YENİ DÖNEME ÖRGÜTLÜ MÜCADELEYLE!
Eğitim-İş Samsun Şubesi olarak Şube Başkanlar Kurulu toplantımızı gerçekleştirdik.
Yeni eğitim-öğretim yılının gündemini, eğitim emekçilerinin sorunlarını ve önümüzdeki dönem mücadele programımızı değerlendirdik.
#Eğitimİş#EğitimİşSamsun
• 23 Eylül Çarşamba günü tüm okullarımızda derslere siyah giyinerek giriyoruz.
• 23-24-25 Eylül tarihlerinde (3 gün boyunca) tüm okullarımızda “Güvenli Okul, Sağlıklı Eğitim” kokartımızı takıyoruz.
Değerli üyelerimiz,
Manisa'da yaşanan acı olayın ardından Eğitim-İş Genel Merkezimizin kararı doğrultusunda basın açıklaması gerçekleştirilecektir.
BASIN AÇIKLAMASI
Tarih: 23 Eylül Çarşamba
Saat : 17.00
Yer : Gazi Müzesi Önü-Mecidiye Girişi
Eğitim-İş Samsun Şube
Manisa’nın Turgutlu ilçesindeki İnci Üzmez MTAL’de 11 öğrencimizin yaralanmasıyla sonuçlanan silahlı saldırı ve okullarımızda tırmandırılan şiddete karşı tepkimizi göstermek, meslek onurumuzu ve can güvenliğimiz sağlamak amacıyla, Merkez Yönetim Kurulumuzun aldığı karar doğrultusunda;
• 23 Eylül Çarşamba günü tüm okullarımızda derslere siyah giyinerek giriyoruz.
• 23-24-25 Eylül tarihlerinde (3 gün boyunca) tüm okullarımızda “Güvenli Okul, Sağlıklı Eğitim” kokartımızı takıyoruz.
Eylem Kararı İçin Tıklayınız
https://t.co/JaPLv3ot3Y
Kokart Çalışmasını İndirmek İçin Tıklayınız
https://t.co/Cy8AtoiJvx
Eğitim-İş Samsun Şubesi ve Tekkeköy İlçe Temsilciliği olarak, yeni eğitim-öğretim yılının hayırlı olması dileğiyle Tekkeköy İlçe MEM Sayın Mustafa UZUNLAR, Ş. Müdürleri Engin AKTAŞ ve Rabia AYDIN DALGA ile bir araya geldik.
ATAKUM BELEDİYESİ İŞÇİLERİ YALNIZ DEĞİLDİR!
Kamu-İş Konfederasyonu Samsun İl Başkanlığı, Eğitim-İş Samsun Şubesi ve Büro-İş Samsun İl Temsilciliği olarak, Atakum Belediyesi İşçi Dayanışması Grubu’nun basın açıklamasına katılarak işçilerin haklı mücadelesine destek verdik.
ATAKUM BELEDİYESİ İŞÇİLERİ YALNIZ DEĞİLDİR!
Kamu-İş Samsun İl Başkanlığı, Eğitim-İş ve bağlı sendikalarımız olarak, açlık grevini sürdüren Atakum Belediyesi işçileriyle dayanışmak amacıyla Atakum Belediyesi İşçi Dayanışması Grubu’nu ziyaret ettik
TAŞIMAYA DEĞİL, ÇÖZÜME İHTİYACIMIZ VAR!
Eğitim-İş Samsun Şubesi olarak, 19 Mayıs Lisesi Mezunları Derneği’nin düzenlediği basın açıklamasına katılarak, okulumuzun merkezden uzak bir okula taşınmasına dikkat çektik.
#19MayısLisesi#19MayısLisesiMezunlarıDerneği
Okullarda derslik yok, yemek yok, güvenlik yok. Bakanlığın bulduğu acil çözüm ise öğretmene önlük!
Sayın Bakan buna “hatırlatma” diyor. Hatırlatmanın kumaş oranı, yaka biçimi ve cep sayısı olmaz. Kılavuzu, takibi ve denetçisi varsa bunun adı hatırlatma değil, dayatmadır.
Öğretmenin itibarı önlükle korunmaz. Öğretmeni yoksulluğa mahkûm eden, şiddete karşı koruyamayan ve emeğini değersizleştiren politikalar itibarı zedeler.
Öğrenci önlüğüne “tek tipçilik” diyenler, bugün öğretmene tek tip önlük biçiyor. Çünkü amaç kıyafet düzenlemek değil; öğretmeni iktidarın “makbul” kalıplarına sokmaktır.
Karma eğitimi tartışmaya açan zihniyetin, başta kadın öğretmenlerin kıyafetine sınır çizmesi tesadüf değildir. Başkalarının kıyafetinden ahlak üretmeye çalışanlar, aslında kendi zihin dünyalarını anlatır.
Bakan, “Sendikanızda nasıl giyindiğinize karışmıyorum” diyor. Ne büyük hoşgörü! Sırada evimizde ne giyeceğimize karışmamak mı var?
Bu söz, okulları kendi mülkü, öğretmeni de kendi tasarrufunda gören vesayetçi anlayışın itirafıdır. Hayır Sayın Bakan; devlet okulları sizin mülkünüz değil, Cumhuriyetin kamusal kurumlarıdır. Öğretmenler de ideolojik vitrininize giydireceğiniz mankenler değildir.
Öğretmeni kıyafeti üzerinden “kötü örnek” diye sınıflandıran Bakan, kendi çocuğunu özel okulda okutuyor. Sayın Bakan; sözünüzle yaptığınız arasındaki bu uçurumla örnek değil, ibret oluyorsunuz. Eğitim tarihine de böyle geçiyorsunuz.
Önlüğün boyunu santim santim ölçenler, 40–50 kişilik sınıfta öğrenciye düşen alanı ölçsün. Aç gelen çocuğu, verilmeyen okul yemeğini, temizlenmeyen ve güvenliği sağlanmayan okulları dert edinsin.
Öğretmen ne giyeceğini bilir. Bakanlık önce asli görevini yapsın.
Eğitim-İş olarak kılık kıyafet eylem kararımızı aldık. Bu dayatmayı yargıya da taşıyoruz.
Öğretmenin yakasından, cebinden ve önlüğünden elinizi çekin.
Sayın Bakan, Millî Eğitim Bakanlığının yetkilileri; bir kez de öğretmenlerin sesini duyun, yıllardır ertelenen taleplerini dikkate alın!
Yıllardır iller arası yer değişikliği bekleyen öğretmenler için ikinci il dışı atama takvimi daha fazla gecikmeden ilan edilmelidir.
Ancak yalnızca yeni bir tercih ekranı açılması çözüm değildir. Öğretmenlerin karşısına birkaç il ve göstermelik kontenjan çıkarılmamalı; 81 ili kapsayan, yıllardır biriken taleplere karşılık verecek geniş ve gerçekçi bir atama imkânı sunulmalıdır.
MEB, norm kadro ve personel planlamasındaki sorunları öğretmenlerin yer değiştirme hakkını sınırlandırmanın gerekçesi hâline getirmemelidir. İsteğe ve mazerete bağlı yer değişikliği taleplerini birlikte gözeten, yeterli kontenjana dayalı, adil ve şeffaf bir süreç yürütülmelidir.
Yer değiştirme hakkı, kâğıt üzerinde tanınan değil, fiilen kullanılabilen bir hak olmalıdır. İkinci il dışı atama yapılmalı; öğretmenlerin yıllardır biriken haklı talebi artık karşılanmalıdır. @tcmeb
#2ildışınaMEBbolkontenjan
Eğitim-İş olarak, hukuku genelgelerle aşmaya, öğretmenin mesleki özerkliğini idari talimatlarla daraltmaya ve öğretmeni itibarsızlaştırmaya, okulları güncel siyasi politikaların uygulama alanına dönüştürmeye yönelik hiçbir girişime sessiz kalmayacağız.
@kademozbay_
Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yayımlanan 2026/70 sayılı “2026-2027 Eğitim ve Öğretim Yılına İlişkin İş ve İşlemler” Genelgesi, eğitimin kronikleşmiş sorunlarına çözüm üretmek yerine öğretmeni daha fazla denetleyen, eğitim süreçlerini merkezî talimatlarla kuşatan ve yönetmeliklerle düzenlenmiş alanlarda dahi genelge yoluyla yeni yükümlülükler yaratmaya çalışan bir anlayışın ürünüdür.
Genelge, eğitimde farklılıkları ve özgünlüğü esas almak yerine öğretmeni ve öğrenciyi dar kalıplara sıkıştıran, tek tip öğretmen ve tek tip öğrenci anlayışını dayatan; eğitim sisteminin yapısal sorunlarından doğan sorumluluğu ise Bakanlığın üzerinden alarak öğretmenin ve öğrencinin omuzlarına yükleyen bir yaklaşımı yansıtmaktadır.
Bakanlık, öğretmenin yoksullaşmasını, okulların personel açığını, kalabalık sınıfları, öğretmen açığını, ücretli öğretmenlik ayıbını, eğitimde eşitsizliği ve giderek ağırlaşan çalışma koşullarını çözmek yerine, öğretmenin önlüğünden telefonuna, veliyle görüşmesinden kullanacağı dijital platforma, görev yapacağı okuldan görev yapacağı alana kadar uzanan bir müdahale ve denetim düzeni kurmaya çalışmaktadır.
Genelgenin bütününe hakim olan “tavizsiz”, “zorunlu”, “istisnasız”, “kesinlikle”, “ivedilikle”, “hiçbir şekilde” gibi ifadeler de Bakanlığın eğitim çalışanlarıyla birlikte yönetme anlayışından giderek uzaklaştığını göstermektedir.
Eğitim, emir-komuta zinciri içerisinde yürütülecek mekanik bir faaliyet değildir. Öğretmen de Bakanlığın her yeni politikasını sorgulamadan uygulamakla yükümlü bir talimat memuru değildir.
Eğitim-İş olarak, hukuku genelgelerle aşmaya, öğretmenin mesleki özerkliğini idari talimatlarla daraltmaya ve öğretmeni itibarsızlaştırmaya, okulları güncel siyasi politikaların uygulama alanına dönüştürmeye yönelik hiçbir girişime sessiz kalmayacağız.
Açıklamanın tamamını okumak için tıklayınız:
https://t.co/iyyVCbhZXJ
11 Ağustos 2017’de, Trabzon’un Maçka ilçesinde hain terör örgütü PKK tarafından katledilen 15 yaşındaki Eren Bülbül ve onu korumak için bedenini siper eden Astsubay Ferhat Gedik’i, hayattan koparılışlarının 9. yıl dönümünde saygı ve minnetle anıyoruz.
Eğitim-İş olarak, ülkemiz uğruna can veren tüm şehitlerimizin anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.
#ErenBülbül #FerhatGedik #iyikivarsınEren
Hukukun demokratik haklarını kullanan yurttaşa karşı bir baskı aracına dönüştürüldüğü bir ülkede, terör örgütü mensuplarına özel hukuk düzenlemeleri yaparak “toplumsal barış ve bütünleşme” sağlanamaz.
Bugün öğrenciler pankart açtıkları, sendikacılar anayasal haklarını kullanarak eylem yaptıkları, gazeteciler yazdıkları, yurttaşlar sosyal medya paylaşımları nedeniyle soruşturulabilmekte, gözaltına alınabilmekte ve tutuklanabilmektedir. Seçilmişler hakkında yargı kararı kesinleşmeden görevden alma ve tutuklama tedbirleri uygulanabilmektedir.
Böyle bir hukuk düzeninde, söz konusu PKK/KCK terör yapılanmasının mensupları olduğunda kişiye ve örgüte özgü hukuki düzenlemelerin gündeme getirilmesi, toplumun adalet duygusuyla bağdaşmaz.
Demokratik itiraza yargı sopası, terör örgütüne özel hukuk uygulayan bir anlayışın adına “milli dayanışma ve toplumsal bütünleşme” denilemez.
Terörün tamamen sona ermesini ve silahların susmasını istemek başka; hukuku siyasi ihtiyaçlara göre eğip bükmek başkadır. Hukuk kişiye, örgüte ve iktidarın dönemsel hesaplarına göre değişemez.
Toplumsal barışın ilk şartı herkes için hukuk, herkes için demokrasi, herkes için özgürlüktür.
Bugün tartışılan çerçevenin PKK/KCK yapılanmasını esas alması ve örgüt mensupları bakımından önemli hukuki sonuçlar doğurması, bu nedenle yalnızca teknik bir hukuk meselesi olarak görülemez. Egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu bir Cumhuriyet’te, terör örgütünü ve onun başını, iktidarın siyasi hesapları uğruna halk iradesinin yanında yeni bir siyasal muhatap ve meşruiyet odağı haline getirmek kabul edilemez.
Kalıcı toplumsal barışın muhatabı terör örgütleri değil, milletin kendisi ve meşru anayasal kurumlarıdır.
Devamını okumak için tıklayınız:
https://t.co/SiciMaQxWT
Mülakatla hakları gasp edilen 1.611 öğretmenimizin iki yılı aşkın süredir sürdürdüğü kararlı mücadeleyi yürekten kutluyorum. Baskıya, gözaltılara, engellemelere rağmen haklarından vazgeçmediler.
Mülakat mağduru öğretmenlerimizle birlikte bu mücadelenin örgütlenmesinde ve büyütülmesinde öncü bir sorumluluk üstlenen; meydanlardan eylemlere, hatta günler süren açlık grevine kadar öğretmenlerimizle omuz omuza mücadele eden Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’ndaki mücadele arkadaşlarımızı da yürekten selamlıyorum. Eğitim-İş olarak biz de bu iki yıl boyunca öğretmenlerimizin önünde değil, yanında durduk; nerede çağırdılarsa orada olduk, mücadelelerine omuz verdik. Çünkü biliyoruz ki dayanışma güçlendirir, mücadele büyütür.
Hak, haksızlıktan elbette yücedir; er ya da geç kazanacaktır.
Bugün atılan adım değerlidir; ancak ertemeleci bir çözüm doğru ve güvenilir değildir. Mülakat mağduru öğretmenlerimiz doğrudan kadroya atanmak yerine PİKTES kapsamında geçici süreli öğretici olarak istihdam edilecek; yapılan açıklamalara göre belirli bir sürenin ardından MEB kadrolarına geçirilecektir. Umarız verilen bu söz tutulur ve kadroya geçiş en kısa sürede gerçekleşir. Sürecin takipçisi olacağız.
Oysa öğretmenlerimizin talebi bir proje kapsamında geçici istihdam değil, mülakatla ellerinden alınan kadrolu öğretmenlik haklarının teslim edilmesidir. İktidar, yarattığı mağduriyetin sorumluluğunu tam olarak üstlenip doğrudan kadro ataması yapmak yerine çözümü geçici bir statü üzerinden zamana yaymayı tercih etmiştir. Öğretmenlerimizin hakkı bir projeye, geçici statüye ya da ilerisi için verilen sözlere bırakılamaz. Kadro bir lütuf değil, mülakatla ellerinden alınmış haklarıdır. Kadroya geçiş hiçbir belirsizliğe bırakılmadan, hukuki ve idari güvencesi açık biçimde ve en kısa sürede gerçekleştirilmelidir.
Bu yöntem, yıllardır PİKTES kapsamında çalışan ve kadro bekleyen öğretmenlerimizle mülakat mağduru öğretmenlerimizi karşı karşıya getirmemelidir. Bir öğretmenin hakkı başka bir öğretmenin hakkından eksiltilerek teslim edilemez. 1.611 öğretmenimizin kadroya alınması, önümüzdeki dönemlerde yapılacak öğretmen atamalarının kontenjanından da düşülmemelidir.
Mülakattaki adaletsizliğin, yetersiz atamaların ve yıllardır sürdürülen plansızlığın bedelini öğretmenlere ve bu ülkenin gençlerine ödetmekten vazgeçin.
1.611 öğretmenimize şimdilik hayırlı olsun. Bu kazanım, her şeyden önce hakkından vazgeçmeyen öğretmenlerimizin kararlılığının ve büyüyen dayanışmanın sonucudur. Mücadele edenlere, direnenlere, dayanışmayı büyütenlere selam olsun.
Mülakat mağduru öğretmenlerimiz kadrolu atama haklarını eksiksiz alıncaya, mülakat sistemi ortadan kalkıncaya ve bu ülkede “atanamayan” değil, atanmayan öğretmen sorunu sona erinceye kadar mücadelemiz sürecek.
Özel sektörde çalışan öğretmenlerimizin taban maaş ve güvenceli çalışma başta olmak üzere haklı talepleri için de Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’yla omuz omuza mücadeleyi ve dayanışmayı büyütmeye devam edeceğiz. @ogretmensendika@MulakatPlatform@egitimisorg
Eğitim-İş Samsun Şubesi olarak üyelerimizin ve tüm eğitim emekçilerinin haklarını hukuk zemininde savunmaya devam edeceğiz. Hukuki mücadelemiz, ortaya çıkan emsal kararların bütün eğitim emekçileri lehine uygulanması için de mücadelemizi sürdüreceğiz.
#kademozbay#yeliztoyy
Kendi çocuğunu özel okula gönderen bir Milli Eğitim Bakanı’nın, milyonlarca çocuğa “Ben öğrenciyken…” diye başlayan çocukluk hatıralarıyla eğitim anlatması aslında bütün hikâyeyi özetliyor. Sizi o köy okulundan bu makama taşıyan Cumhuriyet’in kamusal eğitim sistemiydi; bugün ise kendi çocuğunuz için tercih etmediğiniz eğitim düzenini başarı diye anlatıyorsunuz.
“Ben öğrenciyken sobalı okullar vardı…” Evet Sayın Bakan, sobalı köy okulları vardı. Ama köyde okul vardı. Bacası tüten o okulların yaklaşık 20 binini sizin iktidarınız kapattı. O okullar; çobanın, çiftçinin, işçinin çocuğunu öğretmen de yaptı, doktor da, mühendis de, profesör de, bakan da, cumhurbaşkanı da…
Demek ki mesele soba değilmiş; mesele Cumhuriyet’in halkın çocuklarına açtığı yolmuş. Siz o yolu kapattınız.
“Ben öğrenciyken sınıflar 70 kişiydi…” 70 kişilik sınıflar yoktu ama evet, bazı okullarda kalabalık sınıflar vardı. Siz bunu istisna olmaktan çıkarıp kent merkezlerindeki devlet okullarının gerçeği hâline getirdiniz. Bugün 40-45, hatta 50 kişilik sınıflar; 1.500-2.000 öğrencilik okullar ve ikili eğitim sıradanlaştı. Sonra 10-15 kişilik sınıfları olan, boş derslikleri bulunan ve özel olarak desteklediğiniz okulları da hesaba katıp “ortalama 24-25 öğrenci” masalı anlatıyorsunuz. Ortalamayı düzeltiyorsunuz, gerçeği değil.
Üstelik bunu anlatan kişinin çocuğu özel okulda.
“Ben öğrenciyken ders kitapları geç geliyordu…”
Bugün kitaplar ücretsiz dağıtılıyor diyorsunuz. O kitaplar halkın vergisiyle basılıyor. Bu süreçte halkın parasını kimlere aktardığınızı da, sınav sorularının defalarca çalındığı düzeni de bu ülke unutmadı. Ama tamamen sınava dayalı hâle getirdiğiniz bu sistemde kaç çocuk yalnızca o kitaplarla sınava hazırlanabiliyor?
Veliler kaynak kitaplara binlerce lira harcıyor; okulun temizliğini, kırtasiyesini ve birçok temel ihtiyacını cebinden karşılıyor. Eğitimin gerçek maliyetini velinin sırtına yüklemek başarı değildir.
Peki bugün övündüğünüz eğitim tablosu ne?
En güvenli olması gereken okullarda öğretmenlerin ve öğrencilerin yaşamını yitirdiği; temizlenmeyen okullarda çocukların aç ve susuz bırakıldığı; diplomanın artık çocuklara bir gelecek vaat etmediği; okulların tarikat ve cemaatlerin etkisine açıldığı; yoksul çocukların eğitim hakkı yerine ucuz işgücüne sürüklendiği bir eğitim düzeni…
Cumhuriyet sizi köy okulundan bakanlığa taşıdı. Siz ise halkın çocuklarını geleceğe taşıyan o yolu daralttınız.
Millî Mücadele var ama sonunda bir “Kurtuluş” olmadığını söylemek; ideolojik bir saplantının, Atatürk’e, Cumhuriyet’e ve kurucu felsefemize yönelik açık bir karşıtlığın yansımasıdır.
Kurtuluş; emperyalizme, mandacılığa, işgale, işbirlikçiliğe ve millet iradesini yok sayan saltanat düzenine karşı kazanılmış tam bağımsızlığın adıdır.
107 yıl önce 19 Mayıs’ta atılan ilk adım, işgale karşı direnişi başlatırken; tam bağımsızlığa, millî egemenliğe ve Cumhuriyet’e uzanan büyük yürüyüşün de başlangıcı oldu.
Bu mücadele; tam bağımsızlıkla mandacılığın, millî egemenlikle saltanat düzeninin, Meclis iradesiyle saray iradesinin, yurttaşlıkla kulluğun, akıl ve bilimle dogmanın tarihsel hesaplaşmasıydı.
Cumhuriyet de bu büyük Kurtuluş’un eseridir.
Yusuf Tekin’in sözleri şahsi bir yanılgı değildir; AKP iktidarının Cumhuriyet’e, Atatürk’e ve kurucu felsefemize bakışının filtresiz yansımasıdır.
107 yıl önce de taraflar belliydi.
Bugün de bellidir.
Biz; Atatürk’ün tarafındayız.
Kurtuluş’un tarafındayız.
Cumhuriyet’in tarafındayız.
Bu sözlerin sahipleri ve destekçileri de hangi tarihsel anlayışın yanında durduklarını artık kendi sözleriyle ortaya koymaktadır.
Peki, “Kurtuluş”tan kim rahatsız olur?
Emperyalizme karşı kazanılan bağımsızlıktan…
Mandacılığın reddedilmesinden…
Saltanatın yerine millî egemenliğin kurulmasından…
Cumhuriyet’ten…
Cumhuriyet’ten rahatsız olan, Atatürk’ten de rahatsız olur.
Çünkü Cumhuriyet’i kuran da, Kurtuluş’u zafere ulaştıran da Atatürk’tür.
Son olarak Bakan Yusuf Tekin’e bir kitap tavsiyem var:
Nutuk.
Okuyabilirse “Neyden kurtulduğumuzu” en doğru cevabıyla orada bulacaktır. Okuması ağır gelirse, “Kurtuluş” geçen yerlerin altını çizerek gönderebilirim.