Van Barosu tarafından kamuoyu ile paylaşılan son açıklamanın ardından, özellikle sosyal medya mecralarında yapılan çok sayıda paylaşımın açıklamanın bütünü okunmadan ve hukuki mahiyeti değerlendirilmeden yalnızca algılar üzerinden şekillendiği görülmektedir. Açıklamanın özü yerine önyargılar konuşmuş, hukuki gerçeklik yerine sosyal medya yorumları esas alınmış; Van Barosu ise haksız ve mesnetsiz ithamların hedefi hâline getirilmeye çalışılmıştır.
Oysa yapılan açıklamanın içeriği son derece açıktır.
Van Barosu, Rojin Kabaiş’in şüpheli ölümüyle ilgili soruşturmayı ilk günden itibaren titizlikle takip etmiş; maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve etkin soruşturmanın sağlanması amacıyla tüm hukuki sorumluluklarını yerine getirmiştir. Bu kapsamda oluşturulan dava takip ekibi ve özel vekâlet verilen avukatlar, dosyanın her aşamasında gerekli hukuki girişimlerde bulunmuştur.
Gelinen aşamada ise, müşteki baba Sayın Nizamettin Kabaiş’in içinde bulunduğu ağır psikolojik süreç ve sağlıklı iletişimin sürdürülememesi nedeniyle özel vekâlet ilişkisi sonlandırılmıştır. Bu karar, hukuki mücadeleden vazgeçilmesi anlamına gelmemekte; mağdur yakınının iradesine saygı gösterilerek süreci kendi tercihleri doğrultusunda yürütebilmesine imkân sağlamayı amaçlamaktadır.
Bu nedenle, sona eren yalnızca özel vekâlet ilişkisidir. Van Barosu’nun kurumsal sorumluluğu, hukukun üstünlüğüne bağlılığı ve süreci kamu vicdanı adına takip etme iradesi aynı kararlılıkla devam etmektedir.
Buna rağmen birçok değerlendirme, açıklamanın tamamı okunmadan ve hukuki kavramlar birbirine karıştırılarak yapılmıştır. Günümüzde ne yazık ki birçok kişi için öncelik hakikati araştırmak değil, önceden oluşturduğu kanaati doğrulayacak gerekçeler üretmektir. Böylece sosyal medya algıları hukuki gerçekliğin önüne geçirilmekte, hiçbir somut temele dayanmayan ithamlarla kişi ve kurumlar kolaylıkla hedef hâline getirilmektedir.
Van Barosu da bu süreçte benzer bir algı operasyonuna maruz kalmıştır. Baro’nun kurumsal kimliği ve Sayın Baro Başkanı hakkında dile getirilen “davayı sattı” yönündeki iddialar, hukuki dayanaktan yoksun ve kurumsal itibarı hedef alan ağır ithamlardır.
Daha da dikkat çekici olan, Van Barosu’nun sosyal medya baskısıyla aldığı hukuki karardan geri dönmesi gerektiğinin ileri sürülmesidir. Oysa hukuk kurumlarının kararları, sosyal medya tepkilerine göre değil; hukukun temel ilkeleri, etik sorumluluklar ve somut olgular doğrultusunda alınır.
Baroların hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını koruma görevi bulunduğu tartışmasızdır. Ancak baronun kendisi hedef gösterilirken ve kurumsal itibarı zedelenmeye çalışılırken, bunun da hukuk çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği göz ardı edilmemelidir. Hukukun amacı, algıları tatmin etmek değil, maddi gerçeğe ulaşmaktır.
Van Barosu, yarım asrı aşan köklü tarihinde her türlü hukuksuzluğun karşısında durmuş; hukukun üstünlüğünü ve adalet ilkesini tavizsiz biçimde savunmuştur. Bugün de aynı sorumlulukla hareket etmekte olup, kurumsal açıklamaları çarpıtarak oluşturulmaya çalışılan algılar bu mücadeleyi gölgeleyemeyecektir.
Unutulmamalıdır ki algı kalabalık oluşturabilir; ancak hakikati değiştiremez. Hakikat gecikebilir, yalan bir süre kök salabilir; fakat gerçek ortaya çıktığında bütün yapay algılar dağılır. Son sözü her zaman hakikat söyler.
Hukukun üstünlüğüne olan inancını yaşamı boyunca kararlılıkla savunan, meslektaşlarımızın hak ve özgürlük mücadelesinde önemli izler bırakan, değerli hukuk adamı ve eski İzmir Baro Başkanı Özkan YÜCEL’in vefatını derin bir üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz.
Meslek hayatı boyunca adaletin, hukukun ve insan haklarının yılmaz savunucusu olan kıymetli mücadele arkadaşımızı saygı ve rahmetle anıyor; ailesine, yakınlarına, İzmir Barosu camiasına ve tüm hukuk dünyasına başsağlığı diliyoruz.
Mekânı cennet olsun. Hatırası daima yaşayacaktır. @izmir_barosu
@LeventUzumcu Konu Kürtler olunca; bu ülkenin sözde solcusu da, sanatçısı da, aydını da hızla sermayenin ve gücün yanında saf tutuyor.
Dillerindeki eşitlik ve adalet söylemi ilk rüzgârda dağılıyor. Maskeler düşüyor, geriye çıplak bir ikiyüzlülük kalıyor!
Irkçılığın ve cinsiyetçiliğin “mizah” kisvesi altında normalleştirilmeye çalışılması kabul edilemez. Toplumsal önyargıları besleyen, insanları etnik kimliği ve cinsiyeti üzerinden aşağılayan söylemler; ne espri ne de mizah olarak savunulabilir.
Daha da vahim olan, bu anlayışın karşısında durması beklenen isimlerin buna alkış tutmasıdır. Kendisi de Kürt olan eski Başbakan Binali Yıldırım’ın bu tablo karşısındaki tavrı, siyasi ve insani açıdan son derece düşündürücüdür.
Servet, makam, yaş veya güç; hiç kimseye milyonlarca insanın kimliğini hedef alan ifadeler kullanma ayrıcalığı vermez. Güç ve imtiyaz sahibi olmak, sorumluluğu artırır; pervasızlığı değil!
Kürtleri ve kadınları hedef alan bu zehirli zihniyetin karşısında susmayacağız. Toplumu ayrıştıran, aşağılayan ve ötekileştiren bu söylemler reddedilmelidir.
Haddinizi bilin. Kamuoyundan derhal ve açık bir şekilde özür dileyin!
#RahmiKoçÖzürDile
Bu görüntüler, yıllardır çözülemeyen Bahçesaray yol sorununun adeta bir özeti niteliğinde. Tıpkı Picasso’nun Guernica tablosunun bir yıkımı anlatması gibi, bu manzara da ihmali ve sahipsiz bırakılmışlığı anlatıyor.
Yıllarca çeşitli görevlerde bulunan, bugün de Cumhurbaşkanı Başdanışmanı olarak görev yapan Sayın @gulsenorhan ’a soruyoruz:
Bahçesaray halkı için bugüne kadar ne yaptınız?
Seçim dönemlerinde verilen sözlere rağmen ilçenin en temel sorunu olan yol meselesi hâlâ çözülemedi. İnsanlar yıllardır güvenli, kesintisiz ve modern bir ulaşım ağı talep ediyor. Bu talebe karşılık hangi somut adımlar atıldı?
Bahçesaray; Trabzon’un, Erzurum’un ya da Rize’nin bir ilçesi olsaydı ve o ilçeden Cumhurbaşkanı Başdanışmanı çıkmış olsaydı, sizce bugün hâlâ yol ve tünel sorunları konuşuluyor olur muydu?
Aylardır, hatta yıllardır vatandaşlar seslerini duyurmaya çalışıyor. Feryatları, talepleri ve itirazları Ankara’ya ulaşmıyor mu? Bu sessizlik vicdanları rahatsız etmiyor mu?
Bahçesaray halkı yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanmak istemiyor. Bu halk; yanında duran, derdine ortak olan ve sorunlarına çözüm üreten temsilciler görmek istiyor.
Van’a gelip kurum ziyaretleri yapmak elbette önemlidir. Ancak asıl ihtiyaç, halkın arasına karışmak, Bahçesaray’ın sesini duymak ve bu kronikleşmiş yol sorununa artık kalıcı bir çözüm üretmektir.
Bahçesaray halkı cevap bekliyor.
@vanhabertr@vanhaberbolge@vanhavadiscom@sehrivanhaber@vanlife65@vanlinihathoca
Bahçesaray halkı ulaşım sorununa karşı yürüdü!
Yaklaşık 6 aydır ulaşıma kapalı bulunan Van-Bahçesaray yolunun açılmamasına tepki gösteren ilçe sakinleri, kepenk kapatma eylemi ve yürüyüş düzenledi.
Yurttaşlar, ulaşım sorununun çözülmesini talep etti.
Çocukluğumuzdan kalma bir gelenektir bayram alışverişi. “Erzanî erzanî” sesleri arasında baharatçıların önündeki kahve makinesinin sesi ve o mis gibi kahve kokusu. Ne güzeldi…
Elbette ki; tadı tuzu yok. Korkunç bir kalabalık ziyadesiyle bir düzensizlik ve kaos ortamı.
Bir de dikkatimi çeken birkaç husus var;
Bu kadar perde ve çay sehpası ihtiyacı nerden doğuyor?
Diğer bir konu ise; memleketin bir kısım “Erkekleri” ile ilgili!
Adı üzerinde; bayram alışverişi…
adam akıllı muamele etmeyecekseniz, çoluk çocukla bayram alışverişine çıkmayın!
cadde ortasında çocuklarının yanında o kadınları çekiştirip durmayın!
bağırıp çağırmayın!
Az adam olun!
Bahçesaray halkı yıllardır bitmeyen yol çilesine mahkûm ediliyor. Kış aylarında aylarca süren ulaşım sorunu, uzayan yollar, Van’da işi olup gelemeyen insanlar, hastalar, öğrenciler… Buna rağmen hâlâ kalıcı bir çözüm üretilmiyor.
Yollar açıldığı hâlde, sırf birileri “hizmet getiriyoruz” algısı oluşturup gövde gösterisi yapsın diye halk mağdur edilmeye devam ediliyor. Bayram arifesinde yaşattığınız bu zulüm niye? Bugüne kadar Bahçesaray’a zerre faydası olmayan, ancak Bahçesaray’ın her türlü nimetinden faydalanan siyasi figürler artık bu halkın yakasından düşmelidir.
Yol medeniyettir. Bu çağda bir ilçenin hâlâ temel ulaşım sorununu çözememiş olması kabul edilemez bir ayıptır, tam anlamıyla bir utanç vesikasıdır. Bahçesaray halkı lütuf değil, hakkı olan güvenli ve kesintisiz ulaşımı istiyor.
Tünel meselesi artık ertelenmemeli, kalıcı çözüm derhâl hayata geçirilmelidir.
Tarih 24 Mayıs!
Halkın yolunu açması gerekenler baskı, kelepçe ve gözaltı ile yanıt veriyor!
Bu akşam Miks ilçemizde yolun akıbetini soran halka ve şoförlere yapılan saldırıyı kınıyoruz. İlçe yolunu açmayan sorumlular neyi bekliyor?
Bugün Bahçesaray durağını ziyaret ettik. Halkımız da şoförler de çok öfkeli haklı olarak. Bu zulüm bayramda durmalı ve yol açılmalı!
@DEMPartiWan@dbp_wan@Nebahat_Benek@ayvazhzr@AbdullahZeydan@neslihansedal65
Demokrasi ve hukuk, yalnızca “kendimiz” için talep edildiğinde değil; herkes için savunulduğunda anlam taşır. Dün Kürt seçmen iradesi üzerinde uygulanan kayyım politikaları, yargı eliyle siyasal alanın daraltılması ve antidemokratik müdahaleler karşısında sessiz kalanlar, bugün aynı yöntemlerin CHP’ye yöneldiğini görüyor.
İBB seçimlerinden bu yana ortaya çıkan tablo, yargının siyasal rekabetin aparatı hâline getirilmesinin nasıl bir hukuk güvenliği krizine yol açtığını açık biçimde göstermektedir. Hukukun evrensel ilkeleri; kişi, parti ve kimlik ayrımı yapılmaksızın uygulanmadığında ortaya çıkan şey adalet değil, güç hukukudur.
Bir toplumda hukuksuzluk normalleştiğinde hiç kimse güvende değildir. Bugün CHP üzerinden verilen mesaj, dün Kürtlere yöneltilen uygulamalardan bağımsız değildir. Demokrasi; seçme-seçilme hakkının, ifade özgürlüğünün ve siyasal çoğulculuğun birlikte korunmasıyla mümkündür.
Türkiye’nin ihtiyacı; rakibini hukuk yoluyla tasfiye etmeye çalışan bir siyasal düzen değil, bağımsız yargının güvence altına alındığı çoğulcu ve özgürlükçü bir demokratik rejimdir. Aksi hâlde bugün bir kesime yönelen hukuksuzluk, yarın toplumun tamamını kuşatır. Bekleyip göreceğiz; ancak görünen o ki yeni dönemde Kürt meselesi ve demokratik haklar üzerinden yeni kırılmalar kapıda.
Demokrasi ve hukuk, yalnızca “kendimiz” için talep edildiğinde değil; herkes için savunulduğunda anlam taşır. Dün Kürt seçmen iradesi üzerinde uygulanan kayyım politikaları, yargı eliyle siyasal alanın daraltılması ve antidemokratik müdahaleler karşısında sessiz kalanlar, bugün aynı yöntemlerin CHP’ye yöneldiğini görüyor.
İBB seçimlerinden bu yana ortaya çıkan tablo, yargının siyasal rekabetin aparatı hâline getirilmesinin nasıl bir hukuk güvenliği krizine yol açtığını açık biçimde göstermektedir. Hukukun evrensel ilkeleri; kişi, parti ve kimlik ayrımı yapılmaksızın uygulanmadığında ortaya çıkan şey adalet değil, güç hukukudur.
Bir toplumda hukuksuzluk normalleştiğinde hiç kimse güvende değildir. Bugün CHP üzerinden verilen mesaj, dün Kürtlere yöneltilen uygulamalardan bağımsız değildir. Demokrasi; seçme-seçilme hakkının, ifade özgürlüğünün ve siyasal çoğulculuğun birlikte korunmasıyla mümkündür.
Türkiye’nin ihtiyacı; rakibini hukuk yoluyla tasfiye etmeye çalışan bir siyasal düzen değil, bağımsız yargının güvence altına alındığı çoğulcu ve özgürlükçü bir demokratik rejimdir. Aksi hâlde bugün bir kesime yönelen hukuksuzluk, yarın toplumun tamamını kuşatır. Bekleyip göreceğiz; ancak görünen o ki yeni dönemde Kürt meselesi ve demokratik haklar üzerinden yeni kırılmalar kapıda bekleyip göreceğiz.
Ben size iktidara gül bahçesinden geçerek gitmeyi vadetmiyorum.
Ben size acıya katlanmayı ama teslim olmamayı vadediyorum.
Ben size onur, haysiyet, cesaret ve mücadele vadediyorum!
Van’ın gençleri yıllardır ekmek parası için memleketini terk ediyor…
Kimi bir inşaat iskelesinde, kimi gurbette bir şantiyede hayatını tüketiyor.
Arkalarında annelerin gözyaşı, yarım kalmış hayaller ve sessizleşen sokaklar kalıyor.
Bir insanın doğduğu şehirde yaşayabilmesi, çalışabilmesi, umut kurabilmesi lüks değildir.
Ama bugün Van’da gençlerin önüne ya işsizlik ya da gurbet konuluyor.
Mağaza açılışlarıyla, birkaç vitrin ışığıyla bu acı bitmez.
Bu şehrin; üretime, fabrikaya, gerçek yatırıma ve kalıcı istihdama ihtiyacı var.
Bu sorumluluk; bu şehri yönetenlerin, vekillerin, STK’ların ve Van’ın imkanlarından beslenen herkesin boynundadır.
Artık bir şey yapılmalı.
Yeter bu kadar acı…
Yeter bu kadar gözyaşı…
Van’ın gençleri memleketinde yaşamak istiyor. İnsanca!
Biri Van’da, diğeri şehir dışında meydana gelen iki ayrı inşaat kazasında iki Vanlı genç yaşamını yitirdi.
İnşaattan düşerek hayatını kaybeden Ergin Başak ile Resul Karataş’ın ölümü, iş güvenliği ihmallerini yeniden gündeme taşıdı...
Kürtler önce kendi içinde birbirini dinlemeyi ve farklılıklarıyla barışmayı başarmalıdır. Her farklı düşünceyi ayrıştırma nedeni yapmak yerine, bunu bir zenginlik olarak görmek gerekir.
Bizlerle, sizlerle aynı düşünmeyen herkes hain değildir. Hainlik bu kadar ucuz bir şekilde insanlara yakıştırılmamalı. Farklı düşünmek, eleştirmek ya da başka bir yerden bakmak; insanı düşman yapmaz.
Kürtler için büyük bir değer olan @ararattmem son açıklamalarıyla buna dikkat çekiyor. Yıllardır Kürt dili ve müziği için büyük emek veren, sesiyle ve eserleriyle önemli bir kültürel hafıza oluşturan sanatçıları anlamaya çalışmak gerekir. Aynı düşünmek zorunda değiliz; ama birbirimizi yok saymadan, en önemlisi saygı duyarak ötekileştirmeden konuşabilmeliyiz.
İnsan hakları savunucuları ve Avukatlar, evrensel hukuk tarafından korunan meşru faaliyetleri nedeniyle suçlanamaz. BM bildirgeleri, Avrupa Konseyi ve AİHM kararları açık: Hak savunuculuğu, mesleki faaliyetler, toplantı ve ifade özgürlüğü kapsamındaki faaliyetler kriminalize edilemez.
Terörle mücadele mevzuatının geniş ve keyfi yorumu, savunma hakkını ve sivil toplumu hedef aldığı su götürmez bir gerçektir.
Mesleki faaliyetler ve hak savunuculuğu örgüt üyeliği değildir; aksi yaklaşım hukuk devleti ilkesini ve adil yargılanma hakkını ihlal eder.
Hukuka aykırı kararın bozulacağına olan inancımız tam. Çok geçmiş olsun. @nurcan_kaya_
Baromuz üyesi Av. Nurcan Kaya hakkında, örgüt üyeliği suçlamasıyla 6 yıl 3 ay hapis cezası verilmiştir. Söz konusu duruşmaya Baro Başkanımız Av. Abdulkadir Güleç katılmıştır.
Meslektaşımız Av. Nurcan Kaya’nın avukatlık faaliyetleri ile insan hakları, azınlık ve kadın hakları alanındaki çalışmaları suçlama konusu yapılmış; bu faaliyetlerin silahlı örgüt üyeliği kapsamında değerlendirilemeyeceği yönündeki açık savunmasına rağmen, kesin ve inandırıcı deliller ortaya konulmaksızın hakkında mahkûmiyet kararı verilmiştir. Savunma mesleği kapsamında yürütülen faaliyetlerin cezalandırılması, insan hakları, ifade özgürlüğü ve evrensel hukuk normlarıyla açıkça çelişmektedir.
İnsan hakları savunuculuğunun suç gibi gösterilmesi, hukuk devleti ilkesini zedelemekte; ifade özgürlüğü ve savunma hakkı üzerinde ağır bir baskı oluşturmaktadır. Avukatlık mesleğini yargısal baskılarla kriminalize eden, savunma makamını itibarsızlaştıran ve işlevsizleştiren bu yaklaşım kabul edilemezdir.
Hukuki dayanaktan yoksun olarak verilen bu kararı kabul etmiyoruz. Davanın ulusal ve uluslararası hukuk mekanizmalarında takipçisi olacağımızı, hukukun üstünlüğü ve evrensel normlar çerçevesinde süreci kararlılıkla izleyeceğimizi kamuoyuna saygıyla bildiriyoruz.
Avukat, hayatınızdaki hataların taşıyıcısı değil; sonuçları hukuk zeminine taşıyan kişidir.
Yanlış ekonomik kararlarınızın, yürümeyen evliliğinizin ya da sizi yargı sürecine götüren eylemlerinizin sorumluluğunu savunmaya yüklemek; gerçeği değiştirmez, sadece sorumluluktan kaçıştır.
Avukatlık Kanunu’nun çizdiği sınırlar nettir: Avukat, sebep değil; hak arama özgürlüğünün teminatıdır. Buna rağmen toplumda oluşan yanlış algı, savunmayı hedefe koyarak kolay bir suçlu yaratma eğilimindedir.
Oysa savunmayı yıpratmak, yalnızca bir mesleği değil; doğrudan adaletin dengesini sarsar.
Gerçekle yüzleşmek zor olabilir.
Ama hukuk, kaçanları değil; yüzleşebilenleri korur.
Meslektaşımıza Allah’tan rahmet sevdiklerine baş sağlığı ve sabır diliyorum.
AVUKATLARI HEDEF GÖSTEREN DİLİN VE CEZASIZLIĞIN SONUCU:
BİR MESLEKTAŞIMIZ DAHA KATLEDİLDİ!
28.04.2026 tarihinde Bursa ili Gürsu ilçesinde meydana gelen silahlı saldırı sonucunda, Baromuza kayıtlı meslektaşımız Av. Hatice Kocaefe’nin yaşamını yitirdiğini, kız kardeşinin de yaralandığını derin bir üzüntüyle öğrenmiş bulunmaktayız.
Edinilen bilgilere göre; saldırıyı gerçekleştiren şüphelinin, meslektaşımız Av. Hatice Kocaefe tarafından başlatılan icra takibinin borçlusu olduğu ve meslektaşımızın yalnızca avukatlık görevini yerine getirmesi sebebiyle hedef alındığı anlaşılmaktadır. Başka bir ifadeyle, bu saldırı doğrudan doğruya avukatlık faaliyetinin icrasına yönelmiş olup, mesleki görev nedeniyle işlenmiş ağır bir suçtur.
Bu saldırı, yalnızca bir meslektaşımıza yönelmiş bireysel bir şiddet eylemi değil; savunma hakkına, hukukun üstünlüğüne ve yargının kurucu unsurlarından biri olan avukatlık mesleğine yönelmiş alçak bir saldırıdır.
Meslektaşımız Av. Hatice Kocaefe’nin hayatını kaybetmesine neden olan bu menfur saldırıyı en güçlü şekilde kınıyoruz. Sorumluların etkin bir soruşturma ile yargı önüne çıkarılması ve en ağır şekilde cezalandırılması için sürecin takipçisi olacağımızı kamuoyuna bildiririz.
Bu kapsamda, Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı ile temas halinde olduğumuzu, failin yakalanması ve olayın tüm yönleriyle aydınlatılması için süreci yakından takip ettiğimizi ve üzerimize düşen her türlü çabayı göstereceğimizi özellikle vurgularız.
İstanbul Barosu olarak, meslektaşlarımızın can güvenliğinin sağlanması için gerekli tüm önlemlerin alınması gerektiğini bir kez daha vurguluyor; yetkili makamları bu konuda ivedilikle harekete geçmeye davet ediyoruz.
Meslektaşımız Av. Hatice Kocaefe’yi rahmetle anıyor, ailesine, yakınlarına ve tüm meslektaşlarımıza başsağlığı; yaralıya acil şifalar diliyoruz.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
İSTANBUL BAROSU