Türk bayrağına şişeyle ve kemerle saldıran Güney Özbenli
Bayrağa ilk saldırıyı başlatan DHKP-C’li İlhan Kaya
Bozkurt yaptığı için Türk kadınına saldıran Eda Özen
Görüntüleri ve kimlikleri ortada olmasına rağmen hala hiçbir işlem başlatılmadı.
Ey yüce Rabbim, akşam derbide bu sezon kim daha çok haram puan toplamışsa, hangi takım daha fazla kollanmışsa o takımı hüsrana uğrat.
Delikanlı olan "Amin" yazsın.
An itibariyle ilk Emine Ülker Tarhan şokumu yaşıyorum. Aşağıda kendisinin Sezgin Tanrıkulu ile birlikte verdiği Terörle Mücadele Kanunu 2(2), 6(2), 6(3), 6(4), 6(5), 7(2) ve 7(3) maddelerinin kaldırılması kanun teklifini okuyun. E komisyon da Sezgin Tanrıkulu da bunu diyor zaten. Terör örgütünü affedelim yasa değişikliği teklifi bu. Anlaşılan o ki Tarhan’dan da pek bir şey beklemeyin.
https://t.co/xtvKfk8qTw
Sene 1998... Öcalan'ın henüz yakalanmadığı dönem. Türkiye'de bir kitap çıkıyor. Adı, Türkiye'nin Kürt Meselesi... Kitap boyunca Kürt meselesinden ve tarihinden söz ediliyor. Sayfaların sonunda "Demokratik Tahkim" adında bir süreçten bahsedilmiş. Yani bir tür çözüm süreci...
Projeye göre Kürt sorununun çözümü için devlete bir aracı gerekiyor... Kürtleri temsil eden aracılar...
Proje, aracıların seçimle gelmesini öngörüyor. Bunun için Kürtleri temsil eden bir parti kurulacak ve seçimle meclise girecek. Devlet buna müsaade edecek.
Kürt partisi, propagandasını yapıp seçimi kazanıp meclise girdikten sonra bir temsilci heyeti oluşturulacak.
Temsilciler arasında PKK'ya yakın isimler de olacak, Kürt olmayanlar da olacak.
Ardından, devlet Kürt sorununun çözümü için masaya oturacak ve diyalog süreci başlayacak.
Devlet, Kürt partisinin PKK karargahı dahil olmak üzere diledikleri kişilerle konuşmasına müsaade edecek.
PKK, süreci desteklediğini ilan edecek ve müzakereler meşrulaşacak.
Proje kapsamında mecliste tüm partilerin katıldığı bir "komisyon" kurulacak.
Komisyon, Kürtlerin talep ve ihtiyaçlarını karşılayacak reformlar için tavsiyeler oluşturacak.
Sivil toplum örgütleri, devletin de desteğiyle süreci sahiplenecek. Tanınan iş insanları, aydınlar, sendikalar süreci kabul etmesi için halka propaganda yapacak.
Şiddete bulaşmayan PKK'lılar, hapisten çıkacak, sürgünden dönecek, topluma yeniden karışacak hatta seçimlere katılacak. Devlet bunlara müsaade edecek.
Terör eylemlerine karışan PKK'lılar ise süreç başarıyla tamamlandıktan "birkaç yıl sonra" geri dönecek.
Proje başarıya ulaştığında çok uluslu devlet yapısına doğru gidiş resmen tanınacak.
Klasik Kemalist ulus modelinden ayrılmayı reddeden endişeli Türkler olacak. Ama Kürtler arasında baş gösteren milli bilinçlenme sürecinden geri dönüş olmayacağı için bu süreç asla durdurulamayacak.
ABD ve AB gerektiğinde Türkiye'yi baskı altına alacak ve sert mesajlar verecek.
Bu projenin ana hatları, yukarıda bahsettiğim üzere 1998 yılında çıkan bir kitapta yazılı. Kitabın yazarı Graham Fuller... CIA'nın eski Türkiye sorumlusu. Gülen'in bir numaralı koruyucusu... Kemalizm aşılmalı diyen zat. Kitabın diğer yazarı Henri Barkey... AA'nın haberine göre 15 Temmuz darbe girişiminde rol aldı. Bir de kitabın ön sözünü yazan zat var. Morton Abramowitz... Geçmişte Türkiye'de büyükelçilik yaptı. ABD'nin "Türkiye" masasının baş aktörlerinden biri.
İşte, ABD emperyalizminin daha Öcalan yakalanmadan önce bilinen en meşhur kodamanları üzerinden Türkiye'ye kestiği Kürt sorunu faturası böyle... Aradan 28 koca yıl geçti.
Bu uzun yıllar arasında ülkemizde neler oldu? Cevabı biliyorsunuz.
Kaynak: Türkiye'nin Kürt Meselesi - sayfa 300-308
Bese Hozat Kimdir ve Verdiği Mesajların Anlamı Nedir?
PKK’nın Kandil’deki en önemli elebaşlarından, belki de şu an en önemlisi topuklu terörist Bese Hozat: “Türkiye bu süreci geliştirmezse Türkiye’nin geleceği çok karanlıktır. PKK kadroları af maf istemiyor. Eve dönüş yasası falan da istemiyor. Af, suç işleyenler için yapılır. Biz suç işlememişiz ki af isteyelim” demiş.
Şimdi kimileri bunu duymaz, duymak istemez, kulağının üstüne yatar, kimileri hafife alır, kimileri ciddiye, kimileri de örgütün siyasi uzantılarına/etki ajanlarına/milislerine ekrandan verilen bir mesaj olarak okur, bilemem, ama ben Bese Hozat kod Fatma Yıldız’ı bilir ve önemserim.
Öncelikle vurgulayalım; onun bu çatallı dili, sadece ihanet, sadece vekalet, sadece tehdit, sadece ayar barındırmıyor. O hem süreç severlere/teslim olmuşlara/örgüte kanmışlara net bir mesaj ve örgüt kadrolarına net bir talimat veriyor.
///
Verdiği mesajları ve süreç için anlamını yorumlamadan önce size Bese Hozat’ın örgütteki yerini ve önemini kısaca anlatayım:
“O Apo’nun Kandil’deki Yankısıdır.”
Bese Hozat terör örgütünün en kritik çekirdek kadrolarındandır, en tepedeki birkaç teröristten biridir ve örgütün üstyapı ideoloğudur. KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı’dır; bu pozisyon örgütte stratejik karar mekanizmasının en üst katmanında bulunmak anlamına gelir. Apo’nun ideolojik çizgisini yorumlayan, güncelleyen, söylemlerini örgüt politikalarına çeviren, yeniden kodlayan ve örgüt tabanına aktaran en etkili figürdür. Bu haliyle Bese Hozat terör örgütünün siyasal söylemlerinin, uluslararası mesajlarının, çözüm süreci dönemi analizlerinin, örgütsel stratejik kavramlaştırmalarının çoğunu Apo adına bizzat formüle eden baş teröriçedir ve Kandil’in “ideolojik beyni” olarak kabul edilir. Bu haliyle 3 tane Murat Karayılan, 5 tane Cemil Bayık, 35 tane Duran Kalkan, 75 tane Mustafa Karasu eder. Her sözü bir sinyaldir, talimattır.
Açıklamaları, örgütün özellikle gençlik-milis yapılanması (YPS, YDG-H, Asayiş), kadın yapılanması, şehir hücreleri, sosyal medya operatörleri, medya yapılanmaları, Türk medyasına sızmış etki ajanları, Avrupa’daki propaganda mekanizması için operasyonel talimat niteliği taşır. O, Apo adına “Siyasi meşruiyet yaratma” sürecinin ana mimarıdır, PKK’nın kendini bir “taraf”, bir “meşru aktör”, bir “çatışma paydaşı” gibi sunma çabalarının arkasında onun söylem mühendisliği vardır. Yani Bese Hozat, İmralı’daki Apo’nun izdüşümü, dişil türevi, Apo’nun tercüme edilmiş sözüdür.
Söylevleri ne kadar ciddiye alınmalıdır?
Kısa ve net bir yanıt vereyim: Çok. Hatta gereğinden bile çok. Çünkü Hozat’ın sözleri açıklama değil, örgütün stratejik terör bildirisi, talimatı, mesajıdır. Ve özellikle: “Suç işlemedik” / “Af istemiyoruz” sözleri; örgütün meşruiyet alanını genişletme, devleti ise hükümranlıkta denk aktör olarak konumlandırma denemesidir. Bu nedenle çok tehlikelidir ve çok ciddiye alınmalıdır.
///
Peki sözlerinin anlamı nedir?
Siz benim buna terör örgütünün son dönem kodlarını okuma çabası da diyebilirsiniz. Ve gördüğümü en baştan söyleyeyim: Kod Bese Hozat’ın bu söylemi, devlet aklı için normal bir tehdidin çok ötesindedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin meşruiyetini, hukukunu, egemenliğini hedef alan temel bir meydan okumadır.
Bese Hozat’ın ağzından çıkan hiçbir kelime, bir teröristin laubaliliği değildir; devletin egemenlik alanına atılmış hesaplı bir neşter cerrahisidir. PKK, Türkiye’yi kendi terör eylemlerinin muhatabı değil; kendi siyasal talebinin ‘tarafı’ olarak göstermek istiyor. Bu, klasik bir terör söylemi değil; bir devletleşme iddiasının habercisidir. Devlet bunu anında kırmazsa, bu iddia uluslararası alanda ‘zımni kabul’ üretir.
Açalım:
• Bu cümle/açıklama terör örgütünün sürece bakışını gösteren ve ispat eden en temel yaklaşımlarından biridir. Kesinlikle ağzı gevşek bir teröristin gevşek bir lafı değildir. Türkiye Cumhuriyeti’nin meşruiyetini, hukukunu, egemenliğini hedef alan temel bir meydan okumadır.
• Bu söz, terör örgütünün 40 yıllık kanlı tarihini aklamaya çalışmasından çok daha büyük bir tehdidi içerir: Devletin meşruiyetini yok sayarak kendini devletle eşit konumda ilan etme teşebbüsü.
• “Suç işlemedik” demek, aslında “devleti tanımıyoruz” demektir. Bu söylem; terörü, ihaneti, kalleşliği, kahpeliği, arkadan vurmayı, bombayı, mayını, pusuyu, hendekleri, infazları, çocukları, bebekleri katletmeyi “suç” değil “hak” gösterme çabasıdır.
Bu cümlenin alt anlamı şudur: “Türk devleti bizim üzerimizde hükümran değildir.” Bu haliyle bu kaşar teröristin dedikleri devlete karşı paralel otorite ilanıdır.
• “Af istemiyoruz” demekle devlete “sen üst değilsin” deme cüreti gösteriyor. Affı reddederek; “Sen bizi yargılayamazsın-sen bizi affedemezsin-sen bizim üzerimizde egemen değilsin” demeye getiriyor.
• Bunlar sanki bir terör örgütü değil de kendilerini devlete denk, hatta üstün gören, statü iddiasının pratikleridir. Ve devlet için kırmızı alarm değerindedir.
• PKK, bu söylemle artık suçtan değil; statüden konuşmaya başlamıştır. Ve bu çok kritiktir. Topuklu terörist Bese Hozat, “suç işlemedik” derken; “Biz terörist değiliz; tarafız”, “Biz suçlu değiliz; siyasi özneyiz”, “Siz de bize göre tarafsınız” demeye getirmektedir.
• Bu, Türkiye’yi hukuki düzlemden, “iç çatışma/iki taraflı çatışma” düzlemine çekme girişimidir. Son derece sinsi bir terör yaklaşımıdır, uluslararası hukukta ‘silahlı çatışma statüsü’ arayışı ve yine uluslararası hukukta ‘iç statü bildirimi’ kurnazlığıdır. Süreç içerisinde verilen/verilecek her tavizi, uluslararası alana/hukuka taşımayı amaçlayan sinsi bir terör aklıdır.
Unutulmasın: Bese Hozat, bugün PKK’nın hem stratejik kodlayıcısı hem de operasyonel tetikleyicisidir. Kandil’in teorisini, sahadaki hücrelerin eylemine bağlayan köprü Hozat’tır. O konuşur, örgüt hareket eder. O ima eder, milisler uygulamaya geçer. O çerçeve çizer, Avrupa’daki propaganda mekanizması o çerçeveyi dolaşıma sokar.
Bu cümleler terör örgütü PKK’nın insanlık dışı bir terör örgütü olduğunu ve cinayetlerini normalleştirme operasyonudur.
“Suç yok” demek şu anlama gelir:
• Köy basmak suç değil.
• Çocukları öldürmek suç değil.
• Öğretmenleri katletmek, bayrak direklerine asmak suç değil.
• Bebekleri, ana karnındaki çocukları kurşunlamak suç değil.
• Mayın/EYP döşemek suç değil.
• Masum askerleri, polisleri arkadan vurmak suç değil.
• Vatanı için terörle mücadele eden korucuları hain ilan etmek suç değil.
• Meskûn mahallerde hendek kazmak, tünel açmak, sivil halkı kalkan olarak kullanmak, halkın çocuklarını zorla-tehditle-şantajla ateşe sürmek suç değil.
• Gençleri, çocukları kandırıp dağa çıkartmak suç değil.
• Siyasi suikastlar suç değil.
• Pusu, sabotaj, kundaklama, yakma, infaz suç değil.
• Orman yakma; jeosit, ekosit suç değil.
Topuklu terörist Bese Hozat’ın bu söylemi; Türkiye Cumhuriyetin egemenliğine karşı yapılmış en tehlikeli psikolojik operasyonlardan biridir. İşledikleri cinayetleri suç kategorisinden çıkarıp “hak verilmiş siyasal şiddet” kategorisine sokmaya çalışmaktır.
Bununla;
• Devletin ceza hukukunu boşa düşürmeyi hedefliyorlar.
• Devletin, örgüt üzerindeki yargı otoritesini çökertmek istiyorlar.
• Terörü siyasal alana taşıma çabasındalar.
• “Suç değilse, terör yoktur; terör yoksa siyasi çözüm vardır” algısını oluşturmak istiyorlar.
Bu söylem, Türkiye’yi terör kategorisinden ‘iç çatışma’ kategorisine çekme girişimidir. Amaç şudur:
• Terörü “çatışma”ya çevirmek,
• PKK’yı “örgüt”ten “taraf”a taşımak,
• Devleti tek meşru otorite olmaktan çıkarmak,
• Yeni süreç dayatmalarında PKK’yı “eşit aktör” konumuna oturtmak.
Bu cümle, geleceğin masasına şimdiden atılmış bir statü virüsüdür. Devlet bu virüsü bugün yokedip atmazsa, yarın bu kansere dönüşür. Bütün bunlar terör örgütünü devletle denkleme stratejisinin bir parçasıdır. Terör örgütünden, silahlı örgüte, silahlı örgütten tarafa, taraftan aktörlüğe, aktörlükten statü sahipliğine geçiş stratejisidir. Becerebilirlerse sürecin en kritik sıçramalarından birine karşılık gelir.
Peki bu söylem Türkiye’de neden boşluk buluyor?
Çünkü:
• Bazı kesimler hâlâ örgütün söylemini “kimlik politikası” sanıyor.
• Bazı medya yapılarına sızılmış durumda.
• Bazı aktörler siyasal çıkar için örgüt söylemine alan açıyor.
• Bazı uluslararası odaklar PKK’yı zorunlu bir “müttefik” gibi görüyor.
• Bazı akademik çevreler batı etkisiyle meseleyi çarpık okuyor.
İşte bu yüzden Bese Hozat’ın bu cümleleri görünüşte masum, ama içerikte yıkıcı bir potansiyel taşıyor.
Terör örgütünün lider kadroları; kendi adlarına süreci işletenlere, destekçilerine, etki ajanlarına ve sürece teslim olanlara şu mesajı veriyor:
• “Bu kez af değil; eşit statü istiyoruz.”
• “Bu kez suçtan pazarlık değil; statüden pazarlık yapacağız.”
Bu, bir müzakere arayışından çok daha öte, çok daha pervasız; Türkiye Cumhuriyeti’ne bir karşı statü dayatmasıdır. Belli ki sürecin devamında masaya şunları da koyacaklar: “Terör değil, çatışma / terörist değil, taraf / ceza indirimi-af değil, siyasal çözüm.”
Terörist elebaşı topuklu terörist kod Bese Hozat üzerinden terör örgütü PKK;
• Devletin meşruiyet sinyallerini kesmeye, otorite düğümlerini zayıflatmaya,
• Toplumsal algı akışını manipüle etmeye çalışıyor.
Yani bu bir açıklama değil; devletin sinir sistemine atılmış bir “otorite virüsü”dür. “Suç işlemedik ki!” diyerek suç alanında olmadıkları devlete kabul ettirerek siyasi alan talep ettiklerini söylüyorlar. Önce statü, sonra pay, sonra kopuş, sonra diğer parçalarla bütünleşme istiyorlar.
Örneğin “Güneydoğu bizim, Türkiye hepimizin!” diyorlar. Bu cümlenin hedefi, sadece Türkiye’nin egemenliğine değildir, Türkiye’nin sağılmasıdır.
Kafalarında güneydoğumuzun tüm alanlarına ve kaynaklarına çökmek, geri kalan Türkiye’nin de otoritesi/egemenliğini paylaşmak, kaynaklarını ve varlığını sağmak, yağmalamak var.
• Bitmez, ardı kesilmez talepler, devletten-milletten-vatandan-ordudan intikam alma hırsları var.
• Bu arsız ve pervasız söylem ve arkasındaki niyet; Türkiye’nin egemenliğine, varlığına, iç düzenine yönelmiş en tehlikeli meşruiyet operasyonlarından biridir.
Bese Hozat’ın söylediği söz, bir teröristin cüreti değildir; devletin meşruiyet merkezine yönelik bir sibernetik saldırıdır. Bu saldırı bugün durdurulmazsa, yarın ‘biz zaten söylemiştik’ demenin hiçbir anlamı kalmaz.
Son sözüm:
Terör bitmeli midir?
Evet, kesinlikle evet.
Türk Devleti ve Ordusunun dağda kazandığı kesin zafer çerçevesinde kesinlikle evet. Çözümün temel parametresi budur, örgütün hezeyanları, dış baskılarla/konjonktürle kabaran arsız talepleri değil.
Örgüt kaybettiği bir mücadelenin sonrasında 5 alandaki (Irak-İran-Suriye-AB ve Türkiye) bütün varlığından, iddiasından, emellerinden, bağ ve bağlantılarından, vekilliklerinden kayıtsız şartsız vazgeçmelidir.
Böylece af dilemelidir.
O zaman --- ve sadece o zaman --- şehit ailelerinin ve gazilerin onayıyla, milletin vicdanıyla, “başka kan akmasın” diyerek devlet affı gündeme gelebilir.
Kanı akan biri olarak, milleti, orduyu ve kamuyu tanıyan biri olarak gördüğüm onurlu, tutarlı, gerçekçi çıkış budur.
Gerisi karanlıktır.
Saygılarımla
30 Kasım 2025
‼️İşte buyrun... Papa Hazretleri Türkiye'den ayrılır ayrılmaz bir tweet atıyor ve "Ekümenik Patrik" ifadesinin bir kez daha altını çiziyor.
Yani günlerdir ağırladığınız, "İlahi dinlettik" diye sevindiğiniz Papa kısaca diyor ki;
"Ben Türkiye'nin bölünmez bütünlüğünü tanımıyorum, Lozan'ı tanımıyorum, sizin varlığınızı tanımıyorum..."
Bunu daha açıkça nasıl ifade edebilir?
Hala görmüyorsunuz... Çünkü kör de değilsiniz, aptal da...Niyetiniz kötü...
➖➖➖➖
📌Sevgili Papa Hazretleri...
Ekümenik Patrik diye bir şey yoktur.
Bahsettiğiniz patrik, Türk makamlarına bağlı dini bir kuruluştur..
Dolayısıyla "Ekümenik" tabirini kullanmak Türkiye yasalarına ve Türk halkına saygısızlıktır.
Eğer Türkiye'ye ve Türk halkına karşı dostluk duyuyorsanız, bu yanlışınızı düzeltin ve özür dileyin. Aksi takdirde bunu kasıtlı ve düşmanca amaçlarla kullandığınızı düşüneceğiz.
➖➖➖➖
📌Dear Pope...
There is no such thing as an Ecumenical Patriarch.
The patriarch you mentioned is a religious organization affiliated with the Turkish authorities. Therefore, using the term "Ecumenical" is a disrespect to the laws and people of Türkiye. If you feel friendship towards Türkiye and the Turkish people, correct this mistake and apologize. Otherwise, we will think that you are using it intentionally and for hostile purposes.
Biri kokarca diğeri İsrail Sazanı. Biri doğadaki tüm çiçek ve tohumları yiyor, diğeri akarsularımızdaki endemik balıklarımızın yumurtalarını yiyerek yok ediyor. Biri Karada diğeri suda. İkisi de istilacı. Ben ikisinin de biyolojik silah olduğunu düşünüyorum ve tekrar uyarıyorum.
3 AY SONRA SEÇİME VAR MISINIZ?
40 KADAR MİLLETVEKİLİNİN DİPLOMASI ŞAİBELİYMİŞ
Bunlar isbatlanırsa, bu milletvekillerinin nitelikli, örgütlü, yüz kızartıcı suçtan 30 Milletvekilinin milletvekilliği düşürülürse, 3 ay içinde ara seçime gidilir. Halen TBMM de 8 sandalye boş.
TÜRKİYE NEREYE GİDİYOR?..
ÖSYM’nin sistemine girip puanları yükseltmişler!
İddianamede açık açık yazıyor, sanık sistemsel müdahaleyi itiraf ediyor!
Dün #OnlarTV yayınında tüm detaylarıyla anlattık.
Ama biz anlatınca, kuyruğuna bastıklarımız ve sahte diploma düzeninden nemalananlar hemen rahatsız oldu.
Trol ve operasyon hesapları yine devreye girdi:
“Yalan söylüyor!” diye çırpınmaya başladılar.
📌 Buyurun, ifade burada:
Hekimlerin sorunları nelerdir?
-> Emekliliğe yansıyan maaşın ÇOK DÜŞÜK olması,
-> Alay edercesine DÜŞÜK Giyim Yardımı,
-> AĞIR İŞ YÜKÜ,
-> Sistemsel Sorunlardan ötürü ARTAN ANGARYA,
-> Gereksiz başvurular sebebiyle HASTALARA YETERLİ VAKİT AYIRAMAMAK,
-> Aile Hekimlerinden YAPILAN HAKSIZ KESİNTİLER,
-> SAĞLIKTA ŞİDDETİN BİR TÜRLÜ ÇÖZÜLEMEMESİ/ÇÖZÜLMEK İSTENMEMESİ,
-> YÜKSEK VERGİ DİLİMLERİ dolayısıyla her ay AZALAN GELİR,
-> İŞÇİLERDEKİ GİBİ TEDİYE/İKRAMİYE GELİRLERİNİN OLMAMASI,
-> Hastanelerin HALA BAZILARINDA İNSANİ YİYECEKLERİN VEYA YİYECEK SERVİSİNİN BULUNMAMASI(Tabakta değil plastik kartonda yiyeceklerin verilmesi)
-> Öğretmen Evi, Polis Evi gibi Hekimlerin faydalanacağı YETERLİ SAYIDA HEKİM EVİNİN BULUNMAMASI,
-> HASTA MEMNUNİYETİ ANLAYIŞINI BENİMSERKEN HEKİM MEMNUNİYETİNİN FAZLA ARKA PLANDA KALMASI SONUCU; HASTA-HEKİM İLİŞKİLERİNİN ÇİFT TARAFLI KÖTÜLEŞMESİ,
-> EMEKLİLİK KOŞULLARININ HEKİMLİĞE YAKIŞMAYACAK DÜZEYDE KÖTÜLEŞMESİ,
-> ÖZEL SEKTÖRDE GÖREV YAPAN HEKİM ARKADAŞLARIMIZA HALA "ŞİRKET KURDURMA" USULSÜZLÜĞÜNÜN DEVAM EDİYOR OLMASI,
-> DİŞ HEKİMİ ARKADAŞLARIMIZIN SESLERİNE KULAK VERİLMEMESİ, SORUNLARININ GÖRMEZDEN GELİNMESİ,
-> HEKİMLERİN ÖDEYEMEYECEĞİ MİKTARLARDA MALPRAKTİS İLE CEZALANDIRILMASI,
-> KUZEY IRAK/SURİYE GÖREVLENDİRMELERİNE SİVİL HEKİMLERİN GÖNDERİLMESİ,
-> VE BU GÖREVLENDİRMELERE GİDEN HEKİMLERE 7/24 ESASINA GÖRE EK MESAİ/İCAP ÖDEMELERİNİ YAPMA KONUSUNDA ZORLUK ÇIKARTILMASI,
-> ASİSTAN HEKİMLERİMİZE YETERLİ KALİTEDE EĞİTİM İMKANININ SAĞLANAMAMASI,
-> TIP FAKÜLTELERİNİN YETERLİ VE STANDARTLARA UYGUN EĞİTİM SAĞLAYACAK SEVİYEDE OLMAMASI, GEREĞİNDEN FAZLA ÖĞRENCİ ALIMI SONUCU NİTELİĞİN GÜN GEÇTİKÇE DÜŞMESİ,
-> YENİ MEZUN HEKİMLERE ÜNİVERSİTEDE EVRAK DOLDURMA, KAN TAŞITMA GİBİ ANGARYA İŞLER YAPTIRIP MEZUN OLDUKLARINDA ACİL SERVİSLERDE İLK GÜNDEN İTİBAREN HASTA BAKMALARININ BEKLENMESİ,
-> DHY LİLERİN YASAL HAKLARINA RİAYET EDİLMEMESİ, ŞEHİRDEN ŞEHİRE DHY LİLERİN GÖREVLENDİRME ŞARTLARINDA FARKLILIKLARIN OLMASI,
-> AİLE HEKİMLİĞİNDE ANTİBİYOTİK, AĞRI KESİCİ, MİDE KORUYUCU YAZILMASININ ÖNÜNE GEÇİLEREK HEKİMLER ÜZERİNDEN VATANDAŞLARIN CEZALANDIRILMASI
-> MİLYONLARCA SAĞLIK ÇALIŞANININ BULUNDUĞU ÜLKEDE, BANKA PROMOSYONU ANLAŞMASINDA HALA KOMİK ÜCRETLERE İMZA ATILMASI,
-> HER TÜRLÜ MOBBİNG VE ADAM KAYIRMACILIĞIN ÖNÜNÜN KESİLMEMESİ, ÜSTÜNÜN ÖRTÜLMESİ
-> NE ZAMAN YATACAĞI SENELERDİR BELİRSİZ OLAN EK ÖDEMELER,
-> EŞİT İŞE EŞİT ÜCRET SAĞLANMAMASI, RİSKLİ İŞE VERİLEN ÜCRETLERİN YAPILAN İŞİN NİTELİĞİ İLE UYUMSUZ OLMASI,
-> BAŞTA PEDİATRİ OLMAK ÜZERE; ÇOCUK CERRAHİ, BEYİN CERRAHİ, KADIN DOĞUM, GÖĞÜS CERRAHİ, GENEL CERRAHİ, KVC Ve ACİL TIP
GİBİ HERKESİN TERCİH ETMEK İSTEMEDİĞİ, YAPILAN İŞİN/ELDE EDİLEN GETİRİ(MADDİ MANEVİ) ORANI AÇISINDAN VERİMSİZ OLDUĞU BÖLÜMLERE YAPILAN EKSTRA İYİLEŞTİRMELER OLMAMASI!
-> HEKİMLERİN SORUNLARINA VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİNE YETERİNCE KULAK VERİLMEMESİ
SORUNLARINI ÇÖZMEK VE KULAK VERİLMESİNE ARACI OLMAK İÇİN "TEK SENDİKA" ARTIK SAHAYA ÇIKIYOR!
SORUNLARINIZI BİLİYORUZ, FARKINDAYIZ, BİZ DE SİZİNLE AYNI SORUNLARI YAŞIYORUZ, TEK SENDİKADA BİRLİK OLMAK İÇİN İLK ADIMI ATIYORUZ;
BİZİMLE BİRLİKTE ADIM ATMANIZI BEKLİYORUZ!
(Not; Sorunlarınıza kulak tıkayan değil, sorunlarınızı dinleyip çözüm üretmeye çalışan kişilerle yola çıkıyoruz)
SESİNİZİ DUYURABİLMENİZ İÇİN ÖNCE SESİNİZİ ÇIKARMANIZ GEREKİYOR. TEK SENDİKA 'ya KATILIN SESİMİZİ BİRLİKTE ÇIKARALIM!
Terörsüz Türkiye hepimizin arzu ettiği bir şey elbette… Ama tiyatroya dönen bugünkü haliyle değil. Yaşadığımız ikinci Habur olayıdır. 30 teröristi bir alana toplayıp, üç beş silahı yakma görüntüsü inandırıcı değildir.