Ben o kadar travmatik biri haline geldim ki ne çalan telefonları açabiliyorum kötü haber olabilir diye ne cenazelere katılabiliyorum. İnsanlar benimle konuşurken söyleyecekleri neyin beni tetikleyeceğini bile çözemiyorum
Kötü izler de bıraksa bazı insanların gerçek yüzünü iyi ki görmüşüm ya. O maskenin altındakini göremeyip hala hayatımda olmaları ihtimalini düşündükçe deliriyorum.
hiç özür dilemene gerek yok ki suçlu olan sen değilsin suçlu olan benim. şu hayatta bir sürü şey yaşadım bir sürü insanla karşılaştım ve hala senin gibilere inanmamam gerektiğini öğrenemediğim için burdaki suçlu olan benim o yüzden asıl ben özür dilerim senden sana inandığım için
İnsanın evi neresidir? sorusuna yeni bir cevap iliştiriyorum: Kendini kabul ettirme kaygısı taşımadığın yerdir. Kapıyı zorlamanın gerekmediği, her ne durumda olursan ol eşikten içeri adım attığın an “oh be dünya varmış” diyebildiğin yerdir.
Ben sevildiğimi biraz da, bir sorunumun karşı taraf nezdinde de “sorun olarak” görülmesiyle anlıyorum. Sıkıntını en az senin kadar önemseyen (duygusallaşan demiyorum), problemini çözmek için uğraşan, sallapati yapmayan, akıl vermeden yol çizmeye çalışan biri seni seviyordur.