Ankara Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) 36. Hukuk Dairesi (HD)’nin 21.05.26’da “…4-5 Kasım 2023 tarihli kurultay öncesi görevde bulunan genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu ile Parti Meclisi ve Yüksek Disiplin Kurulu üyelerinin karar kesinleşinceye kadar TEDBİREN GÖREVİ ÜSTLENMELERİNE/GÖREVE İDADELERİNE” karar verdi.
Hızlıca birkaç saptama ve soru, kararın yalnızca Anayasa’ya ve hukuka aykırılığını değil, birçok çelişkiyi de ortaya koyar:
Saptama 1: Asliye hukuk mahkemesi, seçim yargısının yetki alanında karar veremeyeceği için, BAM 36. HD kararı hukuken yok hükmündedir.
Saptama 2: Bu tartışmaya girmeksizin, yetki sorunu bir yana, zaman olarak da seçim hukukunda öngörülen süreler günlerle sınırlı tutulduğu halde BAM, kararı yıllar sonra verdi.
Saptama 3: Başvuruları reddeden Yüksek Seçim Kurulu (YSK), Anayasal yetkiyi kullanmaktan kaçındığı gibi, gerekçesiz karar verdiği için de Anayasa’yı ihlal etmiştir.
Saptama 4: BAM kararı sonrası, ev baskınları, gözaltılar ve tutuklamalar oldu.
Saptama 5: CHP Genel Merkezi’ne 24 Mayıs Pazar sabahı saat 7.30’dan itibaren girme girişimi sonuçsuz kalınca Kılıçdaroğlu, kolluk ve zor yoluyla Genel Merkezi tahliye ettirdi.
Saptama 6: Kolluk, binaya girmesi ve kullanması gerekmediği halde aşırı biber gazı kullandı ve binaya hasar verdi.
Saptama 7: Genel Merkez’den zorla ve yaşam riski karşısında bırakılarak çıkarılan CHP Genel Başkanı ve partililer, TBMM’ye dek barışçıl gösteri ve yürüyüş yaptı.
Saptama 8: Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, şiddet kullanan kolluğa karşı değil, uğradıkları haksızlığa tepki olarak görev yeri olan TBMM’ye yürüyerek giden partililere karşı soruşturma başlattı.
Saptama 9: Çok yönlü ve yoğun saldırılar karşısında serinkanlı tavır ve davranışları ile CHP Genel Başkanı Özgür Özel, ciddi bir demokrasi sınavı verdi.
Bu saptamalar, şu soruları beraberinde getiriyor:
Soru 1: Seçimlerden yaklaşık 3 yıl sonra karar veren BAM, önlem kararı yerine, kesinleşmesini neden beklemedi?
Soru 2: Başvuruları reddeden YSK, Genel Başkanlık mazbatasının Özgür Özel’in uhdesinde kalmasını geçici kararın doğası gereği onaylamış olmadı mı? K. Kılıçdaroğlu’na ise, mazbatanın ancak kararın kesinleşmesinden sonra verilebileceğini de kabul etmiş olmadı mı?
Soru 3: BAM kararı sonrası özgürlükten alıkoyma operasyonları, hukuk mahkemesi kararını cezai karar niteliğine dönüştürmüyor mu? Savaş ortamında bile mutlak koruma gören suçsuz sayılma hakkı, mağdurları ile doğrudan ilişkili olmayan geçici tedbir kararı ile nasıl ihlal edilebilir?
Soru 4: Ülkenin tatile girdiği bir Pazar sabahı Parti Merkezi’ni kolluk yoluyla boşalttırma konusunda Kılıçdaroğlu ivecenliği, Kurultayı en kısa zamanda toplamak için de geçerli olmalı değil mi?
Soru 5: Bir tebligat için şiddet kullanarak CHP Genel Merkezi’ni savaş alanına çeviren ve onlarca kişinin sağlık ve yaşamını tehlikeye atan kolluk, cezasızlık zırhından yararlanacak mı? Olası şikayetler karşısında savcılık sessiz mi kalacak?
Soru 5: Geçici tedbir kararını uygulatma tarzı ile, daha önce 2017 kurgusuna karşı oldukları görüntüsü verenler, aslında “Kişi+Parti+Devlet” füzyon harekatına hizmet sunmuş olmuyor mu?
Soru 6: Yargı ve kolluk darbesi! yoluyla tasfiye edilmek istenen CHP yönetimi için, “hukuk yoluyla demokrasi” mücadelesini maksimize etme çalışmalarını, TBMM önünde sorumlu hükümetin yeniden kurulması yolunda daha sistemli ve sürekli bir seferberliğe yönlendirme zamanı gelmedi mi?
Biri yine “Kemalist”diyor.
Fotoğrafta şöyle yazıyor:
“İzmit’te Kemalist bir Türk’ün idamı”
Milli Mücadele’de, İngilizler Kemalistleri kurşuna diziyorlardı.
-Mustafa Kemal’le birlikte işgalcilere karşı savaşanlara Kemalist derlerdi.
-Mustafa Kemal’in askerleri; vatanın, milletin namus ve şerefini kurtardılar.
-Mustafa Kemal’in askeri olmak büyük bir onurdur. Madalyadır.
KÖRLER ÜLKESİ
Toplumlar neden gerçeği söyleyenleri değil de huzuru bozanları cezalandırır? Çünkü ışık sadece yolu aydınlatmaz, saklanacak yer de bırakmaz. H.G. Wells'in "Körler Ülkesi" ve normalin tiranlığı üzerine:
https://t.co/io1obU78Cz
DOĞU’NUN SESİ
Kâiniat dediğimiz bir hayal fânus aslında. Ama biz ona gerçeklik atfederiz. Bütün acılarımız ve şaşkınlığımız ondandır. Asıl gerçek bir hiçliktir belki, düşümüzde de var olan. Sizlere güzel mi güzel bir Pazar günü dilerim.
https://t.co/GyyapqHAv0
ORTAKAÇIKLAMA
"TUTUKLU SAVUNMAYI" REDDEDİYORUZ
BASINA ve KAMUOYUNA
Avukatlık faaliyetleri nedeniyle hukuka aykırı şekilde tutuklu bulunan meslektaşımız Av. Mehmet Pehlivan; bağımsız savunmanın sembolü olan cübbesinden ve savunmanın yapılması için gerekli uygun koşullardan mahrum bırakılmış, müvekkilini cezaevinden SEGBİS aracılığıyla savunmak zorunda kalmıştır. SEGBİS ile bağlanması, savunma hakkını gözeten olumlu bir adım olarak görülse de meslektaşımızın bir sonraki celse duruşma salonunda hazır bulunma talebinin reddedilmesi savunma hakkını ortadan kaldıran, kabul edilemez bir tutumdur.
Bu uygulama; Avukatlık Kanunu'na, Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları'na, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkına ve BM Havana Kuralları'nda düzenlenen avukatların bağımsızlığına açıkça aykırıdır.
Tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmeler, devletlere avukatların görevlerini her türlü baskı, engel ve tehditten uzak icra etmelerini güvence altına alma yükümlülüğü yükler. Bu sözleşmeler; avukatların müvekkilleriyle gizlilik içinde ve engelsiz görüşme hakkını, mesleğin bağımsızlığını ve mesleki sembollerin korunmasını garanti altına alır.
Meslektaşımızın maruz kaldığı bu uygulama; savunma hakkının kutsallığını, avukatlık mesleğinin evrensel güvencelerini ve hukuk devletine duyulan güveni zedelemiştir.
Avukata yöneltilen her baskı, doğrudan yurttaşın savunma ve adil yargılanma hakkına yöneltilmiş demektir. Avukatlık mesleği suç değildir. Avukat müvekkilinin sesi, cübbemiz ise mesleğimizin onurudur.
Bu bağlamda; savunma hakkını, mesleğin bağımsızlığını ve avukatlık faaliyetlerini koruma altına alan ulusal ve uluslararası normları bir kez daha hatırlatarak meslektaşımız Av. Mehmet Pehlivan'a yönelik tüm bu hukuksuz uygulamalan kabul etmediğimizi, Avukatların özgürlüğünü ve mesleki onurunu hedef alan her türlü girişime karşı mesleğin evrensel değerlerini savunmaya devam edeceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.
12 Eylül darbesi sonrasında 650 bin kişi yargılandı, 1 milyon 683 bin kişi fişlendi, 50 kişi idam edildi, 171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi. Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.
Yüzlerce sendika, konfederasyon, dernek ve demokratik kitle örgütleri kapatıldı, yöneticileri tutuklandı. 12 Eylül darbesi, ülkenin demokrasi mücadelesini onlarca yıl geriye götürdü.
12 Eylül darbecileri tarafından uygulanan baskıcı, antidemokratik hukuk dışı uygulamalar, bugün mevcut iktidar AKP eliyle uygulanmaya devam ediyor.
19 Mart darbesi ve sonrasında belediye başkanlarımız haksız, hukuksuz şekilde gözaltına alındı, zindanlarda tutsak edildi ve edilmeye devam ediyor.
Ülkemizin kurucu partisi Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurumsal kimliğine yapılan saldırılar da göstermektedir ki; bulunduğumuz dönemin 12 Eylül’den hiçbir farkı yoktur. O dönem nasıl askeri darbe yapıldıysa bugün de iktidar tarafından sivil darbe yapılmaktadır.
Darbenin iyisi kötüsü olmaz. Demokrasiyi yok etmeye çalışan sivil ve askeri her türlü darbenin karşısında her zaman dimdik durduk ve durmaya devam edeceğiz.
Ülkemizde darbe ikliminden tek çıkış yolu, Demokrasi ve Özgürlüklerin varolmasıdır. Anayasal hak ve Özgürlüklerin yaşandığı Demokratik, laik, çağdaş Hukuk Devletinin gerçekleştirilmesidir.
Demokrasinin postallarla ezildiği, tarihimizin kara lekesi olan 12 Eylül Darbesinin ve her türlü darbenin karşısındayız, daima milletimizin yanındayız.
#12Eylül
Nasıl yazılır böyle bir acı bilmiyorum. Nasıl anlatılır bir kardeşin gidişi?
En yakınımızı, en iyimizi, en çalışkanımızı yitirdik.
Birlikte hayal kurduğum ve sonra o hayalleri birlikte gerçekleştirebildiğim bir dostu, aklımın ve kalbimin yarısını kaybettim.
İçimde nasıl söneceğini bilmediğim bir ateş var.
Yüreğim yanıyor.
Hepimizin başı sağ olsun.
🔴 Başarılı bir kadın teğmen, suç oluşturmayan, disiplin cezası dahi gerektirmeyen yemin nedeniyle TSK'dan ihraç edilme tehdidi altında.
Tam da siyasal iktidarın arka arkaya gelen laiklik karşıtı söylemleri, tarikat ve cemaatlerle protokol yapmaya devam edeceğini söyleyen Milli Eğitim Bakanı'nın çıkışları, bir tarikatın bürokrasiden sorumlu mensubunun korgeneralle temasları ile aynı döneme denk gelen bu gündem hiç de tesadüfi değil.
Siyasal iktidar, ülkeyi demokratik hukuk devleti olmaktan nasıl çıkarıyorsa #Cumhuriyet 'ten ve #laiklik ilkesinden de sistematik bir şekilde uzaklaştırıyor.
Cumhuriyetçi ve laik düşünceye sahip olduğunu vurgulayan Teğmen Ebru Eroğlu, kadınları birey olarak değil, ailenin parçası olarak gören siyasal iktidarın, "itaat eden kadın" profiline uymuyor.
Kadınların aile içindeki özel alandan kamusal alana çıkmasını sağlayan, eşit vatandaşlığın güvencesi olan cumhuriyet rejimi ve laiklik ilkesi, kadınlar için hayati öneme sahiptir.
Biat etmeyen, itaat etmeyen, kamusal alanda yükselen kadınlara alışacaksınız!
#LaikliktenVeCumhuriyettenVazgeçmiyoruz
#TegmenEbruEroğlu