Maşallah hepsi acun gibi milyar nafaka veriyo sanıyorlar.
yoksulluk nafakasını sabit geliri olan eşe gelirin %15'i olarak tayin eder mahkeme,
Yani kanuna göre illa erkek vermez nafaka, kadında verir
Ama kadınların genelinde bilin bakalım ne yok da nafakadan yükümlü olmuyorlar?
Hani evli de değilim ama, varsayalım ki evliyim. Çok genç yaşlardan itibaren çalışmayı öğrenmiş insan olarak nafaka filan beni zaten bozar. O yüzden kaldırılmasına öfke duymam. Öfke duyabileceğim tek şey, nafakaya güvenip hayatını bir evliliğe adayıp, çalışmayan kadın olur. Yavrum sen kime güveniyorsun bu çağda da okumuyorsun, bir meslek edinmiyorsun, kendi paranı kazanmıyorsun; ne bileyim, hayatını yabancı ellere bırakıyorsun ki zaten?
Süresiz nafakayı haklı bulanlar, kocanızın 2. karısı olsanız ve bikaç yıllık evlilik yüzünden kocanızın eski karısını ömür boyu finanse etmek zorunda olduğunu düşünseniz durumun saçmalığını farkedeceksiniz zaten
O sırada Türk tivıtır ahalisine error verdirten yoksulluk nafakası düzenlemesi:
1. Boşanmada kusuru olan tarafın
2. Boşanmadan sonra yoksulluğa düşen eşe ödediği
3.çalışmaya başlarsa kesilen
4.evlenirse kesilen
kusurlu tarafın geliri ölçüsünde belirlenen bir miktar.
Evlenmeyin. Hem cocuk bakacaksiniz hem de calisacaksiniz, kariyerinizde yukselip para biriktireceginiz ne malum, kocanizin yoldas olacagi ne malum. Evlenmeyin.
Kadınlıktan aforoz etmeyecekseniz eğer, 3 ay evli kaldığım bir erkeğin boşandıktan sonra ömür boyu süresiz olarak beni finanse etmesi ve hatta özür diliyorum, boşandıktan sonra muhtemel yeni ilişkilerime sponsor olması kendime “hak” gördüğüm bir şey değil. Kusura bakmayın.
Iktidar bu dinamikleri bilmiyor degil. Nafakaya muhtac yasayan “kendi tabani” bosan(a)masin istiyor. Bunun icin de unlu bekar anneleri hedef gosteriyorlar.
İktidar nafaka alan bütün kadınları Kadıköy, Beşiktaş, Çankaya gibi muhalif ilçelerde yaşayan eğitimli ve meslek sahibi, yoga eğitimi almak için Hindistan’a, şarap tatmak için Fransa’ya giden, nafaka almasa da zaten ayakları üstünde durma yeterliliği olan bireyler zannediyor. Yoksul mahallelerinde yaşayan, zorba ve ayyaş kocaların zulmünden canlarını zor kurtararak boşanabilmiş, tahsili ve mesleği olmadığı için boşandıktan sonra tutunacak bir dalı olmayan, bu yüzden de nafakaya mahkum yaşayan kendi doğal tabanındaki kadınlardan habersiz. Bu kadınların boşandıktan sonra iş bulabilmek için gittikleri çoğu kapıda “erkeksiz” olmalarının karşı tarafta yarattığı sinsi elektriği, ağzı leş kokan erkeklerin gözünde “bekaret sorunu olmayan kolay hedef” olarak görüldüklerini de bilmiyorlar. Bu yüzden nafaka ödeyen erkeklerin mağduriyetini senelerdir konuşuyorlar(ki ben de hiç mağdur erkek yoktur demiyorum) ama hayatta kalabilmek için yerin iki kat altındaki atölye ve fırınlarda bin bir zorlukla iş bulabilen, oraya gidebilmek için sabah ezanında evden çıkıp yatsıda ancak dönebilen ve karanlık sokakta 40 defa arkasını kollayarak yürüyen kadınların boşandıktan sonra yoksul mahallelerde ne halde yaşadıklarını umursamıyorlar.
If I see a philosophical book written by a man, I am always hesitant to read it. My prejudice should not be surprising, as Western philosophy has long been dominated by white men who have often imposed their exclusionary experiences and ideas as universal truths...
https://t.co/dVgFIg34hs
Nick Dunn has been advocating for embracing darkness, and has written books about it. As a woman, I had some questions.
We talked about his latest book Dark Futures: When the Lights Go Down
https://t.co/MPXScjTZNI
Sebo konserindeki telefon ekranlari once bana da garip geldi ama insanlarin IG icin cekim yaptigini dusunmek tam olarak dogru degil. Gecen kis Duman konserine gittim, video paylasmadim ama arada videolari acip yeniden o ana donuyorum. Teknoloji bazen iyi ki var ya
Bir aya kalmaz kurgusu montajı biter, konser kaydı youtube’a düşer. Yetmez, bir de “Şebo Yeniden” gibisinden bir albüme dönüşür. Bütün o telefondaki anı kayıtları tırt olur. 90’larda değiliz, cihaz deposu dolduğunda silinecek şeyleri kaydetme işini bırakmalı.
erkeklerin sürekli performans göstermek zorunda kaldığı, yorulamadığı, dağılamadığı, amaçsız kalamadığı bir dünyaya sıkıştırıyoruz aslında onları.
ve hep söylüyorum, patriyarka şefkatini en çok da erkeklerden esirgiyor.