Türkiye’ye Girenler Bütün Umutlarını Geride Bıraksın
"Peki bütün bunların karşısında ne yapılmalı? Umutsuzluğa teslim mi olunmalı? Bir anlamda, evet.
Belki de bugün Slavoj Zizek’in dediği gibi, umutsuz olmaya cesaret edilmesi gerekiyordur."
Kemal Büyükyüksel (@KBuyukyuksel) yazdı ⏬
https://t.co/kxC7kklIv5
Teşekkürle başlıyorum çünkü metnimin ilk kez böyle, bu kadar anlaşıldığını ve eleştirildiğini görüyorum, bu da beni ziyadesiyle mutlu etti. Bir kere, o metni yazdığım devirlerde -ki iki ayrı zamandı- tekniğin çukuruna fazlaca düştüğümü, kafamda bir sarkaç gibi salınan bazı şeyleri metne fazlaca uyguladığımı ve bu yüzden de kitabın, daha önce yazdıklarımdan, bu bakımdan çok daha fazla kusur barındırdığını, basılışından sonraki birkaç ay içerisinde ben de fark etmiştim. Zaten bir süredir de sıradaki kitapta bu sorunları nasıl halledeceğimi düşünüyorum. Postmodernin gelip dünyayı kasıp kavurduğu edebiyat aleminde ben de ondan en fazla etkilenenlerden biri olabilirim. Kitabın arka kapağına, koca bir paragraf boyunca kendisinin bir parodi olduğunu yazmak, parodinin de bir yeniden, kusurlu üretim manasına gelebileceği gerçeğini değiştirmiyor. Evet, okurla oynamak eğlenceli, buna kendimce epeyi kafa yorduğum da doğru fakat böyle yapınca da metinde ciddi bir derinlik kıtlığı doğabiliyor. Anlatıcının sorduğu sorular toprağın altında kalabiliyor ama anlatıcı ona bir gökdelenin tepesinden bakabiliyor pekala. Yeni tip insanın hayatı su üstünde yaşadığını göstermek için karakter yaratmak, onun yine de karikatür olduğu ve yazılan metnin kusurlu kaldığı gerçeğinin üstünü örtmüyor. Sonra, buradan neşet eden kusuru kotarmak için, başka kitaplardan çıkıp gelen karakterleri derinleştirmek de apayrı bir sorun yaratıyor ki metne dört başı mamur bir metin demek daha da zorlaşıyor. Anlatı dilini, ortamı ve mekanı iyice gizlesin diye alabildiğine eskitmek kalıyor geriye ve bu da metni bugünden ve şimdiden, bir daha bitişmemecesine ayırıyor maalesef. O halde, her şey bu kadar, hem de bilinçli vaziyette bozulmuş ve saklanmışken, yazarın söylediği ne? Bütün gevezeliğine rağmen niçin hiçbir şey söylemiyor kalem sahibi?
Yazmadan önce aldığım notlar, nihayetinde kitapta benim kafamdaki gibi bitişmiyor birbirine. Postmoderni ve onun uygulayıcılarını aşma çabası kendisinden başka her şeyi gizliyor metindeki. Bunlar çok ciddi inşa kusurları. Halledilmesi gereken kritik hatalar.
Dolayısıyla, iyi ki hayatta bulunmaklık var. Ve iyi ki doğru eleştiri var ki insan, başka işlere girişmeden önce önünü ardını bir görebiliyor.
Öcalan'ın 'üç T formülü'
"Tüm örgüt formatımız değişecek"
Gazeteci @crnbyr süreç, Suriye ve haftanın siyasi gündemi aktardı.
#PostPazar👇
https://t.co/2RrvE1hRlT
zaman zaman okurun üzerine yığıyor. “Her şeyi bir arada tutan şey boşluktur” der Berger. Biraz boşluk, biraz nefes aradım. Metinden tam olarak anlamam gereken şeyi anladım mı emin değilim ama ben kutsal anlatının, tarihin ve hakikatin sonradan yeniden yazılması fikrinin parodisi+
🟥Demirtaş: Devletin en üst görevleri neyse hedefim artık bu
📌Bağımsız Milletvekili Kani Torun, cezaevinde ziyaret ettiği Selahattin Demirtaş'la yaptığı görüşmede kendisine "Ben Ankara'da görev almak istiyorum. Ankara'da devletin üst görevleri nelerse benim hedefim bu artık" dediğini söyledi.
https://t.co/hAId0ryPdv
İyi bir yazı bence.Sadece ben “yeni gerçekçilik” değil “popüler gerçekçilik” demeyi tercih ediyorum. Aslında otobiyografik kurgularda kullanılan dil bile bu tanım için yeterli olabilir. Dilde sadelik sadece estetik bir tercih değil ticari bir tercih, çünkü çevrilebilirlik hesabı.
Louis kötü bir yazar, düşünürse hiç değil.
En iyi ihtimalle edebiyat endüstrisinin iştahına uygun, zararsız, uykusundan yeni uyanmış ve klavye kullanmayı bilen bir insan teki olabilir, eksik olmasın.
Édouard Louis kötü bir yazar. Umut vadeden bir düşünür ama kötü bir yazar. Ana ve babası hakkında yazdıklarını ve röportajlarını göz önünde bulundurarak söylüyorum bunu. Bu konuda Louis hayranı biriyle youtube videosunda buluşmak isterim.
yaşama dair derin bir karşılık yakalanması umulan, üstünde düşündükçe büyüyeceğine iyice küçülen birtakım cümleler. Tüm samimiyetimle söylüyorum bir romanda kitschmiş, tekrarmış, yapay diyaloglarmış… hiçbirini sevmesem de bu edebiyat taklitleri kadar canımı sıkmıyorlar.
Ben sevmediklerimi yazmayayım, siz harika yazıyorsunuz :) ama son zamanlarda EN katlanamadığım şey edebiyat taklidi yapılması. Yani anlamın kendisi yerine anlamlılık efekti üretmek. İlk bakışta güzel cümleler, betimlemeler fakat hemen hepsinin ardında insana ya da +
Çok keyifli bir sohbet olmuş. Rooney’nin minimal kurmaya çalıştığı dilin anlatı için güdük kalmasından, Irish Times’daki alıntısı üzerinden politik duruşunun edebiyatına ne ölçüde angaje olabildiğinden, tutarsızlıklara, Rooney dili diye tarif ettiğim flat yazmanın kökenine kadar+
"Okur ise bu edebiyatla yalnızca duygusal bir yakınlık geliştirebildiği sürece ilişki kurabiliyor. Bu da politik ve kültürel olarak alternatifsiz bırakılmış dünyanın başka bir semptomu olarak okunabilir."
"Gerçekliğin yavan ve donuk temsilleri, edebiyat piyasasının otantiklik etiketiyle beraber anlatı dünyasını ele geçirirken hayal gücü de tasfiye ediliyor."
"Otobiyografik kurgu, memoir ve 'dolaysızlık' estetiği çağdaş edebiyatın merkezine yerleşirken kurgu, hayal gücü ve başka dünyalar kurma iddiası giderek geri çekiliyor."
Otobiyografik anlatı edebiyatı nasıl istila etti?
Enes Köse yazdı.
https://t.co/lwYGYerqiD
İnsanların hırsları, tahakküm arzusu ve kendinden güçsüz gördükleri üzerinde kurduğu küçük iktidarlar uğruna, köpeklere “eğitim” adı altında uygulanan eziyetlerden biri bu. Eşitiyle karşılaşınca güçsüz, savunmasız olana gelince kudretli görünen zavallılığın başka biçimi.
"Slogan ile karar arasındaki en büyük fark budur. Slogan niyet taşır; karar sonuç doğurur.
Sorumluluk sahibi bir hareket yalnızca “ne istiyoruz?” diye soramaz."
Ölüleri yok. Yakınlarının önlerinde yalnızca fotoğrafları var. Çoğu otuz yaşına bile gelmemiş.
Savaşta hiçbir taraf temiz olamaz. PKK de buna dahil. Ama en nihayetinde olan, hayatları ölüm ihtimali üzerine kurulmuş insanlara oluyor.
Diğer tarafı, insan ölümüne çıplak haliyle bakamamak. Siyasallaşmış ölüm, söz söylemeyi dahi koşula bağlıyor. Her şey o kadar iç içe geçmiş ki meselenin en acıtıcı tarafını saf haliyle görme durumu yok.
📢 Kemal Kılıçdaroğlu, Mersin'de Yörüklerle bir araya geldi: Kökenimiz aşağı yukarı aynı!
💬 "Benim kökenim de zaten Yörük. İran’ın Horasan bölgesinden Türkiye’ye gelip Akşehir’e, oradan da bugünkü adıyla Tunceli’ye yerleşmişler."
elden geldiğince
dilediğin gibi kuramıyorsan hayatını
hiç olmazsa şunu dene
elden geldiğince: rezil etme onu
kalabalığın sürtüşmelerinde
koşuşturmalarda, gevezeliklerde.
rezil etme onu, sürükleyerek,
dolaştırarak, teşhir ederek öyle,
yabancı bir yüke dönüşünceye kadar
o gündelik budalalıklarında
ilişkilerin ve alışverişlerin.
kavafis
Aradığı entelektüel desteğe ulaşılamıyor. Çünkü çoğu, işbirliği yaptıkları iktidar tarafından ya tutsak edildi ya hayatları ellerinden alındı. Umurlarında bile olmadı. Kalanlar arasında eleştirel yaklaşanlara dağın yolu gösteriliyor. Bunlara entelektüel destek değil troll ekipleri lazım. O da ittifak kurdukları AKP'de bolca var.