Ermeni Tehciri'ni okuyorum. Yazarı da Ermeni. Ermeni komitacılarının nasıl Rusya ve Amerika'nın gazına gelip, Avrupa'da eğitim görenlerin kışkırtmasıyla, önce HARPUT merkezde Kürt köylerini basıp, barış ve kardeşlik diyerek devlet istediğini ve Ermenilerin mahvolduğunu yazıyor.
@ErkanTrukten ahmet türk gibi bölücüler, kürtleri sürekli kışkırtıp siyasi güç devşirme peşindeler. biz kürtler artık buna uyanmalıyız. başka bir vatanımız yok. Türkiye yi herkesten daha çok sevmeli yüceltmeliyiz. 50 yıldır kürtleri sürekli kışkırttıkları halde bir gram yol ilerledik mi?
İşte bilinçli bir Kürt vatandaşımız!
Kürt vatandaşlarına sesleniyorum:
Size Türkiye topraklarında etnik Kürdistan eyaleti ve sonra bağımsız devleti hayali kurdurtan ister Türk, ister Kürt kökenli kim varsa en büyük zararı o verecek!
Türkiye'deki kazanımlarınızı hiç edecekler! Bazıları "Türkler bitti, biz kendi devletimizi kurmak için sinsice harekete geçmeli, önce demokrasi vs demeli, sonra yavaş yavaş bağımsızlığa gidebilmeliyiz" fikri ile kurnazlık yaptıklarını düşünüyorlar.
Özellikle Türkleri kışkırtmak için Büyük şehirlerde yapmadıkları etnikçi ergen hareket kalmıyor.
Ancak bu hareketler düne kadar sorgulanmayan çok şeyi sorgulatmaya başladı.
Ve bu sorgular Kürt Vatandaşlarımızın aleyhinedir.
Kürt vatandaşlarımız videodaki bu vatandaşlarımız gibi tepkisini daha çok ve açık ortaya koymalı, kürtçü talepler gönlünü hoş ediyor diye sessiz kalmamalı, siyasilerin kışkırtması sonucu gaza gelmemelidir.
Unutmasınlar ki bizler küllerinden doğmasını bilen bir milletiz.
Dikkat çekici olan sadece nüfus sınırı değil, nüfusun devlet politikası haline gelmesi.
Bugün kalabalık trenler, yüksek kiralar ve sağlık maliyetlerini gerekçe göstererek nüfus sınırını tartışıyorlar.
Sorun ne olursa olsun çözüm hep aynı yere çıkıyor:
Daha fazla denetim, Daha fazla kota, Daha fazla sınırlama...
2050'ye giderken dünyanın birçok ülkesinde asıl tartışma ekonomi değil, insanın ne kadar yönetileceği olacak
Ahmet Türk, Mardin için "Kürdistan" diyor.
Peki neden?
Çünkü orada Kürtler yaşıyor.
O halde aynı mantıkla soralım:
Mardin'de Araplar yaşamadı mı?
Süryaniler yaşamadı mı?
Türkler yaşamadı mı?
Ermeniler yaşamadı mı?
Mardin ne zamandan beri tek bir etnik grubun tapulu malı oldu?
İşin ilginç tarafı şu:
"Türk toprağı" ifadesine itiraz ediyorlar.
Ama burada bilinçli bir kavram oyunu var.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kullandığı "Türk" tanımı etnik değil, siyasidir.
Anayasal vatandaşlık tanımıdır.
Yani "Türk toprağı" denildiğinde kastedilen şey, Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenlik alanıdır.
Nasıl ki Fransız toprağı Fransa'nın egemenlik alanıysa,
nasıl ki Alman toprağı Almanya'nın egemenlik alanıysa,
Türk toprağı da Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenlik alanıdır.
Fakat "Kürdistan toprağı" dendiğinde durum değişiyor.
Orada artık anayasal vatandaşlık değil,
belirli bir etnik kimlik adına siyasi egemenlik iddiası başlıyor.
Aradaki fark budur.
Birisi devlet egemenliğini tarif ediyor.
Diğeri etnik egemenlik talep ediyor.
Üstelik tarih de bu iddiayı desteklemiyor.
Mardin hiçbir zaman yalnızca Kürtlerin yaşadığı bir şehir olmadı.
Diyarbakır hiçbir zaman yalnızca Kürtlerin yaşadığı bir şehir olmadı.
Bu şehirler yüzyıllar boyunca birçok halkın ortak yurdu oldu.
Dolayısıyla mesele Kürtlerin varlığı değil.
Kimse Kürtlerin bu coğrafyanın parçası olduğunu inkâr etmiyor.
Mesele, ortak tarihe sahip şehirleri tek bir etnik kimliğin mülkü gibi göstermeye çalışmak.
Ahmet Türk'ün yaptığı tam olarak budur.
Mardin Kürtlerin de tarihidir.
Ama sadece Kürtlerin değildir.
Diyarbakır Kürtlerin de tarihidir.
Ama sadece Kürtlerin değildir.
Ve bugün her ikisi de Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenlik alanı içindedir.
Tarih ortak olabilir.
Kültür ortak olabilir.
Hatıralar ortak olabilir.
Ama egemenlik tektir.
O da Türkiye Cumhuriyeti'nindir.
"İyi ama siz de İstanbul'a Türk şehri diyorsunuz."
Hayır.
Yine aynı kavram oyunu yapılıyor.
İstanbul'un bugün Türkiye'ye ait olmasının sebebi İstanbul'da yalnızca Türklerin yaşaması değildir.
İstanbul'un Türkiye'ye ait olmasının sebebi, Türk milletinin bu topraklar üzerindeki egemenliğini tarih boyunca kurmuş, korumuş ve uluslararası hukukla tescil ettirmiş olmasıdır.
Egemenlik böyle oluşur.
Nüfus sayımıyla değil.
Etnik aidiyetle değil.
Siyasi güçle, devletle ve hukukla oluşur.
Bugün İstanbul'da Türkler kadar Kürtler de vardır.
Lazlar vardır.
Çerkesler vardır.
Boşnaklar vardır.
Arnavutlar vardır.
Araplar vardır.
Ama kimse çıkıp "İstanbul artık Kürt şehridir" demez.
Neden?
Çünkü egemenlik başka şeydir, nüfus başka şeydir.
Üstelik Türkiye Cumhuriyeti bu meseleyi daha kuruluşunda çözmüştür.
Anayasa etnik köken saymamıştır.
Kan bağı saymamıştır.
Irk saymamıştır.
Vatandaşlık bağı esas alınmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti'ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür denmiştir.
Yani burada "Türk" kavramı etnik bir üstünlük iddiası değil, siyasi ve hukuki bir vatandaşlık tanımıdır.
Dolayısıyla Mardin'in Türkiye toprağı olması için herkesin etnik olarak Türk olması gerekmez.
Diyarbakır'ın Türkiye toprağı olması için herkesin etnik olarak Türk olması gerekmez.
Nasıl ki Fransa'da yaşayan herkes etnik Fransız değildir ama Fransa Fransız Cumhuriyeti'nin egemenlik alanıdır;
nasıl ki Amerika'da yaşayan herkes Anglo-Sakson değildir ama Amerika Birleşik Devletleri'nin egemenlik alanıdır;
aynı şekilde Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenlik alanı da etnik homojenlik üzerine değil, vatandaşlık ve egemenlik üzerine kuruludur.
İşte Kürtçü siyasetin bir türlü kabul etmek istemediği nokta budur.
"Kürdistan toprağı" dediğiniz anda vatandaşlıktan çıkıp etnisiteye giriyorsunuz.
Türkiye Cumhuriyeti ise tam tersine etnisiteden çıkıp vatandaşlığa geçmiştir.
Bu yüzden "Türk toprağı" ile "Kürdistan toprağı" aynı şey değildir.
Birisi anayasal egemenliği ifade eder.
Diğeri etnik egemenlik talebini ifade eder.
Aradaki fark tam olarak budur.
Selçuk Bayraktar:
"insanların da hızla makineleştiği karanlık bir çağa doğru yol alıyoruz.
Ruhsuz bir rasyonelizmin, kendinden başka kimseye hayat ve hürriyet hakkı tanımayan materyalizmin tahakkümü altındayız."
O halde soralım:
Madem yapay zekâ insanı bağımlı hale getiriyor, iradesini zayıflatıyor ve özgürlüğünü tehdit ediyor;
🔹 İnsan davranışlarını analiz eden algoritmalara karşı ne yapacaksınız?
🔹 Dijital kimlik, dijital para ve sürekli veri takibine karşı duruşunuz nedir?
🔹 Yapay zekânın bireyi puanlayan ve yönlendiren sistemlere dönüşmeyeceğinin garantisi nedir?
Bu soruların cevabını bekliyoruz @Selcuk
Mesele Tavuk Değil, Kırmızı Et Meselesi!
Türkiye'de son günlerde tavuk üreticilerine yönelik operasyonlar ve kayyım tartışmaları gündemde.
Gerekçe olarak fiyat artışları ve piyasa manipülasyonu iddiaları gösteriliyor.
Fakat burada temel bir soru sormak gerekiyor:
Gerçekten Türkiye'nin asıl gıda sorunu tavuk eti mi?
Çünkü vatandaşın yıllardır yaşadığı temel problem kırmızı ete ulaşamamaktır!
Bugün markete giden milyonlarca insan tavuk alabiliyor. Fiyatlar marketine, markasına, satış şekline ve ürünün niteliğine göre değişiyor. Bütün tavuk 99 TL ile 300 TL arasında alıcı bulabiliyor.
Peki aynı şeyi kırmızı et için söyleyebiliyor muyuz?
Hayır.
Türkiye'de kırmızı et, artık milyonlarca vatandaş için düzenli tüketilebilen bir gıda olmaktan çıkmış durumda.
O halde şu soruyu sormak gerekiyor:
Neden bütün dikkat tavuk sektörüne çevrilirken, yıllardır çözülemeyen kırmızı et sorunu görmezden geliniyor?
Daha da önemlisi, kırmızı et politikaları üzerinden ciddi bir ahlaki tartışma da bulunuyor.
Yıllardır Türkiye'ye yurt dışından kırmızı et getiriliyor.
Bu ithalatın önemli bölümünün Polonya merkezli Polonia Beef üzerinden yapıldığına ilişkin haberler kamuoyuna yansıdı.
Yine kamuoyuna yansıyan bilgilere göre şirket ortakları arasında AK Parti Gençlik Kolları yöneticisi Halil Efe Tunç bulunuyor.
Halil Efe Tunç aynı zamanda Kırmızı Et Üreticileri Merkez Birliği Başkanı Bülent Tunç'un oğlu.
Burada sorulması gereken soru şudur:
Türkiye'de milyonlarca besici yüksek maliyetler altında ezilirken, devlet neden ithalatı bu kadar yoğun şekilde tercih etti?
Daha da önemlisi:
Bu ithalatın sonucunda et fiyatları düştü mü?
Vatandaş daha ucuz et yiyebiliyor mu?
Cevap ortada.
Türkiye bugün hâlâ dünyanın en pahalı kırmızı et piyasalarından birine sahip.
Yani yıllardır uygulanan ithalat politikalarının sonunda ne vatandaş ucuz et yiyebildi ne de yerli üretici rahatlayabildi.
Tam tersine, birçok üretici hayvancılığı bıraktı.
İşte tam da bu noktada ahlaki tartışma başlıyor.
Bir tarafta yerli üretici küçülüyor.
Bir tarafta ithalat büyüyor.
Bir tarafta ithalat yapan şirketlerin siyasi bağlantıları tartışılıyor.
Diğer tarafta ise vatandaş hâlâ pahalı et yemek zorunda kalıyor.
Elbette herkes ticaret yapabilir.
Elbette herkes şirket ortağı olabilir.
Ancak kamuoyu şu soruyu sormakta haklıdır:
Bu sistem gerçekten vatandaşın mı yararına çalışıyor, yoksa ithalat zincirinin mi yararına çalışıyor?
Çünkü sonuçlara baktığımızda ortada başarı hikâyesi görünmüyor.
Kırmızı et ucuzlamadı.
Yerli üretici güçlenmedi.
Vatandaş rahatlamadı.
O halde ortada sorgulanması gereken bir politika vardır.
Üstelik tavuk fiyatlarını konuşurken gözden kaçan başka bir gerçek daha vardır.
Türkiye'de tavuk eti fiyatlarını belirleyen en önemli unsur kırmızı et fiyatıdır.
Çünkü kırmızı et ulaşılmaz hale geldikçe vatandaş tavuk etine yönelir.
Talep tavukta yoğunlaşır.
Talep arttıkça tavuk fiyatları üzerinde de baskı oluşur.
Bu nedenle tavuk fiyatlarını tartışırken yalnızca tavuk sektörüne bakmak eksik bir değerlendirmedir.
Asıl lokomotif kırmızı ettir.
Kırmızı et erişilebilir hale gelmeden gıda piyasasında kalıcı bir denge kurmak mümkün değildir.
Türkiye'nin gerçek meselesi tavuk değil, kırmızı ettir.
Ve kırmızı et meselesi çözülmeden beyaz et üzerinden yürütülen tartışmalar, sorunun köküne değil yalnızca belirtilerine odaklanmak anlamına gelir.
🔴 2030'A DOĞRU: HER ŞEY İÇİN TEK KİMLİK, HERKES İÇİN TEK SİSTEM!
🚨 DÜNYA EKONOMİK FORUMU'NUN KENDİ SİTESİNDE YER ALAN "DİJİTAL KİMLİK" VİZYONU...
Paylaşılan şemaya göre dijital kimlik sadece nüfus cüzdanının dijital hali değil.
Hayatın neredeyse tamamına erişimin anahtarı olarak tasarlanıyor:
🔹 Sağlık hizmetleri
🔹 Bankacılık ve finans işlemleri
🔹 Gıda ve tedarik zinciri takibi
🔹 Seyahat ve sınır geçişleri
🔹 E-ticaret ve alışveriş
🔹 Sosyal medya platformları
🔹 E-Devlet hizmetleri
🔹 Telekomünikasyon hizmetleri
🔹 Akıllı şehir uygulamaları
🔹 İnsani yardım ve uluslararası çalışma izinleri
Şimdi asıl soruyu soralım:
Bir insanın bankaya erişimi, sağlık hizmeti alması, seyahat etmesi, iletişim kurması, alışveriş yapması ve devlet hizmetlerinden yararlanması tek bir dijital kimliğe bağlanırsa...
O dijital kimliğin kurallarını kim belirleyecek?
🔹Bugün güvenlik için denilen şey yarın karbon ayak izi için kullanılacak
🔹Bugün kolaylık için denilen şey yarın davranış kontrolü için kullanılacak
🔹Bugün doğrulama için denilen şey yarın puanlama sistemine dönüşecek
Çünkü plan, hayatın tüm kapılarının tek bir dijital anahtara bağlanması...
Bir gün:
"Aşılarınız eksik"
"Karbon limitinizi aştınız."
"Bu içerik yanlış bilgi olarak işaretlendi."
"Sosyal puanınız yetersiz."
"Güncellenmiş şartları karşılamıyorsunuz."
denildiğinde ne olacak?
Markete giremeyeceksin...
Bankaya giremeyeceksin...
Seyahat edemeyeceksin...
Hizmet alamayacaksın...
Ve o gün geldiğinde...
Ne AKP sizi kurtarabilecek...
Ne CHP...
Ne iktidar...
Ne muhalefet...
Pandemi döneminde olduğu gibi sesinizi duymayacaklar.
Kendilerine her zaman ayrıcalıklı çıkış kapıları bulacak olanlar, sizi dijital duvarların arkasında bırakacaklar.
Bugün alkışlanan dijital kolaylıklar, yarın milyonlarca insan için dijital mecburiyetlere dönüşecek
Unutmayın...
Hak Birliği Hareketi Partisi işte bu yüzden kuruldu.
İnsanın; algoritmalara, dijital puanlara ve küresel denetim mekanizmalarına teslim edilmemesi için...
Önce Hak @HakBirPartisi
AKP olarak her şeyin cılkını çıkardınız. Mevzu futbol mu, AKP, ERDOĞAN seçim propagandası mı belli değil!
Aslında belli: SRÇİM PROPAGANDASI.
Araya savaş uçağı, tank top tüfek de sıkıştırmışlar ki, biri bu propaganda videosuna itiraz etse,
"sen milli değerlerimize itiraz ediyorsun" diyebilsinler.
Öyle sinsice ki...
Dünya Ekonomik Forumu geleceğinizi planladı...
"Zenginler seyahat edebilecek, ama yoksullar aynı yere gitmek için sanal gerçeklik gözlüklerini kullanmak zorunda kalacak, ama kendi koltuklarından."
~Andrew Ross Sorkin
@ErkanTrukten13 .
Dünya Kupası
başlangıç tarihi 11 Haziran
Bitiş tarihi 19 Temmuz
11 ve 19 subliminal mesaj
911 acil kodu
Kötü bir olayın habercisi...
.
Devlet yönetmek çok basit:
Tavuk fiyatları mı arttı, tavuk şirketlerine kayyım ata.
Muhalefet güçleniyor mu? Partisine kayyım ata.
Belediye başkanı canını mı sıktı, kayyım ata.
Bir şirket senin çizgine gelmedi mi, kayyım ata.
Yakında evinize de bir kayyım atanabilir.