Başindanberi söylediklerimiz buydu. Maşeri vicdan da bunu söylüyor.
Nora Erakat Filistin çalışmalarıyla bilinir. Bu yüzden samimi bir haykırışı vardır. Ama malesef -Türkiye dahil-akademi hala maşeri vicdanın parçası olamadı.
"Âşık olmak kolaydır. Oysa gerçek sevgi, yaşam boyu sürdürülen ve birbirini giderek daha iyi anlamayı, yaşam sorunlarını giderek artan bir biçimde paylaşmayı ve birlikte çözümler aramayı içeren bir olgudur." s.292
Vay arkadaş Polonya’da dışarda hava sıcaklığı -7, dışarda kar yağıyor,
Çocukları ile birlikte Filistin için yürüyorlar. 🇵🇱🇵🇸
Dünya mazlum Gazze için ayakta.
#Gaza_Geniocide#BüyükFilistinYürüyüşü
Konuşurken on düşünüp bir söylemek lazım. Çünkü bazen tasmasından kurtulan azgın cümleler, kontrolden çıkıp sahibini esir alabiliyor. Bu yüzden bilincini uyuşturan narkozlu cümlelere çok dikkat et!
“Sabrım kalmadı! Katlanamıyorum artık!” cümlesini çok tasarruflu kullan mesela. Sabrı hayatından çıkarırsan senden geriye ne kalır!
“Vazgeç bu sevdadan!” diye akıl verenleri dinleme! Sen, bir sevda uğruna kendinden vazgeçenleri örnek al.
“Benim de bir hayatım var sonuçta,” diyenlerin genelde hayatı yaşamaya değer kılan kutsal amaçlardan vaz geçenler olduğunu unutma!
“Bir daha mı geleceğiz sanki dünyaya?” diyerek anı yaşamaya illüzyonuna da kanma sakın! Çünkü bir saniye öncesi ve sonrasını düşünmeye katlanamayan zihinlerin afyonudur anı yaşama zırvası. Varoluş düşüncesiyle başa çıkamayan zavallıların, ölümden sonraki hayatı bir tehdit olarak algıladıkları için takvim yapraklarını hayatlarından çıkarma çabasıdır.
İçin çok sıkıldığında tehlikeli cümlelerle kendini uyuşturmak yerine, şükretmek için kaç tane sebebin olduğunu say. Her şey senden uzaklaşıyor gibi hissettiğinde, Allah’ın sana ne kadar yakın olduğunu düşünüp teselli ol.
Herkes uykudayken ellerini açıp, “Allah’ım, sen benden razı ol,” diye dua et. Allah senden razıysa, gerisi teferruattır.
Emin ol!
Vedalaşamıyoruz... İnsanlarla, eşyalarla ve hatıralarla... İstifledikçe ağırlığımız artıyor ve hayat bizi daha dibe doğru çekiyor. Telefon rehberimizde minik mezarlıklar var artık. Kaç adım attığımızın hesabını tutan cihazlar, akşamları hedefe ulaşamayanların ifadesini alıyor.
Neye, ne kadar vakit harcayacağımıza tarifeler karar verirken, kotalar arası maratonda nefes nefese bir telaş yaşıyoruz.
Kompulsif biriktirme hastalığı artık eşyalarla sınırlı değil. Çöp evlerin dramı ruhlara sirayet etmiş durumda. Hafızasında yer kalmayan dijital cihazlar gibi ağır aksak yaşıyoruz hayatı. Gereksiz şeylerle öyle bir dolmuşuz ki geçmişten bir şeyler silmeden yeni hayal bile kuramıyoruz.
Eskiden mektup yazıp gönderirdik. Bütün duygularımız o minicik zarfa sığar ve bizden ayrılırdı. Zarfı yalayıp kapatırken içimizde cümlelere veda etmenin hafifliği olurdu. Ama şimdi gönderdiğimiz bütün yazılar “gönderilmiş postalar” sekmesinde...
Yirmi yaşında sosyal medya penceresinden öfkeyle haykırdığımız cümleler, kırk yaşında gelip yüzümüze çarpabiliyor.
Büyük veri denilen şey bu kadar büyümeden önce, tatile çıkar ve bütün yorgunluğumuzu ya sahildeki kumlara gömer ya da dağ zirvesinde bir ağacın dallarına asardık. Eve de hafiflemiş olarak dönerdik.
Şimdi geçmiş tatillerin fotoğrafları galerimizde, konum bilgisi haritalarda, kalan taksitler de ekstrelerde peşimizden gelmeye devam ediyor. Aldığımız uçak biletinden, verdiğimiz kiloya kadar her şey kayıt altında.
Kavgalarımızı hikâyelerde afişe ediyor, Whatsapp penceresine konan kırgınlıkları günlük sitemlerle besleyip büyütüyoruz. Hikâyede kalmasın dediğimiz birçok şey, hayat hikâyemize gereksiz ve yorucu satırlar ekliyor.
Yani geçmişimiz bir türlü geçmiyor ve yaşanmış her şey çeşitli formatlarda peşimizden koşturmaya devam ediyor. Bu arada hafıza-ı beşer bir türlü nisyan ile malül olamadığı için, unutup rahatlayamıyoruz.
Ve kaydettikçe, kaybediyoruz.
@Semamarasli Yazıklar olsun! Birlik ve beraberliğin olması gerektiği zamanda nasıl içinizden böyle şeyler yazmak geliyor anlayamıyorum, vicdandan nasibinizi alamamışsınız.
"Gökten su indiren O'dur. Sonra Biz onunla her çeşit bitkiyi çıkarırız. O bitkiden bir filiz, ondan da büyüyüp birbirinin üstüne binmiş taneler, başaklar çıkarırız. Hurma tomurcuklarından sarkan salkımlar, üzüm, zeytin ve nar bahçeleri yetiştiririz…" (En'âm, 99).
@ncmdsalih Kesinlikle çok doğru, ben bu hataya düştüm, bu yıl tez yazacağım ama maddi sıkıntılarla boğuşmaktan zihnim çok meşgul ve hiç odaklanamıyorum :(