Kürtler ile Yahudiler her şeyden önce doğal müttefiklerdir. Bu iki millet tarih boyunca birbirlerine düşmanlık yapmamışlardır. Tarihleri birbirine benzer, kültürel olarak yakınlıkları vardır. İki halkı da düşman görenler aynı cenahadır; dostları da aynıdır. O hâlde mutlaka en yakın dost ve güçlü müttefik olmalıdırlar.
🇮🇱🤝☀️ Israel and Kurdistan: A Partnership of Past, Present and Future
I was honored to take part in the first International Jewish Kurdish Conference in London and to speak about the complex geopolitical situation in the Middle East.
In my speech, I focused on the Jewish and Kurdish interests, challenges and threats they face, and the opportunities for a future partnership, friendship and cooperation.
I am pleased to share the special greeting sent by my dear friend, the Foreign Minister of the State of Israel, @gidonsaar who expressed his support for strengthening the connection between our two peoples.
It is important for the Kurdish people to know and understand that the only country that openly stands with their aspiration for independence of Kurdistan is the State of Israel.
The connection between Israel and Kurdistan is not based only on geopolitical interests and common enemies but also common history, culture and shared memories of 2800 years coexistence. The Jews and Kurds are naturally connected ancient people who love freedom and peace, facing common threats, and sharing interests. They carry the same hope for a better and peaceful Middle East.
Shared roots. Stronger together.
Her bijî Kurdistan!
Her bijî Israel! 🇮🇱☀️
Yehuda Ben Yosef
President of the Kurdish Community in Israel
#Israel #Kurdistan #Kurds #JewishKurdishFriendship #FreeKurdistan #StrongerTogether #MiddleEast
Apocular hafızamızla dalga geçer gibi şimdi de Rojava’nın Paris’te 6 Ocak 2026’da yapılan anlaşmayla tasfiye edildiğini söylüyor.
Oysa bu doğru değil.
Öcalan’la yapılan ikinci görüşmede, 24 Ocak 2025’te “Ya benim çözümüm ya ABD'nin çözümü” dedi.
Öcalan, 27 Şubat 2025’teki deklarasyonunda tüm gruplar dahil olmak silah bırakma emri verdi.
Rojava’nın dahil olup olmadığı tartışılınca Öcalan’ın sözcüsü Sırrı Süreyya Önder 4 Mart 2025’te şerefi üzerine yemin ederek Rojava dahil dedi. Sonradan paylaşılan görüşme notlarının tümünde Öcalan, Rojava’yı teslim ettiğini kendi beyan ediyor. Paris’teki görüşmeye Mazlum Abdi ve İlham Ahmed de davetliydi. Fakat Öcalan onların gitmesini engelledi.
Yahu bunların tümünü o günlerde yaptığım programlarımda neredeyse gün be gün aktardım ve Rojava bitmiştir dedim. O gün küfredenler bugün de küfrediyor ve şimdi de Fransa’yı, İsrail’i, Amerika’yı suçluyor.
Hayır. Hayır.
Suçlanacak tek taraf var ve o da sizsiniz, sizin teslimiyetçi partiniz ve liderinizdir.
#VÎDEO - Gotinên wê ji bo me hemûyan dersek in
Heta ku ev nifş hebe, paşeroja me ronî ye
Binerin bê ev keça Kurd a biçûk çawa bi dilekî mezin xwedî li zimanê xwe derdikeve!
Kurnazlığa bak: “Bu notlar komplo, provokasyon, gerçek dışı” deyip sanki bunları reddedince bütün siyasi geçmişi de aklanacak.
İnsan açıklamayı okuyunca sanıyor ki Öcalan daha önce Kürtler hakkında hep mükemmel şeyler söylemiş, sonradan birileri ortaya birkaç sahte tutanak atıp adamın sicilini bozmuş.
Son notlar sahteyse çöpe atalım. Hiç sorun değil.
Peki yıllardır kendi adıyla yayımlanan savunmalar ne olacak? İmralı görüşme notları ne olacak? Avukat görüşmeleri, kitaplar, PKK’nin kendi yayımladığı metinler ne olacak?
Onları da mı “süreç karşıtları” yazdı?
Öcalan’ın en eski yöntemlerinden biri bu: Eleştiri ağırlaşınca içerikle hesaplaşmak yerine “komplo”, “provokasyon”, “ajan”, “hain” diyerek tartışmayı kapatmak.
Hayır, bu kadar kolay değil. Artık herkes kimin ne mal olduğunu biliyor.
Bugünkü sızıntıları inkâr etmek, dün kendi ağzından çıkan ve kendi adıyla yayımlanan sözleri silmez.
Asıl tartışma şimdi oradan başlamalı.
#AbdullahÖcalan #İmralı #PKK #KürtMeselesi #İmralıNotları
Şu yüzlere bakıyorum, ne yazacağımı gerçekten bilemiyorum.
İnsan bazen öfkelenemiyor bile. Sadece içi acıyor.
Kim bilir nasıl çocuklukları vardı. Kiminin annesi hâlâ sesini hatırlıyordur. Kiminin babası son gördüğü günü. Belki birinin yarım kalmış bir aşkı, diğerinin hiç gerçekleştiremediği küçücük bir hayali vardı.
Şimdi geriye fotoğrafları kalmış.
Bir kod adı, bir ölüm tarihi ve birkaç cümle…
Ben onların nasıl öldüğünden önce neden yaşayamadıklarını düşünüyorum.
Neden bu kadar genç insanın eline silah verildi? Neden hayatlarının en güzel yılları dağlarda geçti? Neden bugün evlerinde, ailelerinin yanında değiller?
Kim yaptıysa, kim karar verdiyse, kim buna göz yumduysa hesabı sorulsun.
Çünkü bunlar sayı değildi.
Bunlar bizim çocuklarımızdı.
Kusura bakmayın çocuklar.
Sizi koruyamadık.
Barzanilerin Ardında Kürdistan Var
Öcalan’a atfedilen bu görüşme notlarında Barzani ailesine ikide bir saldırılıyor. “İlkel milliyetçilik”, “kripto Kürt milliyetçiliği”, “İngiliz projesi”, “Siyonizmin hizmeti”… Yetmiyor, Barzanilerin tarihine ve kökenine kadar uzanılıyor.
Barzani ailesinin tarihi ortada.
Şeyh Abdüsselam Barzani 1914’te idam edildi. Şeyh Ahmed Barzani mücadele ve sürgünlerle yaşadı. Mustafa Barzani Mahabad Kürdistan Cumhuriyeti’nin savunmasında yer aldı, cumhuriyet yıkılınca teslim olmadı. Barzan bölgesi defalarca savaşın hedefi oldu. 1983’te Barzani aşiretinden binlerce erkek Saddam rejimi tarafından götürüldü; büyük bölümü geri dönmedi.
Bu aile Kürdistan mücadelesine yalnız söz vermedi. Kuşaklarını verdi.
Ve mücadelelerinin sonunda Kürtlere yalnız mezarlık bırakmadılar.
Bugün Başûr’da Kürdistan adını taşıyan anayasal bir federal yapı var. Kürdistan Parlamentosu var. Kürdistan Hükümeti var. Peşmerge var. Kürtçe resmî dil. Kürdistan bayrağı dalgalanıyor. Kürt çocukları kendi dillerinde eğitim görüyor. Kürdistan dünyanın karşısına kendi kurumlarıyla çıkabiliyor.
Barzani ailesinin Kürt tarihindeki yeri budur.
Şimdi karşısına Öcalan’ın kendi sözlerini koyalım.
Kırk yılı aşkın savaşın ardından “40 yıllık savaş istediğim gibi olmadı”, “15 Ağustos’un zamanlaması yanlıştı”, “bir isyan denemesi oldu, elinize gözünüze bulaştırdınız” deniliyor. Sonra PKK feshediliyor, Kürt ulus devleti reddediliyor ve Türkiye Cumhuriyeti’ne “demokratik entegrasyon” savunuluyor.
Ama iş yetkiye gelince yine:
“Bunu ancak ben yapabilirim.”
“İcranın başında benim olmam lazım.”
“Entegrasyonu benim yapmam gerekir.”
Madem başlangıçta merkezdeydin, bitirirken de merkezde olmak istiyorsun, aradaki kırk küsur yılın hesabında neden herkes senden başka suçlu?
Barzanilerin soyuyla, aşiretiyle uğraşmak yerine ortaya çıkan iki siyasi mirasa bakmak yeterlidir.
Bir tarafta federal Kürdistan.
Diğer tarafta kırk yılı aşkın savaşın ardından fesih ve entegrasyon.
Barzani ailesine ikide bir saldırırken Kemal Pir’e atfedilen, Esat Oktay Yıldıran’a söylediği aktarılan o meşhur söz geliyor insanın aklına:
“Büyük balığın kılçığı büyük olur, dikkat et boğazında kalır.”
Çünkü Barzani adı yalnız bir soyadı değildir. Şeyh Abdüsselam’dan Mustafa Barzani’ye, Mahabad’dan bugünkü Başûr’a uzanan bir Kürdistan mücadelesinin adıdır.
Ve sonunda elde kalan şey laftan ibaret değildir.
Kürdistan’ın adı var. Statüsü var. Parlamentosu var. Hükümeti var. Peşmergesi var. Bayrağı var.
Tarih en sonunda çok basit bir soru soruyor:
Kürt halkına ne bıraktın?
Barzanilerin bu soruya gösterebileceği somut bir cevap var.
Adı da Kürdistan.
#Kürdistan #Barzani #MustafaBarzani #Başûr #Mahabad #Peşmerge #KürdistanBayrağı #Kürtler #AbdullahÖcalan #PKK
Mazlum Abdi: “Apo bir Kürd lideridir” demiş.
Apo, Kürd lideri değildir. İşbirlikçidir. Tecavüzcüdür. Aşağılık bir diktatör bozuntusudur.
Mazlum Abdi ise Apo itinin mürididir. Suriye Arap Cumhuriyeti’nin adamıdır.
İkisinin de Kürdlerle alakası yoktur. https://t.co/r3wrP7lmcG
Kim şer, savaş, ölüm istiyorsa lanet olsun!
Kim boşu boşuna gençleri ölüme yolladıysa bin kere lanet olsun!
Kim o ölülerden, ailelerinin acısından siyasi fayda umuyorsa yüz bin kere lanet olsun!