Mont Everest deluje apsolutno masivno...sve dok ga ne uporedite sa Olimpskom gorom (Olympus Mons) na Marsu. Sa svojih 8.849 metara, Everest je najviša tačka na Zemlji. Ali Olimpska gora, najveći poznati vulkan u Sunčevom sistemu, dostiže neverovatnih 21.900 metara, što ga čini oko 2,5 puta višim.
Ali nije samo visina ono što će vas raspametiti. Olimpska gora se proteže na oko 600 kilometara (373 milje) u prečniku. Ta površina je toliko ogromna da, kada biste stajali tačno u podnožju, zapravo biste jedva videli vrh jer bi bukvalno zalazio iza horizonta. Cela ova neverovatna razlika postoji zato što Mars ima mnogo slabiju gravitaciju i nema aktivne tektonske ploče kao što ih imamo ovde na Zemlji. To omogućava vulkanskim žarištima da samo izbacuju lavu i grade vulkane na jednom te istom mestu milionima godina, a da se pritom ne pomeraju.
Mijns inziens is dit een van de beste use cases voor AI-videocontent op dit moment. Een AI-influencer reist terug in de tijd naar 1536 om te vloggen over haar ervaringen in Tudor-Londen.
5 milyar yıl sonra Güneşin bizi yutacağını duyduğunda beynin bunu çok uzak bir ihtimal, sadece bir astrofizik detayı gibi algılıyor ama işin yüzleşmesi zor kısmı gezegenin yanması değil.
Güneşin çekirdeğindeki hidrojen yavaş yavaş tükeniyor. Şu an her saniye milyonlarca ton kütleyi enerjiye dönüştürüyor ve sen bunu sabah yüzünü ısıtan tatlı bir ışık olarak hissediyorsun. Ama bu yakıt bittiğinde, çekirdek kendi içine çökecek ve dış katmanlar akıl almaz bir boyuta ulaşarak dev bir kırmızı yıldıza dönüşecek.
Güneş o kadar genişleyecek ki, Merkür ve Venüsü rahatça yuttuktan sonra Dünyanın yörüngesine kadar ulaşacak. O noktada okyanuslar saniyeler içinde kaynayıp uzaya karışacak, dağlar sıvılaşacak, atmosfer tamamen soyulup atılacak. Ama varoluşsal kriz bu fiziksel yıkım değil. Kısım şu; insanlık tarihi boyunca inşa ettiğimiz, üzerine titrediğimiz, anlam yüklediğimiz her şeyin mutlak silinişi gerçekleşecek.
Piramitlerden en gelişmiş kuantum bilgisayarlarına, Mona Lisadan ilk aşk mektuplarına, devasa veri merkezlerindeki petabaytlarca bilgiden yazılmış tüm kitaplara ve şu an attığın tüm tweetlere kadar her şey. Hepsi sadece yanıp kül olmayacak, kelimenin tam anlamıyla temel parçacıklarına, atomlarına kadar eriyip dağılacak. Biz hep tarihe iz bırakmaktan, gelecek nesillere bir şeyler aktarmaktan bahsederiz ama evrenin böyle bir hafıza kaydı yok.
Milyarlarca yıl sonra evrenin başka bir köşesinden buraya bakan herhangi bir gözlemci için, burada Shakespearein yaşadığına, Roma İmparatorluğunun kurulduğuna veya senin bu ekranı kaydırırken bir şeyler hissettiğine dair tek bir kanıt bile kalmayacak. Tüm o savaşlar, devrimler, keşifler ve kişisel hırslar tek bir atomik çorbaya dönüşecek.
Şu an hayatın boyunca unutulmamak, kalıcı bir şeyler yapmak için çabalıyorsun ama günün sonunda evren, burada hiç var olmadığımızı söyleyen o kusursuz sessizliğine geri dönecek. Gerisi sadece yıldız tozu.
Kuantum fiziğindeki en büyük baş ağrısı gözlemci etkisidir bir elektrona bakmadığın sürece o bir olasılık dalgasıdır ama ona baktığın an tek bir noktada belirir yani evren sadece sen ona baktığında render edilir tıpkı şu an oynanan açık dünya oyunlarındaki gibi işlemci gücünden tasarruf etmek için sadece oyuncunun baktığı yön çizilir arkanı döndüğünde orası bir matematiksel potansiyele dönüşür
Şimdi şunu düşün evren neden işlemci tasarrufu yapsın ki eğer her şey rastgele bir patlamanın sonucuysa neden fizik yasaları devasa bir bilgisayarın kaynak yönetimi gibi davranıyor simülasyon teorisi eskiden felsefe bölümlerinin eğlencesiydi ama şimdi teorik fizikçiler evrenin temel yapıtaşlarının madde değil bilgi olduğunu tartışıyor her şey bir bit ve o bitler çok katı kurallara bağlı
Çoğu insan bir mimar fikrini duyunca bizi izleyen bizi test eden birini hayal ediyor ama konuşulan senaryo bu değil mimar var ama bizimle hiç ilgilenmiyor o sadece kusursuz bir fizik motoru yazdı kütleçekimini termodinamiği ve kuantum potansiyelini kodladı sistemi başlattı ve kendi işine döndü
Kısım şu hepimiz o kodun içinde hayatta kalmaya çalışan ve kendi kendine bilinç geliştiren bir anomaliyiz dokunma diye bir şey yok sadece elektromanyetik itim var gerçeklik diye bir şey yok sadece beyninin işlediği veri var ve o mimar muhtemelen bizim varlığımızdan bile haberdar değil biz sadece muazzam bir simülasyonun içindeki çok ilginç bir yan etkisiyiz
Symphony No. 3, Op. 36, "Symfonia piesni zalosnych" (Symphony of Sorrowful Songs): III. Lento - Cantabile semplice by Zofia Kilanowicz, Antoni Wit & Polish National Radio Symphony Orchestra
@MAbdullah58266 Cardiac Amyloidosis but pericardial effusion sugest secondary moment in etiology by first look but diastol heart failure often follow with effusion in pericardial
@TrackYourHeart Brugada Syndrome? Lai Tai (Thailand) "death during sleep". Also referred to as Sudden Unexplained Nocturnal Death Syndrome (SUNDS) or SUDS. Implantable Cardioverter-Defibrillator (ICD) may be life-saving as Ventricular Fibrillation is considered the fatal rhythm.