İnsan iletişimi, iki beynin geçici olarak ortak bir enformasyon ağı oluşturmasıdır.
Bu çalışma, insan iletişiminin en temel ama en gizemli süreçlerinden birini inceliyor:
Bir insanın gördüğü bir şeyi dile dönüştürmesi
ve başka bir insanın bu dili tekrar zihinsel imgeye çevirmesi.
Makalenin başlığı:
“Interactive Communication During Bidirectional Visuo-Linguistic Transformation”
yani görsel düşünce ile dil arasında çift yönlü dönüşümün beyindeki mekanizmaları.
Araştırmacılar “hyperscanning fMRI” yöntemi kullanmışlar. Bu teknikle iki kişinin beyin aktivitesi aynı anda ölçülüyor. Bir kişi bir görseli sözcüklere döküyor, diğer kişi ise yalnızca bu sözel anlatımdan zihninde görüntü oluşturmaya çalışıyor. Daha sonra roller değişiyor. Böylece iletişim sırasında beynin “ortak ağ dinamiği” analiz ediliyor.
Çalışmanın temel bulguları:
Görseli dile çevirirken özellikle frontal yürütücü ağlar ve dil bölgeleri aktive oluyor.
Dili yeniden zihinsel görüntüye dönüştürürken ise parietal dikkat sistemleri ve görsel imgeleme ağları devreye giriyor.
İletişim tek yönlü bir “mesaj aktarımı” değil; iki beynin karşılıklı olarak ortak anlam üretmesi şeklinde gerçekleşiyor.
Özellikle dikkat çekici olan şey şu:
İnsan iletişimi yalnızca kelime alışverişi değil; bir beynin başka bir beyinde yeniden deneyim üretme çabasıdır.
Yani konuşma sırasında:
konuşan kişi zihinsel görüntüyü sözcüğe dönüştürüyor,
dinleyen kişi ise sözcüğü yeniden zihinsel yaşantıya çeviriyor.
Bu nedenle iletişim aslında “enformasyonun bir beyinden diğerine ağsal yeniden yapılanması” olarak düşünülebilir.
Çalışmada:
inferior frontal gyrus (Broca ilişkili alanlar),
intraparietal sulcus,
precuneus,
fusiform face area,
görsel imgeleme ağları
gibi bölgelerin bu dönüşüm sırasında birlikte çalıştığı gösteriliyor.
Araştırmanın önemli taraflarından biri de şu:
İnsanlar arasında iletişim sırasında yalnızca dil merkezleri değil, dikkat, görselleştirme, bellek ve sosyal biliş ağları birlikte aktive oluyor. Bu da anlamın tek bir bölgede değil, bağlantısal ağ organizasyonunda oluştuğunu destekliyor.
Bağlantısallık Bilimi açısından çalışma oldukça önemli çünkü şu fikri nörobilimsel olarak güçlendiriyor:
Anlam, tek bir nöronda ya da tek bir kelimede bulunmaz.
Anlam, ağlar arasında kurulan ilişkisel dönüşüm süreçlerinden doğar.
Bir başka deyişle:
Dil yalnızca bilgi taşımaz; başka bir beyinde yeni bir gerçeklik inşa eder.
Makale aynı zamanda insan iletişiminin neden yapay olarak tam taklit edilmesinin zor olduğunu da düşündürüyor. Çünkü iletişim:
yalnızca sembol işleme değil,
görsel imgeleme,
dikkat yönlendirme,
bağlamsal tahmin,
ortak anlam kurma
gibi çok katmanlı bağlantısal süreçlerden oluşuyor.
Bu nedenle çalışma, klasik “dil merkezi” anlayışından çok daha ileri bir şey öneriyor:
İnsan iletişimi, iki beynin geçici olarak ortak bir enformasyon ağı oluşturmasıdır.
@buyuluruzgar_ birinden duymuştum, bir kitap seçin ve dünyada bir tek o kitap varmışçasına o kitabı okuyun diyordu. bu hepsini yapma dürtüsüyle kilitlenmiş dönemlerde harekete geçmeye yardımcı oluyor
.
Nietzsche iyi okumanın nasıl yapılması gerektiğini söylüyor:
"İyi okumak;
yavaşça,
derinlemesine,
ihtimam ve ihtiyatla,
ardındaki niyeti düşünerek,
açık kapılar bırakarak,
nazik parmak ve gözlerle
okumak demektir..."
.
[Morgenröte (Tan Kızıllığı), KSA 3: 17]
Mary E. Brunkow yılda 30 makale basmadı (bizim memlekette bunu “araştırmacı olmak” sanan hâlâ var). Tüm bilimsel yaşamı boyunca sadece 34 makalesi var, h-index’i 21. Şu çok ünlü, “Stanford’un sözde en etkili bilim insanları” listesinde de yok. Ama yaptığı iş sağladığı fayda ve insalığa olan potansiyel katkısından Nobel Tıp ödülüne layık görüldü. Yaptığı iş, insanlığın gidişatını değiştirecek.
Bilim “makale sayısı” ile değil; nedensiz merak, sorgulama ve tutkuyla yapılır. Makale bilimsel sonucun iletişim aracıdır, ama aracı hedef haline getirirseniz garabet çıkar. h-index tek başına koca bir ÇÖPTÜR.
Bilimde nitelik, görünüşte değil içeriktedir. Buradan devam etmeyi seçenlere selam olsun.
Şehir dışındayım. Yanımda fiziksel pek kitap getirmemiştim. Bugün bir sahafa girip üç beş kitap aldım. Konakladığım yere dönüp kitaplara bakarken bir an kendimi evimde hissettim. İlginç bir histi. Mekansal bir tanıdıklık duygusu yaşattı.
@ilssonteuxsair “Hayal kurmakla başım hiç hoş değildir. Güvendiğim dağlara kar falan yağmış değil. Derinden bir düş kırıklığı benimkisi. Evet, bizzat kendim bir düş kırıklığıyım, kırık bir rüyayım ben.”
Mitlere çağdaş bir yolculuk: Oxford Dünya Mitolojisi ciltli ve renkli baskısıyla sizlerle!
Bu kitap yalnızca mitolojik öyküleri değil, bu öykülerin günümüz anlatılarıyla nasıl kesiştiğini de inceliyor.