@sarseven Hesabı neden yapılmasın? Kurban fırsatçılarına şişik fiyatlara yenilen kazığa bakılmayacak mı? Zulmetmeyin ve zulme uğraşmayın ilkesi ne olacak?
Çayda sorun, toz olmasından ziyade; çayın düşük kalitesi, kötü kavrulması ve içinde boya ve katkı maddelerinin bulunması…
Çay-Kur’da toz olsa da doğallığına hiç bir şey diyemezsiniz.
Siz esas tozsuz ve tavşan kanı renk vererek sahte algı oluşturan markalardan çekinin.
Kurgunuzun temelinde oldukça tartışmalı bir nokta var; böyle olunca sağlam bir temele oturmuyor:
Türkiye’de;
-Kıyak emeklilik,
-Çakarlı araçlar,
-İmar yolsuzlukları,
-Enflasyon,
-Rant,
Halk karşı çıktığı için değil;
Aksine tüm bu olumsuzluklara taraftar olduğu için;
-Sözde karşı gibi görünmesine rağmen “kıyak emekliliği” kendisi istediği, hatta bu konuda hem iktidara hem muhalefet partilerine baskı yaptığı için,
-Çakarlı araç kullanamasa bile kullananlara içten içe “hayranlık duyduğu,” imrendiği hatta ilk fırsatta kendisine de istediği için,
-İşgal, kaçak kat, mevzuata aykırı yapılaşmaya bizzat kazanç arzusuyla kendisi gittiği için,
-Üretmeden zorlanmadan başarılı olmaya yöneldiği, uzun vadeli yatırıma sabır gösteremediği ve kestirmeden rant kaynaklarıyla zengin olma yollarını tercih ettiği için ülke hukuksuzluğa, sistemsizliğe ve enflasyon batağına saplanmış durumda.
Bunlardan şikayet eden halkın içinden herhangi birilerini işbaşına getirin ve ülkeyi yönetme yetkisi verin, bundan farklı bir sonuç çıkmayacaktır.
Çünkü sorun ülkenin, “sosyal ve kültürel dokusundan,” “ahlak ve karakter zafiyetinden” ve “sistemsizliğinden”kaynaklanmaktadır.
Unutmayalım; Türkiye’de tüm siyasi iktidarlar halkın içinden geliyor.
Tencere ve kapak hikayesi...
Tencere yuvarlanıyor ve kapağını buluyor.
@mufidyuksel Rahmetli babanız dini ilimler öğretirken Kürt olmasını hiç ön plana çıkarmamıştı. Belki sürekli satır aralarında vurguladıgınız içindir bu tavır...
Osmanlı döneminde daha ağır cezalar var kanunnamelerde:
Çöreğe az peynir koymak
•İlk yakalanma:
👉 20–30 değnek
•Tekrar:
👉 30–50 değnek + dükkân kapatma
TABU ALANI VE HUKUKUN ÇATIŞMASI:
MANİSA’DA TUTUKLANAN ÖĞRETMEN
Kuzey Kore’nin kurucu lideri Kim Il-sung’u eleştiremezsiniz.
Tarihi bir şahsiyet olmanın ötesine taşınarak ebedi lider; ideolojik, sembolik ve yarı-kutsal bir referans noktası haline getirilen II-sung’a yönelik her türlü olumsuz ifade doğrudan rejime karşı bir tehdit olarak değerlendirilir. Bu nedenle eleştiri, sıradan bir ifade değil, devlet güvenliği ihlali kapsamında ele alınır ve uzun süreli hapis, çalışma kamplarına gönderilme gibi ağır cezai yaptırımlara yol açar.
Dünyada, kurucusunun mutlak derecede tabulaştırıldığı Kuzey Kore benzeri bir ülke yoktur.
Dünyada, kurucu lidere yönelik söz ve eylemlerin açık ve doğrudan bir normatif düzenleme ile yasaklandığı ve yasak ihlalinin cezai yaptırımla karşılaştığı ikinci ülke Türkiye’dir. Ancak, Kuzey Kore’den farklı olarak Türkiye’de lidere yönelik, yalnızca “hakaret” ve “aşağılama” niteliği taşıyan ifadeler ve eylemler (kanundaki şekliyle “hatırasına alenen hakaret etme veya sövme”) 5816 sayılı kanun kapsamında suç olarak düzenlenmiştir.
Bu kategoride üçüncü bir ülke yoktur.
Kuzey Kore, ülkelerin demokrasi düzeyini sıralayan “EIU Demokrasi Endeksinde; hanedanlaşmış kişisel tek parti diktatörlüğü altında yönetilen, “mutlak otoriter bir rejim” olarak tanımlanıyor.
Türkiye, rejimin niteliği itibariyle Kuzey Kore’den ayrışıyor ve aynı endekste, “kısmen demokratik kısmen otoriter” özellikler taşıyan, “hibrit rejimler” kategorisinde yer alıyor.
Türkiye’de zaman zaman 5816 kapsamında zuhur eden olaylardan biri, bir kaç gün önce Manisa’da yaşandı: Turgutlu ilçesindeki bir lisede görev yapan bir felsefe öğretmeni hakkında, derste Atatürk’e yönelik sarfettiği ifadeler nedeniyle re’sen soruşturma başlatıldı. Sınıfındaki 11 öğrencinin şikâyeti ve delil tespiti çalışmaları sonrasında gözaltına alındı ve ardından 5816 sayılı Kanun kapsamında sulh ceza hâkimliğince tutuklandı.
Siyasi figürlere ve özellikle kurucu liderlere yönelik söz ve davranışların bu tür somut normatif düzenlemelerle cezai yaptırımlara bağlandığı ülkelerde; zamanla liderin adı ve kişiliği etrafında bir “yaklaşılmazlık” ve “dokunulmazlık” duvarı ören, öngörülen yaptırımların kapsam ve sınırlarının belirsiz hale geldiği bir “tabu alanının” oluşması ve kurumsallaşması kaçınılmazdır.
Farklı zamanlarda yaşanan benzer olaylarda olduğu gibi, Manisa olayında izlenen adli süreç de; kurucu lider etrafında oluşan tabu alanı ile, hakaret niteliğindeki söz ve eylemleri cezalandırmayı amaçlayan hukuki düzenlemenin tanım ve sınır koyma işlevi arasındaki gerilimin; diğer bir ifadeyle “normatif düzenleme–tabu alanı” çatışmasının tipik bir tezahürü olarak ortaya çıkmıştır.
Zanlının sözlerinin hakaret niteliği ve suçun temel unsurları bakımından suç oluşturup oluşturmadığı; savcılık soruşturması ve yargılama süreci çerçevesinde ele alınıp değerlendirilecek ve karara bağlanacak konulardır. Dolayısıyla suç vasfını yazımızın kapsamı dışında bırakıyor ve olayda “tabu alanı-hukuki norm çatışması” olgusunu, sadece yargılama öncesinde zanlıya karşı sergilenen tedbir niteliğindeki yaklaşım ve tutumlar çerçevesinde inceleme konusu yapıyoruz.
Bu bağlamda temel sorun, benzer olaylarda da görüldüğü üzere, 5816 sayılı kanun kapsamındaki suç, “gözaltı” veya “tutuklama” işlemi gerektirmemesine rağmen, zanlının gözaltına alınması ve tutuklanmasıdır.
Hakaret, kime yapılırsa yapılsın; ister geçmişteki, ister mevcut devlet başkanına yönelik olsun, “gözaltı veya tutuklama olmamalıdır.”
“Gözaltı işlemi” veya “mahkemece tutuklama” bir “tedbirdir,” “ceza” değildir.
Gerekmediği yerde yapılması, kişi özgürlüğünün ve güvenliğinin ihlalidir.
TC Anayasasının 19’uncu ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 5’inci maddeleri; bu noktayı açık bir şekilde hükme bağlamıştır. Anayasa Mahkemesi de bir çok kararında, özgürlükten yoksun bırakmanın kanuni ve istisnai temele dayandırılması gerektiğine dikkat çekmektedir…
…
(DEVAMI aşağıdaki linkte)
https://t.co/8OQldHGSoB
| Ulvi Saran
Karar
Dün telefonuma sözde Öznecip Hukuk diye bir hukuk bürosundan 0546 948 67 54 numarası ile mesaj gelmiş, hakkımda işlem dosyası varmış...
Bilgi için diye 0212 908 08 30 diye de bir numara vermişler...
Sayın @abakingurlek@adalet_bakanlik haydi ben bunu yemem de internette bir baktım ki birçok vatandaşımız maalesef kurban olmuş...
Kişisel bilgiler kavramı maalesef ülkemizde bir anlam ifade etmiyor sanırım...
YATAK ODASINDAN KARGA TULUMBA KAÇIRILMAK..
İki temel soru:
-Bir devlet başkanı “şahsen” hiç bir tepki gösterilmesine fırsat verilmeden yatak odasından nasıl alınır?
-Bir devlet başkanı, yatak odasına kadar girenlere hiç bir tepki göstermeden nasıl enselenir ve karga tulumba götürülür?
Koruma ve güvenlik önlemleri ne kadar yetersiz olursa olsun veya yakın çevresindekiler kendisini ne kadar yalnız bırakmış ve ihanet etmiş olurlarsa olsunlar; bir devlet başkanı, ülkesinin ve kendisinin itibarını korumak için son aşamaya kadar direnmesi ve mücadele etmesi gereken bir kişidir.
Ne kadar ödlek ve beceriksiz olursa olsun, bu; son tahlilde bir devlet başkanının evinin yatak odasında asla bu duruma düşmemesini gerektirecek kadar önemli ve asli bir sorumluluktur.
Bu pozisyon ve getirdiği sorumluluk;
-Son kertede kendi öz savunması için kontrolü tamamen kendi elinde olan bir uyarı tertibatı kurmasını,
-Saldırganlara karşı şahsen kullanmak üzere yatağının başucunda bir silah bulundurmasını ve engeller işe yaramadığında yanı başına gelenlerle ölümüne de olsa silahlı mücadeleye girişmesini gerektirir.
Hadi diyelim CIA, “nefesini hissedecek kadar” seni kıskaca aldı.
Diyelim ki çevrendeki herkes seni sattı.
“Kendi can güvenliği için yastığının altında bir silah bulundurup bulundurmadığı her zaman sorgulanır.
“Hiç değilse, bir süre çatışarak itibarını kurtarması” beklenir.
Anlaşılan o ki, Maduro gerekli önlemleri yeterince almamış, almışsa da bunlar bir işe yaramamıştır. Yabana atılmayacak üçüncü ihtimal; elinin altında bir silahı varsa da hayatından olmamak için saldırganlarla silahlı çatışmaya girmemiştir.
İlk iki seçeneğin işe yaramaması kendisinin ve ülkesinin itibarını yok eden; ancak üçüncü seçenekteki şahsen silahlı çatışmaya ve dişe diş mücadeleye hayatından olmamak endişesiyle girişmemesi, doğrudan doğruya şahsi itibarını ve onurunu yok eden bir durumdur.
65 yaşından sonra böyle bir leke ile yaşamaya değmeyecek kadar ağır bir durum.
Boğuşma ve çatışma sonucunda ölseydi, “ülkesinin ve şahsının itibarını korumak için savaşırken ölen” onurlu bir devlet başkanı olarak tarihe geçerdi.
Hiç akla yakın olmayan bir ihtimal olarak “kendisini yakalamalarını bizzat istemiş olması” söz konusu değilse tabii ki…
Şimdi bundan sonra beklenen; eski Panama lideri Noriega benzeri yargılanıp mahkum edilmek gibi rezil bir akıbete uğramak olacaktır.