Seçime 3-5 ay kala, halka para dağıtarak oy toplamak için, yılda 1 milyar $ gelir getiren , köprü ve otoyollarımızı, 5-6 milyar $'a 30 yıl yabancılara veya yandaşlara devrediyorlar.
Türkçesi, vatanı peşkeş çekiyorlar.
Gaflet, delalet hatta hıyanet safhasındayız
2 Boğaz Köprüsü ve 8 Otoyolun 2025 yılı geliri 600 milyon $ civarı...
30 yılda da kabaca 20 milyar $ diyelim.
Dolar kurunu da düz hesap 50 TL alalım. Toplam 1 trilyon TL para üzerinden hesaplayalım:
Ülkede 87 milyon vatandaş var.
Kendi vergilerimizle yapılan köprü ve otoyolları özelleştirme yapmayı bırakın.
Hepimiz cebimizden 12.000 TL para verelim.
Zaten her şeye bir sürü vergi vs. ekstra zam gelip duruyor. Öğrenilmiş çaresizlik sendromuna geçildi zaten...
Tablo ortada, köprüleri ve otoyollarını satmaya kadar geldiyse iş...
Herkes 12 bin TL kişi başı versin bari de, Köprülerimiz ve otoyollarımız elimizde kalsın...
Antalya'da gerçekleştirilen güreş müsabakalarında zorlu mücadelesini tamamlayan bir pehlivan, kendine gelebilmek için dakikalarca çeşmenin altında serinlemeye çalıştı.
⚫️ Bursa’da doğada altın aramayı mesleğe dönüştüren vatandaş, askeri personellikten ayrılarak Türkiye’nin farklı bölgelerinde altın arıyor;
“Biz yıllık ortalama yarım kilo ile bir kilo arasında altın buluyoruz. Haftanın 5 günü bu işin içindeyiz. Memur gibi çalışıyoruz.”
Serbest piyasa, iktisat yazınında sıklıkla sanıldığı gibi kuralların yokluğu hâli değil, aksine kendi kurucu kurallarının eksiksiz işletildiği bir düzendir. Bu düzenin var olabilmesinin ön koşulu rekabettir ve rekabetin biçimsel değil fiilî olması gerekir. Bir piyasada çok sayıda satıcı bulunması tek başına rekabetin kanıtı sayılamaz; belirleyici olan, alıcının seçim yapabilme kapasitesinin bozulmadan korunup korunmadığıdır. Adil rekabet koşulları ortadan kalktığında geriye kalan şey serbest piyasa değil, serbestlik söylemiyle meşrulaştırılmış bir güç ilişkisidir.
Fiyatın piyasadaki asıl işlevi, kıtlığı ve tercihi taşıyan bir bilgi sinyali olmasıdır. Bu sinyalin anlamlı olabilmesi, tüketicinin fiyatı doğru okuyabilmesine, yani karar anında iradesinin bozulmamış olmasına bağlıdır. Dolayısıyla rekabeti tahrip eden en ağır müdahale, doğrudan fiyat tespiti kadar, tüketicinin yanıltılması yoluyla iradesinin sakatlanmasıdır. Yanıltıcı etiket düzeni, gerçekte hiç uygulanmamış bir referans fiyat üzerinden kurgulanan indirim iddiası, birim fiyatın gizlenmesi, ambalaj küçültülerek fiyatın sabit gösterilmesi ve raf ile kasa arasındaki tutarsızlık, teknik olarak birer bilgi asimetrisi üretme faaliyetidir. Bu faaliyet, tüketicinin karşılaştırma maliyetini bilinçli olarak yükselterek onu fiilen seçim yapamaz duruma getirir.
Buradaki kritik nokta şudur: bilgi asimetrisi arttıkça, satıcının fiyatlama gücü kendi verimliliğinden değil, alıcının bilgisizliğinden beslenmeye başlar. Bu, iktisadi anlamda üretkenlik kazancı değil rant transferidir. Piyasa, ucuz ve iyi üreteni ödüllendirmek yerine, en etkili yanıltma teknolojisine sahip olanı ödüllendirir. Böyle bir yapıda kaynak dağılımı bozulur, verimli olan değil manipülasyon kabiliyeti yüksek olan büyür ve rekabetin refah artırıcı işlevi tersine döner. Bu tam anlamıyla bir piyasa başarısızlığıdır ve yüksek yoğunlaşmanın bulunduğu perakende yapılarında etkisi katlanarak büyür.
Bu nedenle "ben istediğim fiyata satarım, kimse karışamaz" önermesi serbest piyasa savunusu değil, serbest piyasanın ön koşullarının reddidir. Fiyatı serbestçe belirleme hakkı, ancak alıcının o fiyatı doğru bilgiyle değerlendirebildiği bir çerçevede meşrudur. Aldatma yoluyla elde edilen fiyat, sözleşmenin özgür iradeye dayanma şartını ihlal ettiği için piyasa fiyatı vasfını da kaybeder. Serbest piyasayı savunmak, tam da bu yüzden, yanıltıcı ticari uygulamaların denetlenmesini savunmayı gerektirir.
Sonuç olarak zincir perakendede süreklilik kazanmış yanıltıcı fiyatlama pratikleri, piyasaya dışarıdan yapılmış bir müdahale değil, piyasanın kendi içinden çürütülmesidir. Serbest piyasayı bozan şey denetim değil, denetimsizlik zemininde kurumsallaşan bu aldatma düzenidir; ve bu düzeni serbest piyasa adına savunmak, kavramın kendisini içi boşaltılmış bir kılıfa dönüştürmektir.
İsteseniz bu konuda ABD referansına bakalım;
ABD'de bu alan, serbest piyasa retoriğinin en güçlü olduğu ülke olmasına rağmen, yanıltıcı ticari uygulamalar bakımından oldukça sert bir çerçeveye bağlanmıştır. Temel dayanak, Federal Ticaret Komisyonu Kanunu'nun aldatıcı ve haksız ticari uygulamaları doğrudan yasaklayan hükmüdür. Burada kritik olan nokta şudur: yasak, satıcının fiyatını değil, alıcının kararını bozan davranışı hedef alır. Yani devlet fiyata karışmaz, fiyatın anlaşılabilirliğine karışır. Maalesef bizde en zor anlaşılan durum budur. Bu ayrım, serbest piyasa savunusuyla düzenlemenin neden çelişmediğini gösteren en açık örnektir.
İndirim iddiaları bu çerçevenin en denetlenen başlığıdır. Referans fiyatın gerçekten ve makul bir süre boyunca uygulanmış olması aranır; hiç satılmamış bir fiyatın üzerinden indirim gösterilmesi doğrudan aldatıcı sayılır. Sürekli indirim halinde tutulan ürünlerde "normal fiyat" iddiası geçersizleşir.
Buna bağlı olarak ambalaj küçültme yoluyla fiyatı sabit gösterme pratiği de tamamen serbest değildir, çünkü federal düzeydeki paketleme ve etiketleme mevzuatı net miktarın belirgin biçimde gösterilmesini zorunlu kılar. Eyaletlerin çoğunda ise raf etiketlerinde birim fiyat gösterimi zorunludur; bu, tüketicinin karşılaştırma maliyetini düşürmeyi amaçlayan doğrudan bir rekabet aracıdır.
Raf ile kasa arasındaki fiyat tutarsızlığı da ABD'de ihmal edilebilir bir konu değildir, tarama doğruluğu eyalet ağırlık ve ölçü birimlerince denetlenir ve büyük perakende zincirleri bu başlıkta defalarca yüksek tutarlı uzlaşmalar imzalamıştır. Yaptırım mekanizması ayrıca ikili çalışır: bir yanda federal düzenleyici, diğer yanda eyalet başsavcılıklarının tüketiciyi koruma yasaları ve toplu davalar. İkinci kanal, çoğu zaman idari cezadan daha caydırıcıdır, çünkü maliyeti öngörülemez ve itibar zararı doğrudandır.
Buradaki asıl fark kurallardan çok uygulamanın sürekliliğidir. ABD modelinde denetim, piyasayı kısıtlayan bir unsur olarak değil, piyasanın işleyebilmesi için gereken bilgi altyapısını koruyan bir unsur olarak konumlanır. Fiyat serbesttir, ancak fiyatın ne anlama geldiği konusunda tüketiciyi yanıltma serbestisi yoktur. Türkiye'deki tartışmayla ayrıştığı nokta tam olarak burasıdır: sorun kuralların yokluğu değil, kuralın ihlalinin maliyetinin ihlalden elde edilen kazançtan düşük kalmasıdır. Yaptırım beklenen kazancı aşmadığı sürece yanıltıcı uygulama rasyonel bir ticari strateji olmayı sürdürür.
İşte Serbest Piyasa Ekonomisine tam olarak zarar buradan verilir.
Togg yeni modelini tanıttı.
T6X’in 2027’de satışa çıkması planlanıyor, konuşulan fiyat da 1 milyon 300 bin TL civarı.
Bence fiyat zaten güzel de asıl olay bu arabaya bir de faizsiz kredi verirlerse kopar.
Çünkü Togg şu an 2 milyon 450 bin TL’lik arabaya 1 milyon TL, 12 ay 0 faizli kredi veriyor.
Aynı hesabı T6X’e uygularsak yaklaşık 530 bin TL faizsiz kredi yapıyor.
Yani cebinizde 770 bin TL varsa önden verip arabanızı alıyorsunuz.
Kalan 530 bin TL’yi de 12 aya bölüp ayda yaklaşık 44 bin TL ödüyorsunuz.
Faiz yok.
530 bin lira alıyorsunuz, 530 bin lira geri veriyorsunuz.
En güzel tarafı da burası zaten.
Enflasyonun olduğu yerde adam size 530 bin lirayı bir sene boyunca bedavaya kullandırıyor.
Bugün gidip bankadan aynı parayı normal krediyle çekmeye kalksanız zaten faiziyle beraber yüz binlerce lira fazladan para ödersiniz.
Burada o para direkt cebinizde kalıyor.
Bir nevi arabayı bedavadan biraz pahalıya veriyorlar gibi düşünün.
Tabii T6X’e kesin böyle bir kampanya gelecek diye bir şey yok. Şu anki Togg kampanyasını aynı oranla yeni modele uyarlayıp hesap yapıyoruz.
Fuat Tosyalı tanıtım esnasında kampanyalarımız olacak dedi.
Gerçekten böyle bir kampanya gelirse şahsen bir tane de ben alırım.
Sadece arabaya ihtiyacı olanlar değil, ikinci araba olarak düşünen binlerce insan bile sipariş verir.
700-800 bin lirayı koyup sıfır arabayı alıyorsun, kalan 500 küsur bin lirayı da enflasyon yerken 12 ay sıfır faizle ödüyorsun.
Bence bu şartlarda aşırı mantıklı.
Hele araç da beklenildiği gibi çıkarsa ilk çıktığında sipariş yetiştirmekte zorlanırlar.
Bu fiyat bandında araba satan diğer markaların da işi bayağı zorlaşır.
"Düşmanın bana verebileceği en büyük hediye beni öldürmektir. 59 yaşındayım. Kalp krizi, corona ve felç ile ölmektense şehit olarak ölmeyi tercih ederim."
Yahya Sinvar
🇬🇷💥 Yunanistan Türkiye ile uğraşırken ekonomisi ne durumda?
💸 Kamu borcu, ekonomisinin yaklaşık 1,5 katı!
📉 2010’da ekonomik krizle duvara tosladı.
🇪🇺 Peki AB’nin finansal desteği olmasaydı…❓ Yunanistan bugün ayakta kalabilir miydi?