1 Mart 2003 yılında TBMM'de reddedilen Irak tezkeresi:
Devletin bekasını koruyan;
yasama-yürütme-yargının güçler ayrılığında olduğu ve hükümetleri denetleyebildiği Cumhuriyet’in “üniter” devlet aklı vardı.
Onaylansaydı 62 BİN YABANCI ASKER Türkiye’ye girecekti.
Olmadı,
+
Devlet Bahçeli ile Kemal Kılıçdaroğlu liseden sınıf arkadaşı,
Abdullah Gül ile Hulusi Akar üniversiteden arkadaş,
Perinçek Mülkiye'de asistan iken, APO Mülkiye öğrencisi...
Şimdi
iktidarıyla, muhalefetiyle,
Hatta muhalefete muhalefet edenlerle,
Tedrisat denklemini kurun.!
Bahçeli ve Kılıçdaroğlu Özgür Özel'i ayaklanma çıkarmakla, meydanları tahrikle suçlayıp aba altından sopa gösterirken, DEM Parti, 27-28 Haziran'da İstanbul, Mersin, Diyarbakır ve Van'da terörist başı Öcalan için özgürlük mitingi yapacak.
Ayaklananlar da ayaklandıranlar da belli!
Bu @celebimehmeta nın sağa sola yalpalayan omurgası hiçbir zaman düzelmez. Askeri terbiyeyi alamamış ayrı da aile terbiyesi de sorgulanır bu haliyle...
Çok yerinde bir tespit 👍
Daha önceleri Twitter ciddi haber ve bilgi paylaşım alanı iken
magazine, ahlak sınırlarının zorlandığı bir platforma dönüştü.
Ve genelde
İşi gücü olmayanların etkileşimi dert ettiği,
Ya da etkileşimden sahte prestijlerin yüklendiği tatmin alanı oldu..
Sosyal medya lider üretmez, fenomen üretir…
TikTok’ta dans eden biri ile X’de kürsüde nutuk atan biri arasındaki farka bakıldığında, ikisi de aynı algoritmaya tabidir, ikisi de aynı onay mekanizmasına muhtaçtır ve ikisi de aynı soruyu sorar!
Bugün kaç beğeni aldım?
Biri bunu açıkça yapıyor, diğeri bunu “dava” kisvesi altında gizliyor. Hangisi daha dürüst, hangisi ideolojiyi ileriye taşıyor düşünmek gerek.
Gerçek liderlik kitleyi büyütmekle değil, kitleyi olgunlaştırmakla ölçülür. Oy sistematiği çok tıklanmayla değil, gerçekçi sistematiğe oy veriyor. Ama sosyal medya mantığı bunun tam tersini ödüllendiriyor. Sorgulamayan izleyici, etkileşim demektir.
Etkileşim görünürlük demektir. Görünürlük de güç demektir. Sistem sizi düşündüren değil, sizi hissettiren içeriği yukarı taşıyor.
Öfke, korku, aidiyet duygusu da psikolojik olarak en çok tıklanan duygular. Lider de buna göre şekilleniyor, farkında olsun ya da olmasınlar bu değişmiyor.
13-25 yaş kitlesi bu denklemi daha da keskinleştiriyor. Henüz kimliğini arayan, ait olmak isteyen, hayranlık duyacak biri arayan bir kuşak. Bu arayış meşru ve insanidir. Ama bu boşluğa gerçek bir fikir adamı değil, iyi kurgulanmış bir karakter yerleştiğinde ortaya çıkan şey liderlik değil, tapınma oluyor. Ve tapınılan biri eleştirilemez, sorgulanamaz, yanılmaz tanrı ilan edilir. Siyasal hatalar yaptığında, yanıldığında ise idol çökmez, takipçi parçalanır!
Tarih boyunca her çağ kendi sahte peygamberlerini üretmiştir. Matbaa da, radyo da, televizyon da kendi demagoglarını yaratmıştır.
Sosyal medyanın farkı, gerçeklerin yanında sahte insanların yüzlerine maske takarak farklı bir kimliğe bürünmesi, sözde demokratikleşme algısı ile artık herkes birkaç yüz bin kişinin “lideri” olabiliyor olgusudur.
Sosyal medya ile kalabalıklar küçülür, ama yanılsamalar fazlasıyla büyür.
Bu hastanelerin garanti ödemeleri 2030'ların sonuna kadar devam edecek.
Sonrasında kamuya geçecekleri de meçhul.
Özelleştirilen limanlarda ihalesiz süre uzatımını daha yeni yaptılar.
@MuratYildiz_MY1@MarineDealNews ABD/İsrail’in Ortadoğu politikasındaki işbirlikçileri maalesef “Siyonist” Müslümanlar..
İsrail’in alan genişlemesine direnenler de Şiiler oluyor..
İran’ın istikrarı, Irak ve Lübnan için çok önemli, desteğe devam..
Hukukun üstünlüğünü savunmak ve mağduriyetleri herkes için dile getirmek başkadır;
AKP gibi servet transferi yapan bir partiyle beraber muhalefete muhalefet etmek için saldırmak başkadır.!
Hukukun tartışıldığı bir zeminde salt CHP’yi suçlamak,
AKP’nin tüm suçlarını aklamaktır..
Sayın Rahmi Koç bir fıkra anlattı, uygun veya değil, sonuç;
✅ İstanbul Otokoç silahlı saldırı,
✅ Antalya Otokoç saldırı,
✅ Diyarbakır Yapı Kredi silahlı saldırı,
Siz de bunlardan en az iki binini ülkeye sokup güvenlik sorunu yaratın!
İlk olacaksınız ama iyi anılmayacaksınız!
Geçtiğimiz hafta ülkedeki siyasal ortam yüzünden, iktidar iki önemli uygulamayı başlattı.
1. Yurtdışından gelecek kaynağı belirsiz sermayeye kapıları sonuna kadar açtı.
2. Taksi plakalarının satış ve ve devir işlemlerinden KDV dahil vergi alınmasını ortadan kaldırdı.
Sadece İstanbul’da taksi plakalarının toplam değeri 2 Trilyon lirayı geçiyor.
Diyaliz hastasıydı,
Tedavi aşamasında bana denk gelmedi, öldükten sonra öğrendim..
Gidişine en çok üzüldüklerimden..
İlhan İrem
Olanlar olmuş..
https://t.co/CrFNZleLn9
🔴İstanbul Erkek Lisesi'nin mezuniyet töreninde öğrenciler okul müdürünü protesto etti
🔹Öğrenciler, okul müdürü Hikmet Konar'ın konuşması sırasında sırtlarını döndü ve okul marşını söyleyerek protesto gerçekleştirdi. Yaşananların ardından törenin kalan bölümü iptal edilirken, törende bulunan İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Murat Mücahit Yentür de velilerle tartıştı
İyi matematik bilmeyen toplumlarda ADALET yoktur,
Çünkü matematik dürüsttür; kimseyi kandırmaz..
Matematik bilen toplumlarda da
Gerçeğe saygı vardır..
John Nash
@MuratYildiz_MY1 Hedef; Türkiye'yi sınırları daraltılmış, Lübnan gibi bir Orta Dogu ülkesi haline getirmek. Yaklaşık 100 yıl önce yenemedikleri Atatürk'ü; içerdeki iş birlikcilerini, dışarıdaki vassallarını kullanarak ve hakkını arama kültürü olmayan toplumun bu zafiyetinden yararlanarak yenmek.
“Butlan” araç, “Yeni Anayasa” amaçtır.
Butlana bakarken; teröristlere yönelik af hazırlıklarını, terörist Öcalan'a statüyü ve yeni anayasa ile etnik ve mezhepsel parçalara ayrılmış Irak ve Suriye benzeri bir ülke oluşturulması ihtimalini görmemek; yanan ağacın dalını görüp kül olacak ormanı görememektir.
Sanırım bugün Saray/Cumhur çevrelerinin en azından bir kısmında belirginleşen hava şu:
Bir rejim değişimi yaşanıyor. Bu, onların gözünde jeopolitik bir zorunluluk. Ortaya çıkmakta olan yapı Erdoğan’ın etrafında örülüyor; fakat mesele yalnızca Erdoğan’ın kişisel iktidarı değil. Onun ötesine uzanan, daha kalıcı, daha kapsamlı bir siyasal düzen ve güvenlik mimarisi tasarlanıyor.
Bu tasarımda demokrasi bütünüyle ortadan kalkmıyor; ancak giderek daha fazla tiyatral bir niteliğe bürünüyor. Seçimler, partiler ve muhalefet varlığını sürdürüyor; fakat bunların işlevi iktidarın gerçekten el değiştirmesini sağlamak değil, rejimin meşruiyetini ve sürekliliğini üretmek haline geliyor. En azından geçiş dönemi için öngörülen model bu.
Devlet siyasetin, “devlet aklı” siyasetçinin önüne geçiriliyor. Siyasal aktörler kendilerine uygun görülen yerlere yerleştiriliyor.
Erdoğan’ın liderliğini yaptığı, Saray’ın merkeze oturduğu, AKP’nin becerebildiği ölçüde siyasal meşruiyet sağladığı bu kompozisyonda MHP ve Bahçeli, yeni mimarinin fikrî kurucuları olarak görülüyor. Öcalan’a ve Kürt siyasetine ayrı bir rol biçiliyor; “bin yıllık kardeşlik”, “önderlik” ve yeni bir mutabakat dili etrafında konumlandırılıyorlar.
CHP içindeki Kılıçdaroğlu ve Butlan girişimine de bir işlev yükleniyor. Kurucu CHP tasfiye edilmiyor; aksine rejimin butik ortaklarından birine dönüştürülmek isteniyor. Bir tür müze, anıt ya da tarihî referans noktası gibi. Kılıçdaroğlu’na da kaybettiği itibarın bu yeni tasarım içinde iade edileceği ima ediliyor.
Herkes için bir yer var; yeter ki oyunun kurallarını kabul etsin ve kendisine verilen rolü oynasın.
Fakat bu tasarımın ciddi çelişkileri ve kırılganlıkları var. Rejim içindeki herkes aynı pozisyonda değil. İktidar alanının kendi içinde farklı beklentiler, fanteziler ve tahayyüller mevcut.
Ama en önemlisi, siyasal aktörlüğünü ve iradesini terk etmesi beklenen toplumun büyük çoğunluğunun buna gönüllü olmaması. Ekonomik çöküntünün yükünü taşıyan geniş toplumsal kesimler değişim istiyor. Geleceksizlik duygusuyla kuşatılmış genç kuşakların önemli bir bölümü ise bu siyasal düzene karşı derin bir hoşnutsuzluk duyuyor.
Bu nedenle asıl mesele, halkın siyasal iradesinin nasıl yönetileceği, denetleneceği ve gerektiğinde nasıl etkisizleştirileceği.
Bu çevrelerde hâkim görünen düşünce şu sanki: Seçimlere kadar olağanüstü yöntemlere ihtiyaç duyulacak. Yargı müdahaleleri, siyasi operasyonlar ve yoğunlaşmış istisna hâlleri bu dönemin araçları olacak. Çünkü bu bir inşa süreci. Acılar yaşanacak, bedeller ödenecek, tatsızlıklar olacak; fakat bunlar daha büyük bir dönüşümün kaçınılmaz maliyetleri olarak sunulacak.
Amaç, seçimlerde bir “kaza” ihtimalini ortadan kaldırmak.
Bu perspektiften bakıldığında bugünkü sert müdahaleler kalıcı değil; yeni düzenin kuruluş sürecinin zorunlu araçları olarak görülüyor. Tasarım, seçimlerden sonra siyasetin yeni bir normale kavuşacağı, toplumun zamanla bu yeni durumu kanıksayacağı ve bugünün çalkantılarının unutulacağı varsayımına dayanıyor.
Ama asıl mesele burada başlıyor: Halkın iradesini askıya alarak kurulan bir düzen, zorla istikrar kurabilir mi? Yoksa “geçici” diye sunulan olağanüstü yöntemler, yeni rejimin kaçınılmaz olarak ve kalıcı (hatta artarak devam eden) işleyiş biçimine mi dönüşür? Ya da çok daha kötü ihtimallere mi gebe bu yorgun ülke.
Özgür Özel’in demokrasi ve güvenlik ilişkisinin altını çizdiği Newsweek’teki yazısındaki ifade bence önemli bir uyarı niteliğinde. Öyle bitirelim:
“Demokrasi, vatandaşların iktidarı barışçıl yollarla değiştirebileceği güvenilir kanalları korumak demektir. Bu kanallar ortadan kalktığında, siyasal hoşnutsuzluk da ortadan kalkmaz. Yüzeyin altında birikir ve sonunda infilak eder.”
Tıpta mahremiyetle dalga geçilmez;
Sağlık bu.
İnsan hayatı ve yaşamsal işlevi olan tüm organlar değerlidir..
Birgün kolonoskopi yaptırmak zorunda olacağınız duruma gelirseniz,
Ki artık kanserin kime ne zaman uğrayacağı belli olmuyor;
Umarım incittiğiniz yerden incinmezsiniz..