1/5 @TeamYouTube My YouTube channel @altugunatolyesi (Altuğ'un Atölyesi) and its associated Google/Gmail account were hijacked on Aug 21 at around 10 AM (Türkiye time). The attacker changed my recovery email, phone number and security information within minutes.
Talâk sûresi 4.Âyet-i Kerime üzerinden yapılan tartışmalarda, öncelikle ayetin neyi anlattığını doğru tespit etmek gerekir. Ayet, bir evlilik veya cinsel ilişki teşvikinde bulunmamakta; sadece belirli kadın gruplarının boşanmadan sonraki iddet süresini açıklamaktadır. Dolayısıyla ayetin konusu evlilik yaşı değil, iddet hukukudur.
Kur’an-I Kerim’in Ahzâb sûresi 49. Âyet-i Kerîme’sinde açıkça, nikâh akdi yapılmış olsa bile zifaf veya halvet-i sahîha gerçekleşmeden boşanma olursa iddet beklenmeyeceğini bildirmektedir. Buna göre Talâk sûresi 4.Âyet-i Kerîme’de zikredilen iddet, iddeti gerektiren bir boşanma durumuyla ilgilidir.
Ayrıca ayette geçen “واللائي لم يحضن” (henüz hayız görmemiş olanlar) ifadesinin doğru anlaşılması gerekir. Bu ifade, “hiçbir zaman hayız görmeyecek olanlar” anlamına gelmez. Böyle bir anlam verilirse, yirmi, otuz veya kırk yaşına gelmiş olup çeşitli sebeplerle henüz hayız görmemiş kadınlar da aynı kapsama girer. Bu durumda ayetin hemen öncesinde ayrıca “hayızdan kesilmiş olanlar” (واللائي يئسن من المحيض) zikredilmesinin anlamı kalmaz. Hâlbuki Allah Teâlâ’nın kelâmında gereksiz tekrar ve abes söz düşünülemez.
Bu sebeple müfessirlerin büyük çoğunluğu, “lem yahidne” ifadesini “henüz hayız görmemiş olanlar” şeklinde anlamıştır. Nitekim tefsirlerimizde rivayet olarak menopoz için yaş söylemleri getirilsede genel kabul belirli bir yaş sınırı koymanın doğru olmadığını, Kur’an’ın ne küçüklük ne de menopoz için kesin bir yaş belirlemediğini ifade eder. Ölçü yaş değil, fiilî biyolojik durumdur.
Klasik fıkıh literatüründe tartışılan mesele, yaşın tek başına belirleyici olup olmadığı değil; kişinin biyolojik olarak buna elverişli (mütahammil, takat sahibi) olup olmadığıdır.
Nitekim bir kız henüz hayız görmemiş olsa bile fiziksel gelişimini büyük ölçüde tamamlamış olabilir. Tersine durum da ise yaşı daha büyük olduğu hâlde bedenen cinsel ilişkiye elverişli olmayabilir. Bu sebeple klasik eserlerde zaman zaman “takat” meselesi üzerinde durulmuştur. Yani mesele kronolojik yaş değildir.
Dolayısıyla sırf belirli bir yaşa ulaşmış olmak tek başına yeterli görülmez. Eğer kişinin bedeni cinsel ilişkiye elverişli değilse, yaşı on sekiz veya yirmi olsa bile ona zarar verecek bir ilişki meşru kabul edilmez. Dolayısıyla tartışmanın ekseni “küçük yaş” değil, kişinin buna fiziksel olarak dayanabilecek durumda olup olmamasıdır.
Hz. Âişe ile ilgili klasik rivayetlerde de buna benzer açıklamalar yer almaktadır. Meselâ Serahsî, bazı rivayetleri naklederek Hz. Âişe’nin başlangıçta zayıf yapılı olduğunu, ailesinin onu daha iyi besleyip güçlendirdiğini ve bedenen uygun hâle geldikten sonra Resûlullah’ın evine gönderildiğinin rivayet edildiğini aktarır. Bu rivayetlerin amacı da yaş tartışmasından ziyade fiziksel uygunluk meselesine işaret etmektir.
Burada “bedenen cinsel ilişkiye takat getirebilmek” meselesi de tek başına, “öyleyse ilişki kurulabilir” şeklinde anlaşılmamalıdır. Çünkü bir kişinin fiziksel olarak gelişmiş görünmesi, cinsel ilişkinin kendisi açısından herhangi bir zarar doğurmayacağını kesin olarak göstermez. Zarar ihtimali varsa, bunun sorumluluğunu sonradan ortaya çıkacak bir neticeye bırakmak doğru değildir.
Dolayısıyla böyle bir meselede asıl yaklaşım, zarar gerçekleşsin de ondan sonra anlaşılsın şeklinde olamaz. Kişinin bedensel gelişimi, sağlığı ve ilişkiye gerçekten elverişli olup olmadığı, gerektiğinde alanında uzman hekimlerin değerlendirmesiyle ortaya konulmalıdır.
Kaldı ki bizim söylediğimiz de “Yaşı küçükse ve bedenen müsait görünüyorsa ilişkiye girilebilir, bunu teşvik ediyoruz” değildir. Söylediğimiz şey, klasik fıkıh metinlerinde geçen takat ve zarar gibi kavramların, bugün kendi başına keyfî biçimde uygulanabilecek bir çağrı olarak anlaşılmaması gerektiğidir. Bugünün şartlarında bunun yanında kişinin psikolojik gelişimi, tıbbî durumu, eğitim ve sosyal şartları, toplumun örfü ve en önemlisi yürürlükteki “meşru” hukuk da dikkate alınmak zorundadır.
Bir dönem kimsenin ses çıkarmadığı yanlışlara bir kaç dostum ve rahle arkadaşlarımla beraber itiraz etmiştim. Bugün o yanlışlar birçok ilim ehlinin ortak itirazı hâline geldi. Hakikat yalnız kalabilir; mağlup olmaz. Hakikat karşısında kurulan söylemler uzun süre ayakta kalmaz; foya,vakti gelince mutlaka ortaya çıkar.
Rabbimize hamd olsun ki ilmî usulü ve fıkhın otoritesini savunan birçok ilim ehli var. Allahım sayılarını arttırsın,kalemlerini kuvvetli eylesin.Âmin
@marqdesed@ismetyamac2@AltayCemMeric 21. Yüzyıldan kastınız son yüzyıldır her yeni jenerasyonda ahlaki normların dahada içinden geçilip hergeçen sene toplum üzerindeki dejenerasyonun logaritmik arttığı bu dönem ise islam gibi sonuna kadar tutarlı ve sistematik bir din ile aynı cümlede dahi kullanmayınız mümkünse
Zafer Hoca Ne Güzel Anlatmış..
Bir Bid'at Ehlinin Verdiği Zararı, Bin İslam Düşmanı Veremez..
Tamamı için: xVx Yapım YouTube⬇️
-
https://t.co/S21fRmsVaK
@loki_ey Bu videoda islami persfektifden , ayet ve hadisden delillerle nedeni ve çözümü açıklanmıştır müslüman kardeşlerimin göz atmasını isterim.
https://t.co/hthU9WNfjv