Epstein müridi, pedofili Trump Türkiye’de iken ABD İran’a saldırıyorsa bunun bir anlamı olmalı.
NATO muhipleri, mezhepçi tayfa ellerini oğuşturuyor olmalı…
➖Brezilya, Uruguay yetmedi, Paraguay’a da el attık.
➖ESK yetkilileri ağustos ayında denetim yapmak için Paraguay’a gidiyor.
➖Kesimlerin "helal" olup olmadığını kontrol edeceklermiş.
🇵🇾Paraguay’da bayram havası var.
📢Gazeteler; "YAŞASIN, TÜRKLERE ET VE CANLI SIĞIR SATIP MİLYARLARCA DOLAR KAZANACAĞIZ"
diye manşet atıyorlar.
➖Et çetelerine yine gün doğdu.
➖Toni, Coni zengin edilirken, yerli üretici yok olmaya devam edecek,
💡Yandaş çetelerin kasaları dolarken, vatandaşımız dünyanın en pahalı etini tüketecek.
Bir devletin itibarı, yabancı bir liderin tek telefonuyla tartışmalı hâle geliyorsa, ortada yalnızca diplomatik bir zafiyet değil, hukuk düzeninin de ağır yara aldığı bir tablo vardır. Adalet, siyasî pazarlıkların gölgesine düştüğünde egemenlik söylemi anlamını yitirir; geriye sadece itibarı aşınmış bir devlet görüntüsü kalır.
Din çoğu yerde imanın derinliği olmaktan çıkmış, görünürlük ekonomisinin aksesuarına dönüşmüş durumda. Dindarlık bazen kıyafet, bazen slogan, bazen tören, bazen siyasî sadakat, bazen cemaat kimliği, bazen de çıkar ağının mânevî ambalajı hâline geliyor. İman insanı dönüştürmesi gerekirken, insan imanı kendi menfaatine uyduruyor.
Otuz bir yıl önce PKK'nın Başbağlar'da gerçekleştirdiği katliam, insanlığa karşı işlenmiş karanlık bir terör suçudur. Otuz üç masum sivilin hunharca öldürülmesi hiçbir vicdanda meşrulaştırılamaz. Hayatını kaybeden bütün masum vatandaşlarımızı rahmet, saygı ve derin hüzünle anıyoruz.
Boğaziçi Üniversitesi’nin mezuniyet töreninde öğretim üyesinin, kendisiyle fotoğraf çektirmek istemeyen -ki en tabii hakkıdır, öğrencinin diplomasını vermemek için içine düştüğü acınası haller. Sonunda öğrenci hak ettiği diplomasını söke söke alıyor, öğretim üyesine de milletin gözü önünde rezil olmak düşüyor.
Sevgi ve saygı, akademisyenlik gibi hak edilmediğinde yaşanması kaçınılmaz tablolara neden olabiliyor işte böyle…
➖Brezilya, Uruguay yetmedi, Paraguay’a da el attık.
➖ESK yetkilileri ağustos ayında denetim yapmak için Paraguay’a gidiyor.
➖Kesimlerin "helal" olup olmadığını kontrol edeceklermiş.
🇵🇾Paraguay’da bayram havası var.
📢Gazeteler; "YAŞASIN, TÜRKLERE ET VE CANLI SIĞIR SATIP MİLYARLARCA DOLAR KAZANACAĞIZ"
diye manşet atıyorlar.
➖Et çetelerine yine gün doğdu.
➖Toni, Coni zengin edilirken, yerli üretici yok olmaya devam edecek,
💡Yandaş çetelerin kasaları dolarken, vatandaşımız dünyanın en pahalı etini tüketecek.
Ayrıca gösterinin tamamı dini göndermelerden oluşmuyor. Siyasetten bürokrasiye, gündelik hayattan iktidar pratiklerine kadar birçok alanı hedef alan sert hicivler içeriyor. Böyle bir gösterinin içinden sadece dini göndermelerin seçilip bütün tartışmanın bunun üzerine kurulması şu soruyu akla getiriyor: Tepkinin merkezinde gerçekten kutsal mı var, yoksa siyasal eleştirinin bütünü mü?
Fakat bu sorunun cevabı ne olursa olsun, benim için daha önemli olan başka bir ölçü var.
Bir Müslümanın böyle durumlarda nasıl davranması gerektiğini belirleyecek olan, gündelik siyasi tartışmalar değil, bizzat Kur’an’ın ortaya koyduğu ilkelerdir. Çünkü asıl mesele, başkalarının ne söylediğinden önce bizim hangi ahlaki zeminde durduğumuzdur.
250'ye yakın kuş türüne ev sahipliği yapan, ulusal öneme sahip bir sulak alan Bargilya Tuzla Sulak Alanı için "bütün izinler alındı, inşaat başlayacak" demek; hukuken tartışmalı, vicdanen ise kabul edilemez bir anlayışın ifadesidir.
Bir alana izin verilmiş olması, o projenin kamu yararına olduğu anlamına gelmez. Çevre hakkı Anayasa'nın 56. maddesiyle güvence altındadır. Sulak alanlar birkaç villa uğruna feda edilemez.
Doğa mirası; makamların, kurumların ya da kişilerin tasarrufunda değil, milletin ortak emanetidir. 250'ye yakın kuş türünün yaşam alanını riske atan her girişimin karşısında hukuk da, bilim de, vicdan da duracaktır.
Milli Takım'a ödül vermek ayağına Türkiye'nin ortak doğal mirasını feda etmeyi savunmak, gelecek nesillerin hakkını bugünden tüketmektir.
Ragıp Karcı, kelimeleriyle yalnız şiir değil, gönüller arasında ince köprüler kuran bir irfan yolcusu ve türkü aşığıydı. Ardında bıraktığı her satır, her nota merhametin sessiz nefesi gibi yaşamaya devam ediyor. Rahmet onu incitmesin; iyilikle hatırlananların adı toprağa değil, insanın vicdanına emanet edilir. Mekânı cennet, hatırası dâim olsun.
NATO Zirvesi Kapsamında Yürütülen Operasyonlarda Verilen Tutuklama Kararları Hakkında Değerlendirmem
Kimin "silahlı terör örgütü üyesi" sayıldığını görmek istiyorsanız, lütfen tekrar tekrar alttaki fotoğrafa bakın. Bir adliye koridorunda, sandalyelere sıralanmış, en genci orta yaşlı olan kadınlar göreceksiniz. Bugün devlet gücünü kullananların "silahlı terör örgütü üyesi" dediği insanlar bunlar. İddia ile karşınızdaki görüntü arasındaki uçurum, aslında bu davanın gerekçesini de, sonucunu da baştan anlatıyor.
Yine de izah etmeye çalışalım.
Maalesef uzun zamandır hukuk devletinin temel ilkelerinin istisna, keyfi uygulamaların ise norm haline geldiği bir dönemden geçiyoruz. Bunun en ağır sonuçlarını ise ceza muhakemesinde görüyoruz. Zira özgürlüğün devlet karşısında güvence altında olup olmadığı, bir ülkede gerçek anlamda hukuk devleti bulunup bulunmadığının en önemli göstergesidir.
Sabahın erken saatlerinde ev baskınları yapmak, kapıları kırmak, kişileri avukatlarıyla görüştürmemek ve ardından somut delil ortaya koymadan "terör örgütü üyeliği" suçlamasıyla tutuklamak; hukuk devletinin değil, hukuktan yoksun keyfi güç kullanımının göstergesidir.
NATO Zirvesi kapsamında yürütülen operasyonlarda da bunun son örneğini görüyoruz. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre Sulh Ceza Hâkimliği, "TKP/ML silahlı terör örgütüne üye olma" suçlamasıyla sevk edilen 129 kişiden 103'ünün tutuklanmasına, 26 kişi hakkında ise adli kontrol uygulanmasına karar verdi. Tutuklananlar arasında gazeteciler, akademisyenler ve TEMA gönüllüleri bulunuyor.
Kararlarda artık herkesin ezberlediği aynı kalıp cümle yer alıyor: "Atılı suçu işlediklerine ilişkin kuvvetli suç şüphesini gösteren somut deliller bulunmaktadır."
Elbette bireyselleştirilmiş somut olgu ve gerekçeden yoksun. İktidarın normu hâline gelen "hukuk gerekiyorsa sonradan uydurulur" mantığı işletiliyor.
Kopyala-yapıştır ezbere cümlelerle karar verilemeyeceğini, bu kararları veren yargıçlar da pekâlâ biliyor.
İfade tutanaklarına ilişkin kamuoyuna yansıyan bilgiler, kişilere örgütsel faaliyetlerini ortaya koyan delillerin sorulmadığını; aksine "örgütle bağlantınız nedir?" benzeri sorularla delil üretilmeye çalışıldığını gösteriyor. Büyük ihtimalle sorgulanan kişilerin önemli bir kısmı, isnat edilen örgütün adını ilk kez bu soruşturma sırasında duymuştur.
Oysa ceza muhakemesinin mantığı bunun tam tersidir. Soruşturma, mevcut somut delillerin doğurduğu kuvvetli suç şüphesi üzerine yürütülür. Delil bulabilmek için soruşturma açılmaz; soruşturma sırasında suç şüphesini haklı gösterecek delil aranmaz. Önce somut olgular vardır; soruşturma ve koruma tedbirleri ancak ondan sonra gündeme gelir.
Tutuklama ise ceza muhakemesinin en ağır koruma tedbiridir; başvurulacak ilk araç değil, son çaredir. Bu nedenle Kanun, yalnızca şüpheyi değil, "kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delilleri" aramaktadır. Karara "somut deliller bulunmaktadır" cümlesini yazmak, o delilleri göstermiş olmak anlamına gelmez. Hangi delilin, hangi kişiyi, hangi örgütsel faaliyet nedeniyle örgütün hiyerarşik yapısına bağladığı ortaya konulmadan verilen tutuklama kararları, gerekçeli karar hakkını ihlal eder ve keyfi nitelik taşır. İnsan onurunun esas alındığı rejimlerde geçerli olan bu ilkeler bizde de yazılı; ne var ki uygulaması fiilen askıya alınmış durumda.
Suçun katalog suçlardan olması da bu zorunluluğu ortadan kaldırmaz. Katalog suç düzenlemesi, kuvvetli suç şüphesinin varlığını ve bunu gösteren somut delilleri ispat yükünü kaldırmaz. Aksi hâlde "terör örgütü üyeliği" ifadesi, herkesi tutuklamaya elverişli sihirli bir kavrama dönüşür ki bu, hukuk devletiyle bağdaşmaz.
Üstelik örgüt üyeliği; "bağlantısı olabilir", "irtibatlı olabilir" veya "sempati duyuyor olabilir" varsayımlarıyla kurulabilecek bir suç değildir. Yerleşik Yargıtay içtihadına göre silahlı terör örgütü üyeliğinin oluşabilmesi için kişinin örgütün hiyerarşik yapısına organik bağla dâhil olması ve süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösteren örgütsel faaliyetlerde bulunması gerekir. Bu unsurlar ortaya konulmadan; yalnızca ilişki, tanışıklık, iletişim veya soyut değerlendirmelerle örgüt üyeliği isnadı kurulamaz.
İlk gözaltı dalgasında da yazmıştım: Ortada somut suç şüphesi değil, "muhtemel eylem" ve "muhtemel fail" varsayımı vardı. Bugün görüyoruz ki bu varsayım, aylarca sürebilecek bir tutukluluğa dönüşmüş durumda.
Delil bulunamadığı hâlde özgürlük ortadan kaldırılmış; masumiyet karinesi fiilen tersine çevrilmiş. Gerçekten insan onurunu ayaklar altına alan, vatandaşını değersiz ve korumasız kılan kahredici bir tablo.
Bunları yine bıkmadan, usanmadan yazmaya devam edeceğiz. Her fırsatta "hukuk devletiyiz" deyip hukuku keyfî olarak eğip bükenlere tesir etmediğini elbette görüyoruz. Ama en azından hukukun üstünlüğüne ve adalet duygusuna inananların hafızasında bir kayıt bırakır. Çünkü hukuk devletleri, ancak hukuksuzluklara karşı ısrarla itiraz edenlerin varlığıyla yeniden inşa edilir.
Bugün siyasal iktidarın uzun ömrü, devletin kurumlarını parti aklına, parti aklını lider iradesine, lider iradesini de kutsal bir siyasal dokunulmazlığa bağlama eğilimi üretmiştir. Bu eğilim, modern Türkiye’nin en ağır kurumsal zehirlerinden biridir.
"İstifa etmeyeceğim" diyen Montella, "24 yıl Dünya Kupası’ndan uzak kalmamız yetmedi mi?" diye sordu, birleşme çağrısı yaptı:
"Birleşmemiz gerekiyor. Birlikte hareket etmeliyiz, ancak bu şekilde ülkenin futbol tarihine katkı sağlayabiliriz"
https://t.co/r9hagaz2Rk
İHO HAKLI NEDEN İSTİFA ETSİN?
Bana bir tane mantıklı sebep söyleyin!
- Mesela Üsküdar Belediyesi'de ki akrabalarını liyakat gözetmeksizin TFF'ye doldurduğu için mi istifa etmesi gerekiyor?
- Galatasaray başkanını canlı yayında tehtit etti diye istifa etmesi mı gerekiyor?
- "Osmanlı torunuyum yabancı hakem getirmem" dedikten 3 ay sonra Feberbahçe derbi maçta yabancı hakem isteyince 3 gün içinde yabancı hakem ayarlayan ama diğer kulüpler böyle bir talep ile geldiğinde zahmet edip cevap dahi vermeyecek kadar standart uygulayan bir TFF başkanı olduğu için mi istifa etmesi gerekiyor?
- Hakan Safi'nin Kerem Aktürkoğlu transferinde yaptığı usulsüzlüğe bırakın ceza vermeyi UEFA'nın ceza verdiği bu usulsüzlüğü canlı yayında kendi davasıymış gibi savunduğu için mi istifa etmesi gerekiyor?
- Merkez Hakem Kurulunu baskı altına alarak sırf hemşericilik yapıp daha bir sezon önce hayatımızda olmayan ve üst düzey hakemlik yapamaz raporu olan Yasin Kol'a bütün derbileri yönettirdiği için mi istifa etmesi gerekiyor?
- Sadece çocukluk aşkı Fenerbahçe'den gelen taleplere cevap verip diğer kulüplerin tüm taleplerine kulaklarını tıkadığı için mi istifa etmesi gerekiyor?
- Doğal yaşam alanına yapacakları binlerce villanın ruhsatını alabilmek için A Milli takımı kullanıp onlara hediye edeceğim deyip bu işe alet ettiği için mi istifa etmesi gerekiyor?
- Fenerbahçe seçimlerinde Hakan Safi'nin milli takım kaptanlarını seçim malzemesi olarak kullanmasını görmezden geldiği için mi istifa etmesi gerekiyor?
- Dünya Kupasına giderken en kötü kamp yerini seçip sonra sıcaktan şikayet ettiği için mi istifa etmesi gerekiyor?
- Dünya kupasına giderken takım Psikologlarını Riva'da bırakıp eşi dostu o kontenjandan Dünya Kupası'na götürdüğü için mi istifa etmesi gerekiyor? Takım psikologlarını götürmediği turnuvada takım psikolojik olarak çok yıprandı diye açıklama yaptığı için mi istifa etmesi gerekiyor?
- Kampta mafyatik tavırları ile A Milli takımının huzurunu bozduğu için mi istifa etmesi gerekiyor.
- Taraftarı tehtit ettiği için mi istifa etmesi gerekiyor?
- En az çeyrek final oynayacak kalitedeki oyuncular ile gittiği turnuvadan gol atamadan elendiği için mi istifa etmesi gerekiyor.
Sahi İbrahim Hacıosmanoğlu denen arkadaşın neden istifa etmesi gerekiyor bence herşey gayet normal!