— 33 yıl önce bugün Sivas Madımak Oteli'nde 35 vatandaşımız şeriatçılar tarafından v-hşice k-tl-dildi.
Dönemin başbakanı Tansu Çiller; "Olayı bu kadar büyütmek yanlış. Bir futbol maçında da bu kadar insan ölebilirdi. Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir." diyerek akıl almaz bir açıklama yapmıştı...
Sivas Madımak k-tliamının acısı aradan geçen yıllara rağmen yüreğimizi acıtmaya devam ediyor.
2 Temmuz 1993'te kaybettiğimiz canları rahmetle anıyoruz.
#unutMADIMAKlımda
2 Temmuz 1993
Devlet, Madımak Katliamı öncesinde istihbaratıyla, askeriyle ve polisiyle gerekli önlemleri almadı. Katliamın ardından ise "Bu vahşet neden yapıldı?" sorusunu sormadı. Cevabını arama gereği bile duymadı.
Osimhen Agbadou'ya faul yapıyor, hakemin düdüğüne rağmen topu sürmeye devam edip kaleye vuruyor!
Nedense sarı kartı olan bu futbolcuya ikinci sarı kart çıkmıyor!
#BJKvGS
Sevgili Hataylılar,
Sevgili Yurttaşlar,
Depremin üzerinden üç yıl geçti. Üçüncü yılında yurttaşlarımızın boğuştuğu sorunların geçiştirilmesine ve yanıltmalara karşın kapsamlı bir rapor yayımlayarak duruma ayna tutmaya çalıştım.
Hatay’da bugün hüzün, inat, kırgınlık, direnç var. Yasımız derin. Öfkemiz diri. Kaybettiklerimizi sevgiyle anıyoruz. İsimlerini unutmayacağız. Anıları her zaman bizlerle birlikte.
Hatay için zaman, soğuk deprem sabahı durarak saatlerde asılı kaldı. Yalnızca sevdiklerimizi, evlerimizi, çocukluğumuzun geçtiği o dar sokakları kaybetmedik; "kimse yok mu?" nidasının boşlukta asılı kaldığı her saniye, güvenimizi ve geleceğimizi de o enkazların arasına gömdük.
Kalplerimizdeki yasımız taze. Yasımız ve acılarımız kadar gerçek bir duygumuz daha var: Öfkemiz. Önlenebilir olanın önlenmemiş olmasına, dikkate alınmayan uyarılara, yetiştirilmeyen yardımlara karşı biriken bir öfke. Öfkemiz, yasımızın kardeşidir.
Bizler, o enkazların başında tırnaklarıyla beton kazıyan babaların, evladının sesini duyup da gücü yetmeyen anaların tanıklarıyız. Yaşadıklarımız ve tanıklığımız bize, yasımızla birlikte hesap sormayı da bir onur borcu olarak bıraktı.
Hatay; bir direnişin, bir hafızanın ve adaleti beklemenin de adıdır. Yasımız, sitem dolu bir suskunluk değil; giden her canın hesabını sorma kararlılığıdır. Sorumluların yüzlerine her baktığımızda, o geceki çaresizliği hatırlayacağız. Çekilen her acının, geciken her yardımın ve kaybedilen her hayalin hesabını sormak, toprağın altında yatan sevdiklerimize olan borcumuzdur.
Hatay, küllerinden doğmaya çalışan bir şehirden fazlasıdır; Hatay, adaletin peşinde koşan binlerin tek vücut olmuş halidir. Acımızı inkâr etmeden, öfkemizi bastırmadan, umudu da bırakmadan…
Üçüncü yılında acımız ne kadar derinse, hakikat arayışımız da o kadar keskindir.
Biz Buradayız. Hatay’ımızı birlikte yeniden ayağa kaldıracağız.
Ş. Can Atalay
Seçilmiş Hatay Milletvekili
Marmara (Silivri) Cezaevi, 9-A47
Kemal Sayar’ın çok anlamlı bir cümlesine rastladım; "Yas,sadece sevdiklerimizi kaybetmekle olmaz.Bir yaşama biçimini kaybetmek de yastır. Bir şehri bildiğimiz halde kaybetmek,rutinlerimizi kaybetmek de yastır. Hatta, dünyayla ilgili inançlarımızı kaybetmek de yastır." #6subat2023
Şu an hayat bana kopuş yasasını öğretiyor: Zorlama yok, yalvarmak yok, peşinden koşmak yok. Mecburiyet değil, özgürlük var. Her duygu hak ettiği yerde yaşanır, her insan layık olduğu yerde kalır. Her şey için savaşılmaz, bazı şeyler kaybolarak öğretir.
Yavaş yavaş çöktüler seçme ve seçilme hakkımıza, seyahat ve haberleşme özgürlüğümüzün üstüne… yavaş yavaş… evrenin gördüğü en organize suç çetesinin tüm destekçileri tüm suçların ortağı. Suçların neler olduğunu ise, birgün bağımsız olacak yargı yargılarken tırttan izleyeceğiz.
Üç yıl önce şehit olan askerimizi aramak için girilen mağarada 12 şehit veriyoruz.
Burada yanıt bekleyen sorular var:
Ucu açık mağarada nasıl gaz birikti?
Gaz olup olmadığı kontrol edilmedi mi?
Askerlerimizde maske ve teçhizat yok muydu?
Patlama mı oldu?
İçeride tuzak mı vardı?
Meselenin CHP ya da İmamoğlu değil, bir bütün olarak iktidarın karşısında olan çoğunluğun iradesini kırma süreci olduğu en başından beri ortadaydı.
Artık her şey daha net. Hem Mehmet Şimşek programıyla sefalete alıştırma, hem de seçimleri formalite hale getirme süreci.