@dilan_kutluuuu Su tutanagin altında imzası bulunan ogreymenleri tebrik ediyorum.zira buna benzer çok olayda imza vermekten imtina edecek çok öğretmen vardır .zira canları sıkılmasın aynı sorunları yasamasinlar diye ....
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşananlar, tek bir alana müdahale ederek, salt güvenlik tedbirleri ile çözülebilecek sorunlar değil. Çocuğun gelişimi birden fazla sistemin etkileşimiyle şekilleniyor. Dolayısıyla çözüm de ancak bu sistemlerin eş zamanlı ve birbirini tamamlayan biçimde güçlendirilmesiyle mümkün. Bu tür olaylar karşısında en kolay yol, sorumluluğu tek bir yere yüklemektir. Ama en etkili yol, sorumluluğu paylaşmaktır. Bir çocuk, yalnızca ailesinin, yalnızca okulun ya da yalnızca toplumun ürünü değil ki; tüm bu sistemlerin kesişiminde var oluyor çocuklar. Herkes şapkasını önüne alıp biz nerede yanlış yaptık demek zorunda, muhalefeti yok etme peşine düşeceğinize memleketin hayati sorunlarına mı odaklansanız biraz da...
Sosyal medyada öğretmen düşmanlığı yapılıyor. Buna bakanlık önlem almalı bunun sonu iyi değil dedik. Birçok kötülüğü körüklüyor dedik. Dikkate alınmadı.
Zorunlu eğitim uzun, okula gelmek istemeyenler zorla geliyor ve ciddi sorunlar çıkartıyor dedik ama öğretmenler değil özel okul babalarının dediği oldu.
Okullara giriş çıkışlarda sorunlar var. Öğrenciler de öğretmenler de risk altında dedik. Anlatamadık.
Daha dün eylem kararı alınınca bile öğretmenler yatıyor denildi. Tek kelime sahip çıkanımız olmadı.
Giden canlarımıza yanıyoruz. Çok yazık çok...
Bir öğretmenimiz daha hayatını kaybetti, bir öğretmenimiz de hastanede tedavi görüyor.
Peki okullardaki şiddeti kınayınca sorun çözülüyor mu?
Okullardaki güvensizlik ne olacak?
Artık kınama değil, önlemler istiyoruz.
ARTIK YETMEZ Mİ?
Yarın Ocak 15'
Bir okulda görev yapan 5 Matematik öğretmenin sırasıyla aylıkları
1-Ücretli Öğretmen 20 bin
2-Sözleşmeli Öğretmen 63 bin
3-Kadrolu 9 yıllık öğretmen 66 bin
4-Uzman Öğretmen 75 bin
5- Başöğretmen 83 bin
Aynı işi, aynı görevi sorumluluk ve çalışma alanı değişmeden yapan 5 matematik öğretmenin kazançları bu şekilde olacak.
Şimdi size bu anti-Kemalistlerin "yokmuş" gibi davrandığı trajik bir hadiseyi anlatayım da kim kilise meraklısı, kim papaz müptelası onu anlayalım.
Sene 1924... Lozan yürürlüğe girmiş, Mübadele Anlaşması kapsamında karma komisyon, sınır dışı edilecek Rumları tespit ediyor... Hakkında sınır dışı kararı alınanlardan biri de İstanbul'daki Derkoi Metropoliti Konstantin Arapoglou...
Patrik 7. Gregorios, 17 Kasım 1924'te vefat edince, oldu bittiye getirip yerine kim seçiliyor dersiniz? Hakkında sınır dışı kararı bulunan Konstantin Arapoglou...
Tabi Kemalist Türkiye'nin bu konularda şakası veya tavizi olmaz. Ankara ayağa kalkıyor. Bizim gericilerin dinsiz, imansız diye hakaret ettiği Kemalist mebuslar ateş püskürüyor. Haliyle hükümet Patrikhane'nin seçimini tanımıyor.
Ankara'nın kararı üzerine Yunanistan Avrupa kamuoyunu ayağa kaldırıyor. Tarihe dikkat. Aralık 1924... Altı ay önce Nasturiler ayaklanmış, beş ay önce İngilizlerle Musul nedeniyle çatışma yaşanmış, dört ay önce Bitlis'te Kürt İstiklal Komitesi deşifre edilmiş, iki ay önce Şeyh Sait gizliden gizliye isyan hazırlığına başlamış, Seyyit Abdülkadir İstanbul'da İngilizlerden destek arayışında, Vahdettin yanlısı Tarikatı Salahiye örgütü Anadolu'da Ankara karşıtı faaliyete çoktan geçmiş...
Dikkatinizi çekerim o tarihte İngilizler, Fransızlar ve İtalyanlar henüz Ankara'yı başkent olarak bile tanımıyor. Popüler tabirle "meşruiyet" kazandırmak istemiyorlar. Yani Yunanistan'ın patrik seçimi nedeniyle Avrupa'yı ayağa kaldırması boşuna değil. Rejimi yıkmak için fırsat kollanıyor.
Hani bizim gericilere göre Kemalist Türkiye'yi İngilizler kurmuş ya(!) Daha 1924'te yıkmak için nasıl da dört koldan çaba harcıyorlar. Ama bizim Kemalistler bu ortamda bile hakkında sınır dışı kararı verilmiş metropoliti patrik olarak tanımak istemiyor. Ulusal bağımsızlık konusunda o kadar saplantılı derecede takıklar.
Neyse, 28 Ocak 1925'te Arapoglou hakkında resmen sınır dışı kararı veriliyor. Koskoca Patrik'i postalayacaklar. Atina iyice deliriyor. Türkiye'yle savaşın eşiğine geliyorlar.
Atatürk o sırada Adana'da... Savaş riskini görür görmez trenle Ankara'ya yola çıkıyor. Vagonda haritalar serilmiş, harp oyunu oynanıyor. O sıra Celal Bayar şarap getirilmesini istiyor. Ve Atatürk'ten hayatında ilk kez zılgıt yiyor. Hatıratında anlatmış. "Zevk-u sefa bitmiştir. Şimdi işin içindeyiz Ne şarap ne başka bir içki, içemezsiniz" diye gürlemiş. Konya'ya kadar incelenmiş haritalar. Neticede "Çekerim Yunan’ı Çatalca’ya kadar. Orada kuşatır, işini bitiririm" demiş Gazi'miz... Geri adım yok. Binbir tehlikenin içinde patrik için taviz maviz yok.
Sonuç olarak Kemalistler papaz için taviz vermemiş. Şutlamışlar gitmiş. Bir ay sonra da Şeyh Said isyanı patlak verdi.
İşte bizim gericiler Şeyh Sait'in haksız yere idam edildiğini utanmadan türkü gibi çığırır ama o hengamede savaşı göze alıp patriği şutladıklarını fısıldamazlar bile.
Kemalistler cami yerine kilise edermiş :) Güleyim bari.
Edebiyatını yaptığınız Ayasofya'da kıldığınız her namazı Kemalistlere borçlusunuz. Bu sizin kaderiniz koçlar.
Ha, bu arada... Arapoglou'nun kemikleri var ya... Yıllar sonra Türkiye'ye getirildi. Hangi hükümet getirdi, onu da gericiler bir zahmet baksın, öğrensin. Ama oturarak... Düşüp bayılmasınlar.
Delil olabilecek pantolonu çöpe atmaktan dolayı 3 hemşire açığa alındı.
Yazık günah,nasıl böyle birşey yapabiliyorsunuz.
Bu çocuğa tüm ülkenin yüreği yandı ama sizin yüreğiniz taşmış
@ucimorgtr@SaadetOzkanEfe
Şanlıurfa'da bir marangoz atölyesinde çırak olarak çalışan 15 yaşındaki çocuk,elleri
bağlanıp makatına yüksek basınçlı hava kompresörüyle hava sıkılması sonucu ağır yaralandı.Olaya karışan şüpheli adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Haber tam olarak böyle.
Aynı iş yerinde çalışan 2 kişi,aynı iş yerinde çalışan 15 yaşındaki çocuğa bunu yapıyor ve çıkarıldıkları mahkeme tarafından adli kontrol şartıyla serbest bırakılıyor.
İnanması zor,ama sizlerde biliyorsunuz ki
Kamuoyunda oluşan tepki sonucunda,tutuklamalar olmuştur.örnekleri çok fazladır.
Biz de sesimizi yükseltelim o zaman
@ucimorgtr@SaadetOzkanEfe
Herkes farklı açıklamalar yapıyor, Rojin sen ne yaşadın, başına ne geldi. Telefonun açılmalı, DNA örnekleri kimlere ait, gizli olan her şey açığa çıkmalı. Ruhun huzur bulmalı, adalet yerini bulmalı.
#GizlilikKaldırılsın#rojinicinadalet
@vpnhaberitakipe Bu video rol değil gerçekse çok ürkütücü. bunu yapıp sosyal medyaya atacak kadar korkusuz, sosyal medya da görmediğimiz belki de yüzlerce felaket. Korkuyoruz @EmniyetGM
Karagümrük Ortaokulu ve Vefa Lisesi'nde okurken muhitteki arkadaşlarımızla Mithatpaşa Stadyumu'na birlikte gider, biz Fenerbahçeliler kapalı tribünün orta bölümünde, Beşiktaşlılar sağ tarafta, Galatasaraylılar ise solda yanana otururduk.
Arada hiç polis olmaz, kavga gürültü çıkmazdı.
Yabancı kulüplere karşı hangi takımımız oynarsa oynasın onları milli takım gibi desteklerdik. (Halâ destekliyorum.)
En kötü tezahürat "Bir baba hindi..." idi.
Köfte ekmeğimizi olmayanla bölüşürdük.
Futbol insanları birbiriyle kavgalı yapmaz, tam tersine
dargınları barıştırırdı.
Derbiler öncesinde stadyuma geceden gidilir ve naylonlar arasında sabah edilirdi.
Yine de biletler bittiğinde ağabeyler deniz tarafındaki tribünlerin gişelerinde omuz verir içeri öyle girilirdi.
Maç bitiminde yine semtlerimize birlikte dönerdik.
Ne güzel, dostluk ve kardeşlik günleriydi onlar.
(Burada artık gözlerim yaşarmaya başladığından noktalıyorum.)
Ah o günlere geri dönebilsek...