özünün diğer yarısını arayan ve bulan, tezahür ettiren, kalbi açılımlara ulaşan, sabırlı, özgür, sevgiyle Bir ve Birlik olan, mutlu sonsuz olma hayali olan 🎭🍃
Evet, bir de bilinçli yapmıyorum ve patavatsızca olabiliyor ya da arkadaşlarım bilerek mi öyle dedin diyor, onlar sorunca a öyle olmuş diyorum. Aniden fikrim geldi konuları özellikle işimle ilgili oluyor. Sanırım Uranüs 10. Ev olduğu için, Merkür de 1. Evdi. Dönüşünüz ve yorumunuz için teşekkür ederim 🙏🏻
“Uzay ve zaman 4 boyutlu olarak yeniden oluşturuldu. Daha yüksek boyutlu varlıklar bizi böyle mi görürdü, hayatımızın bütün anlarını aynı anda?”
“Büyük kırkayaklar” ne demek?
Burada Kurt Vonnegut’un benzetmesine gönderme yapıyor. Bir insanı yalnızca şu andaki 3 boyutlu bedeniyle değil, zaman boyunca var olduğu bütün konumlarıyla birlikte düşünürsek, ortaya zaman içinde uzanan çok uzun bir şekil çıkar.
Mesela sen sabah evdesin → sonra arabaya biniyorsun → öğlen başka bir yerdesin → akşam eve dönüyorsun.
Biz bunları ardışık anlar olarak deneyimliyoruz.
Ama bütün bu anları tek bir 4D yapı içinde üst üste değil, zaman ekseni boyunca yan yana koyabilseydik, senin bedeninin uzay-zamandaki izi uzun, kıvrımlı bir “tüp” gibi görünürdü. Vonnegut’un “great millipedes ; dev kırkayaklar” benzetmesi buradan geliyor. Normal 2 boyutlu video görüntülerini, her kare için 3 boyutlu bir sahne temsiline dönüştürüyorlar. Ardından bu 3D görüntüleri zaman içindeki doğru konumlarına bırakıyorlar.
Böylece bir köpeğin örneğin koşarken yalnızca şu anki halini değil;
1. saniyedeki köpek + 2. saniyedeki köpek + 3. saniyedeki köpek + …
aynı uzay-zaman yapısı içerisinde görebiliyorsun.
“Acaba 4 veya daha yüksek boyutları algılayabilen bir varlık bizi böyle mi görürdü? Doğumumuzdan ölümümüze kadar bütün ‘anlarımızı’ tek bir yapı olarak mı algılardı?”
İnsanlara yardım edin ama dertlerini sahiplenmeyin.
Bu tekamül süreçlerinde onlara zarar verir. Kendi sorumluluklarını alıp konularla baş etmek zorundalar.
🎙️ Eda Erdem:
Biz bugün sadece bir şampiyonluk kazanmadık. Cumhuriyetin bize açtığı yolda Türk Kadınlarının neler başarabileceğini bir kez daha gösterdik.
Bizden önce yolu açanlar, bize inananlar ve bizden sonra gelecek olan tüm kız çocuklarına armağan olsun bu kupa.
Türk Kadını mücadele etmeye ve kazanmaya devam edecek. Bu kupa hepimizin. Bugün Avrupa'nın başkenti İstanbul. Bu gurur hepimizin.
Günümüzde hala çatışma enerjilerinden beslenenler var. Enerjinizi kavga, tartışma, dualite, kin ve nefretten geri çekin.
Sebebi nefsi müdafaa değilse hiçbir savaş senaryosunu desteklemeyin.
Huzur arayan çevresine huzur versin, sevgi arayan sevgisini paylaşsın, ifade etsin.
Sen değerlisin. Herkesin değerli olduğu gibi. Değersizlik duygusu insan türünün kendisine verdiği en büyük ceza.
Siz değerinizi geçmişinizle belirliyorsunuz. Oysa değeriniz geleceğinizle ilgili . Gelecek, daima gelecek ! Hayatınız orada geçmişinizde değil. Gelecek. Gerçeğiniz orada geçmişinizde değil.
Ne yapmış olduğunuz, yapacaklarınızın yanında öylesine önemsiz ki . Hatalarınız , yaratacaklarınızın yanında o kadar az ki.
Hatalarınızı affedin. Hepsini. Saptırdığınız arzularınızı, tutkularınızı, zarar veren davranışlarınızı, bencilce kararlarınızı hepsini hepsini affedin.
Başkaları sizi affetmeyebilir ama siz kendinizi affedin. Başkaları sizi suçluluk duygunuzdan özgürleştirmeyebilir ama siz kendinizi özgürleştirin. Başkaları sizin unutmanızı ve yolunuza devam etmenizi istemeyebilir ama siz bunu isteyin.
Siz geçmişte olduğunuz değil, şimdi olduğunuz gelecekte olacağınızsınız.
Bir günahkar bir veli olabilir. Hem de bir anda.
Gerçekte "günahkar" diye bir şey de yoktur. Kimseye karşı günah işleyemezsiniz. Hele Yaratan'a karşı asla ! Bu yüzden sizi affeder.
Gerçekte Yaratan sizi hiçbir şey için affetmiyor ve affetmeyecek. Çünkü affedilecek bir şey yok. Ama tevbe ile sizi özgürleştiriyor. Siz daima özgürsünüz. Bunu geçmişte de değişik öğretmenler vasıtası ile size söyledi. Buna çoğunuz inanmadınız.
Çünkü Yaratan'ın iyiliğine inanmıyorsunuz.
Sizi affetmeye ihtiyacı yok çünkü O'na zarar veremezsiniz. O'nu incitemezsiniz. Ama kendinizi buna muktedir görüyorsunuz. Yaptıklarınızla O'na zarar verebileceğinize inanıyorsunuz. Bu ne illüzyon , bu ne kibir ?
Gene de sizi asla yargılamayacak, sizi asla cezalandırmayacak. Sizden asla intikam almayacak derken bu gerçeği anlatıyorum. O'nun bunların hiçbirini yapmaya ihtiyacı yok. Hiçbir şekilde O'nu kızdıramazsınız, zarar veremezsiniz, incitemezsiniz.
Aslında aynı şey sizin için de geçerli. Hepiniz için. Ama siz incinebileceğinize, zarar görebileceğinize inanıyorsunuz. Bu yüzden de inciniyor ve zarar görüyorsunuz.
Zarar gördüğünüze inandığınız için de intikam almak istiyorsunuz. Acı çektiğiniz için başkasının da acı çekmesini istiyorsunuz. Çünkü birisinin size zarar verdiğini "hayal ediyorsunuz". Karşılığında ona acı çektirmenin hakkınız olduğunu düşünüyorsunuz.
İnsanların birbirine zarar vermesini doğru bulmuyorsunuz ama siz "haklı" olduğunuz için zarar verebiliyorsunuz öyle mi ?
Bu delilik. Başkalarına zarar veren tüm insanların kendilerini "haklı" gördüklerini anlayamıyorsunuz.
Her davranış o davranışı yapan kişiye doğru gelir. Size göre onların aradığı ve istediği şey yanlıştır. Onlara göre ise doğrudur. Onların değerlerine "yanlış" diyorsunuz. Sizin değerlerinizin "doğru" olduğunu kim söylüyor ? Sadece siz.
Doğrularınızda tutarlı olsanız bu bile anlamlı olabilir. Ama doğru ve yanlış ile ilgili düşüncelerinizi o kadar sık değiştiriyorsunuz ki. Bunu birey olarak da yapıyorsunuz, toplum olarak da.
Toplumunuzun 20-30 yıl önce doğru bulduğu bir şeyi bugün yanlış buluyorsunuz. Yakın geçmişte yanlış dediklerinize bugün doğru diyorsunuz.
Ve oturup birbirinizi yargılıyorsunuz. Elbette değişeceksiniz. Yoksa asla gelişemezsiniz. Ama diğerlerini yargılamayın. Sizin geçtiğiniz süreçlerden geçenleri aşağılamayın. Ve şimdiki inançlarınıza da takılı kalmayın. Bu da gelişmenizi engelliyor.
Farkındalık sahibi olmak,farkındalık ile yaşamak nedir ?
Bu özünde düşüncelerini-duygularını kontrol etmek ve yaşadığın hayatı iyi gözlemlemektir.
Bilinçli insan ile bilinçsiz insan arasındaki en büyük fark eğitim, uzmanlık vs değildir.
Bilinçli insan düşüncelerini sürekli pozitif tutar ve çevresini çok iyi gözlemler. Tepkisel hareketler yapmaz, tepkiyle konuşmaz. Olumsuz düşünce ve duygulardan kendini uzak tutar, bunları hemen olumlu düşüncelere ve duygulara çevirebilir.
Bilinçsiz insanlarda ise bu saydıklarımız tam tersi durumdadır. Kendisine söylenen bir şeye hızla otomatik reaksiyonlar verir. Sözlerine, düşüncelerine ve duygularına hakim değildir. Gözlem yapmaz, kendine ve başkalarına iletişimde zaman vermez. Otomatik yaşar. Konuları duygu ve düşünce süzgecinden geçirmeden değerlendirir, reaksiyon gösterir.
Bilinçli insan ise reaksiyon insanı değildir. Bilinçli insan konu ne ise, onu dilediği noktaya taşıyan yaratıcılığı geliştirir ya da konuyu sadece gözlemler ve geçer.
@Masterefendi18 Adaletsizlik karşısında hissettiğim öfke duygusu ile haklı/haksız ikilik sarmalı-mağduriyet döngüsüne hızla düşebildiğimi gördüm. Bu öfkenin genel olarak sisteme hissettiğim bir öfke olduğunu da fark ettim, esas nedenleri aslında yaralı olduğumuz konular neler olabilir sizce ?
Gerçekten bıktım artık insanların nüfusunu kullanarak talep ettikleri konuların gerçekleşeceğine olan çarpık inancından, samimi değilsin öncelikle ve kendine güvensizsin en başından itibaren… bunun TR de bu böyledir ile de alakası yok, bunun ilişkili olabileceği tek konu: Ahlak konusudur.