"Tecavüzle yargılanan Norveç veliaht prensesinin oğluna dört yıl hapis"
Norveç Hukukun Üstülüğü Endeksi'nde 2. sırada...
Anayasa'yı yok sayan "hakimleri" Yargıtay üyesi yapan Türkiye ise 118.sırada...
"Övün,övün,övün..."
İzmir’de bugün tutuklanan kız öğrenciler arasında, tıp fakültesi son sınıf öğrencisi bir genç de vardı. Mezun olmasına sadece bir ay kalmıştı. Bu ay son sınavlarına girecek, doktorluk hayaline kavuşacaktı. Şimdi ise İzmir Şakran Cezaevi’nde.
Bir doktor adayı daha eğitiminden, geleceğinden ve özgürlüğünden mahrum bırakıldı.
Gurur duyun.
MehmetParlak Yaşamakİstiyor
https://t.co/abn21m8ewj
İzmir’de 40 kız öğrenci gözaltına alınıyor, ortada ne kadın örgütleri var, ne insan hakları savunucuları, ne de barolar. Normalde en küçük olayda açıklama yapanlar şimdi sessiz.
Kimse “Bu çocukların suçu ne?” diye sormuyor.
Bu ikiyüzlülük midemi bulandırıyor.
BAŞÖRTÜLÜ KIZ ÖĞRENCİLERİ GÖZALTINA ALDILAR AMA GÖRÜNTÜLERDE SADECE ERKEKLER VAR
İçişleri Bakanlığı, iki gün önce İzmir merkezli 12 ilde düzenlenen ev baskınlarına ilişkin bugün bir video yayınladı. Gözaltına alınanlar arasında çoğu üniversite öğrencisi olan 69 kadın ve 12 erkek bulunuyor. Ancak videoda yalnızca erkekleri görüyorsunuz. Kadınlar yok. Çünkü onlar başörtülü. Başörtülü kadınların görüntülerini yayınlamak, iktidarın yıllardır kurduğu mağduriyet söylemiyle çelişir.
Dokuz Eylül, Ege, İzmir Demokrasi, İzmir Katip Çelebi, Bakırçay, Yaşar, Adnan Menderes ve Balıkesir üniversitelerinde; tıp, hukuk, mühendislik ve ilahiyat fakültelerinde okuyan çok sayıda öğrenci şu anda İzmir Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nde gözaltında tutuluyor.
Bu öğrencilerin final sınavları vardı. Anneleri dışarıda, çocukları içeride. Panik atak geçirenler var, aileler endişe içinde.
Peki suçları ne?
Birlikte ev tutup ders çalışmak.
Bu sabah İzmir merkezli 11 ilde yapılan ev baskınlarında 62 KADIN, 11 ERKEK gözaltına alındı.
Suçlama 'eğitim yapılanması'. Kimsenin yapılandığı filan yok.
Öğrenciler final dönemindeler ve sınavlara hazırlanıyorlar.
Amacınız nedir? Okumasınlar mı?
https://t.co/8KD0PmYqoo
İşte görüyorsunuz. AK Parti eski milletvekili ve komisyon başkanı Reşat Petek, hazırlanan raporu dönemin TBMM Başkanı İsmail Kahraman'a bizzat teslim ediyor. Buradan “Kayıtlarımızda böyle bir rapor bulunmamaktadır” diyen Meclis Başkanlığı'na sesleniyorum: Hiç utanmıyor musunuz? 2 aydır bu konuyu soruyorum. 24 soruluk soru önergesi verdim. Ne raporu ortaya koyabiliyorsunuz ne de sorulara cevap verebiliyorsunuz. Sayın @NumanKurtulmus bu ne haldir? Bu nasıl bir skandaldır? Millet adına soruyorum: Bu rapor nerededir?
AİHM Yasak/Türkiye ve Yalçınkaya/Türkiye kararlarından sonra halen daha bir kişinin “ben teröristim” diyerek dilekçe verip itirafçı olmasını anlayamıyorum.
Bu kişi bir de “Hukukcu” ise..,
https://t.co/AIJPsAYphs
Meclis bombalanmadı, önceden içeriye yerleştirilmiş patlayıcılar kullanıldı. Özgür Özel ve silah arkadaşı İsmail Kahraman da çok iyi biliyor bu gerçeği
"AİHM KÜÇÜK DAİRE > AİHM BÜYÜK DAİRE" mi?
AİHM "Büyük Daire"nin Yasak v. Türkiye kararından sonra bile "Küçük Daire" kararına dayanarak hüküm vermek de bizim mahkemelere nasip oldu.
Adalet Bakanlığı Büyük Daire'nin Yasak v. Türkiye kararını çevirip Mahkemelere bir an önce göndermelidir.
Aksi takdirde böyle trajikomik olaylar çok olacak.
İyi yanından bakmak gerekirse: Mahkemelerin tek dayanağı "Küçük Daire" kararıymış demek ki! Bakın, hala ona atıf yapmadan mahkumiyet veremiyorlar.
O karar ortadan kalktığına göre Mahkemeler de Büyük Daire kararı uyarınca dosyaların tümünün BERAAT'e döneceğini anlamışlar, sadece Büyük Daire kararının ellerine geçmesini bekliyorlar diyebiliriz!
Hukuken anlatamadıysak matematiksel olarak ifade edelim:
Küçük Daire < Büyük Daire
Bayram günü cezaevi önlerinde, görüşlerde öyle trajediler yaşanıyor ki, hanginini anlatayım...
Fiziksel, zihinsel ve görme engelli İhsan Can (8), 6 ay önce tutuklanan annesi KHK'lı öğretmen Venhar Can'ı görmek için hapishaneye gidiyor. Görüş günü prosedürlerine normal bir insan bile zor dayanırken bu çocuk ne yapsın? Eziyet başka bir şey değil.
Bayramdaİhsana AnnesiniVerin #KurbanBayramı
Cezaevine girmeden önce voleybol oynayacak kadar sağlıklı olan MS hastası Kurmay Albay Mustafa Özcan Çay, sol ayağını oynatamıyor, koğuşta sondayla yaşıyor. Çay, aynı zamanda keratakonus hastası %30 görüyor. Cezaevinde tamamlayıcı tedaviye ulaşamayan Özcan Çay'ın Eşi Şebnem Çay:
"Onu cezaevinde ölüme terk etmeyin, infazını erteleyin."
Cezaevinde Bayram
Başkan Asporda Safebit
#KurbanBayramı
76 yaşındaki Şerife Durmaz teyze, evinde torun sevmesi gerekirken, 10 yıldır Sincan’daki oğlunu görmek için yollar aşındırıyor.
“Adalet yok, devlet yok, hukuk yok. Yeter, dayanma gücüm kalmadı.” diyor.
Haksız mı?
#HerkesAdaletBekliyor
Köyde “Tamam cenaze namazını kıldıralım.” imama emir gelmiş. “Teröristin cenaze namazı kılınmaz.” “Cenaze namazını kıldırmadan mı toprağa vereceğiz?” “Kılmıyoruz kardeşim. Diyanet öyle emir verdi. Konuşma, “teröristlik” yapma karşımda.” deniliyor ve yakınları orada 3-5 kişi buluyor. Bir mezarlıkta cenaze namazı kılıyorlar. Toprağı kazıyorlar ve içine indiriyorlar. Üstünü toprakla kapatıyorlar ve Gökhan Açıkkollu insanların o zalimlerin vicdansızların elinden kurtuluyor, toprağa verildi demiyorum. Vicdansız bir topluluğun elinden kurtulup toprağın altına girebildi. İşte ohal budur arkadaşlar.
Hukukta fazla uzmanlaşmak bazen çok iyi sonuçlar doğurmuyor, ticaret hocası olarak kamu hukukuna bayağı bir uzak kalmış belli ki @drbattal hocamız.
Yazıdaki değerlendirmeler maalesef doğru değil, ayrıca Aihm Büyük Daire kararıyla da uyumlu değil.
Yasak v. Türkiye davasının da başvurusunun da hiçbir yerinde kopyayla ilgili bir sorun yok; olsa bile kopya ayrı suçtur “terör örgütü üyeliği” ayrı suçtur.
Kararda devrim gibi tespitler varken neden dosyayla hiç ilgisi olmayan kopya üzerinden bir değerlendirme yapma gereği duymuş hocamız, onu da anlayamadım.
AİHM Yasak Kararında Gerçekten Öyle mi Dedi?
✍️Sn. Ahmet Battal, AİHM İkinci Daire’nin Şaban Yasak kararından sonra Ekim 2024’te bir yazı kaleme almış, Dairenin "ihlal yok" kararını, dosyada Yalçınkaya kararından farklı olarak "soru çalma veya kopya çekme" gibi somut bir suç isnadının bulunmasına dayandırmış ve "deliller doğruysa karar da doğrudur" sonucuna varmıştı. Bu yazıdan sonra 14 Aralık 2025’te düzenlenen ''Türkiye'de Adaletin Yeniden İnşası Forumu'' isimli panele katılmış, burada da Cemaatle ilgili içinde tutamadıklarını Yasak kararı üzerinden söylemiş ve bu kararı referans alarak talihsiz bir açıklama yapmıştı. (Merak edenler, bahse konu konuşmayı şu linkten ve 3:23:00 dan itibaren izleyebilirler :https://t.co/Oo8n8uGD6H ).
🖊️Yasak başvurusuna ilişkin Büyük Daire kararının ardından bugün kaleme aldığı yazıda ise, AİHM Büyük Dairesinin ihlal kararını “İkinci Dairenin delili doğru değil ki ‘ihlal yok’ hükmü doğru olsun. İhlal var” şeklinde yorumlamıştır. Yani Mahkemenin sadece “kopya çekme” iddiasının başvurucunun dosyasında somut olarak yer almadığını tespit ettiği için ihlal verdiğini ileri sürmüştür.
📍Acaba bu ifadeler doğru mudur ve AİHM gerçekten Yasak kararında be nedenle mi ihlal vermiştir? Bu değerlendirmeye katılmak elbette mümkün değildir ve bu ifadeler göstermektedir ki, Büyük Daire’nin Yasak kararı tam olarak anlaşılamamıştır. Şöyle ki;
Farklı Suç Tipleri Birbirine Karıştırılmıştır
Yazıdaki temel yanılgı, herhangi bir yasadışı eylem iddiasının doğrudan TCK’nın 314/2. maddesinde düzenlenen "silahlı terör örgütü üyeliği" suçunun sübutu için yeterli görülmesidir. Bir ceza yargılamasında soru alma, soru verme veya kopya çekme iddiaları somut delillerle ispatlanmış olsa dahi, bu eylemlerin ceza hukukundaki karşılığı hırsızlık, nitelikli dolandırıcılık, evrakta sahtecilik veya görevi kötüye kullanma gibi suç tipleri olabilir. Bu fiillerin, olmazsa olmazı cebir ve şiddet olan örgüt üyeliği suçunun maddi ve manevi unsurlarını otomatik olarak karşılaması mümkün değildir. Tipiklik ilkesi gereği, isnat edilen eylem ile uygulanan ceza normu uyumlu olmalıdır. Sınav usulsüzlüğü gibi bir isnadın, terör örgütü üyeliği suçunun unsurları yerine ikame edilmesi, ceza hukuku mantığına terstir. Bir an için doğru olsa bile, bir kişinin haksız menfaat temin etmesi, o kişinin devletin anayasal düzenini silah zoruyla yıkmayı hedeflediği iddia edilen bir yapının üyesi olduğunu göstermez.
Manevi Unsurun Somutlaştırılması Zorunluluğu Atlanmıştır
AİHM Büyük Dairesinin ihlal kararının dayanağı, sn. Battal’ın iddia ettiği gibi dosyada kopya çekme iddiasına ilişkin somut delil bulunmaması değil, örgüt üyeliği suçunun unsurlarının ve özellikle de manevi unsurunun yerel mahkemelerce araştırılmamış olmasıdır. Kararda açıkça belirtildiği üzere, bir kişinin TCK 314/2 kapsamında cezalandırılabilmesi için, söz konusu yapının iddia edilen şiddet ve cebir içeren amaçlarını bilerek ve isteyerek hareket etmesi (özel kast) gerekir. İlgili dosyada başvurucunun eylemleri bir cemaatin eğitim faaliyetleri kapsamında değerlendirilmiş olup, ulusal mahkemeler kararlarında bu kişinin ileride gerçekleşecek bir darbe teşebbüsünü veya iddia edilen nihai amacı bildiğine ilişkin hiçbir araştırma ve değerlendirme yapmamıştır. AİHM, Büyük Daire kararında net bir şekilde, Cemaatin o dönemde dini ve eğitimsel bir hareket olarak bilindiğini ve dolayısıyla sırf Cemaat mensubiyetinin veya eğitim faaliyetlerine katılmanın, silahlı bir terör örgütüne üyelik anlamına gelmeyeceğini belirtmiştir. Velev ki dosyada Battal’ın bahsettiği gibi somut bir soru alma iddiası sübuta erseydi bile, bu durum başvurucunun örgüt üyeliği kastıyla hareket ettiğini tek başına ispata elverişli olmayacak ve AİHM açısından ihlal sonucu değişmeyecekti.
Otomatik Cezalandırma Pratiğinin Somut Göstergesi
Sn. Battal'ın "somut isnat varsa ceza doğrudur" şeklinde formüle ettiği yaklaşım, esasen AİHM'in Yalçınkaya ve Yasak kararlarında Sözleşme'nin 7. maddesi kapsamında ihlale gerekçe yaptığı "şabloncu ve otomatik cezalandırma" pratiğinin somut bir örneğidir. AİHM, belirli bir eylemin varlığının, suçun unsurları araştırılmaksızın doğrudan silahlı örgüt üyeliği için yeterli kabul edilmesini hukuka aykırı bulmuştur. Başka bir ifadeyle, "ByLock = terör örgütü üyeliği" ya da "soru alma iddiası = terör örgütü üyeliği" şeklindeki tümdengelimci ve şabloncu yaklaşım, AİHM'in 7. madde ihlaline gerekçe yaptığı "otomatik suçluluk karinesinin" ta kendisidir! Salt bir iddia veya isnat üzerinden ve failin suç kastının bireyselleştirilmeden mahkumiyet hükmü kurulması, "kusursuz ceza olmaz" ilkesine aykırıdır. Dolayısıyla, suçun ancak bir delili veya farklı bir suçun konusu olabilecek hususların, silahlı terör örgütü üyeliği suçunun unsurları ve özellikle de manevi unsuru yerine ikame edilerek cezalandırma yoluna gidilmesi, Yalçınkaya ve Yasak kararlarındaki ihlalin ana sebebidir.
Geriye Yürümezlik ve Hukuki Öngörülebilirlik İlkeleri Gözardı Edilmiştir
Karara konu eylemlerin zamansal bağlamı ve hukuki öngörülebilirlik ilkesi de yazıda dikakte alınmamıştır. Zira Sözleşme'nin 7. maddesi, kanunların sanık aleyhine geriye dönük olarak uygulanmasını yasaklar. Başvurucuya atfedilen eğitim faaliyetleri veya diğer faaliyetlerin gerçekleştirildiği dönemde, Cemaat yasal faaliyetler yürüten bir yapıdır ve henüz herhangi bir şiddet eylemiyle ilişkilendirilmemiştir. Yıllar sonra ortaya çıkan şiddet olaylarından hareketle, geçmişteki olağan faaliyetlerin veya şiddet içermeyen fiillerin geriye dönük olarak örgüt üyeliği kastı ve delili olarak kabulü mümkün değildir. Kişilerin, eylemlerini gerçekleştirdikleri tarihte ortada olmayan bir "terör örgütü" nitelemesini öngörmelerini ve yıllar sonra yaşanacak şiddet olaylarını önceden bilerek hareket ettiklerini varsaymak, hem hukuka hem de eşyanın tabiatına aykırıdır. Özetle, hukuk geriye yürütülerek dünün yasal faaliyetlerinden bugünün terör kastı çıkarılamaz. Yazıda, zamansal bağlam ve başvurucunun eylemleri sırasındaki kastı göz ardı edilerek yapılan değerlendirmeler, Yasak kararının mantığının ve ceza hukukunun temeli olan kusur ilkesinin anlaşılamadığını göstermektedir.
📌Kısaca Büyük Daire, Yasak kararında Yalçınkaya ilkelerini somutlaştırarak; ByLock dışındaki doğrudan Cemaat mensubiyeti veya diğer faaliyetlere ilişkin delillerde, manevi unsurun bireyselleştirilmiş bir şekilde araştırılmadığı her durumun 7. maddeyi ihlal edeceğini net bir biçimde ortaya koymuştur. Sn. Battal’ın yazısı ise bu hususu ıskalayarak kararı sadece “kopya iddiası var mı, yok mu” tartışmasına indirgemiştir. Bu yaklaşım, hem ceza hukukunun temel ilkelerini hem de AİHM’in koruduğu “kişisel sorumluluk” ilkesini yansıtmakta yetersiz kalmıştır.
"DÖRT OĞLUM, İKİ GELİNİM İHRAÇ"
Amcayı mutlaka dinleyin. Konuşurken sesi titriyor, bazı cümleleri boğazında düğümleniyor.
Bir oğlu doktor, biri emniyet müdürü, biri savcı, diğeri tetkik hâkimi… Dört evladı, iki gelini ihraç. 10 yıldır kucağında torunlarıyla şehir şehir cezaevi dolaşmış.
Yaşadığı kırgınlığı anlatacak kelime bulamıyor artık.
AskeriÖğrenciye BayramOlsun
https://t.co/IGLGgtZqi6
TEK BÖBREĞİNİ DE KAYBETMEK ÜZERE
31 Mayıs 2022’de tutuklanan böbrek hastası KHK’lı katip Mehmet Parlak, yüzde 15 çalışan TEK böbreğini de kaybetmek üzere. Diyaliz sınırında, sağlık durumu kritik… Ama hâlâ tahliye edilmiyor.
Sincan Cezaevi denetimli serbestlik hakkını bile verilmiyor. Yoğun bakıma kaldırıp ölmesini mi bekliyorsunuz?
#HerkesİçinAdalet
https://t.co/xWeYE92r1Y
Danimarka, iltica başvurucusu Tuğba Koç’un, üst düzey bir Gülen Hareketi mensubu olmadığı gerekçesiyle Türkiye’ye gönderilmesinde risk görmedi.
7 gün içinde ülkeyi terk etmesi istenen Koç, başlattığı imza kampanyasında tüm duyarlı kesimlerden destek istedi.
AYM'DEN TARİHİ KARAR
ARKADAŞLAR RİCA EDİYORUM, ELDEN ELE LÜTFEN TÜM DÜNYAYA DUYURALIM
Anayasa Mahkemesi, 5 Ağustos 2016'da İstanbul Emniyet Müdürlüğü işkence gördükten sonra vefat eden KHK'lı öğretmen Gökhan Açıkkollu'nun "yaşam hakkı" ve "kötü muamele yasağı"nın ihlal edildiğine karar verdi. Devletin ölüm olayındaki sorumluluğu resmen tescil edildi.
Gökhan Açıkkollu’nun son anlarına ait görüntüleri 5 Ağustos 2019’da ilk kez yayınladığımızda başta 'bazı hukukçular' olmak üzere birçok kişi bize tepki gösterdi. Ancak bugün gelinen noktada gerçekler bir kez daha ortaya çıktı. Haksızlık karşısında susmamak, şartlar ne olursa olsun hakikati dile getirmek çok önemliydi.
Bu görüntülerin ortaya çıkması için uzun süre mücadele ettik. Şimdi bu tarihi kararı herkesin duyması gerekiyor.
Lütfen paylaşın, duyurun.
Ayrıntılı bilgi: https://t.co/jbAXlHXaAX
#İşimiziGeriİstiyoruz
Hamile kadınlar, çocuklu anneler tutuklanırken, o operasyonlara bağıra bağıra destek veren Rasim Ozan Kütahyalı’nın verdiği ifade.
İbretlik ama kendisinin adil yargılanmasını dilerim.