@elmesra'nın yazısının tamamı geçtiğimiz günlerde yayınladığımız “Silahsızlanma ile barış arasında: Kürt meselesi” web dosyasında.
Dosya, Kürt meselesini Osmanlı’dan günümüze geniş bir tarihsel hat üzerinden ele alıyor.
https://t.co/xvcbQGOwhQ
Zamanlaması çok iyi bir röportaj olmuş. Benim çıkardığım sonuç şu: Böyle bir devlet aklı olsa da olmasa da, var olduğuna dair inanç oldukça güçlü. Ülkede siyasetsizlik ve plan-program yoksunluğu hâkim olduğunda, hep bir “üst akıl” hayal ediliyor; izahı olmayanın izahı aranıyor. Böylece hem belirsizlik anlamlandırılıyor hem de sorumluluk somut aktörlerden alınıp soyut bir güce yükleniyor.
🔴 Kılıçdaroğlu’nun 45 yıllık yol arkadaşı Bülent Kuşoğlu:
🗨️ “Şu anda Kemal Bey dışında parti yönetimi yok ki… Hiçbir şey imzalatılamaz, para bile ödenemez”
🗨️ “2023 Cumhurbaşkanlığı seçiminde Kemal Bey’in oyu yüzde 50’nin üzerindeydi; orada bir şeyler oldu, ispatlayamadığımız şeyleri söylemedik”
✍️ Cansu Çamlıbel'in söyleşisi...
https://t.co/FotX01PaJb
@cansucamlibel@bkusoglu
🇵🇸 Mientras la mayoría de celebridades guardan silencio o se benefician del sistema, Dua Lipa está haciendo lo contrario.
En 2026 rechazó contratos millonarios con Disney, HBO y Coca-Cola por su apoyo a Israel, demandó a Samsung, rompió acuerdos con otras marcas y donó significativamente a Palestina.
Todo esto le ha costado, según reportes, cerca de 268 millones de dólares.Esto no es solo “posicionamiento”.
Es una decisión económica y moral en un mundo donde la mayoría elige el dinero por encima de los principios.
En una industria que históricamente ha sido complaciente con el lobby sionista, ver a una artista de su nivel perder fortunas por coherencia con Palestina dice mucho más que mil discursos.
Es una prueba de que aún quedan voces con convicción dispuestas a pagar el precio.
"Tel Aviv is witnessing rare civil disobedience. A group of Israeli refuseniks are burning their draft papers on the main street. The reason for refusal: 'We will not kill children in Palestine and Lebanon.' The penalty: military prison. But they insist on going to prison rather than enlisting."
Elbette Erdoğan’a yakın Bilgi mezunlarının da 3 gün önce verilen akıl almaz kararın değişmesinde büyük bir katkısı vardır. Bu, yine 3 gündür okullarından ayrılmayan öğrencilerin mücadelesini hiç ama hiç küçültmez. Aksine Bilgi’nin ülkede az rastlanılan bir şeyi başardığını gösterir. “Bilgi ruhu” diye bir dolu insanın 3 gündür anlatmaya çalıştığı da bu zaten. Pek çok konuda ayrışabiliriz ama Bilgi ortak değerimiz! Farklı siyasi mahallelerde aynı mücadeleyi verdiğimize memnunum. Öğrenciler ve arkadaşlarım okulsuz kalmadılar, mağdur olmadılar diye mutluyum! Bunun, en azından bu gece, tadını çıkacağım.
Ne güzel bir biz duygusu! Bilgi’nin en iyi zamanını biz yaşadık diye düşünmüşümdür hep ama sanırım her gelen kendi dönemiyle ilgili aynı şeyi düşünüyor :) 🎈🧿🎉
Okulumuzu kapattılar. Ne bir milletvekili var arkamızda ne de siyasetin gündemindeyiz, üstelik bayram zamanı... Yine de evimize öyle güzel sahip çıkıyor, öyle muazzam örgütleniyoruz ki! Bizimle gurur duyuyorum. El ele verdik, başaracağız🫶🏻 #bilgidireniyor
Bakın çizgiyi ben size başka bir yerden de çizeyim. Diyelim ki kurultay gerçekten şaibeli hatta hileli. Kendi egosunu, şahsi bekasını düşünmeyen, derdi ülkesinin iyiliği olan bir siyasetçi gidişata bakıp pekala şöyle de düşünebilir ve davranabilirdi de: “Parti iyi gidiyor, moral üstünlüğü ele geçirdi, oy oranı artıyor, ülke için uzun zamandır bir değişim umudu doğdu. Bütün bunları heba etmek doğru olmaz, umudu yükselen kitlelere büyük bir darbe, seçmenimize ihanet olur. Ben zaten siyasi hayatımın sonuna geldim. Bundan sonra bana düşen bu umuda elimden geldiği kadar destek olmaktır.” Böyle yapsan hiç olmazsa “giderken doğru yaptı” diye hayırla anılırdın, şimdi ismin Türkiye siyasetinin en müptezel isimleri arasına yazıldı, mirasın da bu olacak.
🔴 Cumhurbaşkanı Erdoğan kararından döndü: Bilgi Üniversitesi yeniden açıldı
📌 3 gündür protesto düzenleyen öğrenciler bu sefer kutlama yapmak için kampüse gitti
Bilgi Üniversitesi kararından geri mi dönülüyor?
Öğrenciler ve ailelerden gelen yoğun tepkiler üzerine İstanbul Bilgi Üniversitesi için Ankara’da yeniden değerlendirme trafiği başladı.
Kayyum raporu YÖK üzerinden Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sunuldu.
https://t.co/VeGN2kTP0C
Bugünkü yazı: Paralel eski Türkiye’ye de veda…
https://t.co/XBnrioimP2
Her zaman eski Türkiye’ye paralel olan başka bir eski Türkiye daha vardı.
Ve yeni Türkiye de o paralelin içinde demlendi.
O paralel eski Türkiye’nin 1996’dan beri kalelerinden biri de Bilgi Üniversitesi’ydi.
90’larda Kuştepe’de entelektüel hayatın, 2000’lerin ilk 10 yılında Dolapdere’de ifade hürriyetinin, 2010’lu yıllardan sonra Santral İstanbul’da küresel, asri hayatın merkeziydi.
Bir koridorunda Murat Belge’nin karşılaştırmalı edebiyat, diğerinde İsmet Özel’in klasik şiir dersi verdiği bir üniversite bugün bile hala mümkün değil.
Muhafazakarların onlarca üniversitesi var ama artık İsmet Özel’in şiir üzerine ders verebileceği bir üniversite yok.
2000’lerin muhafazakar demokrat fikri yükselişinin kalesi olan Şehir Üniversitesi’nden sonra, 90’ların liberal-sol kalesi Bilgi de artık yok.
Orijinal eski Türkiye, çoktan tasfiye oldu.
Paralel eski Türkiye’den de geriye artık çok az şey kaldı.
Fatih Tekke'nin eşi Müge Tekke:
"15 yaşından beri Fatih Tekke ile birlikteyim. Bu benim ilk kupam. Sahaya çıktım bu ambiyansı yaşadım. Taraftar beni çağırdı, çok etkilendim."
https://t.co/9aNjEhuEpt
IŞIKLARI SÖNMEYEN BİR ÜNİVERSİTE
#BilgiÜniversitesi 'nin maruz bırakıldığı, yaşam - ölüm ekseninde, ağır bir karar karşısında,
- Derin siyasi ve sosyal analizler,
- Kişisel olumsuz deneyim paylaşımları,
- "Ben demiştim" lafları,
- "Zaten belliydi" sinizmi,
- "Orada benim başıma şu gelmişti (Oh olsun!) nidaları,
- Bu "balyoz" karara hemen teslim olup, "Burada ne güzel günler geçirmiştik. Elveda Bilgi" romantizmi,
- "Zaten Türkiye'de hukuk mu kaldı?" sığlığı ve pısırıklığı,
Sesleri duyuluyor ve mevcut şartlar altında hiçbir anlam ifade etmiyor.
Karşı karşıya kalınan sorunun, Bilgi'yi de aşan bir ağırlıkta olduğunu görme şuuru ve yönelimi gözardı edilemez.
30. yılını 7 Haziran günü kutlayacak, Türkiye'nin seçkin bir eğitim ve araştırma kurumunun, asıl kurucu unsurları olan öğrenciler ve öğretim ve idari kadrosunun Bilgi'yi seçkin bir "gerçek" akademik kurum haline getirme gayretlerinin, 1999 yılı Ekim ayından itibaren çok yakından tanığıyım.
Yıllarca, mesai saatlerini gözetmeyen bir azimle, saatler boyu üniversitede çalışmalarını sürdüren akademik kadronun olduğu bir üniversite oldu Bilgi.
17 yıl Hukuk Fakültesi dekanlığını üstlendiğim bu kurumda, bu gerçeği, "ışıkları sönmeyen bir üniversite" olarak tanımlardım tercih günlerinde.
Hukuk Fakültesi'nin kurucu dekanı ve Türkiye Hümanist Ceza Hukuku Doktrini'nin öncülerinden, rahmetli Prof. Uğur Alacakaptan ise, bir "Üniversitenin kapılarının kapatılamayacağı" deyişiyle açıklardı bu gerçeği. Ve öğrencileri uyarırdı: "Burayı bir özel üniversite sanmayın, Bilgi bir kamu tüzel kişisidir."
Bilgi Üniversitesi'nin tüm öğretim üyelerinin 30 yıla varan bir süreçte dokuduğu bu kurumsal kimlik, ürettiği akademik yenilikçilikle Türkiye yükseköğretiminin, birçok devlet ve vakıf üniversitelerinin de benimseyip uyguladıkları politikalar, programlar üretti.
Bu nedenledir ki, onbinlerce Türkiye ve diğer ülkelerin yurttaşları geleceklerini bu kurumda geliştirebilecekleri umuduyla, Bilgi'yi seçtiler. Bireysel tercihlerin de ötesinde, söz konusu olan bu durum "halkın kendi geleceğini tayini"ne dair temel normun da bir tezahürüdür, bu bağlamda bir uygulanma biçimidir.
Bunları yok sayan bir bakış, insanın değersizliği gibi bir temel üzerinde yükselir. Adını ne koyarsanız koyun, bu gerçek değişmez.
Buna yol açan bir işlem hukuken de savunulamaz, hükm-i karakuşi mertebesindedir. Bunun bilincinde olan, tüm #Bilgili öğrenciler, mezunlar, öğretim elemanları ve idari personelin haklarını aramaları, tartışılamayacak, kendi geleceklerini tayin etme hakkının gereği kaçınılmaz bir sorumluluktur.
Turgut Tarhanlı
Tarık Çelenk, Bilgi Üniversitesi’nin kapatılmasını kültürel iktidar, akademik özgürlük ve muhafazakâr çevreler üzerinden değerlendirdi. https://t.co/PvY8CnQ2cw
Cumhurbaşkanı kararıyla kapatılan İstanbul Bilgi Üniversitesi Medya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aslı Tunç'tan 25 yıldır çalıştığı kurumuna veda yazısı... https://t.co/asJydnZm5q
Benim İnkilap Tarihi dersinde "Devlet diyince aklınıza ne geliyor?" diye soran Deniz Ülke Arıboğan'a "jandarma dipçiği" diyebildigim üniversiteydi Bilgi..
Sanırım Bilgi Üniversitesi’ne dair, birbirine benzeyen ya da hiç benzemeyen pek çok insanın ortak duygusu budur. Bilgi, farklılıklarla bir arada yaşamanın yalnızca söylem düzeyinde kalmadığı, gerçekten yaşandığı bir yerdi hep. Öğrencisi olmak başlı başına ayrı bir deneyimdi ama örneğin yalnızca Murat Belge ile İsmet Özel’i ya da Nabi Avcı ile Aydın Uğur’u, yahut Toktamış Ateş ile Mete Tunçay’ı aynı koridorlarda yürürken görmek bile yalnızca akademik değil, zihinsel ve kültürel olarak da dönüştürücüydü. Tam da bu yüzden türlü kesimlerden hazzetmeyeni de çoktu Bilgi’nin her daim. Başörtüsü yasağını uygulamayan tek özel üniversiteydi mesela. İsmail Cem’in dersinde dönemin Hürriyet’inin çektiği fotoğraflarda başörtülü arkadaşları gören dönemin YÖK’ü okulu bastığında, Tuğrul Eryılmaz, Ferhat Kentel, Semra Somersan, Arusyak Yumul, Alper Görmüş, Kürşat Bumin aylarca “onlar okula giremiyorsa biz dışarı çıkarız” deyip Kuştepe’de okulun karşısındaki kahvehanelerde ders yapan isimlerden sadece bir kısmıydı.
Bir cennet miydi? Hayır. Eleştirilecek de çok şey oldu bitti. Hele ki el değiştirmelerle birlikte ortamın, özellikle çalışanlar açısından, tatsızlaştığı da doğruydu, evet. Fakat bir üniversitenin, hiçbir ön işaret, bilgilendirme ya da hazırlık olmadan, bir gece ansızın yayımlanan bir kararnameyle kapatılmasını anlamak mümkün değil. Öğrenciler, bugün işsiz kalan onca çalışan… Gerçekten çok yazık, baya da acı. #BilgiÜniversitesi
Bilgi Üniversitesi farklı ve özgün bir vizyonla, bir akademisyenler grubunun öncülüğünde sol liberal kültürün baskın karakteriyle kurulmuştu. İlk kurulduğu yer olan Kuştepe’de mahallede yerleşik Roman halkın öğrencilerle kucaklaşması bakımından da bilinen kalıpları yıkıyordu; okulda konuşulan, konuşturulan konular bakımından da. Üniversitelerde baş örtüsü yasaklandığında talimatlara uymayıp öğrencilere kapısını açmış, yine bir kapatma tehdidiyle dizginlenmişti. Santral’e taşındığında bir festivaller cennetine dönüşmüş, bu kez de üniversitelerde bira ve içki yasağı konusunu ülke gündemine taşımıştı. İçinde müzesi, üniversiteye ait resim koleksiyonu olan bir üniversiteydi.
Kanımca bir “vaha” gibiydi.
Elden ele değişen yönetim ve sahipler onu ilk vizyonundan kopardı; idari bakımdan çürüttü. Yıllardır içeriden, dışarıdan her türlü baskı ve bozgunculuğa karşı karakteri ve kurum kültürüyle, akademisyenlerinin aidiyeti ve sorumluluk duygusuyla ayakta kalmaya çalışıyordu.
Onu kapatarak yok etmek yerine yeniden ayağa kaldırmak; ona bir nefes verip yeniden diriltmek ülkemiz için bir kazanç olurdu. Tıpkı öncekiler gibi onun öğrencileri ve akademisyenleri de farklı kurumlara dağıtılacak. Bir şekilde zaman içerisinde kriz çözülecek. Önceki tecrübelerde görüldüğü üzere bu dosya da ilk andaki tepkiselliğin zamanla yok oluşuyla kapanacak.
Ancak, bir daha Türkiye’de böyle bir vizyon hayata geçirilebilir mi bilemiyorum. Ben de kuruluşundan itibaren 10 yıl bu kuruma emek vermiş bir akademisyen olarak eski Üniversiteme reva görülen bu muamele karşısında çok üzgünüm.
Bilgi Üniversitesi kapatılmamalıydı; aksine yeniden yaşama döndürülmesi için nefes verilmeliydi. Çok ama çok yazık oldu😔