Küçükken İzmir'de üşüyen, Bursa'ya yerleşince kar görüp ağlayan, Bolu'da ve Ankara'da okumuş üstüne Kars'a atanmış ve yıllardır tayini çıkmayan biriyim.
Gaziantep'te yaşayan 76 yaşındaki İbrahim Uzak, gününü kütüphanede kitap okuyarak geçiriyor.
"Saat 9'da geliyorum. Hatta kahvaltımı da buraya getiriyorum.
Kütüphane evim gibi oldu. Günde 50 sayfa okuyorum. Akşam 6 ya kadar buradayım."
Birilerinin hayatımızdan çabuk gitmesi, zihinde hemen ben yetersiz miyim, hiç mi iz bırakmadım sorusunu tetikler. Bu durum kendi değerimizi başkalarının hayatımızdaki kalıcılığı üzerinden ölçme eğilimidir. Oysa bir insanın bir ilişkiden vazgeçme hızı, sizin iz bırakıp bırakmadığınızla değil karşı tarafın duygusal bağlanma kapasitesi, sorumluluk alma isteği veya kendi içsel süreçleriyle ilgilidir. Kendi izinizi başkalarının gidişleriyle silmeye çalışmak, öz-değerinize haksızlık etmektir
Ya Rabbi; akıllı hâfızalı sağlıklı ibadetli izzetli ikramlı bir hayat, son nefesimize kadar kendi hizmetimizi rahatlıkla tertemiz yapabilme gücü, beş vakit namazımızı erkânıyla kılabilmeyi ve kendi aldığımız abdestle imân-ı kâmille göçebilmeyi nasip eyle.
"Öldüğümde ardımda ne bırakacağım?"
Uzun zamandır bu sorudan kaçamıyorum.
Evlatlar, mülkler, herkesi birbirine düşürecek yüklü bir banka hesabı, bir daha bedenimize hiç değemeyecek şık ve pahalı eşyalar, polemikler, husumetler, lakırdılar, bitimsiz bir dünya kavgası ve telaşı mı? Bizden geriye ne kalacak?
İnsanların zihninde, eş dostun kalbinde ve hatta sosyal medya hesabımızdan bizden geride ne kalacak? Kombin videoları, şuh selfieler, dünyada gezdiğimiz yerlerin fotoğraf albümü mü?
Sahi, bizden geriye ne kalacak?
"Ardımızda ne bırakmak istiyorsak öyle yaşamak" ideal yaşam tasavvurum bu artık.
İbn Kayyim el-Cevziyye رحمه الله:
“Allah’ın kuluna rahmetinden biri, onu başkalarına açamayacağı ve onu tam olarak anlayabilecek birini bulamayacağı bir imtihanla sınamasıdır; böylece kalbi Allah’tan başkasına bağlanmasın, o da gidip O’na şikayet etsin.”
el-Vâbil es-Seyyib
Nasıl isteyeceğini, nereye sığınacağını bilemediğinde Allah peygamberlerin yakarışıyla yol gösteriyor. Kur’an’da geçen peygamber duaları zor zamanlarda tutunacak can simididir. Hz. Yunus’un karanlıktan çıkışı da, Hz. Eyyub’un şifası da, Hz. Musa’nın darlıktan selamete erişi de o kelimelerin içindeydi. Bu duaları hayatına yerleştirmek, elinde her kapıyı açan bir anahtarla dolaşmak gibidir. Hem kendime hem size bir hatırlatma olsun diye buraya bırakıyorum. İstifade edebilmek duasıyla..
Hayatının uzun bir dönemini kurumsal dünyaya insan psikolojisi anlatarak geçirmiş bir büyüğüm vardı, rahmet olsun. Pek güzel anlatırdı bu meseleyi:
Kurumsal dünya size maaş ve sigorta dışında bir de yan haklar sunar. Yemek, servis, yılda bir check-up, bazı başka şeyler. Bunların arasında bir de flört vardır. Gizli yan hak. Çok sinsidir. Farkında olmadan çekilirsin o alana. Nasılsa evin, işin, sevgilin uzaktadır. Serbest zemin. Burada erdemleriniz devreye girer. Ya sağlam durursunuz ya yamulursunuz. Ama mutlaka bir kulp da bulursunuz.
Kendisi, bu tip bir dünyada çalışmanın, hele ki uzun yıllar çalışmanın insandan götürdüklerini anlatırken en çok erdem konusuna değinirdi. Kılıfına uydurmakla sahici olmak arasında bir gerilim. Pek çok tuzak, nefs, arzu, merak. Aşabilen kendini de aşar şüphesiz. Ama böyle.
Ya Rabbi; akıllı hâfızalı sağlıklı ibadetli izzetli ikramlı bir hayat, son nefesimize kadar kendi hizmetimizi rahatlıkla tertemiz yapabilme gücü, beş vakit namazımızı erkânıyla kılabilmeyi ve kendi aldığımız abdestle imân-ı kâmille göçebilmeyi nasip eyle.
İmtihanların biri biter, diğeri başlar.
Bekarlık biter, evlilikle yeni bir imtihan başlar.
Çocuğun olur, tam mutlu olacakken başka sorunlar çıkar.
Evladın büyüdükçe ayrı dertler yaşarsın.
Huzur kaynağın eşin, dert küpüne dönüşebilir.
Annen baban mutluluğunu istediği halde fitne çıkarabilir.
Kazandığınız para hem keyif verir hem strese sokar.
En yakın arkadaşların sana en çok zorluk çıkaran kişiler olabilir.
Rahat etmek için aldığın evin dar gelebilir.
Hastalıkların biri biter, diğeri başlar.
Burası dünya... Cennet değil!
Allah hepimizi sınar. Sorular hiç beklemediğimiz yerden gelir.
Beklediğimiz yerden gelenlere de bir şey yapamayabiliriz.
Sabredersek, güzel sabredersek, sabırda yarışırsak kazanırız.
“Ey iman edenler! Sabredin, sabırda yarışın, Allah ile bağlantınızı sıkı tutun ve takvalı olun ki kurtulasınız!”
(Âl-i İmrân, 200)