Biz bu davaya elimizi değil başımızı koyduk eyer birgün başım giderse damarlarımdan akan kan toprakla birleşip binlerce Ak partili nefer tomurcuklancaktır.
TÜRKIYE’DEKI
TÜM SAVCILARA
SUÇ DUYURUSU…
BINLERCE PASİF
FETO HESABI
NEDENDIR BILINMEZ ANIDEN AKTIFLEŞTI …
BELLI KI BIR HAZIRLIK VAR GIBI… DEVLET BU IŞIN ÜZERINE GIDIP OLAYI ÇÖZMELI…
🔴SAYIN MEHMET ŞİMŞEK
AFFINI İSTEMELİDİR..
Görevi bırakan bir Bakan, yerine gelen yeni bakana üç mektup bırakır.
Ve der ki: “Ne zaman basınç artar, ne zaman sıkışırsan, bu mektupları sırayla aç.”
Yeni gelen bakan bir süre idare eder. Ama bakar ki işler yolunda gitmiyor, birinci mektubu açar.
Mektupta şunu yazar: “Geçmişi kötüle.” O da çıkar, geçmişi suçlamaya başlar. Bir süre nefes alır, günü kurtarır.
Ama sorunlar bitmez. Bu kez ikinci mektubu açar. Mektupta: “Etrafını kötüle” yazıyordur.
Bu sefer de suçu başkalarına atar, ekibini hedef gösterir, Bürokrasiyi suçlar,yine bir süre idare eder.
Fakat gerçek değişmez. Sorunlar büyür, çözüm üretilmez.
Çaresiz kalınca üçüncü mektubu açar.
Ve o mektupta şu yazar:
“Kardeş, sen de üç mektup yaz. Çünkü bu işi bilmiyorsun/başaramıyorsun.”
Bugün gelinen noktada, bu hikâye bir fıkradan öte bir gerçeği anlatıyor.
Sayın Mehmet Şimşek’in artık üçüncü mektubu açma zamanı gelmiştir.
Sürekli geçmişi suçlamakla, farklı kesimleri hedef göstermekle ekonomi düzelmiyor.
Vatandaşın yükü hafiflemiyor, piyasalarda güven kalıcı hale gelmiyor.
Aksi takdirde, Sayın Cumhurbaşkanımızın bütün çabalarına, milletin verdiği desteğe ve duyduğu güvene rağmen kaybeden biz olacağız.
Ve bu ülke, hak etmeyen, bu yükü taşıyamayacak kadroların eline kalma riskiyle karşı karşıya kalacaktır.
Bunun bedeli ise sadece bugünü değil, Türkiye’nin belki de 50 yılını kaybetmesi olacaktır.
Bu yüzden mesele artık açık ve nettir:
Sayın Mehmet Şimşek’in bırakma zamanı gelmiş, hatta çoktan geçmiştir.
Çok uzun söze gerek yok!
Eğer ülkenin ekonomi yönetimi, kamu alacaklarının tahsili konusunda üstelik de kendi sebep olduğu fahiş oranlardaki faizden vazgeçip ana para tahsilini öncelemiyorsa; o ülkede egemen olan faiz ekonomisidir.
Sayın Cumhurbaşkanı @RTErdogan istediği kadar “Bir Müslüman olarak Nas ne gerektiriyorsa onu yapmaya devam edeceğim” desin, bizzat kendi atadığı @memetsimsek Londra tefecilerinin faizden beslenen ekonomi politikalarıyla esnafı boğmaya sayın Erdoğan’ın oy deposunu soymaya devam ediyor.
Faizsiz işiniz yok mu sizin?
Bunun adı yapılandırma değil esnafı batırma!
Vergi ve SGK borçlarının ana para ve birikmiş faizlerine yüzde 39 tecil faizi; üzerine de yüzde 44 gecikme zammı koyacaklar.
Ana para, işlemiş faizler, tecil faizi ve gecikme zamlarıyla 1 liralık ana para borcu en az 3 liraya çıkaracaklar.
Sonra da 72’ye bölüp öde bakalım diye dayatacaklar.
Bu terazi bu sıkleti çekmez. Küçük esnaf bu borcu ödeyemez.
Meclis’e gelen Kanunu geri çekmenize gerek yok! Önergelerle düzenleyin, faizsiz ana parayı vadelendirin, esnafı rahat ettirin.
Siz yapmazsanız, biz yapacağız. İmtiyazlılara değil, esnafa çalışacağız.
Varlık barışı ve birtakım vergi düzenlemelerini içeren kanun teklifini TBMM plan ve bütçe komisyonunda görüşüyoruz.
Yeni Yol Grubu olarak esnafımızın, işletmelerimizin acil olarak beklediği vergi yapılandırması için önergemizi başkanlığa sunduk.
Sadece Sabah Yazarı Dilek Güngör’ün yazısının okunmasını salık verdim.
Başıma iş aldım, İstanbul’dan Gaziantep’e arayan arayana, yazan yazana.
Aralarında milletvekilleri, meslek kuruluşlarının başkanları ve esnaf kesiminden önemli isimler vardı.
Vergi borçlarının yeniden yapılandırılmasına ilişkin açıklanan teklife tepkiliydiler.
Ana borca eklenen yüzde 44’lük gecikme faiziyle birlikte yüzde 39 tecil faizi uygulayıp 72 ay vade yapmanın beklenen faydayı sağlamayacağını söylediler.
Bir sanayi odası başkanı şöyle dedi:
“Eskiden yapılandırma olduğunda ana para ödenerek borç kapatılır, taksitlendirme olursa düşük tecil faizi uygulanırdı. Mevcut uygulamaya yeniden yapılandırma denmez.”
Bir esnaf şu örneği verdi:
“1 milyon liralık vergi borcum faiziyle 3 milyonu aştı, yeni teklifi yapay zekaya sordum borcum 9 milyon lirayı aştı.”
Denebilir ki herkes borcunu zamanında öderken, ödemeyene neden kolaylık sağlanıyor?
Teorik olarak doğru.
Ancak 3 yılı aşkın süredir uygulanan vergi tazyiki ve yüksek faiz, ödeme kapasitesini zayıflatıyor.
Vergi oranını arttırınca tahsilat artmıyor, adil ve uygulanabilir bir vergi sistemi kurulmadan teorideki doğru pratikte anlamsızlaşır.
Sokaktaki öfkeyi aktardım, ilgilenen payına düşeni alır, ilgilenmeyen bildiğini okumaya devam eder.
Takdir kendilerinin.
KAMUOYUNA❗️
TBMM’ye sunulan ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’da değişiklik öngören teklif, kamu borçlarında kolaylık sağlanıyormuş gibi anlatılmaktadır.
Ancak düzenlemenin içeriğine bakıldığında, vatandaşın ve işletmelerin beklediği gerçek bir yapılandırma modeliyle karşı karşıya olmadığımız açıktır.
Vergi ve kamu borçlarında taksit süresinin 72 aya çıkarılması tek başına çözüm değildir. Teminatsız tecil sınırının 1 milyon TL’ye yükseltilmesi de sorunun esasını ortadan kaldırmamaktadır.
Çünkü mesele yalnızca sürenin uzatılması değil, borcun hangi faiz yüküyle ödeneceğidir.
Bugün kamu alacaklarında gecikme zammı aylık %3,7’dir. Bunun yıllık maliyeti %44 seviyesine yaklaşmaktadır. Tecil faizi ise yıllık %39’dur.
Bu tablo, vatandaşa ve esnafa gerçek bir nefes alanı açmamaktadır. Aksine, geçmiş dönemden gelen borçlar yüksek faiz yüküyle birlikte daha uzun vadeye yayılmaktadır.
Bugün küçük esnaf, KOBİ’ler, üreticiler ve işverenler; geçmiş dönem vergi borçlarını, SGK primlerini, güncel vergi ödemelerini, maaşları, kiraları, enerji giderlerini ve kredi taksitlerini aynı anda ödemeye çalışmaktadır.
Piyasada nakit sıkışıklığı bu kadar derinleşmişken, kamu borçlarını yüksek faizle taksitlendirmek ekonomik gerçeklerle bağdaşmamaktadır.
6183 sayılı Kanun kapsamında uygulanan e-hacizler, banka hesaplarına konulan blokeler ve tahsilat baskısı; üretim yapan, istihdam sağlayan işletmeleri daha da zor duruma düşürmektedir.
Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca borcu zamana yayan bir düzenleme değildir.
Türkiye’nin ihtiyacı; gecikme zamlarının hafifletildiği, tecil faizinin makul seviyeye çekildiği, SGK prim borçlarının ve Genel Sağlık Sigortası prim borçlarının da kapsama alındığı kapsamlı bir yapılandırma düzenlemesidir.
Vatandaşın borcunu ödeyebilmesi için önce borcun ödenebilir hale getirilmesi gerekir.
Esnafı, üreticiyi, işvereni ve çalışanı ayakta tutmadan kamu alacağını sağlıklı şekilde tahsil etmek mümkün değildir.
Sosyal devlet anlayışı, vatandaşını faiz yükü altında ezmek değil; ödeme gücünü dikkate alan adil ve sürdürülebilir çözümler üretmektir.
Bugün yapılması gereken bellidir:
Sadece vade uzatımı değil; düşük faizli, kapsamlı, adil ve gerçekçi bir vergi ve SGK borç yapılandırması derhal hayata geçirilmelidir.
#VergiSGKYapılandırma #Vergi #SGK
🔴YAPILANDIRMA MI,
TUZAK MI..!
Büyüklere dokunmadan,
yükü yine küçük esnafın sırtına yıkmak adalet değildir.
72 aya yayılmış borç, üzerine binen ağır faizle bir çözüm değil; esnafı yavaş yavaş batıran bir tuzaktır.
Vergi tahsilatı adı altında alın terine bu kadar yük bindirmek, üretimi de ticareti de bitirir.
Unutmayın: Her kepenk kapanırken sadece bir dükkân değil, bir ailenin umudu da kapanıyor.
Maliye politikası güçlüyü koruyup zayıfı ezmemeli.
Bu düzen böyle devam ederse,
esnafın feryadı sandıkta belirleyici olacaktır.
🔴 SAYIN MEHMET ŞİMŞEK BAKANIM,
Göreve geldiğiniz günden bu yana aynı cümleyi duyuyoruz:
“Bugün değilse yarın düzelecek.”
Ama o yarın bir türlü gelmedi.
Aradan yıllar geçti. Enflasyon düşmedi, hayat pahalılığı azalmadı, esnaf nefes alamadı.
Hep “tünelin ucunda ışık göründü” diyorsunuz ama ne kadar uzun bir tüneldir ki sizin gördüğünüz o ışığı milletimiz bir türlü göremedi, göremiyor…
Aksine, vatandaş her geçen gün biraz daha yoksullaştı, biraz daha umutsuzlaştı.
Çarşıda, pazarda, sokakta insanların yüzüne bakın; umut değil, kaygı görürsünüz.
Esnafın kasasına memur oturtup bir günkü hasılatı ortalama kabul ederek vergi yazmak adalet midir?
10.000 TL, hatta 1.000 TL borcu olanın hesabına haciz koymak; trafik cezası yüzünden insanın arabasını bağlamak Allah’tan reva mıdır?
Arabasını bağladığınız için çoluk çocuğuyla yolda kalan insanların vebali kimin omzundadır?
Ama milyarlarca lira vergi borcu olanlara neden aynı kararlılığı göstermiyorsunuz?
Neden küçük esnafın ensesindesiniz de büyük borç sahiplerinin kapısına gitmiyorsunuz?
Sayın Berat Albayrak döneminde döviz bir lira oynadığında kıyamet koparanlar bugün neden suskun?
O günlerde algı operasyonu yapanlar, bugün yaşanan gerçek sıkıntıyı neden görmezden geliyor?
Size neden kimse hesap sormuyor?
Her şey elinizde deniyor. Yetki sizde. İmkân sizde. Ama sonuç yok.
Her gün “yarın düşecek, yarın düzelecek” diyerek bu millet üç yıldır enflasyonun düşmesini sabırla bekliyor.
Artık sabır taştı.
Eğer bu işi bilmiyorsanız, bırakın.
Biliyorsanız, bu zulüm niye?
Siz ekonomist misiniz, finansçı mı?
Ekonomist olsaydınız; kıt imkânlarla milletin refahını artırmanın yollarını arardınız.
Üretimi güçlendirir, esnafı ayağa kaldırır, dar gelirliden değil israftan tasarruf ederdiniz.
Yoksa finansçı mantığıyla mı hareket ediyorsunuz?
Havada uçan kelebekten, yerdeki ottan nasıl vergi alınır hesabı mı yapıyorsunuz?
Bu anlayış ne Türkiye’nin ruhuna uyuyor, ne bu milletin vicdanına, ne de inancına.
Her gün telefonlarımız çalıyor:
“1.000 TL için aracım bağlandı” diyenler,
“Vergi borcundan hesabıma bloke kondu” diyenler,
“Evime icra geldi” diye ağlayanlar…
Bu ülkenin insanı düşman değil.
Milletimiz vergi vermekten kaçmaz; yeter ki adalet görsün.
Yeter ki yük adil dağıtılsın.
Yeter ki küçük ezilirken büyük korunmasın.
Türk halkı sizden şeffaf bir hesap bekliyor.
Neyi, neden yaptığınızı açıkça anlatmanızı istiyor.
Fedakârlık isteniyorsa, bu fedakârlık herkesten eşit istenmeli.
Sayın Bakanım,
Sayın Cumhurbaşkanımız size güvenerek bu görevi verdi.
Ekonomiyi toparlamanız, millete nefes olmanız için sizi bu makama getirdi.
Ama bugün gelinen noktada, uygulanan politikalar en büyük zararı bizzat sayın Cumhurbaşkanımıza vermektedir.
Çünkü sahadaki tablo ile anlatılanlar örtüşmemekte, bunun siyasi bedelini milletin gözünde sayın cumhurbaşkanımız ödemektedir.
Bu gidişat sadece ekonomiyi değil, güveni de zedeliyor.
Unutmayın; ekonomi rakamlardan ibaret değildir, güvenle ayakta durur.
Artık “yarın” değil…
Bugün konuşma zamanı.
Bugün çözüm zamanı.
Bugün adalet zamanı.
Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Katar Türk Birleşik Müşterek Kuvvet Komutanlığında Mehmetçiklerimizle akşam yemeği yedi. Yemeğin ardından kahraman personelimize hitaben bir konuşma yaptı. Bakan Yaşar Güler şunları söyledi:
DOSTLARIMIZA GÜVEN VERİYORSUNUZ
Resmî ziyaret kapsamında dost ve kardeş ülke Katar’da sizlerle bir arada olmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum.
Yüzyıllara dayanan tarihî ve kültürel bağlar üzerine inşa edilen Türkiye ile Katar arasındaki ilişkiler hemen her alanda hızla gelişmeye devam etmektedir. İki kardeş ülke, ortak bir medeniyetin ve inancın mirasçıları olarak birbirlerine her zaman destek olmuşlardır. Zor zamanlarda ülkelerimizin birbirlerine gönülden yardım etmesi Türk ve Katar halkları arasındaki dostluk ve kardeşlik bağlarını ve yardımlaşmanın gücünü tüm dünyaya göstermiştir.
Katarla dostluk ve kardeşliğimizin en açık göstergeleri;
- 2015 yılından itibaren Türk Kara Unsur Komutanlığımızın,
- 2017 yılından itibaren de Türk-Katar Birleşik Müşterek Kuvvet Komutanlığımızın burada sürdürdüğü güvenlik, eğitim ve askerî danışmanlık faaliyetleridir.
Ayrıca son iki yıldır Katar Türk Deniz ve Hava Unsur Komutanlıklarımız da Katar’ın güvenliği ile Katar Deniz ve Hava Kuvvetlerinin savunma imkân ve kabiliyetlerini desteklemeye yönelik önemli katkılar sunmuşlardır.
Sizler; buradaki varlığınızla dostlarımıza güven verirken iki ülke arasındaki dayanışma ve ortak güvenlik anlayışını da güçlendiriyorsunuz.
Her birinizin yüksek disiplini, eğitim seviyesi ve görev bilinciyle Türkiye Cumhuriyeti’nin gücünün, kararlılığının ve güvenilirliğinin temsilcisi olduğunu bilhassa vurgulamak isterim. Bu kapsamda siz kahraman silah arkadaşlarımın vazifelerinizi en iyi şekilde yerine getirme gayretinde olduğunuzu memnuniyetle müşahede ediyorum.
ŞEHİTLERİMİZE ALLAH’TAN RAHMET DİLİYORUM
Ancak bu görevlerin icrasında kimi zaman bizleri derinden üzen hadiselerle de karşı karşıya kalınabiliyor.
Nitekim 21 Mart’ta burada meydana gelen elim helikopter kazasında, kahraman silah arkadaşımız Hava Savunma Binbaşı Sinan Taştekin ile iki ASELSAN teknisyenimiz ve Katar Silahlı Kuvvetlerinden dört kardeşimiz şehit olmuşlardır. Bu vesileyle aziz şehitlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet, kederli ailelerine ve kardeş Katar Silahlı Kuvvetlerine başsağlığı diliyorum.
Bu acı hadise Türkiye ile Katar arasındaki askerî iş birliğimizin ve ortaklığımızın bir kader birliğine dönüştüğünü göstermektedir. Nitekim, bölgede meydana gelen hassas gelişmeler dost ülke Katar’da bulunmamızın ne kadar hayati önemde olduğunu da bir kez daha teyit etmiştir.
Zira bölgemiz son dönemde kritik gelişmelere sahne olmaktadır. Özellikle İran ile Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail arasında yaşanan savaş, tüm bölgeyi etkileyen bir güvenlik krizine dönüşmüştür. Bu süreçte Katar da coğrafi konumu ve stratejik önemi nedeniyle bu gelişmelerden doğrudan etkilenmiş, çeşitli tehditlere ve füze saldırılarına maruz kalmıştır.
Ancak bu zorlu süreçte Katar; sergilediği soğukkanlı, kararlı ve makul tutumuyla bölgesel istikrarın korunmasına önemli katkı sağlamıştır.
Özellikle belirtmeliyim ki bu yaklaşım, tüm bölgenin güvenliği açısından da çok kıymetlidir.
Türkiye olarak bizler için Katar yalnızca dost bir ülke değil; tarihî bağlarımızın, kardeşliğimizin ve karşılıklı güvenimizin güçlü şekilde tesis edildiği müstesna bir ortaktır.
Bu anlayış doğrultusunda Türkiye, her zaman olduğu gibi bu zorlu süreçte de Katar’ın yanında olmuş, zor zamanlarda dayanışmasını açık ve net bir şekilde ortaya koymuştur.
Bu anlayışımızı, bundan sonra da kararlılıkla sürdürecek, ikili iş birliğimizi her seviyede geliştirmeye devam edeceğiz.
SİZLERİN BU KRİTİK SÜREÇTEKİ ÇALIŞMALARI BÜYÜK ÖNEM TAŞIYOR
Bölgemizde savaşın genişleme riski hâlen mevcuttur. Bununla birlikte, kırılgan da olsa ilan edilen ateşkesi kıymetli buluyor, bunun başta bölgesel güvenliğin sağlanması ve ekonomik istikrarın tesis edilmesi adına kalıcı hâle gelmesini temenni ediyoruz.
Zira kalıcı bir istikrarın tesisi yalnızca bölge ülkelerinin değil, küresel güvenlik ortamının geleceği açısından da hayati önem taşımaktadır. Bu süreçte Türkiye her zaman olduğu gibi barışı önceleyen, gerilimi düşüren ve istikrarı destekleyen bir yaklaşım sergilemeye devam etmektedir.
Buradaki tüm unsurlarımızın icra ettiği görevler de bu stratejik yaklaşımımızın sahadaki en güçlü yansımalarından birini oluşturmaktadır.
Böyle kritik bir dönemde sizlerin başarılı çalışmaları, hem ülkemizin itibarı hem de kardeş Katar ile olan bağlarımız açısından büyük önem taşımaktadır.
Bu vesileyle, bugüne kadar ortaya koyduğunuz üstün performans ve özverili çalışmalarınız için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyor, her birinizin gözlerinden öpüyorum.
HEDEFİMİZ, BÖLGESİNDE VE DÜNYADA DAHA GÜÇLÜ BİR TÜRKİYE
Kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimizin en büyük gücü; sizlerin varlığı ve ortaya koyduğunuz çabalardır.
Bu doğrultuda Millî Savunma Bakanlığımız ve Türk Silahlı Kuvvetlerimiz başta ülkemiz olmak üzere tüm bölgemizde güvenlik mimarisinin en temel unsuru olarak faaliyetlerine azim ve kararlılıkla devam edecektir.
Yegâne hedefimiz; sizlerin de katkısıyla bölgesinde ve dünyada daha güçlü bir Türkiye, daha saygın, daha etkili ve daha caydırıcı bir Türk Silahlı Kuvvetleridir.
Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadarki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyorum.
Aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor, gazilerimize şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum.
Siz kıymetli arkadaşlarımın bu kritik süreçte üstlendiğiniz tarihî sorumluluğu bundan sonra da yüksek bir adanmışlık duygusu ile yerine getireceğinize yürekten inanıyor, görevlerinizde üstün başarılar diliyorum.
Sizleri bir kez daha sevgiyle selamlıyorum. Kalın sağlıcakla.
#MillîSavunmaBakanlığı
#YaşarGüler
Başkalarının kutsalına saygısı olmayan siz;
Yakmayı iyi bilirsiniz…
Sadece bayrakları, posterleri değil; insanları da…
Ancak Türk’ün tokadını da…
Ateşle oynayan ya kendini yakar ya evini !
Hatırlatırız.
Can dostumuz, kardeşimiz, göz bebeğimiz Azerbaycan’ın 18 Ekim Bağımsızlığının Yeniden Tesisi Günü’nün 34’üncü yıl dönümünü en kalbî duygularımla tebrik ediyorum.
Bu gurur gününde değerli gardaşım İlham Aliyev’i ve tüm Azerbaycan halkını muhabbetle selamlıyorum. 🇹🇷🇦🇿
Ömrü boyunca ülkesi ve milleti için büyük mücadeleler veren; Millî Teknoloji Hamlemize, savunma sanayisinde tam bağımsız Türkiye hedefimize eşsiz katkılarda bulunan değerli dostum Özdemir Bayraktar Beyefendi’yi ahirete irtihalinin 4’üncü yılında rahmetle, hasretle yâd ediyorum.
Rabb’im mekânını cennet eylesin.