Ahmet Turan Esin'in kaleme aldığı ve sonradan kaldırılan metinlerin bir kısmı müsaadesi ile tashih edilerek yeniden yayına alınmaya başladı.
Didâr Risalesi
https://t.co/AlkUqJWu2f
Tilki'nin Defteri - Eşik Notları'ında:
"Tilki Sordu: Arzu hiç tatmin olur mu, yoksa arzunun doğası tatminsizlik midir?
O* Cevap Verdi: Arzu, yapısal olarak bir eksiklik (lack) kipine işaret eder; ancak bu eksiklik, biyolojik ihtiyaçtan niteliksel olarak ayrışmaktadır. Mesela ihtiyaç belirli bir nesneyle doyurulabilir ve organizmanın homeostatik dengesine geri dönüşünü sağlar. Buna karşılık arzu, temsil düzeyinde işleyen, dolayısıyla doğrudan bir nesneyle kapatılamayan bir gerilim alanına karşılık geliyor. Bu ayrım, hatırlatalım, Jacques Lacan tarafından radikalleştirilmiş ve arzu, öznenin dilsel ve simgesel düzene girişinin zorunlu bir sonucu olarak yeniden tanımlanmıştır.
..."
* Ahmet Turan Esin
Devamı için:
https://t.co/sgSdpGsdNy
Tilki'nin Defteri - Eşik Notları'ında:
Tilki Sordu: İnsan neden kendini bilmekten korkar? Bilmek özgürleştirmez mi?
O* Cevap Verdi: Bilmek özgürleştirir, fakat öncelikle kişide bir yıkım, bir nefy gerçekleştirir. Korkulan da budur. Yıkılma anından, yıkılmanın kapsamından korkulur. Kendini bilmek, kendi hakkında anlattığın hikâyenin viran edilmesi demektir. Ama insan o hikâyeye o kadar bağlıdır ki, hikâyesiz kalmaktansa yanlış bir hikâyeyle yaşamayı tercih eder. Psikolojik savunma mekanizmalarının tamamı bunun için vardır. Bu mekanizmaların hepsi benliği "tehlikeli bilgi"den korumak için kurulmuş kalkan sistemleridir. Söz konusu tehlikeli bilgi ise, kendini bilmendir.
* Ahmet Turan Esin
Tilki'nin Defteri - Eşik Notları'nın önceki kayıtları için:
https://t.co/gPhR2CJYwM
Tilki'nin Defteri - Eşik Notları'ında:
"Tilki Sordu: Melankoli ile yas arasındaki fark nedir? İkisi de kayıp değil mi?
O* Cevap Verdi: Evet, her ikisi de kayba verilen ruhsal cevaplardır. Ancak psikanalitik açıdan bakıldığında, bu iki durum kaybın özne tarafından nasıl işlendiği bakımından birbirinden ayrılır.
Yas, sevilen bir nesnenin kaybına verilen doğal ve anlaşılabilir bir tepkidir. Kaybın nesnesi belirgindir: bir insan, bir ilişki, bir ideal ya da bir hayat imkânı yitirilmiştir. Bu nedenle yasın acısı belirlidir; özne neyi kaybettiğini bilir.
..."
* @ahmetturanesin
Devamı için:
https://t.co/74R4U0T9Wx
Hz. Aişe'nin Kadir gecesi için istediği ve elde ettiği, bize miras kalan büyük duası hakkında; mühim ve müessir bir kelâm.
Mutlaka okunmasını tavsiye ederim. Sonunda teşekkür edeceksiniz.
Tilki'nin Defteri - Eşik Notları'ında:
"Tilki Sordu: İnsan, kendinden nefret ettiği şeyi başkasında gördüğünde neden bu kadar öfkelenir?
O* Cevap Verdi: Çünkü burada başkası senin özenle gizlediğin şeyi sana ayna gibi tutmuş, ve sen o aynaya bile değil aynayı tutana kızmışsın.
Psikolojide buna yansıtma derler. Kişi, kabul edemediği kendi duygu, düşünce veya özelliklerini başkalarına atfeder. Bu tamamen bilinçdışı bir süreçtir; kişi bu mekanizmanın farkında bile değildir.
..."
* @ahmetturanesin
Devamı için:
https://t.co/ylv5q9cgpu
"Tilki'nin Defteri, Eşik Notları" podcast serimizin ikinci bölümünde, insanın kendini kandırması meselesini ele almaya devam ediyoruz.
İnsan kendini anlamaya başladıkça bazı şeyler görünür olmaya başlıyor. Kendisine söylediği hikayelerle gerçeklerin birbirine karıştığı o yerde ne olup bittiğini anlamak ise kolay değil.
Bu bölümde şu sorular açılıyor: "Kendini kandırdığını anlamanın ilk işareti nedir?" ve "İnsan tek bir kişilik midir, yoksa kendisinden birden fazla kişiliği mi temsil ediyor?"
Ahmet Turan Esin Beyefendi (@ahmetturanesin)'nin Tilki'nin Defteri, Eşik Notları'nı merkeze alarak hazırladığımız podcast serimizin bu bölümünde Muhammed Siraç Esin (@elahriman), bu soruları Mehmet Rahmi Aktaş (@ekberiy) ile birlikte mercek altına alıyor; meseleyi incelemeye ve sorgulamaya davet ediyorlar.
https://t.co/BwA5wKWFWt
Tilki'nin Defteri - Eşik Notları'ında:
"Tilki Sordu: Kabul görmek için bazen zayıf yanlarımı gizliyorum. Acaba bu, hem kendimi hem de başkalarını kandırmak için bir kapı açıyor mu?"
O* Cevap Verdi: "Kabul görme arzusu güçlüdür ve insanı korumaya yönlendirir. Zayıf yanlarını gizlemek başlangıçta bir savunmadır; ama bu savunma, gerçek bağlılık ve samimiyetin önüne geçer; ‘güvenlik’ ve ‘aidiyet’ arzusunun gölgesinde kalır.
..."
* @ahmetturanesin
Devamı için:
https://t.co/qNSbCQBjve
Tilki'nin Defteri - Eşik Notları'ında:
"Tilki Sordu:
İnsanın kendini kandırıp kandırmadığının anlaşılması için hakikati arayıp aramadığına bakmak gerekiyor. İnsan gerçekten hakikati arıyor mu?"
O* Cevap Verdi:
İnsan önce acı duyar. Hayatında asli bir acı vardır, yaşamın kendisinde olan bir acı. Çünkü yaşamak, acıdır. Bu acı alışık olduğumuz acılara benzemez
..."
* @ahmetturanesin
Devamı için:
https://t.co/6aES0oOOGi
"Tilki'nin Defteri, Eşik Notları" başlıklı yeni podcast serimizde, insanın kandırılması ve aldatılması meselesi ele alınıyor.
Tilki; insan hayatında sıkça karşılaşılan ve çoğu zaman yıkıcı sonuçlar doğurabilen kandırılma ve aldanma meselesini Ahmet Turan Esin’e yöneltiyor ve bu konuda kendisinden yardım talep ediyor.
Aldanmayı, kandırılmayı ve kandırılma biçimlerini; kandırılmanın insan hayatının farklı safhalarındaki tezahürlerini; mensup olunan yapılarda ve hayatın çeşitli alanlarında insanın nasıl yanılabildiğini, aldanabildiğini hatta zaman zaman kendi kendini kandırmaya başlayabildiğini soruyor. Bu çerçevede temel bir soru açıyor: İnsan bir hakikati iddia ederken aslında kendini saklıyor olabilir mi? “Ben, kendi kendimi kandırmadığımdan nasıl emin olabilirim?”
Ahmet Turan Esin (@ahmetturanesin) ise kendisine yöneltilen bu mesele etrafında sorulara cevap vererek, Tilkinin Defteri – Eşik Notları başlığı altında bizlere katkı sunan önemli bir çalışma ortaya koyuyor.
Mehmet Rahmi Aktaş (@ekberiy ) da bu çalışmayı merkeze alarak, konunun daha iyi anlaşılması ve ehemmiyetinin açığa çıkması için meseleyi birlikte incelemeye davet ediyor.
https://t.co/MLLvu6eF6I
“Tilkinin Defteri - (Eşik Notları)” başlığıyla yeni bir köşe oluşturuyoruz. Bu köşede bir dil sahnesi kurulmaktadır.
Ahmet Turan Esin (@ahmetturanesin ) Beyefendiye her hafta yöneltilen önemli bir soruyla güncellenecek bu sahnede düşünce ve duygu dünyamızın uçlarına temas edilmektir.
“Seyrusülûk” serisinin yedinci ve son bölümünde, Sadık Yalsızuçanlar Beyefendi, Ahmet Turan Esin Beyefendi’nin Seyrusülûk-I başlıklı yazısı etrafında yürüttüğü değerlendirmeyi tamamlıyor. Bu bölümde de seyrusülûk, cemaat–tarikat ayrımı üzerinden ele alınırken, meselenin aslında asli kimlik ve varoluşla ilgili bir hakikat arayışı olduğu vurgulanıyor. Seyrusülûkun iptal edildiği yerde tarikatın cemaatleştiği; hakikat ve marifet yolunun ise garip kalmayı göze alabilenlerin yolu olduğu hatırlatılarak seri nihayete eriyor.
Böylesine eşsiz bir metin için müellif Ahmet Turan Esin Beyefendi’ye ve bu metni kıymetli yorumlarıyla açan Sadık Yalsızuçanlar Beyefendi’ye gönülden teşekkür ederiz.
"Hakkı talep etmek garipliktir.
İş başa döndü.
Hak razı olsun efendim."
@ahmetturanesin@yalszuanlar
https://t.co/XHCFbe6Iru
“Seyrusülûk” serisinin altıncı bölümünde, Sadık Yalsızuçanlar Beyefendi, Ahmet Turan Esin Beyefendi’nin Seyrusülûk-I başlıklı yazısını yorumlamayı sürdürürken, seyrusülûk kavramına dair açıklayıcı dipnotlar düşüyor. Sülûkun yalnızca tarikat ve kurumsal yapılarla sınırlı bir yol olmadığını vurgulayan Yalsızuçanlar, Şeyh-i Ekber Muhyiddin İbnü’l-Arabî Hazretleri’nin tanımlamaları üzerinden sülûku; mana, suret ve bilgide bir yerden başka bir yere intikal ve bir yürüyüş hâli olarak ele alıyor. Bu çerçevede, şehitlerin def’aten, bir anda sülûk ettirilmelerini ve “sâlik olmayan sâlik” kavramını da açıklıyor.
Bu derinlikli değerlendirmeyi istifadenize sunuyoruz.
@ahmetturanesin@yalszuanlar
https://t.co/4eg6ov56mQ