Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Size bu satırları hemen yan hücremden gelen “Aşkın mapushanee, içindee ben mahkum” dizeleri eşliğinde yazıyorum.
Bir düzeltmeyle başlayayım; tanımadığım ve görüşmediğim bir avukat “Deniz bizi unutmayın dedi ” gibi bir bilgi yaymış. Ne böyle bir duygum var ne de öyle bir talebim oldu. Aksine sürekli beni paylaştığını öğrendiğim arkadaşlarıma şu mesajı yolladım: “Abartma be king, yaz böyle geçmez.” Hazır hayatımın ilk tekzibini yapıp kendimi bir şey sanmışken hız kesmeden ikinciyi de yapayım. Biraz gecikmeli olacak ama tutuklandığımı öğrenince söylediğim “neşemizi çalamazlar” mesajını tırnak içinde olduğunu vurgulayarak söylemiştim. Nöşömözü çolomozlor gibi. Ama adliyeden Twitter’a ulaşana kadar yolda ironik tırnaklar kaybolmuş. Bana bu haberler geç geldiği için özetle şöyle diyebilirim; romantik, arabesk ya da talepkar bir cümle duyarsanız bilin ki doğru değildir. Çünkü ruh halim — olumlu anlamda — üçünden de uzak.
Evet, Çorlu’da birinci ayımı doldurdum. Ankara, Çorum, Antalya ve İstanbul’dan sonra en çok vakit geçirdiğim şehir Tekirdağ oldu. Beş Şehir’i tamamladım. Gelirseniz gezdiremem ama şehrimizin en çok ziyaret edilen noktası olan cezaevine çoğu Tekirdağlıdan daha hakimim. En iyi köfteciyi herkes bilir.
Moralim yerinde, sağlığım iyi. Bir ay boyunca kötü hissettiğim tek bir an bile olmadı. Tabii ki cezaevi romantize edilebilecek bir yer değil. Bunu herkes bilir. Monopoly’de bile kodese girince sinir krizi geçiren arkadaşlarım oldu. Yine de adettendir, benden de duyun; cezaevine girmeyin mecbur kalmadıkça.
Aile, arkadaşlar, iletişim ve seyahat özgürlüğü, gözetlenmediğim bir oda, güneş, sahne, sokakta yürümek gibi mahrumiyetlerin yanında önemini burada anladığım şeyler de oluyor. Klavye ve bıyık makası benim için önemliymiş. Klavyeye hazırlıklıydım ama bıyık makası sürpriz oldu. Berber prosedürünü öğrenene kadar bıyıklar ağzımı kapattı. Kantin listesinde olmamasına rağmen şansımı deneyip “Bıyık makası?” diye dilekçe yazdım; cevap verilmeyen tek dilekçem oldu. Bir filmde dev makası olan bir adam gördüm. Çok özendim. Hayatımda ilk kez canım makas çekti. Neyse ki bıyığım Türkiye’de övgü alabileceği en kritik kişiden övgü aldı; ziyarete gelen Erkan Baş’tan.
Özetle cezaevine girmemeye çalışın ama işinizi olması gerektiği gibi yapmanın karşılığı buysa en huzurlu uykular burada uyunuyor. Sonraki gün yapacak işinizin ya da verilmiş sözünüzün olmaması da cabası.
Kaldığım cezaevi “Kuyu Tipi” olarak biliniyor. Bu konuda uzmanların, avukatların ve uzun süre tecrübe etmek zorunda kalmış insanların yazdıklarını okumanızı tavsiye ederim. Benim kısa süreli gözlemim; güneşsizlik, havasızlık ve sosyal izolasyonun kalıcı fizyolojik ve psikolojik zararlar vermesi kaçınılmaz. Sayımlar dışında insan sesi duymadan günleri, haftaları geçen mahkumlar var. Cezaevi deyince aklımızda canlanandan çok daha yalnızlaştıran bir sistem.
Ben belki kısa süreli olacağını umduğum için dışarıda da bazen yaptığım goblin moduna geçerek şimdilik uyum sağladım. Ama öğlen 7 metrelik duvarları olan avluda yüzüme gelsin diye güneşle köşe kapmaca oynamam gerekiyor. Yolu bir şekilde bu kuyuya düşen güvercin* ve dev çekirgeler duvarları aşamadıkları için benimle beraber kalıyorlar, haklarında CİMER şikayeti olmamasına rağmen. Yalnız hissettirmiyorlar. Gönderdiğiniz kitap kargoları ve şimdiden plastik komodinimin iki çekmecesini dolduran mektuplar hayatımdaki en kalabalık zamanımı yaşamamı sağladı hücrede. Hepsini okudum mektupların, kalışım uzarsa cevap da yazacağım. Yakın arkadaşlarımdan “Niye cevap yazmıyorsun şerefsiz, bu sefer turnede olmadığını hepimiz biliyoruz” tarzı mektuplar gelmeye başladı. WhatsApp’tan kurtuldum, bu sitemden kurtulamadım. Kitap hediyeleri ve mektuplarla memurlara ek mesai çıkardık. Size de, şikayet etmeden hızla yardımcı olan memurlara da teşekkürler.
Düzenli ziyarete gelen avukatlar da nefes oluyor. Cezaevinin yıldızları onlar. Ton balığını cezaevi kantinine ekleten avukatla tanıştım, çok heyecanlandım. Burada Oğuzhan Uğur’dan daha popüler. Dışarıya dair haberleri de onlardan alıyorum.
Okul arkadaşlarım başta olmak üzere dışarıda destek olan, dayanışma gösteren herkese de çok teşekkürler. Sabah 8 sayımlarında memurlar gelene kadar uyanık kalabilmek için “Bugün kim tutuklandı” temalı programlar izlemeye alışmışken, bir sabah ODTÜ Mezuniyet pankartlarıyla uyandım. Gözlerim doldu ilk kez. İyi ki varsınız. Athena Gökhan’ın törende benle ilgili yaşadığı kafa karşılığına çok güldüm. Sansürcü Punkçı da Türkiye’ye kısmetmiş.
Anarchy in THE UK
AcunMedya in Turkey
Böyle diyorum ama NATO ve Dünya Kupası bittiğinden beri Masterchef izliyorum. Açar açmaz orada da bir Karadenizli kazandı. Bütün ülkeyi kısık ateşte karadenize ettiler. (Deniz içerde şimdi ne şaka malzemesi biriktirmişsindir? Aynen kardeşim ful böyle notlar alıyorum, özür.) Burçin ve Tolğa favorim.
İlk hafta ülkeme dair moral tazelemek için Aktroll kanalları izledim; NATO Zirvesi Özel. Programlarda önce bana sövüp ahlak dersi veriyorlardı, sonra Donald Trump övüyorlardı, Türkiye için büyük şansmış varlığına duacılar. Ben de dersimi aldım.
“Değerleri aşağılayan komedyen” den, “Değerli dostum”a terfi etmek için eksiklerim:
- Epstein ile kanka olmak
- Gazze’yi Netanyahu ile birlikte tatil köyü yapma vaadi
Bir kelime şakası ve bir didaktik çıkış yaptığıma göre aylık güncellememi sonlandırabilirim. Hala kararlıyım, Moby Dick’i bitireceğim. Geçen öyle yazdım ama elime geçmedi henüz. Diğer kitaplar geldi, Moby Dick hala kontrolde. Cezaevi okuma komisyonu da bitiremiyor, bela bir kitap. Aslında cezaevi kütüphanesi çok iyi, Chomsky bile var. Belki o da Epstein kontenjanından girmiştir.
(*) 2 haftadır benimle yaşayan güvercin Leo ile tanıştığımız günün öyküsünü yazdım, Uğur Gürsoy Uykusuz Ağustos sayısında çizdi. Benim yerime de okuyun, buraya Uykusuz sokamıyormuşuz.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.
#kriptodavergiyehayır tag'ı Türkiye gündemine çok kısa sürede girip zirveye yerleşti dün.
Zira taslaktaki hiç bir cümle, kripto yatırımcılarının isteği/talebi/beklentisi yönünde değil.
Binde 3 işlem vergisi de dahil, taslaktaki hiç birşey mantıklı değil. İşlem vergisi de garip bir önerme. Kripto transferi için işlem vergisi daha da garip bir önerme.
EFT ücreti gibi mantık kuruldu belli ki.
Lakin kripto transferleri blockchain ağında yapılıyor. Yani o işlemlerin ücreti zaten ilgii ağlarda ödeniyor.
Umarım yatırımcılara kulak verilir ve daha iyisi için çalışmalara başlanır. Daha iyisini hak ediyoruz memleket olarak.
ABD, İran'ı bombalarken Çin neden susuyor ?
Çoğu kişi aynı soruyu soruyor.
"Çin neden sessiz? Enerji ortağı bombalanıyor. Ticaret yolu yıkılıyor. Neden tepki vermiyor?"
Cevap o kadar basit ki çoğu analist kaçırıyor.
Düşmanın kendi kendini yok ederken araya girmezsin.
Anlatıyorum...
Herkes "ABD ve İsrail İran'ı vurdu" diyor.
Ama İran ne yaptı?
Lütfen dikkatli okuyun.
Birincisi: Hürmüz Boğazı.
Dünya petrol arzının %20'si bu boğazdan geçiyor. Her gün milyonlarca varil. Dünyanın en kritik deniz geçiş noktalarından birisi.
İran kapattı.
Donanmayla değil. Savaş gemisiyle değil. Ucuz drone'larla.
İran tek bir savaş gemisi kullanmadan dünyanın en kritik deniz geçiş noktalarından birini kapattı. Körfez ülkeleri ekonomik olarak çok ağır yara aldı.
İkincisi: Körfez ülkelerini vurdu.
Kuveyt hedef alındı. Irak hedef alındı. Suudi Arabistan hedef alındı. BAE hedef alındı.
Rakamları açıklayayım.
Sadece BAE'ye: 189 balistik füze 941 drone saldırısı düzenlendi.
Bu ülkeler onlarca yıldır Amerika'dan silah aldı. Trilyonlarca dolar harcadı. Patriot sistemleri. THAAD sistemleri. "Dünyanın en gelişmiş hava savunması" dediler.
Ne oldu?
BAE savunma sistemi 189 balistik füzeden sadece 3'ünü düşürdü. 941 drone'dan sadece 121'ini engelledi.
Milyarlarca dolarlık savunma sistemi boş boş baktı.
35 bin dolarlık drone'lar şehrin ortasına düştü.
Ve tüm dünya asıl meseleyi gördü.
35 bin dolarlık drone'u düşürmek için 1.4 milyon dolarlık füze atıyorsun.
Bu rakamı tekrar okuyun. 35 bin dolara karşı 1.4 milyon dolar.
Bunu şöyle düşünün.
Evinize her gün taş atıyorlar. Her taş 1 lira. Siz her taşa 40 liralık mermi harcıyorsunuz. Ama evinizin bazı camlarına taş isabet ediyor. Bazı camları kırıyor. Televizyonunuzu parçalıyor.
Bu savaş sürdürülebilir değil. Ve İran bunu biliyor.
Herkes "Çin hiçbir şey yapmıyor" diyor.
Yanlış.
İran'ın füzeleri Amerikan GPS'i yerine Çin uydularıyla hedef buluyor. Körfez ülkelerindeki kritik hedefler ABD üsleri, veri merkezleri, üretim tesisleri hepsi Çin uydusu ile bulunuyor.
Savaştan önce ne oldu?
Rusya, Çin ve İran Hürmüz Boğazı'nda ortak deniz tatbikatı yaptı.
Çin ringe çıkmadı. Ama rakibi antrenmanda kendisi hazırladı.
Navigasyonu verdi. Teknolojiyi sağladı. Tatbikatla koordinasyonu yaptı.
Sonra kenara çekildi ve izlemeye başladı.
Şimdi Körfez ülkelerinin gözünden bakın.
Onlarca yıldır Amerika'dan silah aldın. Trilyonlarca dolar harcadın. "Güvendesiniz" dediler.
İran 35 bin dolarlık drone'larla havalimanını vurdu. Otelini vurdu. Limanını vurdu.
Ve sonra Amerika sana dönüp ne dedi?
"ABD tahvili almaya devam edin."
Sonuç?
Suudi Arabistan, BAE, Kuveyt ve Katar masaya oturdu. ABD ile imzaladıkları kontrat maddelerini inceliyorlar. Yatırım taahhütlerini iptal etmeyi tartışıyorlar. Mevcut varlıklarını satmayı değerlendiriyorlar.
Bu ülkeler birkaç ay önce ABD'ye 2 trilyon doların üzerinde yatırım taahhüdü vermişti.
Şimdi çıkışı tartışıyorlar.
Bunu Çin yapmadı. ABD kendi elleriyle yaptı.
ABD müttefiklerinin tamamını sadece kendi çıkarları için savaşın içerisine soktu. Sattığı silahlar müttefiklerini koruyamadı. Sonra aynı müttefiklere "bize yatırım yapın" dedi.
Matematik artık çalışmıyor. Matematik çalışmayı bırakınca sadakat de kaybolur.
Herkes Amerika'ya bakarken Çin son 10 yılda sessizce neler yaptı?
2023'te Suudi Arabistan Çin'e yuan ile petrol satmaya başladı. Bu tek başına bir ay boyunca manşet olmalıydı. Olmadı.
BRICS genişledi. Suudi Arabistan, BAE ve İran 3 enerji devi aynı blokta toplandı.
Çin SWIFT'e alternatif olarak CIPS'i kurdu. Batı dışı ülkeler artık dolar kullanmadan ticaret yapabiliyor.
Bu hamlelerin hepsi İran'a tek bir bomba düşmeden önce yapıldı.
En sessiz ama en yıkıcı hamlelerden birisi.
Çin kesintisiz şekilde ABD tahvili satıyor.
Çin'in ABD tahvil stoğu zirvede 1.3 trilyon dolardı. Kasım 2025 itibarıyla 682 milyar dolara düştü. 2008'den bu yana en düşük seviye.
Peki o parayla ne alıyor?
Altın.
Şimdi Çin'in asıl hamlesine gelelim.
Afrika. Dünyanın en genç kıtası. 2050'de nüfusu 2.5 milyar olacağı tahmin ediliyor.
Çin 20 yıl önce anladı: Kim Afrika'nın altyapısını inşa ederse 21. yüzyılın sahibi olur.
ABD ne yaptı?
Irak ve Afganistan'da 4 trilyon dolar harcadı. Yıktı. Bombaladı. Sonra çekildi. Geriye kaos bıraktı.
Aynı dönemde Çin ne yaptı?
49 Afrika ülkesine 182 milyar dolar altyapı yatırımı yaptı.
-Kenya'da demiryolu inşa etti.
-Etiyopya'da baraj kurdu.
-Cibuti'de liman açtı.
-Nijerya'da 20 milyar dolarlık petrol ve gaz tesisi kuruyor.
-Kongo'da 10 milyar dolarlık hidroelektrik santral inşa ediyor.
-Namibya'da Afrika'nın en büyük güneş enerjisi santralini kurdu.
-Ruanda'da teknoloji merkezi açtı.
-Kıta genelinde Huawei altyapısıyla telekomünikasyon ağı ördü.
2025'te Afrika-Çin ticaret hacmi 348 milyar dolara ulaştı.
Bunu nasıl yaptı?
Tek kurşun atmadan. Tek rejim değiştirmeden. Tek yaptırım uygulamadan. Tek demokrasi dersi vermeden.
ABD 4 trilyon dolarla yıktı. Çin 182 milyar dolarla inşa etti.
Daha azıyla daha fazlasını kazandı.
Şimdi kendinize sorun: 2040'da 2.5 milyar Afrikalı hangi ülkenin telefonunu kullanacak? Hangi ülkenin ağında internet kullanacak? Hangi ülkenin demiryolunda taşımacılık yapacak?
Cevabı Çin verdi. Altyapıyı kuran kuralı koyar.
Napolyon demiş ki: "Düşmanın hata yaparken asla araya girme."
Xi Jinping bunu 50 yıllık bir doktrine çevirdi.
Çin savaşmıyor. İnşa ediyor.
Çin tehdit etmiyor. Kontrat imzalıyor.
Çin bağırmıyor. Susuyor.
Ve her geçen gün Amerika'nın kendi elleriyle yıktığı ittifakları sessizce devralıyor. Avrupa Çin'e yönelmeye başladı. Körfez ülkeleri Çin'e yönelmeye başladı. NATO içerisinde çatlak oluşmaya başladı.
Amerika her savaşla trilyonlar harcıyor. Cephaneliğini tüketiyor. Enerji piyasalarını karıştırıyor. Sattığı silahların işe yaramadığını kanıtlıyor. Körfez ortaklarını kaybediyor. Tüm Dünya'yı Pekin'in 20 yılda kurduğu sisteme doğru itiyor.
Herkes soruyor: "Çin neden sessiz?"
Çünkü sessizlik stratejinin ta kendisi.
Ve şu an süreç Pekin'in beklediğinden bile hızlı işliyor.
Dün, gün içerisinde Tayfun’un apar topar hastaneye kaldırıldığını öğrendim.
Bugün kendisiyle telefonda 10 dakika görüşme şansım oldu ve yaşananları öğrendim.
MS hastası olan eşim Tayfun Kahraman, dün gündüz sayımına çıkarken dengesini sağlayamayıp, ayağını yere basamadığı için düşüyor ve başını yere çarpıyor. Hem başından, hem de elinden yaralanıyor. Alnında bir yarık, bir sürtmeye bağlı yara var, kafası şiş, eli şişmiş halde hastaneye götürülüyor. Bandaj ve pansuman yapılıp yeniden cezaevine gönderiliyor. Bugün ise devam eden şişme ve morarma nedeniyle eline atel takılıyor.
Tekrar hatırlatıyorum: Tayfun hakkında AYM tarafından yeniden yargılama kararı verilmiştir. Eşim hukuken masumdur. Kararın uygulanmaması nedeniyle şu an fiilen özgürlüğünden mahrumdur.
Yaşadıklarımız nedeniyle eşimin sağlığı tehlikeye giriyor, bunların hepsi belgelidir, hepsi AYM’ye yaptığımız ikinci başvuru dosyasında mevcuttur.
Bugün de Tayfun’un geçirdiği akut MS atağının tıbbi tüm sürecini heyet raporları ve epikriz belgeleri, MS atağı ile bağlantılı olarak dün yaşanan düşmeye bağlı yaralanması da dahil olmak üzere Anayasa Mahkemesi’ne ek beyan dilekçemiz ile sunduk.
Biz 4 yıldır yüreğimiz ağzımızda yaşıyoruz.
Her Allah’ın günü canımızdan can gidiyor.
Eşimin hastalığı cezaevi şartlarında her gün daha fazla ilerliyor.
Biricik evladımın babasına ve ailemize daha fazla eziyet etmeyin.
AYM'ye yaptığımız ikinci başvuruyu bir an önce gündeme alın.
Yasalara uyun, mahkeme kararlarına uyun, eşimi serbest bırakın.
Değerli Halkımız;
Bilindiği gibi 19 Mart’ta ülkemizde bir sivil darbe yaşandı. Darbeciler bu kez, tankla ya da postalla değil, yargı cübbeleriyle geldiler.
Seçimle gelen ancak seçimle gitmek istemeyen bir avuç insan, korktukları rakiplerini hapse atarak, Türkiye’yi büyük bir siyasi ve ekonomik krizin karanlığına sürüklediler.
Aradan geçen 237 günde, aziz milletimizle birlikte büyük bir hukuksuzluğun her saatine tanıklık ettik. Bugün çıkan iddianame ise herkesin bildiği gerçeği bir kez daha ilan etti.
Bu dava hukuki değildir, tamamen siyasidir. Amacı son seçimlerin birinci partisi Cumhuriyet Halk Partisi‘ni durdurmak ve Cumhurbaşkanı adayını engellemektir.
Darbeciler bugün, tapusu Mustafa Kemal Atatürk’e kayıtlı olan, Türkiye’nin kurucu partisi Cumhuriyet Halk Partisinin kapatılmasını talep edecek kadar şuurlarını kaybettiler.
Anayasa’nın siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin maddelerini hatırlatarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na bildirimde bulunulması meselenin İBB’ye yönelik bir soruşturma olmadığının kanıtıdır. Bugün yaşananlar demokratik siyasete ve gelecek seçimlerin sonuçlarına yargı eliyle müdahalenin suç üstü halidir.
Bu bir iddianame değil, darbecilerin siyasete yönelik bir muhtırasıdır.
Yaşadığımız kötülüklerin sebebi asla “hukuki” değildir, bir kişinin siyasi ihtiraslarından ibarettir.
Partimizi en son 12 Eylül’de Kenan Evren kapatmaya kalktı, milletimizle birlikte yeniden açtık. Evren’in milletimizin gönlündeki yeri de siyasi tarihimize geçiş şekli de bellidir.
Biz, geçmişte çok bedel ödedik, bugün de ödüyoruz ve ödeyeceğiz.
Ama millete inanmaktan ve güvenmekten hiçbir zaman vazgeçmeyeceğiz.
Atatürk’ün partisi milletimize emanettir.
Belediyeler her bir canı hakkıyla yaşatacak yaşam alanı yapana kadar, yani kanuna uyana kadar, toplama genelgesini tanımıyoruz. Herkes RTlesin, paylaşsın.
Bu oevladı haftalardır insanlara musallat olup dolandırmaya çalışıyor. 120bin adet de bot basmış, gerçek sanan dolu. Biraz önce bana yine aşağıdaki görsel iletildi.
Benim bu hesaptan başka hiçbir platformda public bir hesabım yok. Ben size asla mesaj atmam, bir şey istemem, soru sormam. Lütfen uzak durun.
Defalarca şikayet edip spamlasak da instagram maalesef hesabı kapatmıyor. Aşağıdaki hesap SAHTE.
https://t.co/LTCnP5ftly
Dominance zirvesini yapip dusmeye baslasin, hukukun ustunlugu ve demokrasi geri gelsin, ethereum eski gunlerine donsun liyakatli kadrolar kurulsun ve bitcoin sahneyi altlara biraksin…
Cok mu sey istiyorum…
Sonunda ağzındaki baklayı çıkarmışsın!
Ülkenin Cumhurbaşkanı olduğunu unutup açıkça bir cumhurbaşkanı adayını “telef” etmekle tehdit etmişsin.
Beni değil on milyonlarca seçmeni, milleti tehdit ediyorsun.
Aziz Milletim!
Cumhurbaşkanının “telef oldunuz”, “telef olacaksınız” sözü Türk siyasi tarihinin en dehşet verici itiraflarından birisidir.
Erdoğan rakiplerini saf dışı bırakmak için her yolu denediğini, daha da deneyeceğini itiraf etmiştir.
Seçimi iptal ederek, milli iradeyi yok sayarak, emrine aldığı yargı marifetiyle rakibini hapse atıp 35 yıllık diplomasını iptal ederek, aile fertlerini hapse atarak bizi durduramayacağını gören bu akla şu soruyu sorun:
Bilmediğimiz başka hangi yöntemlerin var? Daha ne yapacaksın? Henüz “heybenden” çıkarmadığın başka ne kaldı?
Aziz Milletim;
Telef olan Türk ekonomisidir, iştir, aştır, ekmektir,
Telef olan demokrasi ve hukuktur,
Telef olan milyonlarca emeklinin, işçinin, memuru , çiftçinin, gencin hayatıdır,
Telef olan “milletin hizmetkarı” diye yola çıkarıp bir kenara atılan Ak Partili kadrolardır,
Telef olan her musibete rağmen yıllarca Erdoğan’ı sırtlamış Ak Partili seçmenin umutlarıdır.
Bu kötücül aklın yakıp yıkmadığı, canından bezdirmediği, inim inim inletmediği, “telef etmediği” ne kaldı?
Allah’ın izni, milletin desteğiyle ne telef olacağız, ne de kimseyi telef edeceğiz.
Ülkeyi bu kötücül akıldan kurtarıp düze çıkaracağız.
İnandığınız dilden konuşalım, bakın bu bir uyarıdır, kanal istanbula başladınız haftası dolmadan 20 milyon insanın yaşadığı şehir beşik gibi sallandı.
İkinci kez bunları tartışacak zamanımız olmayabilir. Derhal kanalı durdurun ve deprem seferberliği başlatın.
Mahir beyin bugün Adli Tıp Kurumundaki muayenesi tamamlandı. Kendisiyle yaptığımız görüşmede sevk sürecinin rahat geçtiğini, çoğu yerde kelepçe kullanılmadığını, infaz memurlarının ve jandarmanın kendisine çok nazik davrandığını bu nedenle müteşekkir olduğunu ifade etti.
bunların yıllardır yaptığı klasik kurnazlık... devretmiş gibi gösterip sağ cepten sol cebe aktarıp yine adamları getirecekler. devredilen şirketten de boykota devam. kendi kendinizi kandırmaya devam edebilirsiniz 👍
Göz göre göre yaşananlara karşı tepki gösterenlere, anayasal haklarını ve düşünce özgürlüklerini kullananlara, demokrasi ve hukuk devletini savunanlara ‘siyaset yapma’ demek de ne bileyim.
Bana göre asıl siyaseti bunu söyleyenler yapıyor.
Kemal siyaset yapma, analiz paylaş, coin paylaş…
Kripto kullanımında dünyada 4. sıradayız neden diye hiç düşündünüz mü?
O kadar büyük yoksulluk ve ekonomik buhran var ki millet biraz insan gibi yaşama ihtimali için bu riskli ve stresli yeri umut kapısı görüyorlar.
Parayı, pulu ülkesinden, değerlerinden, huzurlu ve adil bir toplumdan önde tutan, gidişatı sorgulamayan bu kadar insan oldukça biz daha çok sefalet endekslerinde, hukuksuzluk ve suç listelerinde zirvede oluruz.
Uyan artık işler yolunda gitmiyor, ya hakkını arayan halkın yanında dur ya da köstek olma hayatına bak.
gözaltında cinsel saldırıya uğrayan kadınları her gün konuşacağız
gözaltında cinsel saldırıya uğrayan kadınları her gün konuşacağız
gözaltında cinsel saldırıya uğrayan kadınları her gün konuşacağız
gözaltında cinsel saldırıya uğrayan kadınları her gün konuşacağız
Şimdi ben sizden uzaktayım diye...
Bayramlaşamayacağımızı sananlar, çok yanılıyorlar!
Çünkü biz birlikte olmanın yolunu elbet buluruz!
Bu bayramda da bir olmayı birlikte başaracağız!
Ramazan Bayramımız kutlu olsun!
Bayram mesajlarınızı [email protected]’a mail yoluyla gönderebilirsiniz. Hepsi bana iletilecek.
Ya da
Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu A1-1 Semizkumlar Mah. Çanta Cad. Silivri /İstanbul adresine mektup veya kartlarınızı iletebilirsiniz.