Açılım süreci, şimdiye kadar siyaset sahnesinde pek rastlanmayan nitelikte, bir yeni örgütlenmeye meşruiyet kazandırmıştır.
Saiki ne olursa olsun sonuç budur. Terör örgütü olarak tanınan bu örgütün silahlarını terk ederek sivilleşmesi öngörülmekte ve bu olgunun da Türkiye’ye barış ve huzur getirmesi umulmaktadır.
Bu konuda İktidar ve Ana Muhalefet arasında hiçbir uyuşmazlık yoktur.
Bu noktada İktidar tarafından Öcalan’ın, PKK'yı desteklemeyenler dâhil, tüm Kürtlerin temsilciliğine tayini, sürecin gelişmesini onun insiyatifine bırakmaktadır.
Türkiye siyasetinde tayin edici rol verilen PKK'nın, disiplinli militanları bu siyaseti uygulamakla görevlendirilerek peyderpey siyaset sahnesine salıverilmektedir.
PKK, kendisine meşruiyet verilerek devlet himayesinde elde ettiği bu konumu, sadece devlet tekelinde bulunması gereken şiddet kullanarak elde etmiştir. Bunun da bilincindedir. İstediklerini elde edemezse tekrar şiddete başvurmayacağının güvencesi yoktur. Bu konuda hazırlıklı kalması çıkarınadır.
İnançlı ve amaçlarına ulaşmak için bütün bir aileyi katletmekten dahi çekinmeyen PKK’nın, Kürt asıllı vatandaşlarımızın yoğun bulunduğu yerlerde yapılacak seçimlerde, onları temsil edecek belediye başkanlarını, milletvekillerini tayin edeceği aşikâr hâle gelmektedir.
Ve bunu devletten aldıkları meşruiyete dayanarak yapacaklardır. Herkesin ağzından düşürmediği demokratikleşme eşit vatandaşlıktan kast edilen budur.
Devletin bekasına karşı en tehlikeli oluşum; halkın, PKK'nın devletten daha güçlü olduğuna inanmakta oluşudur.
Bu kanıyı güçlendiren son olay 1984 ayaklanmasının yıldönümünün havai fişeklerle kutlanması karşısında hiç tepki gösterilmemesi / gösterilememesidir.
Her masum sözden hakaret anlamı çıkararak hemen dava açan savcılarımızın, bu konudaki körlük ve sağırlığı bir tıp mucizesidir.
Türkiye etnik çeşitliliğe sahip bir imparatorluğun varisidir. Ancak Cumhuriyet, kökenine bakılmadan her çağdaş devlet gibi, eşit vatandaşlık temelinde kurulmuştur. Bu ilkenin uygulanıp uygulanmadığı geçmişteki ve mevcut yönetim yapısına bakılarak kolayca doğrulanabilir.
Ancak vatandaşın da devlete sahip çıkma, toplum güvenliği ve refahı için kendi seçtiği hükümet tarafından yönetilen devlete itaat etme mecburiyeti vardır. Her devlet kendine karşı çıkanı tedip etme hakkına sahiptir.
Aynı zamanda bununla görevlidir.
Herhangi bir siyasi veya idari düzenleme, Türk vatandaşlığının benimsenmesi temelinde olabilir. Hâlbuki vatandaş çoğunluğu ben Türk'üm demeyi gerekli görmediği hâlde PKK propagandasına kapılan vatandaşlar, kendilerini, metroda bile ben Kürdüm diye bağırmaya mecbur hissetmektedirler.
Her partinin, özellikle de iktidar partilerinin küçük hesapları, Türk siyasetinin yönlendirilmesini Öcalan ve emrindeki DEM’e emanet etmiştir.
Onlar gayet açık konuşmaktadırlar. Bu sürecin bir al-ver olduğunu, silah bırakmanın kamuoyuna takdim edildiği gibi bir teslimiyet olmadığını ifade etmektedirler. Yani PKK ve devlet eşit muhataptır.
Amaç bellidir. Türkiye’yi çalmaktır. Yönetimi ele geçirilen demokratik Türkiye, diğer Kürt toplumlarını da birleştiren, İsrail’in, ABD’nin, Avrupan’nın, hatta Rusya’nın stratejik ortağı olacak bir Büyük Kürdistan Devletinin gönüllü ve müşfik ebeliğini yapacaktır.
Çerçeve kanunu bu sürecin ilk aşamasıdır.
Türkiye Cumhuriyeti'nin sonunu getirecek bu süreç önlenemez mi?
Eğer bunu istemeyen ve siyasi partilerce temsil edilmesi gereken halk iradesi, temsil imkânına kavuşursa önlenir. O da iktidar ortakları içinde dahi bu sürece karşı olanlar, muhalefet rolünü oynamakta olan siyasi partiler, gittikçe örgütlenen toplum, tek sesle yeter derse!
Biraz bilinç. Biraz öngörü, biraz cesaret!
Haksız, hukuksuz bir yılı aşkın süredir hapsedilen Avukat Mehmet Pehlivan yazdı: “Cüppe nasıl katlanır” sorusuna gelince... İtiraf edeyim, hâlâ hatırlamıyorum ve açık söyleyeyim, nasıl katlandığı hiç umurumda değil. Cüppenin makbulü özenle katlanmış hali değildir, bir avukat cüppesinin en makbulü, en düzgünü bir omuzda cesaretle taşınandır.
Avukat kelimesinin atası advocatus, “yardıma çağırılan” anlamına gelir. Ben de avukatları çağırıyorum!”
merhaba, ödemesini gerçekleştirdiğim tod üyeliğim aktif bir paketiniz bulunmamaktadır diye herhangi bir maç izleyemiyorum. sebebi nedir? @tod_tr@tod_tv
Sadece gazetecilik yaptığı için hayatından 75 gün çaldıkları yetmemiş, İsmail Arı’nın basın kartını da iptal etmişler. İletişim Başkanlığı mahkeme mi? Bu nasıl rezalet. 👇
Timur Soykan: "Gerçekten CHP'yi AKP'ye çevirdiler.
Adamlar bakın 15 günde CHP'yi tamamen AKP yaptılar.
Ne tüzük tanıyorlar, ne yasa hukuk... Yasaya uymamak konusunda tam bir AKP'li olmuşlar yani AK-CHP'liler!"
BirGün muhabiri İsmail Arı 74 gündür tutuklu
5 Haziran’da ilk kez hâkim karşısına çıkacak
İsmail Arı gazetecilik yaptığı için yargılanıyor
Gazetecileri yalnız bırakma!
#İsmailArıyaÖzgürlük#GazetecilereÖzgürlük
33 yıl önce 33 silahsız Türk askeri, Parmaksız Zeki kod adlı terörist Şemdin Sakık’ın yönettiği bölücü terör örgütü PKK tarafından hain bir pusuda, kurşuna dizilerek şehit edildi.
Vatan uğruna canlarını feda eden şehitlerimizi saygı ve rahmetle anıyoruz.
Parmaksız Zeki yani Şemdin Sakık’ı FETÖ, Ak Parti’nin izniyle terör örgütü lideri iddiası ile tutuklanan Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’a karşı tanık olarak çıkarmıştı. @zaferpartisi
Az önce evimize iki polis geldi. İfade için Vatan Emniyet’e davet ediyorlar.
Aşağıdaki haberden dolayı Nureddin Nebati’nin şikâyeti üzerine ifade vermem gerekiyormuş.
Ülkenin geldiği durumu görün diye paylaşıyorum.
Böyle bir haber için neden eve polis gönderiliyor?
Böyle bir haber için neden soruşturma açılıyor?
Böyle bir haber için neden 23 Nisan günü evimde rahatsız ediliyorum?
Bu bir haberdir. Nureddin Nebati’nin şikâyeti varsa, itirazı varsa tekzibini yazar, gönderir.
Bu ne demek oluyor?
Yeter kardeşim artık, vallahi yeter ya!
Eddie Vedder of Pearl Jam on Israel: "I swear to god there's some people out there just ready to kill and go across borders and take over land that doesn't belong to them, and they should get the fuck out. We don't want to give them our taxes to drop bombs on children. No more!"
MSB bugün İran’dan ateşlendiği belirtilen bir balistik mühimmatın Türk hava sahasına yöneldiğini ve Doğu Akdeniz’de konuşlu NATO hava ve füze savunma unsurları tarafından düşürüldüğünü açıkladı.
Ancak geçen üç vakada olduğu gibi ortada hâlâ cevap bekleyen kritik sorular var.
Füzenin radar izi nerede? Hangi rota ile geldi, hangi irtifada vuruldu? Hangi unsur angaje oldu? (Halen doğu Akdeniz‘de ABD Arleigh Burke sınıfı muhripler dışında bu Angajmanı yapabilecek başka bir unsur yok)
Türkiye’nin Kürecik’ten Anamur’a kadar uzanan radar ve erken ihbar altyapısı bu verileri ortaya koyabilecek kapasitededir, dolayısıyla soyut açıklamalar yeterli değildir.
Öte yandan bir yanda Adana’da NATO kolordusu, diğer yanda İstanbul Boğazı girişinde NATO deniz unsuru komutanlığı haberleri gündemdeyken, her seferinde füzelerden Türkiye’yi “NATO korudu” vurgusuyla gelen bu açıklamalar güçlü bir algı operasyonu izlenimi doğurmaktadır.
Kısacası “füze İran’dan ateşlendi” algısı ile “ söz konusu füze Akdeniz’deki NATO unsurları tarafından önlendi” algısı sürekli tekrar ediyor.
Türk milleti bu algı mesajını okumaktadır.
Oysa gerçek tablo farklıdır. ABD’nin dışladığı NATO’nun cephane sorunu tartışılıyor, Avrupa ordularının hazırlık seviyesi sorgulanıyor, İngiltere’nin Kıbrıs’taki üssüne bile gemi sevkinde zorlandığı görülüyor.
Yani NATO’nun taze kana, gönüllü figüranlara ihtiyacı var.
Rusya Ukrayna Savaşında Kiev’e sınırsız sağlanan askeri, finansal ve siyasi desteğe rağmen NATO bu savaşta hedeflerini başaramamıştır.
O nedenle Türkiye gibi büyük bir ülkenin aktif olarak Rusya ile olan tarafsız pozisyonunu bozarak Rusya düşmanı olarak yanlarına geçmesi istenmektedir.
Çok ciddi finansal kriz içerisine giren Ankara, 100 günden az kalan bir süre içerisinde NATO’nun 2026 zirvesini yapacaktır. Bu nedenle Ankara’daki bürokratlara ve NATO Muhiplerine zirvede prestij sağlayacak projelere de ihtiyaç vardır.
Türkiye bir yandan Gazze katliamını eleştiriyor, Filistin halkının çıkarlarını savunuyor ama diğer yandan fiilen İran’da savaşta olan İsrail ve ABD’ye en büyük siyasi ve kısmen askeri desteği sağlayan NATO’nun bir nevi reklam ajansı gibi davranıyor.
Böyle bir ortamda Türkiye’nin bu denli NATO dümen suyuna sokulması Karadeniz’de, Doğu Akdeniz ‘de ve Hazar havzasında stratejik risk üretir.
Türkiye figüran değildir, kendi hava savunmasını, kendi egemenlik refleksini esas almalı, teknik verileri açıklamalı ve bu tür sahte bayrak kokan yönlendirmelere karşı son derece dikkatli olmalıdır.
Türkiye tarafsız rejimini korumalı, ikinci Dünya ve soğuk savaş yıllarında olduğu gibi çevresinde hiçbir tarafın kışkırtma ve manipülasyonlarına alet olmamalıdır.
🔴"CÜBBELİ'NİN KIZINA 'ŞIMARIK' DEMEK SUÇMUŞ!"
🎙️@timursoykan: "Cübbeli Ahmet'in kızı çakarlı ultra lüks cipiyle yasaklı yerden U dönüşü yaparken kameralara yansımıştı. Benim, Cübbeli Ahmet'in insanlara 'peygamber terliği ve yanmaz kefen' satan ve dini duygularını sömüren bir kişi olduğuna dair beyanlarım 'suç', Cübbeli Ahmet'i kızına şımarık demem ise 'hakaret' sayılmış. Çakarlı cipiyle ultra lüks acıyla kuralları hiçe sayarak U dönüşü yapan Cübbeli Ahmet'in kızı şımarık değilmiş."
🔗 https://t.co/WwUJH80Su9
Yunus Emre Vakfı soygununu unutturmayın
📌47 bin TL’lik otel harcaması 391 bin TL, 112 bin TL’lik uçak bileti ise 552 bin TL olarak vakfa fatura edildi.
📌Ödemeler Aile Bakanı’nın eşiyle MHP’li Semih Yalçın’ın oğlunun imzasıyla yapıldı.
📌Ancak savcılık iki ismi de GÖRMEZDEN geldi, EKSİK SORUŞTURMA yapıldı.
📌Peki neden soygunun SİYASİ AYAĞINA dokunulmadı?