Deniz Göktaş'ın gösterisini önce 10 milyona, sonra 20 milyona taşımak hepimizin borcu. Türkiye'nin hikâyesini, yakın tarihin hayaletlerini, medyadan akademiye devletin makbul yüzlerini, son derece politik olan kişisel öykülerimizi AKP-MHP iktidarının savcıları, kalemleri ve kolluk kuvvetleri değil, en iyi Deniz Göktaş anlattı.
Bu oyunu kutulara sıkıştıran, hedef gösteren bütün o muhbirlerin hayal gücünün ötesinde bir ülke anlattı.
Madem o gözaltında, şaheserini biz paylaşalım.
Arda Güler’in ABD galibiyetinden sonra verdiği demeç bence her yönüyle konuşulmalı.
Veda maçının hemen ardından kameraların karşısına kaptanlardan birinin değil de Arda’nın çıkması başlı başına üzerinde durulması gereken bir tercih. Bunun elbette bir açıklaması vardır; ama asıl mesele söyledikleriydi.
TRT spikeri ile Arda arasında çok ilginç bir diyalog yaşandı. Arda Güler, “Eleştiriler haklı, özür dileriz. Benimle ilgili verilen bilgi de yanlıştı.” diyor. Demek ki maç öncesinde kendisi hakkında yapılan tartışmalar maç boyunca zihninin bir köşesindeymiş. Ardından spiker, “Sizi korumaya çalıştık.” diyerek eleştirilere gönderme yapıyor. Bu yalnızca bir vurgu değil; sanki bir yandan da, yenilgilerin ardından oluşan ve siyaset diline yaklaşan savunma refleksini sürdürüyor. Adalet Bakanını göreve çağıran TFF başkanının sözcüsü gibi konuşuyor.
Tam bu noktada Arda’nın, “Drama yapmayalım” demesi bence mü-kem-mel.
Drama yapmayalım derken aslında gidiş tarihinden kamp yerine, kadro seçiminden taktik hatalara her şeyi konuşalım diyor sanki. “İçimizdeki hainler” demiyor. “Kader-kısmet” demiyor. 62 şut demiyor. “Biz kötü oynadık, siz de drama yapmayın” diyor.
Sorumluluk alan bir profesyoneli görmeye o kadar alışık değiliz ki… Bahanelerin arkasına sığınmıyor. Dış güçlerden söz etmiyor. Kimseyi suçlamıyor. Bakanlıkları göreve çağırmıyor. Sadece sahadaki performansın hesabını veriyor.
Zaten profesyonellik budur. Özeleştiri yapabilmek, eksiğini kabul etmek ve daha iyisini yapmak için çalışacağını söylemek.
Bu profesyonellere sürekli “Bizim Çocuklar” diyerek başlarını okşamaya da gerek yok; siyasetin diliyle sahaya sürmeye de… Başarısızlıktan sonra dönüp millete parmak sallamaya ise hiç gerek yok. Biraz sorumluluk almayı bilin.
İstifa etmeyi, sorumluk almayı bilmiyorsanız o röportajı bir daha izleyin. Bazen Arda Güler kadar dürüst olmak yeterlidir.
Kemal Kılıçdaroğlu'nun ihaneti ile alakalı en muhteşem paylaşımı Cem Seymen yapmış
*Öfkeliyiz. Çevremdeki herkes çok kızgın. Kimse Kemal Kılıçdaroğlu ismine tahammül bile edemiyor şu anda
*Televizyonlara çıkıyor mağdur edebiyatı yapıyor bir de. Kayyumluğu kabul etmeseymiş kaymakamlar mı yönetseymiş CHP'yi. Böyle diyor
*Kendi seçmenine gerizekalı muamelesi yapıyor, alemi aptal yerine koyuyor. Hiç sıkılmadan. Zerre umursamadan. İnsanların öfkesi biraz da buna
*Kemal Kılıçdaroğlu'nun son kurultay süreci ve sonrasındaki konumunu bu gözle okuyabilir miyiz?
*Bence evet. Neden mi?
Bakın, yıllarca bu ülkede 'sarayın yargısı', 'talimatla çalışan mahkemeler' diyerek adaletsizliğe karşı yürüyen, meşruiyetini bu eleştiri üzerine kuran bir lider düşünün
*Sonra bir gün bir kurultay yaşanıyor ve aynı lider, koltuğu geri almak uğruna, tam da hayatı boyunca eleştirdiği o yargı mekanizmasının sunduğu bir can simidine sarılıyor: Mutlak butlan kararı
*İşte kırılma noktası tam olarak burası. Bu durum, 'Partiyi kayyıma bırakamazdım' ya da 'Hukuki haklarımı kullandım' gibi rasyonalize edilmiş kılıflarla açıklanamaz
*Eğer iktidarın tek taraflı güç dinamiklerinin aparatı haline gelmiş bir yapıdan medet umuyorsanız, şeytanın temsilcisiyle masaya oturmuşsunuz demektir
Bir yöneticinin makam aracında 7.5 kilogram kokain bulunuyor, kişinin şoförü ve kurum personeli gözaltına alınıyor ama yöneticinin kendisi alınmıyor. Bu kişi iktidar camiasından değil CHP'li birisi olsaydı şimdiye halasının anne tarafından küçük kuzeni bile gözaltındaydı.
İki kez beraat ettiği davadan üçüncü kez yargılanan Ekrem İmamoğlu’nun mahkeme salonunda bulunma hakkı, akıllara durgunluk verecek bir "arıza" bahanesiyle engelleniyor: Silivri’den Kartal’a 60 kilometre yol gittikten sonra arızalandığı söylenen bir araçla, aynı mesafeyi geri dönerek cezaevine ulaşmak...
Üstelik en temel insani ihtiyaçların bile "beklesin" denilerek reddedildiği bu kabul edilemez süreci, Ekrem İmamoğlu duruşma hakimine bizzat SEGBİS ekranından aktarmak zorunda kalıyor. Aylardır Silivri’de tutulan bir insanın adaletin huzurunda, mahkeme salonunda fiziken bulunmasından bu kadar mı çekiniyorsunuz; neyden korkuyorsunuz?
Bu yollardan vazgeçin.
Hukuk, kişiye özel tasarlanan ve mantık sınırlarını zorlayan bu tarz senaryolarla yürütülemez. Adil yargılanma hakkının eksiksiz uygulanması anayasal bir zorunluluktur.
Partimizin 38. Olağan Kurultayına yönelik mutlak butlan kararı bir saray darbesidir.
Talimatı verenler de uygulayanlar da bellidir.
“Yok hükmünde” dedikleri CHP yönetimi değil, Türk milletinin kutsal iradesidir.
Milli egemenliğe mahkemeler yoluyla baş kaldırılmıştır.
“Türk milleti adına” karar alan mahkeme, milli iradeyi yok hükmünde sayarak Cumhuriyeti ve demokrasiyi imha etmektedir.
Hepiniz yaptığınız hukuksuzlukların hesabını vereceksiniz!
Bu millete kader tayin etmeye kalkanlar, bu ulusun iradesini teslim almaya çalışanlar sizden önce ne yaşadıysa aynısını yaşayacaksınız.
Bugün aynılar aynı yerdedir! Darbeci, yargı kolları başkanı, kukla ve dahili bedhah kayyım! Hepiniz aynı yerdesiniz!
Bizim yerimiz, milli iradeye düşmalık edenlerin yanı olmadı, olmayacak.
Darbecilerin hukuksuz manevralarının, baskın seçim hazırlıklarının, ana muhalefeti işgal çalışmalarının, hepsinin farkındayız.
Koltuğunu terk etmemek için millete her türlü acıyı yaşatanlar, bu operasyonlarla korku iktidarlarının son aşamasına geçiş yapmıştır.
Biz hiç seçim kaybetmedik ve milletin iradesiyle Türkiye’nin birinci partisi olduk.
Yoldaşım, Genel Başkanım Özgür Özel’in yanındayım, birlikte azim ve kararlılıkla mücadeleye devam edeceğiz.
Büyük milletim!
“Umutsuz zamanlar yoktur, umutsuz insanlar vardır” diyen Ulu Önder Atatürk’ün takipçileri:
İstikbali, Cumhuriyet’i, demokrasiyi ve geleceğimizi korumak için yaşadığımız zorlukları dert etmeyin.
AYAĞA KALKIN!
Birlikte omuz omuza, sesimizi ve öfkemizi yükseltin!
Milletinden korkan siyaset mühendislerine, koltuk ve güç düşkünlerine, piyonlara, kifayetsiz muhterislere hadlerini bildirelim.
Aziz milletim!
Korkmayacağız!
Her gün huzursuz olmaktan, acı çekmekten bıkmadınız mı?
Eğer susarsak, siyasilerden, spor ve sanat dünyasından, üniversitelerden sonra sıra size, milletimize gelecektir.
Siyasi parti liderleri,
Mesele CHP meselesi değildir!
Hattı müdafa değil, sathı müdafa yapmak zorundayız!
Gerçekten milleti temsil ettiğinize inanıyorsanız, derhal en güçlü şekilde Cumhuriyet’i, demokrasiyi ve adaleti savunmak zorundasınız.
Millet hepimizi çağırıyor ve “artık yapın” diyor!
Bu topraklarda halay da zeybek de horon da dik oynanır. Biz dimdik olacağız ki millet boyun eğmeyecek!
Aklımızla yüreğimizle, vicdanımızla milletçe kazanmak zorundayız.
Hiçbir çılgın, Türk milletine zincir vuramaz!
Gün, milli iradeyi, milli egemenliği, birlik ve beraberliğimizi muhafaza ve müdafa etme günüdür.
Damarlarımızdaki asil kan 86 milyona bunu emretmektedir!
Darbecilere ve işbirlikçilerine inat, mücadeleyi topyekün başlatmak zorundayız.
Milletimizin iradesi, kararlılığı ve yol göstericiliği yegâne rehberimiz olacaktır!
*BÜYÜK TÜRK MİLLETİ DARBEYE TESLİM OLMAYACAKTIR!*
*YA BUGÜN, YA HİÇ!*
Futbol tarihinin en büyük santraforlarından biri, dünyanın en berbat futbol yorumcularının cehaletinden etkilenen berbat yöneticiler yüzünden Fenerbahçe'den koparıldı. Oysa Lewandowski'nin Barcelona'da, Zlatan'ın Milan'da, Modric'in Real'de gördüğü değeri görmeliydi.
Eğer o değeri görseydi önümüzdeki hafta ligde başka şeyler konuşacaktık, Fenerbahçe'nin geleceğiyle ilgili başka şeyler konuşacaktık.
SAÇ gibi bir sahtekarın sözlerinin, Dzeko gibi bir futbol efsanesinden daha ciddiye alındığı bir kurumda aslında ciddi hiçbir iş yapılmıyor demektir.
"Dzeko gitsin" cümlesini en az bir kere kurmuş tüm Fenerbahçeliler bir daha Fenerbahçe'yle ilgili hiçbir cümle kurmasın.
Yüreğin yeter, ruhun yeter, tutkun yeter Edin Dzeko...
Bahçeli: "Canlı yayınlansın, ak koyun kara koyun ortaya çıksın, Türk milleti gerçekleri görsün."
Erdoğan: "Bana göre güzel takdirdir, hayırlı olur."
Akın Gürlek: "Meclis takdir ederse canlı yayınlanabilir."
Sonuç;
İBB duruşmalarının TRT’den canlı yayınlanmasına ilişkin teklifimiz; bizzat bu sözleri söyleyen AKP ve MHP’nin oylarıyla reddedildi!
Yani şeffaflık nutukları atanlar, sıra samimiyet testine gelince yine “EVET”demeye cesaret edemediler!
Kendi sözlerini yutup milletin şahitliğinden kaçanlar, kurdukları bu kumpasın hesabını elbette günü geldiğinde milletin vicdanında verecektir!
Tarih bu korkaklığı, milletimiz de bu samimiyetsizliği not etmiştir!
AİLELER OLARAK DERHAL TAHLİYE İSTİYORUZ!
Delilsiz tutukladığınız;
Abilerim Cevat Kaya ve Ali Kaya için,
Ekrem İmamoğlu ve yol arkadaşları için,
Ekrem İmamoğlu’nun çocukluk arkadaşı için,
Hasta tutuklular için,
Hukukun gereği yerine getirilsin!
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve
Anayasa Mahkemesi kararları uygulansın.
Adalet gecikmez. Adalet ertelenemez.
@adalet_bakanlik
Jeneratörleri çalıştırmak için mazot isteyen vatandaşa sistem kapalı deyip vermeyen akaryakıt firmaları...
İnsanlar enkaz başında titrerken çadır satmaya kalkışanlar...
Daha üç beş yıllık binalar kâğıt gibi yıkılırken denetim görevini unutanlar...
Ve meydan meydan gezip “imar affı” müjdesi verenler...
Kaç bina o aflarla yıkıldı?
Kaç can o müjdelerin altında kaldı? Sonra tek cümle duyduk:
“Allah affetsin... Mukadderat... Kader...”
Ama kader ihmalle yazılmaz. Mukadderat betonun içine kum karıştırmaz. Allah, sorumluluğu insandan alıp kimseye teslim etmez.
Rahat mısınız?
Gece uyuyabiliyor musunuz?
Bugünkü yazım
Dün, gün içerisinde Tayfun’un apar topar hastaneye kaldırıldığını öğrendim.
Bugün kendisiyle telefonda 10 dakika görüşme şansım oldu ve yaşananları öğrendim.
MS hastası olan eşim Tayfun Kahraman, dün gündüz sayımına çıkarken dengesini sağlayamayıp, ayağını yere basamadığı için düşüyor ve başını yere çarpıyor. Hem başından, hem de elinden yaralanıyor. Alnında bir yarık, bir sürtmeye bağlı yara var, kafası şiş, eli şişmiş halde hastaneye götürülüyor. Bandaj ve pansuman yapılıp yeniden cezaevine gönderiliyor. Bugün ise devam eden şişme ve morarma nedeniyle eline atel takılıyor.
Tekrar hatırlatıyorum: Tayfun hakkında AYM tarafından yeniden yargılama kararı verilmiştir. Eşim hukuken masumdur. Kararın uygulanmaması nedeniyle şu an fiilen özgürlüğünden mahrumdur.
Yaşadıklarımız nedeniyle eşimin sağlığı tehlikeye giriyor, bunların hepsi belgelidir, hepsi AYM’ye yaptığımız ikinci başvuru dosyasında mevcuttur.
Bugün de Tayfun’un geçirdiği akut MS atağının tıbbi tüm sürecini heyet raporları ve epikriz belgeleri, MS atağı ile bağlantılı olarak dün yaşanan düşmeye bağlı yaralanması da dahil olmak üzere Anayasa Mahkemesi’ne ek beyan dilekçemiz ile sunduk.
Biz 4 yıldır yüreğimiz ağzımızda yaşıyoruz.
Her Allah’ın günü canımızdan can gidiyor.
Eşimin hastalığı cezaevi şartlarında her gün daha fazla ilerliyor.
Biricik evladımın babasına ve ailemize daha fazla eziyet etmeyin.
AYM'ye yaptığımız ikinci başvuruyu bir an önce gündeme alın.
Yasalara uyun, mahkeme kararlarına uyun, eşimi serbest bırakın.
İmamoğlu diploma davasının duruşması görülmesi gereken idare mahkemesi yerine “geniş salon” talebiyle Silivri’ye sürüldü. Buna rağmen cezaevi giriş çıkışı kapatılmış durumda. İçeriye araç giremiyor, araç çıkamıyor.
İlk barikattan yürüyerek geçme hakkı olan az sayıda seçilmiş(!) kamuya açık görülmesi zorunlu olan bir duruşmayı seyretmek için ayrıca bina girişi ve sonra kapısındaki barikatlarını da aşmak zorunda.
Aştınız mı?
Bitmedi.
Silivri’deki salon da yine küçük salon. Kapısında en az 30 avukat meslektaşım ve kimi basın mensupları içeride yer kalmadığı için yine barikat ardında tutuluyor. Biri az önce fenalaştı.
İmamoğlu ise salonda, “savunmasını” yapıyor. 20 yaşında bir öğrenci olarak gazete ilanıyla başvurduğu yatay geçişle ilgili neden “suçlu” olmadığını anlatmaya çalışıyor.
Kendisinin de az önce söylediği gibi şu yaşanan her şey, bir parça haysiyeti olan herkes için, gerçekten utanç verici.
Tayfun’u bugün yine 1 saat hastanede Adalet Bakanlığı’nın izniyle ziyaret ettim.
Tayfun’a uygulanan yüksek doz kortizon yüklemesinin geçirdiği akut MS atağına olacak etkileri 3 ay süre ile yakından takip edilecek. Bu süre zarfında mevcut ilaç tedavisine ek ilaç ve fizik tedavileri söz konusu. Ancak gün içerisinde Marmara Kapalı Cezaevi’ne geri sevki sağlanacak ve Şubat ayının ilk haftasında da yine tetkikler için hastaneye sevk edilecek.
22 senedir MS hastası olan Tayfun’un sağlığına kavuşması için titizlikle çaba sarf eden tüm doktorlara, sağlık personellerine ve Cerrahpaşa Prof. Dr. Murat Dilmener Acil Durum Hastanesi yönetimine tekrar minnetlerimizi iletmek isterim.
Tayfun’un bugün bir kandil gününde Nöroloji bölümündeki hasta yatağında bir parça kandil simiti yerkenki şaşkınlığını ömrüm boyunca unutmayacağım; meğer 4 senedir hiç yememiş.
Tayfun’un bugün götürüldüğü yere giremiyorum, tutun koluma Tayfun deyip eve de getiremiyorum.
Bu çaresizliği tarif edemiyorum.
Eşim Tayfun Kahraman masumdur. Anayasa Mahkemesi kararı ortadadır.
Uğradığımız haksızlığın, cezaevi koşullarında Tayfun’un hastalığının daha da ilerlemesinin vicdani ve hukuki sorumluluğunu daha fazla üzerinizde taşımayın.
Tayfun’u bırakın, evimizde iyileşsin.
19 Mart’tan bugüne 300 gün geçti.
Ve ben evimden kilometrelerce uzakta, İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yarın geçireceğim ameliyatın endişesiyle karşılıyorum bugünü.
Biliyorum ki dualarınız benimle, biliyorum ki inancınız hâlâ taptaze.
Bu süreçte şunu bir kez daha gördüm: İnsanın gücü sadece kendi bedeninden değil, inandığı değerlere tutunmaktan gelir.
Her mesajınızda, her dileğinizde, her dualarınızda bunu bana hatırlattınız.
İyi ki varsınız.
Allah’ın izniyle daha güçlü bir şekilde ayağa kalkacak ve yeniden aranızda olacağım.
Sağlıklı ve özgür günlerde mücadelemizi hep birlikte omuzlamak dileğiyle…
Yettiniz artık
Boktan futbol tartışmalarınızı, holiganlığınızı kendinize saklayın, küçücük çocukları alet etmeyin.
Bunu yazan aşağılık kimse hesap versin
Hangi takımı tutuyorsanız tutun, bir çocuğa şu ifadelerin kullanılmasına tepki göstermeyen herkese, anlayışa da lanet olsun