İBB Davası’da Fatoş Pınar Türker, savcı tarafından küçük çocuklarının velayetinin alınmasıyla tehdit edildiğini, çıplak aramaya maruz bırakıldığını gözyaşları içinde anlatıyor. Bu sırada Kılıçdaroğlu ve ekibi İBB Davası’nın savunuculuğunu CHP Genel Merkezi’nde yapıyor. İBB Davası üzerinden kendilerine koltuk devşirenlerde, bu operasyonları savunanlarda, bu insanlık suçuna ortak olanlarda hiçbir insanı değer, nebze vicdan, ahlak yok. Yazıklar olsun.
Son siyasi tartışmalar hakkında görüşlerim II:
CHP Kurultayı’nın mutlak butlan kapsamında iptal edilmesi hakkında yapılan tartışmaları bir örnek olayla ele almak istiyorum. Son yazımla kırdığım, gücendirdiğim arkadaşlarım varsa bu örnek olay üzerinden beni daha iyi anlamış olurlar… Örtüyü kaldırmaya, mutlak butlan rezaletinin arkasındaki gerçeği görmeye hazır mısınız? Haydi başlayalım.
Bu örnek olayda CHP Kurultayı hakkında en çok konuşan gazetecinin faaliyetlerini özetleyeceğim ve Kurultayımıza yönelik iddiaların neden okyanus ötesi menşeli olduğunu açıklayacağım. Bu gazetecinin adı Nuray Başaran neredeyse bir buçuk yıldır CHP Kurultayı hakkında açıklamalar yapıyor. Hem de ne açıklamalar. Savcılıktan neredeyse canlı yayın. CHP Kurultayı’nda şaibe söylemi bu hanımefendiyle başlıyor ve savcılıktan eriştiği mahrem bilgiler iddiasıyla kartopu gibi büyüyor. Büyüdükçe de dikkatimi çekiyor ve odağımı kendisinin üzerine yöneltiyorum.
Açıklamaları sonrası Nuray Başaran’ın 2000’lerde Akşam Gazetesi’nin Ankara temsilcisi olduğunu öğreniyorum. Allah Allah Ankara temsilciliği gibi önemli bir görev yapmış gazeteciyi nasıl tanımam diye düşünüyorum. İnternete girince şunu anlıyorum ki Sayın Başaran yıllardır ortalarda görünmemiş ve adını unutturmaya çalışmış. Bu neden olabilir sorusunun peşinden gidince Yiğit Bulut’un Nuray Başaran hakkında bir açıklamasına denk geliyorum. Şöyle diyor Bulut: “Bir gazeteci ABD konsolosluğu ile haftalık rutin bir şekilde görüşüyorsa ve bu bir gazetenin Ankara temsilcisiyse, konsolosluk görevlilerine bilgi veriyorsa, bu gazetecilik değildir casusluk faaliyetine girer ve bunun da gereği Savcılar tarafından yapılır”. İpin ucunu çekmeye devam edince WikiLeaks belgelerini hatırlayarak bilgisayar ekranının karşısına oturuyorum ve Aman Allahım ne göreyim. Nuray Başaran’ın adının geçtiği onlarca Amerikan belgesi WikiLeaks’te duruyor. Meraklısı internette bu belgelere erişebilir ama şu kadarını söyleyebilirim ki hanımefendinin ABD’li diplomatik misyon görevlileriyle temasları gazetecilik faaliyetlerinin çok ötesinde. Metinleri burada vererek Sayın Başaran’ı hedef haline getirmek istemiyorum ama kendisini yıllarca neden unutturmak istediğini çok iyi anlıyorum. Kriptolara göre siyasetçilerin özel hayatları hakkındaki bazı bilgileri bile yabancılarla paylaşan bir kişiden bahsediyoruz. AKP içi klikler, TSK ile bilgiler, Türk-Rus ilişkileri hakkında özel aktarımlar. Daha neler neler. Belgeleri okudukça Türkiye’nin iç ve dış politikası hakkında yabancılar için önemli bir kaynak olduğu sonucuna ulaşıyorum. 👇 👇 👇
Mahkeme butlan kararı verdi ve tedbiren eski kurultaya döndü. Eski yönetimin geçerli olması için "mazbataya" ihtiyaç var. YSK mahkemenin yazısını iade etti. Özel'in mazbatası geçerli ve mazbatası olmadan Kılıçdaroğlu'nu başkan kabul ederek parti merkezini basanlar suç işlediler
🔴 Başta Bilgi'nin değerli öğrencileri ve aileleri, azimli hocaları, Bilgi'nin tüm bileşenleri, Türkiye'nin demokrasiye inanmış tüm kurum ve çevrelerinin dayanışması ve Bilgi yönetiminin ısrarlı takibiyle bu sonucun elde edilmesi çok değerli bir adımdır.
🔴 Unutulamaz, unutulmamalı, unutturulmamalı.
Başarmak zorundayız, madem ki bu toprakların evladıyız, madem her gün yoksul avuçlarını sıka sıka, kendi hayatından harcayıp bize ömrünü vermiş bu annelerin evlatlarıyız, hangi kimlikten, zümreden olursak olalım hep birlikte biz bunu başarmak zorundayız.
19 Mart'ta mesele İmamoğlu değildi, bugün de mesele CHP değil. Mesele Türkiye'yi karanlığa sürükleyenlerle omuz omuza ve ihanet içinde partisini işgal eden kayyum da değil.
Mesele ülkemizde onurlu, huzurlu bir yaşam ve gelecek hakkının adım adım gasp edilmesidir. Bu bir yaşam mücadelesidir, hepimizindir.
Mahkeme mutlak butlan kararı verdi ve tedbiren eski yönetime döndü. Eski yönetimin geçerli olması için "mazbataya" ihtiyaç var. YSK mahkemenin yazısını iade etti. Şu halde Özel'in mazbatası geçerli ve mazbatası olmadan Kılıçdaroğlu'nu genel başkan kabul ederek parti merkezini basanlar suç işliyor.
IŞIKLARI SÖNMEYEN BİR ÜNİVERSİTE
#BilgiÜniversitesi 'nin maruz bırakıldığı, yaşam - ölüm ekseninde, ağır bir karar karşısında,
- Derin siyasi ve sosyal analizler,
- Kişisel olumsuz deneyim paylaşımları,
- "Ben demiştim" lafları,
- "Zaten belliydi" sinizmi,
- "Orada benim başıma şu gelmişti (Oh olsun!) nidaları,
- Bu "balyoz" karara hemen teslim olup, "Burada ne güzel günler geçirmiştik. Elveda Bilgi" romantizmi,
- "Zaten Türkiye'de hukuk mu kaldı?" sığlığı ve pısırıklığı,
Sesleri duyuluyor ve mevcut şartlar altında hiçbir anlam ifade etmiyor.
Karşı karşıya kalınan sorunun, Bilgi'yi de aşan bir ağırlıkta olduğunu görme şuuru ve yönelimi gözardı edilemez.
30. yılını 7 Haziran günü kutlayacak, Türkiye'nin seçkin bir eğitim ve araştırma kurumunun, asıl kurucu unsurları olan öğrenciler ve öğretim ve idari kadrosunun Bilgi'yi seçkin bir "gerçek" akademik kurum haline getirme gayretlerinin, 1999 yılı Ekim ayından itibaren çok yakından tanığıyım.
Yıllarca, mesai saatlerini gözetmeyen bir azimle, saatler boyu üniversitede çalışmalarını sürdüren akademik kadronun olduğu bir üniversite oldu Bilgi.
17 yıl Hukuk Fakültesi dekanlığını üstlendiğim bu kurumda, bu gerçeği, "ışıkları sönmeyen bir üniversite" olarak tanımlardım tercih günlerinde.
Hukuk Fakültesi'nin kurucu dekanı ve Türkiye Hümanist Ceza Hukuku Doktrini'nin öncülerinden, rahmetli Prof. Uğur Alacakaptan ise, bir "Üniversitenin kapılarının kapatılamayacağı" deyişiyle açıklardı bu gerçeği. Ve öğrencileri uyarırdı: "Burayı bir özel üniversite sanmayın, Bilgi bir kamu tüzel kişisidir."
Bilgi Üniversitesi'nin tüm öğretim üyelerinin 30 yıla varan bir süreçte dokuduğu bu kurumsal kimlik, ürettiği akademik yenilikçilikle Türkiye yükseköğretiminin, birçok devlet ve vakıf üniversitelerinin de benimseyip uyguladıkları politikalar, programlar üretti.
Bu nedenledir ki, onbinlerce Türkiye ve diğer ülkelerin yurttaşları geleceklerini bu kurumda geliştirebilecekleri umuduyla, Bilgi'yi seçtiler. Bireysel tercihlerin de ötesinde, söz konusu olan bu durum "halkın kendi geleceğini tayini"ne dair temel normun da bir tezahürüdür, bu bağlamda bir uygulanma biçimidir.
Bunları yok sayan bir bakış, insanın değersizliği gibi bir temel üzerinde yükselir. Adını ne koyarsanız koyun, bu gerçek değişmez.
Buna yol açan bir işlem hukuken de savunulamaz, hükm-i karakuşi mertebesindedir. Bunun bilincinde olan, tüm #Bilgili öğrenciler, mezunlar, öğretim elemanları ve idari personelin haklarını aramaları, tartışılamayacak, kendi geleceklerini tayin etme hakkının gereği kaçınılmaz bir sorumluluktur.
Turgut Tarhanlı
İşte BİLGİ ruhu, tam olarak budur!
Bilgi Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Kazandibi’nde yapılan forumda öğrenciler, hocalar, avukatlar ve baro temsilcileri bir araya gelip kapatma kararına karşı atılabilecek adımları tartıştı. Bireysel dava hakkından kolektif mücadeleye kadar her ihtimalin konuşulması, aslında bu yapının neyi temsil ettiğini net biçimde ortaya koydu. Korumak istediğimiz değer; düşünmekle kalmayan, harekete de geçen bir akademi kültürü.
Bu sahne, akademinin en yalın halidir belki de. Tartışmak, oylamak, karar almak ve eyleme geçmek… Hepsi aynı hisleri, aynı sorumluluk duygusunu taşıyor.
Mesele yalnızca bir üniversiteden ziyade santralistanbul’un taşıdığı hafıza ve bunun ne anlama geldiği.
İstanbul Bilgi Üniversitesi sınırlarında başlayan dayanışma, gittikçe kampüsü aşar bir hale geliyor. Bu bir kurum ile başlayan, diğer tüm kurum ve kişileri etkileyebilecek kötü bir senaryonun başlangıcını önleme mücadelesi. BİLGİ veya değil, BİLGİ’nin temsil ettiği fikri ve özgürlüğü savunmak gerekiyor.
Herhangi bir üniversiteden, herhangi bir medya platformundan veya herhangi bir siyasi partiden olan herkesi BİLGİ’yi korumaya ve öğrencilerin omzunda el, çığlığına çığlık olmaya davet ediyorum.
Bilgi Üniversitesi öğrencilerinin mücadelesi devam edecek. Yuvamızı kurtarmak ve korumak en büyük dileğimiz.
Eğer BİLGİ içinde bulunduğu durumdan kurtarılamazsa, bunun devamı daha şiddetli şekilde gelecektir.
İstanbul Bilgi Üniversitesi öğrencilerinin kamuoyuna çağrısı var:
"Üniversitemizin faaliyet izninin kaldırılmasına ilişkin karar, gündemdeki yoğun siyasi gelişmeler arasında ne yazık ki yeterince görünür olamadı ve sesimizi duyurmakta ciddi şekilde zorlanıyoruz.
Okulun yeniden açılabilmesi ancak yeni bir Cumhurbaşkanlığı kararıyla mümkün. Alinan karara karşı hukuki süreç ise oldukça uzun sürecek. Sesimizin daha fazla kişiye ulaşabilmesi adına desteğiniz bizim için çok kıymetli olurdu. Mümkünse konuyu paylaşarak kamuoyunda görünür olmasına yardımcı olabilir misiniz?"
BİLGİ ÜNİVERSITESI ÖGRENCİLERİ
Bilgi Üniveristesi öğrencileri ve hocaları beyin fırtınası yapıyor. Bireysel dava açma hakkı dahil her olasılık tartışılıp, oylanıp ve sonunda eyleme geçilecek.
Bunu görmek beni çok mutlu etti. Sonuç ne olursa olsun “akademi” mensubu olmak işte budur!
Antik Roma’da Platon’ın felsefe okulunun ruhunu taşıyanlar milletin hak ve menfaatlerini doğrudan demokrasi modeliyle temsil eder. Bu nedenle bu mesele sadece bir “özel üniversite kapatılması ne olacak canım, bizi ilgilendirmez” diyerek geçilemeyecek bir meseledir.
İşte böyle bir irade ortaya koyabilmek bilim, felsefe, etik, demokrasi ve adalet için yetkinlik anlamına gelen “diploma” sahibi olmaktır. 🇹🇷👏🏻
Cumhurbaşkanı kararıyla kapatılan İstanbul Bilgi Üniversitesi Medya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aslı Tunç'tan 25 yıldır çalıştığı kurumuna veda yazısı... https://t.co/asJydnZm5q
— Erdoğan’ın bir gece yarısı kararıyla kapattığı İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin Santralİstanbul kampüsünde, 2007 yılında yaptığı konuşma:
“Bu semtin çocuğuyum, buraları iyi bilirim. Buranın Bilgi Üniversitesi ile bu hale gelmesi, İstanbul’a farklı bir zenginlik kazandırıyor. Gelecek nesiller hep hayırla yâd edecek…”