@Qzannn@harunbbcn@KriptoDunyalar Çünkü çalışıyoruz, tek maaş yetmiyor, kendi özelimde söylüyorum çocuğum sabah 8 evden çıkıyor akşam etütle birlikte 8 de eve giriyor, halihazirda zaten ağır olan çantalarına kaç tane daha sefer tası yük edebilirim,, kantinde su 20 tl..damacana mı verelim ellerine
Sonra gençler niye dinden soğuyo.
Düşünsene müslümansın ve bi hobin var, ama senden daha iyi müslüman olduğunu iddia eden bi avuç çirkin adam gelip seni iyi müslüman olmamakla suçlayıp dövüyo.
anladığım kadarıyla mossad, illuminati,
aleyna tilki, ku klux klan, ingiliz derin devleti, fetö, yurtseven kardeşler, cia ve büyük mason locası, fatma betül sayan kaya'ya komplo kurup hesabına milyarlarca lira yatırmış. çok ilginç bir taktik gerçekten.
Elime ne zaman saç kurutma makinesi alsam aklıma, son parasıyla aldığı odunlar ıslak çıkınca, oğlunun eline saç kurutma makinesini odayı ısıtsın diye verip öbür odada kendi canına kıyan Emine Akçay geliyor. Ne zaman bir eczanenin önünden geçsem, kızının gözleri önünde “Ölmek istemiyorum” feryadıyla hafızalara kazınan Emine Bulut’u hatırlıyorum. Ne zaman yıkılmış bir bina görsem, 6 Şubat’ın o buz gibi ayazında enkaz altındaki kızının elini bırakamayan Mesut Amca takılıyor gözümün önüne. Ne zaman gencecik bir kadın öğretmen görsem, kara tahta başında gülümseyen Aybüke Yalçın geliyor aklıma. Ne zaman bir bakan ziyareti haberi görsem, eline tutuşturulan parayı gözyaşlarıyla geri uzatıp “Ben dilenci değilim” diyerek onurunu ve çaresizliğini haykıran Dilek Özçelik geliyor.
Ne zaman Karadeniz’in yeşil yaylalarına baksam, bir kez olsun doya doya “İyi ki varsın” sözünü duymadan toprağa düşen 15 yaşındaki Eren Bülbül geliyor. Ne zaman sokakta yürüyen gencecik bir kız çocuğu görsem, daha 16 yaşında yabancı uyruklu bir caninin saldırısına uğrayıp hayattan koparılan Ayşegül Aydın geliyor. Ne zaman sahilde arkadaşlarıyla yürüyen gençleri görsem, yan bakma bahanesiyle çıkan bir tartışmada bıçaklanarak hayatını kaybeden 17 yaşındaki Atlas Çağlayan geliyor. Ne zaman bir pazarın yanından geçsem, kalbinden bıçaklanarak henüz 14 yaşında hayata veda eden Ahmet Minguzzi geliyor. Ne zaman “mağara” kelimesini duysam ya da bir pusu haberi görsem, yıllarca esir tutulduktan sonra Gara’da alçakça katledilen Semih Özbey ve kahraman silah arkadaşları gözümün önüne geliyor.
Ne zaman minibüse binsem Özgecan Aslan, ne zaman bir plazanın önünden geçsem Şule Çet, ne zaman bir dere kenarından geçsem bir çuvalın içinde çocukluğu çalınan Narin Güran, ne zaman akşam vakti evine yürüyen bir genç kız görsem Ceren Özdemir geliyor. Ne zaman maden ocağı haberi görsem, “Çizmelerimi çıkarayım, sedye kirlenmesin” diyen Somalı madenci, Ermenek’te “Oğlum yüzme de bilmezdi” diye ağıt yakan anne, Amasra’da göz göre göre yerin yedi kat dibinde bırakılan canlar geliyor. Ne zaman bir kalabalığın arasına karışsam, Ankara Garı’nda, Suruç’ta, Merasim Sokak’ta, Güvenpark’ta, Beşiktaş’ta, İstiklal Caddesi’nde bombalı saldırılar ve patlamalarla paramparça olan bedenler, yitip giden gencecik hayatlar, ardında kalan gözü yaşlı analar geliyor. Ne zaman yaz gelse ve içime orman havası çekmek istesem, günlerce cayır cayır yanan ciğerlerimiz, alevler içinde çaresizce can veren hayvanlar, yangın söndürme uçağı beklerken küle dönen cennet ormanlarımız geliyor.
Ne zaman televizyonu açsam, bitmek bilmeyen ekonomik ve siyasi krizlerin altında ezilen, pazarda çürük meyve toplayan emekliler ve yarınından umudunu kesmiş, yurt dışına gitmekten başka çare bulamayan genç beyinlerimiz geliyor. Ne zaman “Vatan sağ olsun” nidasını duysam, aklıma sıvası dökülmüş, tuğlaları açıkta kalmış, camına derme çatma bir bayrak asılmış o yoksul şehit evleri geliyor. O yoksul evlerin çocukları toprağa düşerken, öte yanda terörist başına tahsis edilen adalar, onun rahat etmesi için inşa edilen villalar geliyor aklıma. Ne zaman meclis kelimesini duysam, o kutsal çatı altında, bir zamanlar Cumhuriyet’i kuran iradenin koltuklarında bugün terörün gölgesinde siyaset yapanların oturması, binlerce şehidimizin ve bebeklerin katili olan terörist başının o Gazi Meclis’e davet edilmesi, şehit analarının kalbine sokulan o hançer geliyor. İçim kanıyor, nefesim kesiliyor.
Ve ne zaman umuda tutunmaya çalışsam, evini, ailesini, tüm geçmişini enkaz altında bırakmış depremzedeler uzatılacak bir şefkat eli beklerken, liderlik makamından duyulan küfürler, hakaretler geliyor. Ülkesinde onuruyla yaşamak, hakkını aramak isteyen bu ülkenin evlatlarına, kadınlarına, gençlerine edilen o ağır sözler çınlıyor kulaklarımda. Nereye baksam bir yarım kalmışlık, kime baksam bir haksızlık, neyi tutsam elimde kalan koca bir adaletsizlik... Ne zaman bu ülkede normal bir hayat yaşadığımı sansam, aklıma bu isimler, bu acılar geliyor.
@bosunatiklama güvenlik zafiyeti bir sektöre dönüşmüş: çocuğu koruyamayan düzen, çocuğun sırtına balistik kalkan bağlıyor. mermi testinden çanta geçiyor, okul geçemiyor.
Anne baban senin nasıl yaşlandığını göremeyecek.Partnerin seni çocukluğundan beri tanımıyor. Çocukların genç halini çok az hatırlayacak. En yakın arkadaşların bile geçmişinin tamamını bilmiyor. Hayatının ilk gününden sonuna kadar seninle olacak tek kişi sensin
Kendine iyi davran
Anadolu halkı fon krizine vakitsiz yakalandı. Kış hazırlıkları yapılıyor, salça kaynatılıyor, menemenlik hazırlanıyor, turşu kuruluyor, buzluğa sebze atılıyor, şu an çok meşguller.
Yoksa tepkileri büyük olurdu.. 😂😂
Fatma Betül'ün milyar TL götürdüğü ülkede... KYK yurdunda kalan gençler ülkedeki derin yoksulluğu bir başka açıdan anlatıyor:
"Yurtta kaldığım ilk akşam ve uyandığım sabahı hatırlıyorum, ben ilk defa orada gerçek bir yatakta uyudum. ilk defa çalışma masam ve sandalyem oldu."
"İlk defa bu kadar kıyma ve et yedim"
"İlk defa oturma odasında bir kanepede değil de kendi yatağımda uyumuştum, ilk defa çalışma masam ve komodinim olmuştu. Tatilde otelde kalmak nasıl bir his bilmediğim için 4 yıllık bir otel tatili gibi gelmişti, gençliğimin baharı diye anarım her zaman."
"İlk defa yatağım masam komodinim ve kendime özel dolabım olmuştu. Hemen masamı süslemiştim. Cici kız masası olsun diye."
İnanılmaz bir durum ve ruh halleri var. Halk o kadar umurlarında değil ki istifayı Erdoğan'dan istiyorlar. İstifayı Erdoğan için ediyorlar. ��zrü Erdoğan'dan diliyorlar, teşekkürü Erdoğan'a ediyorlar. Halk sadece bir teferruat; hatta böcek. Daha AKP'den kimse çıkıp halktan özür dilemiş değil.
Tüm bu sahte diploma, sahte e-imza meselesinin sorumlusu, tüm dijital güvenliğin emanet edildiği BTK. Yani Bilgi Teknolojileri Kurumu. Buradan sorumlu Bakan Yardımcısı Ömer Fatih Sayan, 30 yıl içinde 6 fakülte, 2 yüksek lisans, 2 doktora ve 13 sertifika programı bitirmiş. Meslektaşımız Deniz Zeyrek soruyor: "Bu CV’yle bu sahtekarları nasıl gözünüzden kaçırdınız?"
toplum iyileri, düzgünleri, erdemlileri,
tevazu sahiplerini, sade yaşayanları seçmez; kendisine benzeyenleri seçer. kendisi kadar iyi, kendisi kadar düzgün, kendisi kadar uyanık, kendisi kadar kurnaz, kendisi kadar işini bilen. seçilenler seçenlerin aynasıdır her zaman.