Yoğun bakıma sevk edecektik; gastro ve nefro takip edecekti.
Lakin yoğun bakımlarda yine yer yoktu.
Hastayı acilde bırakmam mümkün değildi.
Birinci basamak yoğun bakıma alarak izlemini yapmaya başladık.
48 yaşında bir kadın hastaydı.
Bulantı kusmayla gelmişti acile.
Kreatinini 4,5 mg/dL'ydi.
Direkt bilirubini belirgin yüksekti.
Potasyum yüksekti.
Karaciğer enzimleri yüksekti.
Bilinen sadece hipertansiyon öyküsü vardı.
Sonradan öğrendik...
Marketten satın aldığı, "kültür mantarı" dediği mantarın aslında toplama mantar olduğunu.
Karaciğer enzimleri düşmeye başlamıştı.
Ama PT/INR giderek yükseliyordu.
Yani karaciğer düzelmiyor, yetmezliğe doğru ilerliyordu.
Her aşamasında gastroenteroloji uzmanı arkadaşlarımızla birlikte değerlendirdik.
Onlar başka bir hastanedeydi, biz başka bir hastanede...
Ama aynı hastanın yükünü birlikte omuzladık.
Görev tanımlarının ötesine geçtik yine.
Telefonlara sarıldık.
Birlikte düşündük.
Birlikte mücadele ettik.
Yoğun bakımda yer açılana dek.
Sistem bunu yazmaz.
Mevzuatta bunun karşılığı yoktur.
Ama tıkanan sağlık sisteminin içinde hâlâ ayakta kalabiliyorsak hekimin olağan üstü çabası sayesindedir.
Bizde hekim, sorumluluğu dahilinde olmayan pek çok iş yapar.
Niye mi?
Çoğu zaman bir hastanın hayatı, "Bu benim işim değil." dememeyi seçen hekimlerin omuzlarında kalır.