10 yıldır süren KHK hukuksuzluğuna karşı KESK’in
“İşimizi Geri İstiyoruz!”
“Adalet Nöbetindeyiz!” şiarıyla
Dün Ankara’da yapmak istediği KHK nöbet eylemine,
Hak hukuk tanımayan iktidar düşmanca saldırmış,
Arkadaşlarımıza gaz sıkmış,
Aralarında KESK ve Eğitim Sen MYK’sının da içinde olduğu 20 arkadaşımızı şiddetle, işkenceyle göz altına almıştır.
Bu yapılan haksız hukuksuz saldırıyı buradan İstanbul’dan Kadıköy’den şiddetle kınıyoruz.
Buradan İstanbul’dan bir kez daha haykırıyoruz;
Dost ve düşman iyi bilsin ki!
KHK’liler bizim onurumuzdur.
Son KHK’lı arkadaşımız görevine dönene kadar mücadelemizi asla bir adım dahi geri adım atmadan devam ettireceğiz.
Biz KESK olarak “iş güvencemizi savunduk, çocuklarımızın onurlu bir geleceğini savunduk, eşit işe eşit ücreti savunduk, kadrolu çalışmayı savunduk, eğitim ve sağlık başta olmak üzere kamusal hizmetlerin ücretsiz olmasını savunduk, demokratik bir ülkede adalet ve barış içinde yaşamı savunduk” istedik.
İşte asıl suçumuz buydu.
Bu yüzden ihraç edildik.
Buradan bir kez daha haykırıyoruz yargı süreçleri işletilsin,
haksız hukuksuz yere ihraç edilen arkadaşlarımız tüm haklarıyla görevine dönsün.
Kutsal olan: adil yaşam.
Kutsal olan: onurlu bir yaşam.
Kutsal olan: güvenli bir yaşam.
Kutsal olan; haysiyet sahibi yaşam
Eğilmeden bükülmeden yaşamdır.
Hakları için nöbet tutan KHK’lı arkadaşlarımızın yanındayız.
Bu hukuksuzluk bitmeli arkadaşlarımız görevlerine dönmelidirler.
KHK’lar Gidecek Biz Kalacağız!
Direne Direne Kazanacağız!
Zafer Direnen Emekçinin Olacak!
Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz!
KESK İstanbul Şubeler Platformu.
🔴OHAL’in fiili olarak devam ettiği bir kez daha kanıtlandı. Aradan geçen 10 yıla rağmen hala binlerce KESK’linin yargı süreçlerinin devam etmesine ve hukuksuz ihraçlara bir kez daha dikkat çekmek, arkadaşlarımızın görevlerine iade edilmesi çağrısında bulunmak üzere yapmak istediğimiz nöbet eylemi polis zoru ve şiddetiyle engellenmek istenmektedir.
Konfederasyonumuz KESK'in binası önünde anayasal hakkımızı kullanarak devam ettirmek istediğimiz demokratik ve meşru eyleme saldıran güvenlik güçleri konfederasyon binamızın girişine de barikat kurarak giriş çıkışları kapattı. Bu uygulamayı şiddetle kınıyor, protesto ediyoruz. Hak arama mücadelesi gözaltılarla, copla ve şiddetle susturulamaz.
İhraçların yarattığı hukuksuzluğu örtmeye çalışanlar bilsin ki; emek, hukuk ve adalet mücadelemizden geri adım atmayacağız.
Gözaltına alınan arkadaşlarımız derhal serbest bırakılsın! Baskılar son bulsun! İhraç edilen tüm kamu emekçileri görevlerine iade edilsin!
Ahmet Telli’yi kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz.
Onu, yalnızca büyük bir şair olarak değil, toplumsal sorumluluğunu hiçbir zaman unutmayan bir aydın ve mücadele insanı olarak da daima saygıyla anacağız.
Ailesinin , yakınlarının, tüm mücadele ve yol arkadaşlarının başı sağ olsun.
Anısına saygıyla…
🔴Eğitimde Daralan Alanlar: 2026 LGS Sonuçları ve Kontenjan Politikaları
2026 sınav sonuçları, sadece bir başarı sıralaması değil, aynı zamanda öğrencilerin geleceklerine dair sınıfsal bir ayrışmanın da göstergesidir. Bakanlık verilerine göre bu yıl 452 öğrenci 500 tam puan alarak birinci olmuştur. Bu tablo, eğitimdeki “yığılma” riskine işaret ederken, diğer yandan bakanlığın tabiri ile nitelikli eğitime erişim hakkının kısıtlı kontenjanlarla ne kadar dar bir alana sıkıştırıldığını kanıtlamaktadır. Nitelikli eğitim bir “seçme ve eleme” aracı değil, bir hak olarak tüm öğrencilere tanımlanmalıdır.
2025 yılında fen, Anadolu ve sosyal bilimler liselerinde toplam 4.080 kontenjan azaltılırken, imam hatip ve meslek liselerinin kontenjanları 1.919 artırılmıştır. Bu veriler, kamuoyunda akademik liselerin küçültülerek öğrencilerin belirli okul türlerine yönlendirilmesi olarak nitelendirilen bir sosyal mühendislik hamlesinin devam ettiğini göstermektedir.
https://t.co/9TacgZC3HM
🔴MEB’in Tarihsel Kavramları Müfredattan ve Hafızalardan Silme Girişimleri Kabul Edilemez!
“Kurtuluş Savaşı” ifadesinin ders kitaplarından çıkarılmak istenmesi, bu topraklarda halkların emperyalizme karşı verdiği çok boyutlu bağımsızlık mücadelesini sıradanlaştırma, cumhuriyetin kurucu felsefesini önemsizleştirme ve belli bir inanca dayalı bir saltanat rejiminden tarihsel kopuşu hafızalardan silme gayretidir. Bu yönelim, cumhuriyetin laik, kamusal ve demokratik kazanımları yerine monarşik ve teokratik bir geçmişe duyulan özlemi açıkça ele vermektedir. Siyasi iktidarın ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın eğitim politikasını bir hesaplaşma olarak gündeme getirdiği bu tür öneriler bu nedenle tesadüf değildir.
Evrensel pedagojik ilkelerden tamamen yoksun, eğitim sendikalarının, üniversitelerin, bilim insanlarının ve konunun özneleri olan öğretmenlerin görüşleri kasıtlı olarak dışlanarak, kapalı kapılar ardında hazırlanan bu program, anayasal bir suç niteliğindedir. Okulları eğitim mekanları, özgür düşünce alanı olmaktan çıkarıp siyasal iktidarın ideolojik laboratuvarı ve parti-devlet mekanizmasının insan yetiştirme merkezleri haline getirme hamlelerine karşı; laik, bilimsel ve kamusal eğitimi savunan tüm kesimlerin sessiz ve tepkisiz kalması beklenemez.
Eğitim Sen olarak Milli Eğitim Bakanını uyarıyor, böylesine tehlikeli bir toplum mühendisliği projesine karşı, bilimin, eşitlik ve özgürlük mücadelesinin bugüne kadar oluşturduğu tarihsel birikimi savunmayı kararlılıkla sürdüreceğimizin bilinmesini istiyoruz.
https://t.co/QPzfHROU3V
Eğitim emekçilerinin yüz yılı aşan mücadele tarihinde en önemli kilometre taşlarından biri olan TÖS’ün kuruluşunun 61. yılı bugün... İlk genel başkanlığını Fakir Baykurt’un yaptığı #TÖS, eğitim emekçilerinin bu topraklardaki ilk sendikasıdır.
Sendikal mücadele, TÖS'ten TÖB-DER'e, TÖB-DER'den EĞİTİM SEN'e devam ediyor. TÖS'ün kuruluşunun 61. yılında mücadele bayrağını onurla taşıyoruz. 61. yaşımız kutlu olsun.
Emek,
Barış ve Demokrasi İçin Savaş Örgütü NATO’ya Hayır!
Savaş politikalarına, emperyalist müdahalelere ve baskı rejimlerine karşı; emek, barış, demokrasi ve halkların kardeşliği mücadelesini büyütmek için yürüyoruz!
NATO Defol!
Bu Memleket Bizim.
NATO ‘ya hayır demek için Kadıköy Boğa Heykeli önünden İskele Meydanına yürüyüş gerçekleşirdik. @egitimsen@KESK1995@kesk_istanbul
*Emek,*
*Barış ve Demokrasi İçin Savaş Örgütü NATO’ya Hayır!*
Savaş politikalarına, emperyalist müdahalelere ve baskı rejimlerine karşı; emek, barış, demokrasi ve halkların kardeşliği mücadelesini büyütmek için *yürüyoruz* !
*Basın Açıklaması*
5 Temmuz Pazar
*Toplanma:* Kadıköy Boğa Heykeli Önü Saat 19.00
*Açıklama* :Kadıköy Eminönü İskele Önü Saat 19.30
*KESK İstanbul Şubeler Platformu*
Deniz Göktaş’ın yanındayız.
İfade özgürlüğünün yargıyla susturulmasını kabul etmiyoruz.
03 Temmuz saat 10. 30'da
Cağlayan Adliyesinde olacağız.
@egitimsen@KESK1995
*Unutmayacağız, unutturmayacağız!*
*Unutmuyoruz!* Çünkü unutturulmak istenen her gerçek, gelecekte daha büyük adaletsizliklerin kapısını aralar.
*Unutmuyoruz!* Çünkü bu ülkede hâlâ laik, demokratik, eşit yurttaşlığa dayalı bir yaşam için direnen milyonlar var.
*Unutmuyoruz!* Sivas’ın hesabı sorulana, gerçek failler yargılanana ve Madımak Oteli bir “Utanç Müzesi”ne dönüştürülene kadar bu ülkenin vicdanı olarak mücadelemizi sürdüreceğiz.
Sivas Katliamının 33. yılında, yaşamını yitiren canları saygıyla anıyoruz.
*Sivas Katliamını Unutmadık, Unutmayacağız!*
⚫Madımak’tan Bugüne 33 Yıl! Karanlığa Teslim Olmadık, Olmayacağız!👇
https://t.co/LYI3E5LzIq
Bundan tam 33 yıl öce; 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta, göz göre göre, planlı bir şekilde 33 aydın ve 2 otel emekçisi diri diri yakıldı. Bu, münferit bir “linç” değil; örgütlü, kışkırtılmış, cezasızlık zemininde büyütülmüş bir derin devlet operasyonuydu. Katliam öncesi günlerce dağıtılan bildiriler, yayılan yalanlar, hedef gösteren manşetler, göz yumulan gerici mitingler ve nihayetinde seyirci kalan kolluk kuvvetleri; hepsi aynı senaryonun parçalarıydı.
Bugün, yeryüzünün en kapsamlı savaş aygıtı ABD’nin başkanı’nı Ankara’da dikensiz gül bahçesinde ağırlamak adına, sıkıyönetim dönemlerini hatırlatan ,tüm alanları ve eylemleri yasaklayan devlet, 33 yıl önce Madımak’ta aydın, yazar, sanatçıların diri diri yakılmasını izledi. Bir kentin merkezinde, 15 dakikada tüm güvenlik güçlerini bölgeye aktararak, bu toplu cinayeti önleyebilecekken, saatlerce pasif biçimde beklemeyi tercih etti. Halklarımız bunu asla unutmayacaktır.
Karanlık dehlizlerde planlanıp uygulanan katliamda, ateş sadece Madımak Oteli’ne değil, sönmemek üzere yüreklerimize de düştü.
Yüreğimiz hâlâ kanıyor, hâlâ yanıyor… Çünkü Madımak ’ta yalnızca insanlar değil; düşünce ve ifade özgürlüğü, laiklik, eşit yurttaşlık ve birlikte yaşama umudu da yakıldı.
AKP iktidarı boyunca cemaatler ve tarikatlarla kurulan ittifaklar sayesinde eğitimden yargıya, sağlıktan güvenliğe kadar her alan dini referanslarla yeniden dizayn edildi. Bir cemaatin tasfiyesi, başka cemaatlerin önünü açarak telafi edildi. Laiklik ve inanç özgürlüğü karşıtı bu politikalar sadece kurumları değil, toplumsal dokuyu da tahrip etti. Kadın hakları, LGBTİ+ bireylerin yaşam hakkı, Alevilerin inanç özgürlüğü, seküler eğitim sistemi doğrudan hedef alındı. Diyanet İşleri Başkanlığı, toplumu dinsel referanslara göre şekillendiren bir aparata dönüştürüldü. Kamusal kaynaklar dini dernek ve vakıflara aktarıldı. Bu yetmezmiş gibi, tarikatlar ve onların servetleri, finans varlıklarına dönük inandırıcı ve halkın vicdanını rahatlatan bir denetim yapılmadı.
Bu uygulamalar, Sivas Katliamının zihinsel zeminini oluşturan tekçi ve otoriter anlayışın günümüzdeki yansımalarıdır.
Cezasızlık politikası, aynı zihniyetin iktidarda olduğu AKP döneminde daha da pervasızlaştı.
Aradan geçen bunca yıla rağmen gerçek failler yargılanmadı; tersine, ödüllendirildi. Firari sanıklar hakkında etkin bir soruşturma yürütülmedi. Adresleri bilinen failler korunarak, kamu görevlerinde çalışmaları, askerlik yapmaları, evlenmeleri görmezden gelindi. Arama kararları olmasına rağmen hiçbir işlem yapılmadı. Üstelik katliam sanıklarının avukatlarının AKP tarafından milletvekili, belediye başkanı, bakan ve hatta Anayasa Mahkemesi üyesi yapılması, yalnızca adaletsizliği değil, aynı zamanda ideolojik ortaklığı da açıkça ortaya koymaktadır.
Laikliğe, Adalete, Emeğe, Barış İçinde Birarada Yaşama İdealine Saldırılar Sürüyor!
Bugün iktidarda olanlar, sadece geçmişin karanlıklarını aydınlatmaktan kaçınmakla kalmıyor; aynı karanlığı derinleştirmeye devam ediyor. Kutuplaştırıcı dil, hedef gösterme siyaseti, muhalefeti kriminalize eden uygulamalar artarak sürüyor.
Biliyoruz ki laiklik karşıtı politikalar sadece Alevilerin değil, toplumun tüm kesimlerinin demokratik geleceğini, özgürce birarada yaşam iradesini tehdit etmektedir.
Biliyoruz ki, gericiliğe yaslanan bu politikalar, aslında halkımızın, gençlerin bilimden, akıldan ve toplumsal vicdandan beslenmesi engellemek içindir.
Sivas Katliamı, sadece bir inanç grubuna değil; tıpkı 10 Ekim Katliamı gibi, farklı olan herkese, tüm muhalif kimliklere, özgürlük, eşitlik, demokrasi ve barış taleplerine karşı organize bir sindirme operasyonudur.
Katliamlara, ölümlere alışmayacağız!
Alışmayacağız! Alışmak yeni katliamlara davetiye çıkartmaktır!
Alışmayacağız! Alışmak faşizmin kurumsallaşması demektir!
Alışmayacağız! Her türlü gerici, ırkçı dayatmaya karşı mücadele etmeye devam edeceğiz!
Unutmayacağız, unutturmayacağız!
Unutmuyoruz! Çünkü unutturulmak istenen her gerçek, gelecekte daha büyük adaletsizliklerin kapısını aralar.
Unutmuyoruz! Çünkü bu ülkede hâlâ laik, demokratik, eşit yurttaşlığa dayalı bir yaşam için direnen milyonlar var.
Unutmuyoruz! Sivas’ın hesabı sorulana, gerçek failler yargılanana ve Madımak Oteli bir “Utanç Müzesi”ne dönüştürülene kadar bu ülkenin vicdanı olarak mücadelemizi sürdüreceğiz.
Sivas Katliamının 33. yılında, yaşamını yitiren canları saygıyla anıyoruz.
Sivas Katliamını Unutmadık, Unutmayacağız!
YÜRÜTME KURULU
Sanatıyla olduğu kadar vicdanı ve yaşamı boyunca sergilediği onurlu duruşuyla da milyonların gönlünde yer edinen Kadir İnanır’ı kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz.
Yalnızca unutulmaz filmleriyle değil, emekten, barıştan, demokrasiden, ve halktan yana duruşuyla da hafızalarda yaşamaya devam edecek.
Ailesi ve sevenlerine başsağlığı diliyoruz. Mücadelesiyle, sanatıyla hep bizimle olacak.
Anısına saygıyla …