Çok hastaymış, Doğu Avrupa'dan ilaçlar geliyormuş ayakta tutmak için. Bu milletin üç haneli kodları çözümleme ve line graph takip etme yeteneğini hafife aldık demiş aile dostumuz olan bir doktora. Tamamen gerçek.
Çöpün yanına kutu ile bırakıp gitmişler. Veteriner kontrolleri yapıldı. Parazit uygulamaları yapıldı. İnanılmaz insana düşkün, oyuncu, tek kalmayı asla sevmeyen, neşe kaynağı bir dişi bebek. istanbul
İntagram @honeybee.homee
#SokakHayvanlarıSahipsizDeğil
Ankara'da otobüsün içerisinde sigara içen bir yolcu, kendisine tepki göstermeyen vatandaşlara tepki gösterdi:
“Ben burada sigara içiyorum, kimse bana bir şey demiyor, uyarmıyorsunuz.
Nasıl bir ülke olduk? Sizden utanıyorum.”
Dear followers,
I’m delighted to share this article which is finally forthcoming. We show that business school education is associated with managers paying lower wages, holding the labor share down and not sharing, revenues and profits with workers.
İçlendim be. Simgesel sermayeyi en güçlü şekilde kliniğe/ofise (gelebiliyorsa) gelen 40 yaşındaki ağır depresyon tanımlı kişi 20-30 yaşlarındaki halinize abla/abi dediğinde görebilirsiniz. Çaresizlik, sahip çıkılmamışlık, sığınma isteği.
Düşük sosyoekonomi, çevresel stresi artırıp var olan biyopsk. yatkınlığı tetikleyebilir (Diathesis Stress Model). Devlet hst kliniklerinde bu insanları görmek mümkün. Üstüne güvencesizlikten başvuramayan bir kitle var. Salt eğitimin bu varyansı çok da açıkladığını sanmıyorum.
Psikiyatriste ya da psikoterapiye gitmekle gelir seviyesi arasında ilişki kuran insanlar görüyorum. Oysa çalışmalarda en büyük faktör eğitim seviyesi çıkıyor. Yani öyle parası olanın gittiği bir yer demek uygun değil. İlla bir şeyle etiketlenecekse okumuş adam gider falan diyin.
Literatürdeki bu çalışmaların WEIRD (Batılı, eğitimli, zengin vs) örneklemlerle yapılmış olma ihtimali yüksek. Bizim toplumda sosyal/simgesel sermaye eksikliği ve rahatsızlığın türü (tanısı) gibi değişkenler de denkleme katılarak çalışmalara öyle bakılmalı.
Deprem bölgesi için yapılan organizayonda nasıl oluyor da 35 masum insanın hayatını kaybetmesine sebep olan yıkımda “Asli Kusurlu” bulunan şahısların şirketlerine ihale veriyorsunuz. Depremzedeleri mi kalkındırıyorsunuz deprem sanıklarını mı? Yazıklar olsun benim 3 masum yavrumun canının hiç kıymeti yok mu?
@UMTKarlikli Demarcation, transperancy gibi kavramlara vurgu yapılarak psikologların be kadar cahil olduğu vurgulanmış gibi hissettim epistemolojik açıdan. Söylenilmeyenler söylenmiş. Çığırlar açılmış. (hacı abi they put me in a time machine they sent me in a different timeline).
Eşimin yeğeni , 15 yaşındaki Selin 2 gündür kayıp. Adana veya Mersin’de gören, duyan ya da herhangi bir bilgi sahibi olan varsa lütfen hemen iletişime geçsin.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Size bu satırları hemen yan hücremden gelen “Aşkın mapushanee, içindee ben mahkum” dizeleri eşliğinde yazıyorum.
Bir düzeltmeyle başlayayım; tanımadığım ve görüşmediğim bir avukat “Deniz bizi unutmayın dedi ” gibi bir bilgi yaymış. Ne böyle bir duygum var ne de öyle bir talebim oldu. Aksine sürekli beni paylaştığını öğrendiğim arkadaşlarıma şu mesajı yolladım: “Abartma be king, yaz böyle geçmez.” Hazır hayatımın ilk tekzibini yapıp kendimi bir şey sanmışken hız kesmeden ikinciyi de yapayım. Biraz gecikmeli olacak ama tutuklandığımı öğrenince söylediğim “neşemizi çalamazlar” mesajını tırnak içinde olduğunu vurgulayarak söylemiştim. Nöşömözü çolomozlor gibi. Ama adliyeden Twitter’a ulaşana kadar yolda ironik tırnaklar kaybolmuş. Bana bu haberler geç geldiği için özetle şöyle diyebilirim; romantik, arabesk ya da talepkar bir cümle duyarsanız bilin ki doğru değildir. Çünkü ruh halim — olumlu anlamda — üçünden de uzak.
Evet, Çorlu’da birinci ayımı doldurdum. Ankara, Çorum, Antalya ve İstanbul’dan sonra en çok vakit geçirdiğim şehir Tekirdağ oldu. Beş Şehir’i tamamladım. Gelirseniz gezdiremem ama şehrimizin en çok ziyaret edilen noktası olan cezaevine çoğu Tekirdağlıdan daha hakimim. En iyi köfteciyi herkes bilir.
Moralim yerinde, sağlığım iyi. Bir ay boyunca kötü hissettiğim tek bir an bile olmadı. Tabii ki cezaevi romantize edilebilecek bir yer değil. Bunu herkes bilir. Monopoly’de bile kodese girince sinir krizi geçiren arkadaşlarım oldu. Yine de adettendir, benden de duyun; cezaevine girmeyin mecbur kalmadıkça.
Aile, arkadaşlar, iletişim ve seyahat özgürlüğü, gözetlenmediğim bir oda, güneş, sahne, sokakta yürümek gibi mahrumiyetlerin yanında önemini burada anladığım şeyler de oluyor. Klavye ve bıyık makası benim için önemliymiş. Klavyeye hazırlıklıydım ama bıyık makası sürpriz oldu. Berber prosedürünü öğrenene kadar bıyıklar ağzımı kapattı. Kantin listesinde olmamasına rağmen şansımı deneyip “Bıyık makası?” diye dilekçe yazdım; cevap verilmeyen tek dilekçem oldu. Bir filmde dev makası olan bir adam gördüm. Çok özendim. Hayatımda ilk kez canım makas çekti. Neyse ki bıyığım Türkiye’de övgü alabileceği en kritik kişiden övgü aldı; ziyarete gelen Erkan Baş’tan.
Özetle cezaevine girmemeye çalışın ama işinizi olması gerektiği gibi yapmanın karşılığı buysa en huzurlu uykular burada uyunuyor. Sonraki gün yapacak işinizin ya da verilmiş sözünüzün olmaması da cabası.
Kaldığım cezaevi “Kuyu Tipi” olarak biliniyor. Bu konuda uzmanların, avukatların ve uzun süre tecrübe etmek zorunda kalmış insanların yazdıklarını okumanızı tavsiye ederim. Benim kısa süreli gözlemim; güneşsizlik, havasızlık ve sosyal izolasyonun kalıcı fizyolojik ve psikolojik zararlar vermesi kaçınılmaz. Sayımlar dışında insan sesi duymadan günleri, haftaları geçen mahkumlar var. Cezaevi deyince aklımızda canlanandan çok daha yalnızlaştıran bir sistem.
Ben belki kısa süreli olacağını umduğum için dışarıda da bazen yaptığım goblin moduna geçerek şimdilik uyum sağladım. Ama öğlen 7 metrelik duvarları olan avluda yüzüme gelsin diye güneşle köşe kapmaca oynamam gerekiyor. Yolu bir şekilde bu kuyuya düşen güvercin* ve dev çekirgeler duvarları aşamadıkları için benimle beraber kalıyorlar, haklarında CİMER şikayeti olmamasına rağmen. Yalnız hissettirmiyorlar. Gönderdiğiniz kitap kargoları ve şimdiden plastik komodinimin iki çekmecesini dolduran mektuplar hayatımdaki en kalabalık zamanımı yaşamamı sağladı hücrede. Hepsini okudum mektupların, kalışım uzarsa cevap da yazacağım. Yakın arkadaşlarımdan “Niye cevap yazmıyorsun şerefsiz, bu sefer turnede olmadığını hepimiz biliyoruz” tarzı mektuplar gelmeye başladı. WhatsApp’tan kurtuldum, bu sitemden kurtulamadım. Kitap hediyeleri ve mektuplarla memurlara ek mesai çıkardık. Size de, şikayet etmeden hızla yardımcı olan memurlara da teşekkürler.
Düzenli ziyarete gelen avukatlar da nefes oluyor. Cezaevinin yıldızları onlar. Ton balığını cezaevi kantinine ekleten avukatla tanıştım, çok heyecanlandım. Burada Oğuzhan Uğur’dan daha popüler. Dışarıya dair haberleri de onlardan alıyorum.
Okul arkadaşlarım başta olmak üzere dışarıda destek olan, dayanışma gösteren herkese de çok teşekkürler. Sabah 8 sayımlarında memurlar gelene kadar uyanık kalabilmek için “Bugün kim tutuklandı” temalı programlar izlemeye alışmışken, bir sabah ODTÜ Mezuniyet pankartlarıyla uyandım. Gözlerim doldu ilk kez. İyi ki varsınız. Athena Gökhan’ın törende benle ilgili yaşadığı kafa karşılığına çok güldüm. Sansürcü Punkçı da Türkiye’ye kısmetmiş.
Anarchy in THE UK
AcunMedya in Turkey
Böyle diyorum ama NATO ve Dünya Kupası bittiğinden beri Masterchef izliyorum. Açar açmaz orada da bir Karadenizli kazandı. Bütün ülkeyi kısık ateşte karadenize ettiler. (Deniz içerde şimdi ne şaka malzemesi biriktirmişsindir? Aynen kardeşim ful böyle notlar alıyorum, özür.) Burçin ve Tolğa favorim.
İlk hafta ülkeme dair moral tazelemek için Aktroll kanalları izledim; NATO Zirvesi Özel. Programlarda önce bana sövüp ahlak dersi veriyorlardı, sonra Donald Trump övüyorlardı, Türkiye için büyük şansmış varlığına duacılar. Ben de dersimi aldım.
“Değerleri aşağılayan komedyen” den, “Değerli dostum”a terfi etmek için eksiklerim:
- Epstein ile kanka olmak
- Gazze’yi Netanyahu ile birlikte tatil köyü yapma vaadi
Bir kelime şakası ve bir didaktik çıkış yaptığıma göre aylık güncellememi sonlandırabilirim. Hala kararlıyım, Moby Dick’i bitireceğim. Geçen öyle yazdım ama elime geçmedi henüz. Diğer kitaplar geldi, Moby Dick hala kontrolde. Cezaevi okuma komisyonu da bitiremiyor, bela bir kitap. Aslında cezaevi kütüphanesi çok iyi, Chomsky bile var. Belki o da Epstein kontenjanından girmiştir.
(*) 2 haftadır benimle yaşayan güvercin Leo ile tanıştığımız günün öyküsünü yazdım, Uğur Gürsoy Uykusuz Ağustos sayısında çizdi. Benim yerime de okuyun, buraya Uykusuz sokamıyormuşuz.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.
SON DAKİKA | Mahkeme Başkanı: Burası senin yargılayacağın ortam değil, sen yargılanmaya geldin. biz senin yargılayacağın makamda oturmuyoruz. CMK 203 uyguluyorum, çıkarın salondan.
Salondan zorla çıkarılan İmamoğlu: Benim Ankara'da yargılayacaklarım buradaki yargıyı yürütmeye çalışıyor. Adalet Bakanlığı bir çöküş bakanlığıdır. adalet millete aittir. ben millete konuşuyorum. millete yüzümüzü dönelim.
(Gamze Altunay)