Değerli arkadaşlar,
Bundan sonra yapılması gereken açıktır: Bu karara karşı hukuki yollara başvurmak ve mahkeme nezdinde itiraz sürecini başlatmak.
Kanaatimizce bu karar bilimsel ölçütlerle bağdaşmadığı gibi hakkaniyet ilkesine de uygun değildir.
Mücadelemizi hukuk zemininde sürdürecek ve haklılığımızı yargı önünde ortaya koyacağız.
Unutulmamalıdır ki hiçbir idari karar yargı denetiminin üstünde değildir. Hukuk devletinde son söz her zaman yargınındır.
Bu nedenle moral bozmaya, umutsuzluğa kapılmaya veya mücadeleden vazgeçmeye gerek yoktur.
Birlik içinde hareket ettiğimiz, bilimsel ve hukuki argümanlarımızı güçlü şekilde ortaya koyduğumuz sürece haklı davamızı sonuna kadar savunacağız.
Bu doğrultuda gerekli girişimlere başlayacağız.
#DoktoralıUzmanSayılamaz
Sağlık Bakanı danışmanı Yasemin Özkan’ın gönderdiği açıklama:
Ben 1987 yılından bu yana Marmara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nde görev yapmaktayım. 2014-2024 yılları arasında aynı fakültede dekanlık yaptım. Eşim de 1990 yılından beri aynı fakültede öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.
Fakültemizde DUS ile uzmanlık eğitimine başlayan öğrencilerin yanı sıra doktora programı ile kabul edilen öğrenciler de bulunmaktadır. Bu uygulama 2011 yılından bu yana devam etmektedir. Oğlum da doktora programı ile kabul edilen öğrenciler arasındadır. İddia edildiği gibi başka bir akrabam bulunmamaktadır. Ayrıca oğlumu üç kez, gelinimi ise iki kez farklı hesaplardan paylaşılmış fotoğraflarla göstermişlerdir.
Gelinim, DUS sınavıyla aynı bölüme kabul edilmiş, daha sonra oğlumla evlenmiştir. Bana sunulan fotoğraflar da farklı hesaplardan alınmış fotoğraflardır.
Oğlum, akademik kariyerine yurt dışında devam etmek ve ileri cerrahi eğitimi almak istediği için doktora programını tercih etmiştir. Çünkü diş hekimliğinde uzmanlık eğitimi yurt dışında her zaman aynı şekilde kabul görmemektedir.
Diğer konulara gelince; kimseye bedelsiz şekilde uzmanlık verilmemektedir. Kamuda çalışan doktora mezunu meslektaşlarımızın ve üniversitelerde görev yapan öğretim üyelerimizin özlük haklarına yönelik iyileştirmeler için çalışmalar yürütülmektedir. Bu düzenlemeler maddeler hâlinde yarın açıklanacaktır.
Söz konusu kararlar, TUK üyesi olan Türk Dişhekimleri Birliği temsilcisi, YÖK temsilcisi ve Sağlık Bakanlığı temsilcisinden oluşan komisyonun imzasını taşımaktadır. Yapılan çalışmalar ortak komisyon görüşü olarak TUK üst kuruluna sunulmuştur. Yarın TUK tarafından detaylı açıklama yapılacaktır.
Ayrıca paylaştığım gönderide İslam’ın beş şartını değil, ‘ya edep’ temasını paylaşmıştım. Çünkü son beş gündür benim ve ailem hakkında çok çirkin iddialar ortaya atıldı. Kolay gelsin.”
Türkiye’de senelerdir diş hekimleri sessiz bir şekilde atanamadan yok olurken,
Sağlık Bakanı’nın yardımcısı Yasemin Özkan’ın:
• Kocasının Marmara Üniversitesi’nde Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı olduğu,
• Oğlunun da yine Marmara Üniversitesi’nde doktora yaptığı belirtildi.
• Yasemin Özkan’ın aynı zamanda Marmara Üniversitesi’nin eski dekanı olduğu biliniyor.
Yasemin Özkan ise bu iddialara yanıt vermek yerine İslam’ın 5 şartını paylaşmış.
BU ÜLKEDE BİR YERE GELMEK İÇİN İLLA BİRİNİ Mİ TANIMAK LAZIM? BU ÜLKEDEKİ AHLAKİ ÇÖKÜŞ İŞTE BU NEDENLE ÖNLENEMİYOR. DİNİ DE BUNA ALET ETMEYE ÇALIŞIYORLAR.
Senelerce en başarılı öğrenciler devlete atanamıyor. Özel sektörde, diş fakültesiyle alakası olmayan kişilerin kliniklerinde en iyi ihtimalle 40-50 bin TL maaş alıyorlar. Bu ülkenin gençleri kendi ülkesine küsüyor.
Uzman olmak için on binlerce diş hekimi sınava giriyor. Devlete atanmak için yine on binlercesi atama bekliyor.
Siz devlette dişiniz için randevu bulamazken, on binlerce atanmayı bekleyen diş hekimi var.
Şimdi ise doktoranın kaldırıldığı ve doktora programına girmiş öğrencilerin otomatik olarak uzman sayılacağı belirtiliyor. Diş hekimleri bunun, üst düzey yetkili ailelerin çocukları için yapıldığını düşünüyor.
Bu insanlar her gün mail atıyor. Yazdıklarını okuduğumda benim bile psikolojim bozuluyor.
Ülkede o kadar israf yapılırken başarılı gençler istihdam edilemiyor.
Bu sene uzman olmak için sınava gireceklerin sayısının 14.000 olması bekleniyor. Sorun her geçen yıl daha da artıyor ve çözüm yok.
Teknik servisler, yapılacak tamir öncesi 'arıza tespit ücreti' almaya başladı. (Türkiye Gazetesi)
• Cep telefonu ve tablet servisleri: 1.000 - 2.500 TL
• Laptop ve bilgisayar servisleri: 1.500 - 3.000 TL
• Beyaz eşya servisleri: 700 - 1.500 TL
• Kombi ve klima servisleri: 800 - 2.000 TL
• Otomobil yetkili servis: 2.000 - 7.000 TL
• Otomobil özel servis: 1.000 - 1.500 TL
Bunlar nasıl insanlar ben anlamakta zorlanıyorum.
Kadına tecavüz ediliyor. Tecavüzcüsüyle evlendiriliyor. Çocuğu oluyor. Tecavüzcü sapık kendi çocuğuna 3 yaşından itibaren tecavüz ediyor. Aynı dönemde tecavüzcü şahıs kadına işkence ediyor. İşkencelerini kayda alıyor.
Çocuk 6 yaşında tecavüze uğradığını açıklıyor. Dava açılıyor. Adam kaçma şüphesi yok diye TUTUKLANMIYOR, kadın tehdide uğruyor,
- Tecavüzün üstünü kapatanlar,
- Tecavüz mağdurunu zorla tecavüzcüsü ile evlendirenler,
- Çocuğa tecavüz eden bir sapığı tüm delillere, TBMM'de verilen soru önergelerine, açıklamalara rağmen TUTUKLAMAYANLAR,
- Kadıncağız bütün bunları yaşamasına rağmen yeterli psikolojik, sosyal, ekonomik desteği vermeyen kamu kurumları,
"Ayarlarla oynamıyor" da,
Kadına destek veren, mücadelesini seslendirmeye, kamuoyuna sunmaya çalışanlar "ayarlarıyla" oynuyor.
"Olay çok acı, çok trajik" diye sanki arabanın freni patlamış da bir kaza olmuş gibi anlatan şahıs bir de tepeden ahkam kesiyor.
"Olay çok acı, trajik" vahvah bir kaza değil.
Denetimsiz tarikat yapılarında yaşanan olayda, ayrıcalık gösterilen küçük grup suçun üstünü kapatıyor, çocuk tecavüzcüsü sapık bir suçlu da içinde bulunduğu yapı nedeniyle ayrıcalıklı muamele görüp cezasızlıkla kayrılıyor.
Buradaki denetimsizlik, ayrıcalık, cezasızlık, kadının yeterli desteğe erişememesi, kamu kurumlarının yetersiz kalması kaza değil.
Tecavüz mağduru kadını tecavüzcüsüyle evlenmeye mecbur bırakan yapı hakkında da, bugün gazeteci Alican Uludağ'ı tutuklu yargılayıp, çocuk tecavüzcüsünü tutuksuz yargılayan yapı hakkında da bari iki çift laf söyleyin de yüzünüz olsun diyeceğim, yıllardır biliyoruz o yüz yok.
Şırnak Üniversitesindeki tuhaflıklara bir yenisi daha eklendi.
Üniversitedeki "atama" skandalının ardından rektör Abdurrahim Alkış, kendisine destek veren sivil toplum kuruluşlarına üniversitede yemek verdi.
Yemek için "ziyafet" ifadesini kullanan, Odatv'nin haberi sonrası ataması iptal olan rektörün kardeşi Abdullah Alkış ise bir kez daha muhalif medyayı hedef aldı, ağabeyi için "başkomutan" dedi:
"Bu gece bizim zafer gecemizdir. Başkomutanımız Rektör abimin davetine icabet eden makam sahibi dostlarımızın katılımıyla adak verdik. Düşmanlarımızı çatlatacak bir ziyafet verdik, çok güzel bir kutlama yaptık. Bizimle uğraşan bize savaş açan, namussuz, kafir Odatv, Cumhuriyet, Birgün, Halk TV, T24 ve Karar denen alçak şerefsiz medyaya karşı Rektör abimin arkasında dimdik duran kafir medyaya karşı destek veren STK temsilcilerimize teşekkür ediyoruz. Biz kaya gibi sapasağlam buradayız. Bu üniversitenin de Şırnak'ın da gerçek sahibi biziz. Bizim yanımızda olanın kazanacağını karşımızda olanların ise her daim kaybedeceğini tüm Türkiye'ye gösterdi Rektör abim çok şükür. Şimdi gücümüzü görüp kudursun adi şerefsiz köpekler!"
Bolu'da 78 kişinin yaşamını yitirdiği Grand Kartal Otel'in genel müdürü ve sahibinin damadı olan Emir Aras'ın, yangın sırasında kimseye haber vermeden otelden kaçtığı anlara ait görüntüler ortaya çıktı. (ANKA)
İstanbul Ataşehir Kayışdağı Mahallesi’nde, kolunun kırılması üzerine erkek arkadaşı Serkan Ö.’den şikayetçi olan Çilem Büşra Yılmaz’ın evinde cansız bedeni bulundu. #ÇilemBüşraYılmaz’ın kesin ölüm nedeni için otopsi yapılacak.
DEVLETİN GENEL DURUMU…
Bundan bir ay önce Genel Başkanımız Kemal Bey beni çağırdı.
“Seçimi kazanmamız halinde neyle karşılaşacağımızı bilmiyoruz. Ankara’ya geç ve bütün kurumlardan uzmanları çağır. Bir heyet kur ve devletimizin durumunu, ilk ve ivedi işleri ve hasar tespitini çıkar” diye talimat verdi.
Ankara’da üç hafta süren çalışmalarımız sonucunda vahim bir tabloyla karşılaştık.
Normalde bu çalışmanın sonuçlarını kesinlikle paylaşmayacaktık.
Çünkü sonuçlar ürkütücüydü.
Elden geldiğince sessiz sedasız halletmeye çalışacaktık.
Ancak geldiğimiz aşamada yaptığımız çalışmanın bazı sonuçlarını paylaşmak zorunda hissediyorum.
Çalışmamızın sonuçlarının tamamını devletimizin ve milletimizin bekası için paylaşmayacağım.
Bu çalışmamızın çoğunu açık kaynaklarla yaptık.
Bu yazdıklarımın öneminin ve benim ve çalışma arkadaşlarım adıma yarattığı tehlikenin farkındayım.
Sadece şunu hatırlatayım bizim genlerimizde Kuvay-i Milliye var.
Ve biz bu ruhla gurur duyuyoruz.
Bedel ödemek istemeyiz. Ama ödenecek bir bedel varsa da korkup kaçmayız.
15 TEMMUZ SONRASI…
15 Temmuz Hain Darbe Girişimi sonrası FETÖ’den boşalan kadroları dolduracak nitelikli kadroları olmadığı için Milliyetçi ve Atatürkçü kadrolarla çalışmak zorunda kalmışlar.
Ancak bu kadrolara asla güvenmedikleri için herbir kuruma aileden gördükleri tarikat ve cemaatlerden personel yerleştirmişler.
Mahrem işlerini yerleştirdikleri bu personel eliyle yürütüyorlar.
Bu personel aynı zamanda hiç güvenmedikleri ama çalışmaya mecbur oldukları Milliyetçi ve Atatürkçü personeli sürekli izliyor.
Şu an devletimizin en mahrem bilgileri bu tarikatların elinde.
En güçlü ekip HAKYOLCULAR. Devlet adamlarını en çok rahatsız edense atanan “küçük prensler”
MİLLİ GÜVENLİK…
Bu konuda yaptığımız çalışmanın bütün sonuçlarını paylaşamam. Ancak şu kadarını söyleyeyim. Genel Kurmay Başkanlığımız, MİT Müsteşarlığımız ve Emniyet Genel Müdürlüğümüz’de her kademede el üstünde tutmamız gereken kahramanlar var.
Bu kahramanlar siyasi baskılara direnerek ellerinden geldiğince görevlerini yapmaya çalışıyorlar. Zaten devletin güvenliğini bu kadrolar sağlıyor. Devletin düşürüldüğü durumdan çok rahatsızlar. Her fırsatta bu durumu en üst makamlara iletiyorlar.
Polisimiz ve askerimiz sürekli bir soruşturma baskısı altında. Maalesef personel arasında ailevi sorunlar, geçim sıkıntısı, borçluluk, psikolojik sorunlar ve intiharlar çok yaygın.
Milli güvenliğimizi yakın tehdit altına sokan riskler var. Bu riskleri azaltacak diplomasi zayıf kalıyor. Özellikle ekonomimizin iyice güçsüz düşmesini ve devletimizin daha da çürümesini bekleyen odaklar var. En zayıf anımızda en olmaz taleplerle karşımıza çıkacaklar. Durumun farkındayız. Ve sürekli takipçisi olacağız.
Bu konuda son söz bizim Mehmetçiğimizin kanını satın alacak para daha basılmadı.
Biz vekalet savaşlarının lejyoneri olacak Millet değiliz.
MALİYE…
Maliye tarafında çok fazla sorun yok. Vergi toplanma konusunda alt yapı kurulmuş. Ancak vergi ödemeyen imtiyazlı şirketler var. Bunlara göz yumulması, vergi inceleme raporları sonuçlarının uygulanmaması, uzlaşma komisyonlarında bazı grupların vergilerinin silinmesi konusunda teknokratlarda büyük rahatsızlık var.
MASAK tamamı ile kör edilmiş. Uzmanlar çalıştırılmıyor. MASAK’ın izleme yetkisi sadece siyasi işler için kullanıyor.
HAZİNE…
Hazine’de tablo çok ağır. Kadrolar tarumar edilmiş. Bakan Yardımcıları işleri birkaç devşirme danışman ile götürüyor. Teknik kadrolar işlere karıştırılmıyor.
Hazine’de gelir yönünden sorun yok vergi gelirleri gayet iyi. Ancak giderlerde, borçlarda ve koşullu yükümlülüklerde korkunç bir artış var.
Seçim dolayısıyla Hazine boşaltılmış. Yıllık bütçede öngörülen açığın neredeyse tamamı harcanmış. Sadece BOTAŞ’ın birikmiş görev zararı 300 milyar liranın üzerinde. EYT’den gelecek yük yakla��ık 200 milyar. KKM pimi çekilmiş el bombası gibi bekliyor.
Deprem için en az 600 milyar lira ek kaynağa ihtiyacımız var. Gelirlerin çoğu garanti ödemelerine gidiyor.
Hazinenin nakit parası var gibi görünüyor. Ancak bu mevduat kamu bankalarından çekilemiyor. Çünkü kamu bankaları kara deliğe dönmüş. Hazine parayı çekse faizler zıplıyor. Kamu bankaları ile ilgili detayları yazamıyorum. Şu kadarını söyleyeyim. Kurda veya faizde bir hareket olursa (ki olmak zorunda) yandık. Hem de ne yandık.
Mevcut bütçe ile Eylül başını görmemiz mümkün değil. En az 1,5 trilyon liralık ek bütçe gerekiyor. Hepiniz ek vergilere hazırlıklı olun.
Özel bankalar kendilerini KGF ve KKM ile bir miktar garanti altına almışlar. Ancak yaşanacak bir kur veya faiz şoku hazinenin kapısına birkaç tane kurtarılacak banka bırakabilir.
Bankalarla ilgili son sözüm takipteki kredi rakamının doğru olmadığı. Bundan daha fazlasını söylememe Bankalar Kanunu engel teşkil ediyor.
MERKEZ BANKASI…
En ağır tablo Merkez Bankasında. Döviz rezervlerimiz -70 milyar dolara kadar inmiş. Üstelik 100 milyar doların üzerinde KKM olmasına rağmen bu rakama ulaşılmış.
Şu an zorunlu ithalatımızı karşılayacak kadar dahi dövizimiz kalmamış durumda. Dış ticaret açığımız tarihin en yüksek seviyesinde bir yıl içinde 200 milyar dolar finansman bulmak zorundayız.
CDS tarihin en yüksek seviyesinde. Yani tefeci faiziyle borçlanıyoruz. Buna rağmen döviz bulamıyoruz. Şu an döviz satışı ve altın ithalatı fiilen durmuş durumda. Çünkü döviz yok. Merkez Bankası teknik olarak iflas etmiş görüntüsü veriyor. Her an dış borç ödeme krizine girebiliriz.
KRİZ DEĞİL İFLAS…
Devletin kalanı ile ilgili bir şey yazmaya gerek görmüyorum. Devletimizin kolonları çürütülmüş. Sütunları kesilmiş. 6-9 ay içerisinde yaşanacak deprem ile ekonomimiz yıkılacak. Erdoğan ve ekibi Milletimizi bu enkazın altında bırakacak.
Deprem ne kadar şiddetli yıkım ne kadar büyük olursa baskı ve yıldırma o kadar yüksek olacak. Ama aç bir Milleti hiçbir güç bastıramaz. Bu yüzden Erdoğan kazansa dahi 5 y��l ülkeyi taşıyamayacak ve erken seçim yapılacak.
KURTULUŞ VAR ANCAK BEDELİ AĞIR
Şimdi soracaksınız. Nasıl kurtuluruz? Sözü eğip bükmeden söyleyeyim. Kurtuluşun bedeli var ve bu bedeli hep beraber ödeyeceğiz. Sorun kimin ne kadar bedel ödeyeceği.
Bu dönem çalıp çırpanlar mı bu bedeli ödeyecek yoksa fakirlikten kırılan Milletimiz mi? Şimdi anlıyor musunuz neden 418 milyar doların peşine düştüğümüzü. Çünkü başka çaremiz yoktu. Peki bu para tahsil edilebilir mi? Çok zor. Ama elimizden geleni yapacağız. Ne kadar kurtarabilirsek.
Gelelim diğer meseleye mecbur ek vergi alacağız. Azdan az, çoktan çok vergi alacağız. Yoksa milyonlarca depremzede kışa evsiz barksız girecek. Bunu göze alamayız. Ayrıca ekmek gibi su gibi dövize muhtacız. Mecbur dışarıdan kaynak getireceğiz. Başka yolu yok.
Türkiye ekonomisini hali pür melali budur.
Şimdi anlıyor musunuz Mehmet Şimşek neden görevi kabul etmiyor.
ERDOĞAN BUYURSUN KAZANSIN…
Bütün kalbimle söylüyorum. Erdoğan içten içe Kılıçdaroğlu’na oy verip enkazı üzerine yıkmayı istiyordur. Ama yapamıyor. Birgün dahi iktidarı devredemiyor. Sebebini siz biliyorsunuz. Bu koşullar altında ikinci tura gidiyoruz. Biz bedelini bile bile bu seçimi kazanmak için çırpınıyoruz.
Ateşe uçan kelebekler gibi…
Karar Yüce Türk Milletinin…