. Son olarak Özcan Aksu’nun cezaevinde hayatını kaybetmesi, hapishanelerdeki hak ihlalleri tablosunu bir kez daha gözler önüne sermiştir.
Merhum Özcan Aksu’nun ailesi tarafından dile getirilen, vücudundaki darp izleri ve şüpheli durumlara ilişkin iddialar da dahil olmak üzere, bu olayın tüm yönleriyle aydınlatılması zorunludur. Özgürlüğünden mahrum bırakılarak devletin koruması altına alınan her bireyin yaşam hakkını korumak devletin en temel yükümlülüğüdür.
Hak İnisiyatifi Derneği olarak;
Özcan Aksu’nun ölümüne dair iddiaların, özellikle de aile tarafından paylaşılan vahim bulguların bağımsız makamlarca derhal ve titizlikle soruşturulmasını,
Yetkili kurumların kamuoyuna şeffaf, eksiksiz ve tatmin edici bir açıklama yapmasını talep ediyoruz.
Hak İnisiyatifi olarak sürecin yakın takipçisi olacak; yaşam hakkının ve adaletin savunucusu olmaya devam edeceğiz. Merhuma Allah’tan rahmet, kederli ailesine ve yakınlarına sabır dileriz.
#özcanaksu #cezaevi #yaşamhakkı
Pazartesi Ankara'dayız!
Elazığ Eti Gümüş'te 18 Temmuz'da başlayan direnişimize 6 Ağustos'da ödeme olacağı yazılı taahhütü ile ara vermiştik. Verilen sözler tutulmadı, geliyoruz!
Her zaman madencinin alınteri için mücadele ettik, uzlaşma zeminlerini ve garantörlükleri değerli bulduk. Ama Yıldızlar SSS Holding tarafından bu davranışımız suistimal ediliyor, artık buna izin vermeyeceğiz!
Ayrıntılı açıklamayı daha sonra kamuoyu ile paylaşacağız.
Çocuklar annelerinin başında elleri annelerinin kanına bulanmış şekilde bekliyorlardı... Birisi 3 birisi 6 yaşında! Anne ve babalarını gözlerinin önünde vurdular. @mustafaciftcitr@abakingurlek Bunca süredir niçin bu işin sorumlularına hesabını sormadınız?
Baba "silahlı çatışma falan olmadı, zaten evde silah da bulamadılar" diyor özetle. @alicanuludagg'ın haberi de bu minvaldeydi
NATO Zirvesi öncesi IŞİD kaynaklı bir güvenlik tehdidi varmış algısı yaratmak ve her tür ceberrutluğu meşrulaştırmak için Selefi bir çift katledildi gibi
SOYKIRIMCILARA SOYKIRIMCI DEMEK SUÇ DEĞİLDİR!
Eskişehir'de Filistin ile dayanışma için meydanlarda olan dostlarımız hukuksuzluklarla susturulmak isteniyor. Aktivist dostumuz "Halkların Düşmanı NATO ve Soykırımcı Trump Defol" afişini paylaştığı ve barışçıl eylem çağrısı yaptığı için "Halkı Kin ve Dü��manlığa Tahrik veya Aşağılama (TCK 216)" kapsamında ifade vermeye çağrıldı.
Bu hukuksuzluğu kabul etmiyoruz! Gazze'de yaşanan soykırımın bir numaralı ortağı ABD'dir. Netenyahu'nun dostu, İran'dan Filistin'e bölgemizdeki halkların katili Trump'tır! Bu açık gerçekleri dile getirmek ne suç ne de hakarettir!
Halkımıza sesleniyoruz: Hamasetle örtülenlerin gerisinde Gazze'nin katilleri var! Soykırımcılarla işbirliğini kesin, Filistin dostlarına uyguladığınız hukuksuzlukları derhal sona erdirin!
NATO Zulmü Devam Ediyor!
Soykırımcı ve pedofil örgüt NATO'yu protesto eden dostlarımıza hukuksuzluklar devam ediyor. Adana'da 7 Temmuz'da Trump ve NATO'yu açtığı pankartla protesto eden arkadaşımıza haftalık imza yükümlülüğü yetmediği gibi şimdide yargılama süreci başlatıldı.
Soykırımcıya soykırımcı, pedofile pedofil demek, "Suç İşlemeye Alenen Tahrik" suçlamasıyla hukuksuzca mahkum ediliyor.
TEMMUZ AYI HAK İHLALLERİ GÜNDEMİ
1- Deniş Göktaş’ın Tutuklanması
Temmuz ayında komedyen Deniz Göktaş, stand-up gösterisindeki ifadeler nedeniyle tutuklandı. Üstelik isnat edilen suçlar bakımından ceza verilse dahi fiilen cezaevinde kalmayı gerektirmeyecek bir tablo söz konusuyken, tutuklama tedbirine başvuruldu.
Mizahın ve siyasal eleştirinin ceza hukuku yoluyla bastırılması; ifade özgürlüğü, sanat özgürlüğü ve kişi özgürlüğü bakımından ciddi bir ihlaldir. #ifadeözgürlüğü #denizgöktaş
AKADEMİSYENLERE GÜVENLİK SORUŞTURMASI GETİREN DÜZENLEME GERİ ÇEKİLMELİDİR
TBMM Genel Kurulunun gündeminde bulunan Yükseköğretim Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nde yükseköğretim kurumlarında çalışacak bütün öğretim elemanlarının güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına tabi tutulması öngörülmektedir.
Üniversiteler düşüncenin, eleştirinin ve bilimsel araştırmanın serbestçe yürütülmesi gereken kurumlardır. Akademik kadrolara yapılacak atamalarda belirleyici ölçüt bilimsel yeterlilik, ehliyet ve liyakat olmalıdır. Kapsamı geniş ve idari değerlendirmeye açık güvenlik soruşturmalarının bütün öğretim elemanları bakımından genel bir atama şartına dönüştürülmesi akademik özgürlük, üniversite özerkliği, özel hayatın korunması, lekelenmeme hakkı ve kamu hizmetine liyakat temelinde girme hakkı yönünden ciddi sakıncalar taşımaktadır.
Kamu güvenliğinin korunması kuşkusuz meşru ve zorunlu bir ihtiyaçtır. Ancak güvenlik açısından hassas veya gizlilik dereceli görevlerle herhangi bir ilişkisi bulunmayan bütün akademisyenlerin kategorik biçimde aynı soruşturma rejimine alınması gerekli ve ölçülü değildir. Üstelik akademisyenlerin tüm yükselme ve yer değişikliği süreçlerinde ve dolayısıyla meslek hayatları boyunca defalarca yeniden atanmaları, bu denetimi tek seferlik olmaktan çıkararak sürekli bir baskı ve otosansür mekanizmasına dönüştürecektir.
Bu düzenleme, yalnızca bugünkü uygulamalar üzerinden değerlendirilmemelidir. Sınırları yeterince nesnel çizilmeyen bir yetki, hangi siyasi iktidar tarafından kullanılırsa kullanılsın, farklı düşüncelere sahip bilim insanlarının üniversite dışında bırakılması ve akademik alanda otosansür oluşması tehlikesini taşır. Oysa hukuk devleti, kişilerin düşüncelerine veya çevrelerine göre değil somut fiiller, kesinleşmiş yargı kararları ve görevin gerektirdiği nesnel nitelikler üzerinden işlem yapılmasını gerektirir.
Hak İnisiyatifi olarak; yükseköğretimin bir çeşit siyasi bir sadakat denetimine tabi tutulmasına yol açabilecek bu düzenlemenin büyük bir yanlış olduğunu değerlendiriyor ve akademisyenlerin ilk ve yeniden atamalarında hak, adalet, ehliyet, liyakat ve bilimsel özgürlük ilkelerinin esas alınması gerektiğini vurguluyoruz. TBMM Genel Kurulunu, teklifin ilgili maddesini metinden çıkarmaya çağırıyoruz.
#akademisyen #güvenliksoruşturması
İrlanda,İngiltere, İspanya ve Almanya’lı Filistin dostu 5 genç, 8 Eylül 2025’te, İsrail’e askeri ve teknolojik destek sağlayan Elbit Systems’ı protesto ettikleri için yargılanıyor.
5 yıla kadar hapis cezası ile yargılanan Filistin dostlarının yanındayız!
Mücadelemiz ve dayanışmamız Filistin özgür olana kadar devam edecek!
Barajı yıktık, bu işin peşini bırakmayız!
Dün gece Çalışma Bakanlığı'nca açıklanan sendikal istatistik verileri ile barajın altında "bırakıldığımızı" öğrendik.
Tüm kamuoyuna duyuruyoruz ki yıllardır yürüttüğümüz mücadelelerin, 2026 yılında zaferle sonuçlanmış ve tüm yurdun gündemine oturmuş 4 direnişimizin ardından sendikal barajı aştık. Anti-demokratik sendika barajı uygulamasını yıktık, bu başarımızı holding merkezlerine ve holdinglerin çıkarı için hareket eden bir kaç Bakanlık bürokratının heveslerine teslim etmeyeceğiz.
Uyarıyoruz, dinlemezseniz geleceğiz.
Bu olay bana ülkemizde yüksek rakımlı mevkiye yakın olan ve bir ara milletvekilliği de yapmış bir "iş" adamına atfedilen bir sözü hatırlattı:
PARA ile İMAN BİR ARADA OLMUYOR!
❗️📚Meclis'te bu hafta görüşülecek olan "akademisyenlere güvenlik soruşturması"na pek çok kurum tepki gösterdi
@egitimsen "Tahribat görünenden daha derin" olacak diyor:
"Genç kuşaklar daha lisansüstü yıllarından itibaren düşünsel yaşamlarını, araştırma konularını ve toplumsal duruşlarını olası bir soruşturmaya göre şekillendirmeye zorlanacak"
Örneği ben vereyim: Genç bir araştırmacı diyecek ki "ileride güvenlik soruşturmasında karşıma çıkabilir, ben en iyisi Kürt tarihi, Ermenistan'la ilişkiler gibi hassas konular çalışmayayım"
Akademi tam da dünyaya mevcut kalıpların, anlatıların ötesinde özgürce bakabilmenin araştırmanın yeri değil midir?
Teklif yasalaşırsa, akademik özgürlük ağır bir darbe daha almış olacak
https://t.co/HvuhnnF5wv
ÇOCUK ADALET SİSTEMİNİ CEZA ODAKLI POLİTİKALARA TESLİM ETMEYECEĞİZ: YASA TEKLİFİ GERİ ÇEKİLMELİDİR!
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulan ve çocuk ceza hukuku ile çocuk infaz sisteminde köklü, geriye götürücü değişiklikler öngören kanun teklifi adalet komisyonuna sevk edilmiştir.
Bu yasa teklifi, çocuk hakları alanında yıllardır verilen mücadelelerle kazanılmış güvenceleri ortadan kaldırma riski taşımakta; çocuk adalet sisteminin temel felsefesini, çocuk koruma hukukunu ve uluslararası taahhütlerimizi açıkça ihlal etmektedir.
Söz konusu yasa teklifi ile;
Kanun gerekçesinde yer alan ve çocuk koruma hukukunun temelini oluşturan "suça sürüklenen çocuk" kavramı, çocuğu edilgenleştirdiği iddiasıyla tartışmaya açılmaktadır. Çocuk adalet sistemi, çocukların gelişimsel özellikleri gereği özel olarak korunmaları gerektiği esası üzerine kuruludur. Koruyucu yaklaşımı sorunlu gösteren bu anlayış, çocuk hakları perspektifiyle asla bağdaşmamaktadır.
Çocuklara uygulanan yaş küçüklüğü indirimleri daraltılmakta ve çocuklara özgü ceza indirimlerinin sınırlandırılmasında hâkime geniş ve tehlikeli bir takdir yetkisi tanınmaktadır.
Çocukların hangi infaz kurumunda kalacağına ve "iyi hâl" durumlarına ilişkin değerlendirmelerin İdare ve Gözlem Kurullarının sübjektif ve denetlenmesi güç takdirine bırakılması, çocukların daha uzun süre kapalı kurumlarda tutulmasının önünü açacaktır.
Çocuk adaletinin öznesi olan çocukların temel hak ve özgürlüklerini doğrudan etkileyen infaz rejimine dair usul ve esasların kanun yerine idarenin düzenleyici işlemleri (yönetmelikler) ile belirlenmesi öngörülmektedir. Çocuk hakları, idarenin değişken uygulamalarına terk edilemeyecek kadar hassas ve anayasal güvence altındadır.
Ulusal ve Uluslararası Mevzuat Açıkça İhlal Edilmektedir.
Siyasal iktidar tarafından meclisten geçirilmek istenen bu düzenlemeler, devletin hem iç hukukta hem de uluslararası arenada altına imza attığı yükümlülüklerle tamamen çelişmektedir:
"Çocuğun Üstün Yararı" İlkesi Ayaklar Altındadır: BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 3. maddesi ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 4. maddesi, çocukları ilgilendiren her türlü idari ve yasama faaliyetinde "çocuğun üstün yararının" temel düşünce olmasını zorunlu kılar. Getirilmek istenen teklif ise bu anlayıştan tamamen uzaklaşarak güvenlikçi ve cezalandırıcı bir eksen benimsemektedir.
Hapis ve Özgürlüğü Kısıtlama En Son Çare Olmalıdır:
Çocuk Koruma Kanunu Madde 4/(i) bendi uyarınca, çocuklar hakkında özgürlüğü kısıtlayıcı tedbirler ile hapis cezasına "en son çare" olarak başvurulması esastır. Çocukları daha uzun süre kapal�� kurumlarda tutmayı hedefleyen bu teklif, suç kültürünün derinleşmesine ve yeniden suç işleme riskinin artmasına yol açacaktır.
Adil Yargılanma ve Özgürlük Hakkı İhlali: BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 37. ve 40. maddeleri, özgürlüğünden yoksun bırakılan çocuklara durumları ve suçları ile orantılı, esenliklerini gözeten, hak kısıtlamalarını öngörülebilir kılan adil bir muamele gösterilmesini emreder. Hakların yönetmeliklerle idarenin inisiyatifine bırakılması hukuki güvenlik ilkesini yok etmektedir.
Cezalandırma Değil, Koruyucu ve Destekleyici Sosyal Politikalar!
Çocukların suça sürüklenmesinin arkasında yatan yoksulluk, eğitimden kopma, ihmal, istismar ve sosyal hizmetlere erişememe gibi yapısal sorunlara hiçbir çözüm üretmeyen siyasal iktidar, bu sistemik başarısızlığı çocuklara daha ağır cezalar vererek bastırmaya çalışmaktadır. Çocukları suçtan uzaklaştıracak bütüncül sosyal politikalar geliştirilmeden, yalnızca ceza hukukuna sarılmak çocuk koruma sistemini tamamen çökertecektir.
Hak İnisiyatifi Derneği olarak siyasal iktidara ve meclise sesleniyoruz: Çocukları güvenlikle sınırlandırılmış ceza politikalarına teslim etmekten vazgeçin! Ulusal ve uluslararası yükümlülüklere uyarak, çocuk hak temelli koruma mekanizmalarını güçlendirin ve bu tehlikeli yasa teklifini derhal geri çekin!
#çocukhakları #ssç