Funda Arar, 2001 yılına ait görüntülerde; Neşet Ertaş'ın kaynaklık ettiği ve Erol Parlak tarafından düzenlenen "Şad Olup Gülmedim" adlı bozlak türündeki eseri icra ediyor. 🎤
People who reach a high level of awareness become unsociable. Crowds drain them. Noise overwhelms them. Small talk feels like work. They chill different. A cozy room. Two people they trust. Good food. Music. Conversations that actually mean something. That’s where they feel alive. Depth over noise. Because for them... peace feels like home.
Bir insanın seni üzme gücü;
Onu önemsemen,
Ona güvenmen,
Onu idealize etmenle ölçülür.
Kafka’nın dediği gibi;
“Beni üzecek gücü sana verdiğim için kendimden özür dilerim”.
2020 yılının haziran ayında Hubble uzay teleskobu uzayın derinliklerinde bugüne kadar görülmüş en tuhaf fotoğraflardan birini çekti. Fotoğrafta arkadaki yıldızlar tuhaf bir şekilde eğrilmiş, uzatılmış ve devasa görünüyordu. Sorun teleskopta değildi sorun evrenin dokusunun kendisindeydi. MACS J0416 adı verilen devasa bir galaksi kümesi sahip olduğu muazzam kütleyle uzay zamanı kelimenin tam anlamıyla bükmüştü.
Arkasından gelen ışık bu bükülmüş uzaydan geçerken sanki dev bir kozmik mercekten geçiyormuş gibi eğriliyor. Buna astrofizikte kütleçekimsel mercekleme deniyor. Gördüğün şey gerçek ama algıladığın o devasa, parlak, kusursuz şekil tamamen bir illüzyon. Arkadaki o yıldız çok daha küçük, çok daha soluk ve bir yerde.
Ama kısım şu, insan beyni evrenin bu kütleçekim yasasını kendi içinde birebir kopyalıyor.
Geçmişte bıraktığın birini düşün. Onu hatırladığında kusursuz, devasa, hayatının merkezinde bir figür gibi görüyorsun. Ama zihninin yaptığı tek şey bir kütleçekimsel mercekleme illüzyonu yaratmak. O insanın gerçekliğinin önüne kendi devasa yalnızlığını, yoğun aşkını ya da çözülmemiş acılarını koydun. Duygularının kütlesi o kadar ağır ki o insanın gerçek görüntüsünü büküyor, onu olduğundan çok daha büyük çok daha parlak ve ulaşılmaz gösteriyor.
Birini delice sevdiğinde zihnin o kişinin hatalarını ve sıradanlığını tıpkı bükülen uzay zaman gibi eğip büküyor. Gördüğün o muazzam parlaklık ona ait değil, senin ona bakarken araya koyduğun kendi yoğun kütlenin yarattığı bir büyüteç etkisi. Biz çoğu zaman insanları oldukları gibi değil kendi duygusal ağırlığımızın onları büktüğü şekliyle seviyoruz. Bir anıyı atlatamamanın sebebi de bu, o anı o kadar büyük değil sadece senin ona bakarken kullandığın kendi içsel merceğin çok ağır.
Ve günün sonunda hepimiz kendi içsel evrenimizde şu paradoksla baş başa kalıyoruz. Biz o uzaktaki gerçeği mi özlüyoruz yoksa kendi kütlemizin büktüğü o kusursuz yalanı mı.
5 milyar yıl sonra Güneşin bizi yutacağını duyduğunda beynin bunu çok uzak bir ihtimal, sadece bir astrofizik detayı gibi algılıyor ama işin yüzleşmesi zor kısmı gezegenin yanması değil.
Güneşin çekirdeğindeki hidrojen yavaş yavaş tükeniyor. Şu an her saniye milyonlarca ton kütleyi enerjiye dönüştürüyor ve sen bunu sabah yüzünü ısıtan tatlı bir ışık olarak hissediyorsun. Ama bu yakıt bittiğinde, çekirdek kendi içine çökecek ve dış katmanlar akıl almaz bir boyuta ulaşarak dev bir kırmızı yıldıza dönüşecek.
Güneş o kadar genişleyecek ki, Merkür ve Venüsü rahatça yuttuktan sonra Dünyanın yörüngesine kadar ulaşacak. O noktada okyanuslar saniyeler içinde kaynayıp uzaya karışacak, dağlar sıvılaşacak, atmosfer tamamen soyulup atılacak. Ama varoluşsal kriz bu fiziksel yıkım değil. Kısım şu; insanlık tarihi boyunca inşa ettiğimiz, üzerine titrediğimiz, anlam yüklediğimiz her şeyin mutlak silinişi gerçekleşecek.
Piramitlerden en gelişmiş kuantum bilgisayarlarına, Mona Lisadan ilk aşk mektuplarına, devasa veri merkezlerindeki petabaytlarca bilgiden yazılmış tüm kitaplara ve şu an attığın tüm tweetlere kadar her şey. Hepsi sadece yanıp kül olmayacak, kelimenin tam anlamıyla temel parçacıklarına, atomlarına kadar eriyip dağılacak. Biz hep tarihe iz bırakmaktan, gelecek nesillere bir şeyler aktarmaktan bahsederiz ama evrenin böyle bir hafıza kaydı yok.
Milyarlarca yıl sonra evrenin başka bir köşesinden buraya bakan herhangi bir gözlemci için, burada Shakespearein yaşadığına, Roma İmparatorluğunun kurulduğuna veya senin bu ekranı kaydırırken bir şeyler hissettiğine dair tek bir kanıt bile kalmayacak. Tüm o savaşlar, devrimler, keşifler ve kişisel hırslar tek bir atomik çorbaya dönüşecek.
Şu an hayatın boyunca unutulmamak, kalıcı bir şeyler yapmak için çabalıyorsun ama günün sonunda evren, burada hiç var olmadığımızı söyleyen o kusursuz sessizliğine geri dönecek. Gerisi sadece yıldız tozu.
31 yıl olmuş
Bu psikopat şarkı çıkalı!
O zaman doğanlar çoluk çocuğa karıştı
Bu şarkı hala ateş etmeye
Can yakmaya
İflah sikmeye devam ediyor
Sahibi Yıldız Tilbe bile 1 kere okumadı
Biri artık coverlasın şunu😍
Tek bir insan hücresinin 3D görüntüsü bu iken… endoplazmik retikulumlar, mitokondriler, ribozomlar/proteinler/enzimler vs. Yani hepimiz gerçek bir mucize bir varlıkken… nasil oluyorda kendimizi değersiz hissettiriyorlar? Unutmayın..süpersiniz ♥️
Güveni sen kırdıysan, bunu tekrar tesis edecek ve iyileştirecek olan da sensin.
Özür dilemeyi bilmezsen,
hatanı kabul etmezsen,
gönül alamazsan,
ne barışmak ne de sürdürmek kolaydır.
İnsan davranışını hata olarak görmediği sürece,zihin onu düzeltmek veya engellemek için çaba gösteremez.
Hatasını kabul etmeyen,
Özür dilemeyen ikinci bir şansı hak etmez.
**
Olay kapansın diye değil ,
ilişki iyileşsin diye bu adımlar izlenmelidir.
Ve samimi bir şekilde hatani kabul ediyorsan bu yolu izlemelisin..
( Bakkal tartısını bulmak için İstanbul’da bayağı çabaladık:-))bana yardımcı olan Nalbur abimize de çok teşekkür ederim😅❤️❤️
@serhatyabanci #serhatyabancı
— İlber Ortaylı: “Hiçbir yılınızı yeni bir yer görmeden, yeni bir şey öğrenmeden kapatmayın. Rahat ve verimli yaşamak isteyen bir insana ne para ne de mevki tavsiye ediyorum.
Dünyanın farklı renklerini tanımak asıl mühim olan.”
Çanakkale'nin Ayvacık ilçesine bağlı Söğütlü köyünde yaşayan 73 yaşındaki Hakime Pala Gürel, çocukluğunda dinlediği hikâye ve masalları, köy yaşamını ve gözlemlerini resmedip evinde sergiliyor.
"Bir şeye üzüldüm mü alıyorum kâğıdı, resim yapıyorum..."