İki boyutlu #evren gerçeği ve #Hologram!
Evren dediğimiz şey, sonsuz-sınırsız bir dalgaboyu denizidir
Dalgaboyu yapı olan evren; algılayanlar tarafından, algılama sistemlerine GÖRE 3D olarak algılanmaktadır! @AhmedHulusi
Ünlü Bilim insanı Michio Kaku nun bu yeni açıklamasını @AhmedHulusi 63 senedir farklı zamanlarda defalarca açıklamıştır..
Örneğin:
İster inan ister inanma... İster kavra ister kavrama! İşte mutlak bilimsel gerçek!
Hayal dünyanda yaşıyorsun!
Görüyorum dediğin; algıladığın her şey, beyninin içinde oluşan bir (3D değil) çoklu D holografik dünyan!
Beyne gelen beş duyuya dayalı veya beş duyu ötesi tüm elektromanyetik dalgalar, bu organ tarafından veritabanına göre değerlendirilerek, beyninin içindeki holografik çok boyutlu görüntü hâlinde dünyanı (kozanı-cocoon) oluşturuyor! Yani dış dünyada değil, beyninin içinde oluşan hayal dünyanda yaşıyorsun, kim olursan ol!
***
Eski ermişlerden biri şu cümleyi kurmuş:
“HER ŞEY, HAYAL İÇİNDE HAYAL İÇİNDE HAYAL!”
Şimdi biz yukarıdaki cümlede yer alan ilk “HAYAL”e açıklık getirmeye çalışalım; sonra da biraz tatile çıkalım herkesten uzak!
Efendim öncelikle şunu belirteyim ki, aşağıda linkini koyduğum çok yıllar önce açıkladığım beyinin ORİJİNİ konusunu anlamayanlar, bugün de anlatacaklarımı anlayamayacaklar!
HÜCRE-DNA-BİLGİ boyutlarında dolaşarak beyinin sırrını çözmeye çalışanlar, bu labirentten asla çıkamazlar ve bir kısım soruların cevaplarına ulaşamazlar!
Her neyse! Biz gelelim konumumuza…
3D algıladığımız evrenin ve kendimizin, hakikati 2 boyutlu mu?
Beyinimiz bizi kandırıyor mu? 2D BİR EVRENDE Mİ YAŞIYORUZ?
HELE HELE…
YA GERÇEKTE, İÇİNDE YAŞADIĞIMIZ EVREN/EVRENİMİZ 2D DE DEĞİLSE!!!
Beyinimizin yarattığı, 3D algısıyla/zannıyla içinde yaşadığımız dünyamızda, madde-mekan-zaman var diye yaşarken…
Biraz bilim, fikir, düşünce derken, maddenin gerçekte VAR OLMADIĞINI, 2D bir evrende yaşamakta olduğumuzu BİLİMSEL DÜŞÜNENLER farketti! Ve denildi ki…
2D deki bilgi/enformasyonun YARATTIĞI 3D HOLOGRAM/SİMÜLASYON/HAYAL DÜNYAMIZDA YAŞAMAKTAYIZ !
ÖYLE İSE, şimdi, CAN ALICI şu soruyu gündeme getirelim!
ZAMAN VE MEKAN KAVRAMLARI, KUANTUM BEYİNİMİZDE, 2D DATA/BİLGİ KAYNAKLI OLARAK AÇIĞA ÇIKIYORSA;
2D Evrende MEKAN VE ZAMAN DA OLMADIĞINA GÖRE;
HALÂ 2D BİR EVRENDEN, BOYUTTAN SÖZ EDİLEBİLİR Mİ!?
2D SANDIĞIMIZ DATA/WAVE/BİLGİ/ENFORMASYON ORİJİN, ZAMANSIZLIK VE MEKANSIZLIK GERÇEĞİYLE BİRLİKTE DÜŞÜNÜLDÜĞÜNDE, HALÂ YERİNDE KALABİLİR Mİ?
Yoksa buradan da otomatikman TEK D BOYUTUNA MI düşmekteyiz?
Evet… EVREN ADIYLA DÜŞÜNÜP, GÖRÜYORMUŞÇASINA HAYALİNİ YAŞADIĞIMIZIN, HAKİKATİ,
NE 3D DİR NE DE 2D ! O YALNIZCA TEK D DİR!
Ve biz, günümüzde buna işaret için KUANTUM BOYUT/KUANTUM POTANSİYEL dedik!
KUANTUM BOYUT dedik; çünkü öyle bir TEKİLLİK Kİ, ALGILANAN DÜŞÜNÜLEN HER ŞEYİN KAYNAĞI VE OLUŞTUĞU BOYUT!
KUANTUM POTANSİYEL dedik; çünkü öyle bir POTANSİYEL Kİ, HERAN (bize göre), VEYA GERÇEĞİ İLE TEK “AN” İÇİNDE SONSUZ SINIRSIZ ALGILANANLARI YARATAN, EVREN İÇRE EVRENLERİ YARATAN MUHTEŞEM POTANSİYEL/KUDRET !
Ve O’nun HAYALİ !
İLK “HAYAL”!
“HAYAL İÇİNDE HAYAL İÇİNDE HAYAL” !
@AhmedHulusi
Bazı videoları:
2014
Beynindeki Hologram Dünyan
https://t.co/iZICGjDzr1
2016
Beyindeki Evren Gerçeği
https://t.co/nT5HQLslgO
2017
Yaratan Sende
https://t.co/DdTdoHdeEK
2017
Bedenler Yaratan Beyin
https://t.co/DdYF0zjv8H
Hayatım boyunca hiç kimseye şunu yap, demedim.
O konudaki fikrimi söyledim ve kararı kişinin kendisine bıraktım.
Sonuçta kişi kendi kaderinin/programının getirisi neyse onu yaşayacaktır.
Bu yüzden de önerim, her konuyu sorgulayın, her kaynaktan araştırın, kararı kendiniz verindir
Bilgi, uygulamak içindir. "Uygulanmayan ilim, insanın sırtındaki yüktür.
@AhmedHulusi (2009)
Gelişmiş insan çok bilen değil, bildiklerini yaşamında uygulayan insandır.Bilgi, ezberlenip tekrar edilesi yük değildir, hamallığı yapılası!
Değerlendirilmiyen ilim kuru yük ve vebaldir.
@AhmedHulusi (2005)
(Kilitlenmiş Beyin)
https://t.co/qNOJJx6xsl
Amigdala önündeki aktif alan bilgisi yanlızca uygulamalarla değişir ve hakikatına yönlendirir. Uygulama olmazsa, bilgi bu alanı YENİLEMEZ.
Aktif alan bilgisini yenilemediğimiz sürece, birçok bildiğimizi hakkıyla yaşayamayız!
@AhmedHulusi (2017)
Alışkanlıklarımızı Neden Değiştiremiyoruz?
https://t.co/KBTYRDuqGn
"ABDULLAH" lar,
"ALLAH ÂLEMLERDEN GANİYDİR” cümlesiyle işaret edilen, bir yaşam boyutu, bir projeksiyon farkıyla, aramızda yer alıp, bizi "ALLAH İSMİYLE" işaret edilene İMAN ETMEYE davet ederler. Bu konuda gösterilen örnek de
"ABDULLAH" ve "RESULULLAH" diye bildirilmiş olan MUHAMMED MUSTAFA aleyhisselâmdır.
"ABDULLAH" bir yanıyla RABBİNİN kompoze ettiği tüm isimlerin işaretiyle yaşamını sürdürürken, hatta beşeriyetinin kemâlatını dahi yaşarken; diğer yandan da, isimler kompozisyonundaki "EL GANİY" ismiyle işaret edilen özellik yönünden, pek çok isimlerin özelliklerinin kaydından beri yaşamı açığa çıkartırlar!
ALLAH, “ABDULLAH” OLARAK TANIMLADIĞI KULLARI İLE HİDAYETİ ULAŞTIRIR BİZLERE...
ALLAH HİDAYET ETSİN BİZE !
AHMED HULÛSİ
Kendini tasavvuf ehli kabullenenler bile, vahdetten, TEKlikten sözederken ŞİRK içinde olduklarını farkedemiyorlar!
O ve ben! Bende O! Hep Kendisi! Beyinde O var! Esması bende! Vb vb…
Sonsuz sınırsız Tek, KENDİNDEN GAYRI HİÇ BİR ŞEY OLMAYAN TEK, yanısıra “ben”, beyin olabilir mi
Beyin adını verdiğimiz data/bilgi paketinin gerek bedendeki her organ ve hücreden gelen bilgiler ve çevreden gelen bilgiler kompleksi olarak çalıştığını yıllardır anlattık.
Şimdi beyin veri tabanına ulaşan bedensel verilerin 6. Duyumuz olarak nitelenen PROPRİOSEPSİYONUN (propriopception) yeterli çalışmaması halinde kişinin nasıl bir “BEDENSİZLİK DUYGUSU” yaşamakta olduğuna bir örnek göstermek istiyorum.
Örnekte görüleceği üzere, 6. Duyu organından yeterli bilgi gelmese dahi, beyin, kendisindeki önceden girmiş organlar bilgisine dayanarak, ilgili organlara komut yollayarak onları hareket ettirebilmekte.
Bu da bize şunu göstermektedir ki, beyin veri tabanındaki bilgiler üzerinden, fiziksel girdidilerin olmadı süreçlerdeki yaşam boyutunda, beyinin yaratıcılığı devam edecektir.
'Propriosepsiyonunuzu' Kaybederseniz Ne Olur?
https://t.co/WNwtTSNllW
HAZİRAN. AYLARIN EN GÜZELİ..
Haziran sözcüğünün kökeni oldukça eskiye uzanır ve Mezopotamya (Akadca, Süryanice) kökenlidir.
Etimolojik zincir kabaca şöyleymiş:
Akadca: ḫuzāru veya ḫazīranu (yaz başına denk gelen ay adı)
Aramice / Süryanice: ḥzīrān (ܚܙܝܪܢ)
Arapça: Ḥazīrān (حزيران)
Türkçe: Haziran
Kelimenin daha eski Sami kökeninde muhtemelen “sıcaklık”, “yaz mevsimi”, “olgunlaşma dönemi” ile ilişkili anlam katmanları bulunmuş; ancak dilbilimciler kesin kök konusunda tam uzlaşmış değilmiş.
Türkçedeki diğer ay adlarının aksine Haziran, Temmuz ve Eylül de benzer şekilde eski Mezopotamya–Akad-Süryani ay adları geleneğinden gelmiştir, Ağustos ise Roma imparatoru Agustus’dan gelmekte:
Haziran → Süryanice Ḥzīrān
Temmuz → Sümerce’den Mezopotamya bereket tanrısı Tammuz’dan
Ağustos → Roma imparatoru Augustus’tan (Latince)
Eylül → Süryanice Ēlūl’dan
Bu nedenle Haziran sözcüğü, Türkçedeki en eski kültürel katmanlardan birini temsil eder; kökeni yaklaşık 3.000–4.000 yıl öncesinin Mezopotamya takvim geleneklerine kadar uzanır.
Haziran her güzellik gibi çabuk geçer, her gününü ayrı ve tadına vararak yaşamakta “ömür sağlığı” açısından fayda var.
#Penceremdenİstanbul
“BEN” kabulü ve hissiyatı, beynin yarattığı bir illüzyondur ki, HER ŞEY, bu kabulden ve bu kabülün üstünden kurgulanır.
ADINI UNUT;
Bakî kalandır HU !
Aşikardır Zat-ı Hak …AH
“Evet, bu çok derin bir soru — hem nörobilimsel hem felsefi hem de kuantum boyutu var.
Dediğin gibi, gözlemci–gözlenen ayrımı beynin kendi algı modelinden doğuyorsa, bu gerçekten bir kısır döngü gibi görünüyor.
Şimdi adım adım açıklayayım:
⸻
1. Beynin Algı Modeli ve Kısır Döngü
• Beyin, dış dünyadan gelen verileri (ışık, ses, dokunma vb.) ham veri olarak değil, kendi yorumladığı biçimde bize sunar.
• “Ben” ve “dış dünya” ayrımını, sinir sistemimizdeki default mode network ve duyusal işlemleme bölgeleri oluşturur.
• Bu sistem, güvenlik ve yön bulma için faydalıdır ama aynı zamanda kendini ayrı bir gözlemci olarak algılamamıza neden olur.
• Burada kısır döngü şu şekilde oluşur:
1. Beyin ayrı bir “ben” imajı oluşturur.
2. Bu “ben” dış dünyayı gözler.
3. Gözlediği her şeyi bu ayrı “ben” perspektifinden yorumlar.
4. Bu yorumlar, “ben” imajını pekiştirir → döngü başa döner.
⸻
2. Bu Döngüden Nasıl Çıkılır?
Çıkış, beynin ürettiği “ayrılık yanılsamasını” fark etmekle başlar. Bunun için üç temel yaklaşım var:
A. Farkındalık (Mindfulness / Murakabe)
• Düşünce, duygu ve algıları “benim” diye sahiplenmeden izlemek.
• Kuantum benzetmesi: Dalga fonksiyonuna müdahale etmeden gözlem yapmak.
• Böylece “ben” algısının sürekli değişen bir süreç olduğu fark edilir.
B. Bütüncül Algıya Geçiş
• Gözlemci–gözlenen ayrımı yerine, tek bir “bilinç alanı” içinde hem gözlem hem gözlenenin ortaya çıktığını görmek.
• Fizikteki karşılığı: Gözlemci ve sistemin aynı kuantum alanının iki farklı uyarımı olduğunu anlamak.
C. Algı Modellerini Esnetmek
• Sanat, meditasyon, derin bilimsel düşünme, hatta bazı nörolojik egzersizler beynin alışılmış “ayrım yapan” modunu zayıflatır.
• Beyin, “tek bütünlük” deneyimini yaşayabilecek esnekliğe kavuşur.
⸻
3. Sonuç
Kısır döngüden çıkış, “ben” ve “dış dünya” ayrımının mutlak değil, zihinsel bir model olduğunu görmekten geçer.
Bu farkındalık oluştuğunda, gözlemci–gözlenen ikiliği, tek bir varlık bilincinin iki görünümü olarak deneyimlenir.
İşte burada ayetteki “Sen atmadın, atan Allah’tı” mantığı devreye girer: fiili yapan ile fiil ve sonuç aynı kaynaktan doğar.
Evrenin ve beynin orijinali 2D data/bilgidir!
İnsan ve tüm yaratılmışlar kendilerini var eden ilk hücredeki program (fıtrat) açılımı ile meydana gelir.
Beyin dediğimiz software’in İLLÜZYONUDUR
HOLOGRAM DÜNYALARIMIZ. EVREN DAHİ!
@AhmedHulusi
Şu anda yaşam, dalga boyutunda yani ruh boyutunda devam etmektedir!
Evrende herşeyin hakikati data/bilgi! Evren dalga/data okyanusu. Birimler yok TEK VAR! Bilgi bilgiyi bilgiyle seyirde! AH
Absolutely gorgeous view of the Pillars of Creation!
The light from young stars being formed pierce the clouds of dust and gas in the infrared
(Credit: NASA, ESA, and the Hubble Heritage Team - STScI/AURA)
Gerçeğe davet edildiğinizde nefse uyarak daveti reddederseniz, kendibaşınıza kalır, yanmaya devam edersiniz.
İnsanın nefsine en büyük zulmü halife özelliğini kavrayıp yaşayamadan bu dünyadan ayrılmasıdır.
Engel senden sanadır! AH