DEVLETİN TARİHSEL AKLI VE TÜRKİYE’NİN YENİ KIRILMA EŞİĞİ
DEVLET AKLI,CHP’yi yeni bir eksene oturtuyor.
Eğer bu eksen,Türkiye sosyolojisini anlayabilme ve kendini konumlandırabilme becerisi gösterebilirse,Türkiye “İç cepheyi ”yi tahkim etmiş olur.
Bu nedenle sürecin normalleşmesine karşı;Ak Parti ve mensupları büyük hassasiyet göstermelidir.
BUTLAN tartışmaları hakkında ise;Lehte ya da aleyhte hiçbir şekilde sürece dahil olunmamalıdır.Konu siyasallaştırılmamalıdır.
Çünkü mesele yalnızca günlük politika değildir.
Mutlak kararları yalnızca politik gerçeklikle okuyanlar yanılırlar.
Türkiye tarihi bir kırılma noktasındadır.
Bugün Türkiye üzerinde çok sert bir mücadele yürümektedir.
Bir tarafta;Türkiye’yi Rusya ile savaştırmak isteyenler vardır.
Diğer tarafta ise;“Türkiye Rusya ile savaşmayacaktır” diyenler vardır.
Bir tarafta;Türkiye’nin LGBT eksenli küresel kültürel dönüşüme ve çürümeye teslim olmasını isteyenler vardır.
Diğer tarafta ise;“Aile esastır. Toplumun çekirdeği ailedir” diyenler vardır.
Bir tarafta;Türkiye’yi Avrupa Birliği’nin askeri gücü haline getirmek isteyenler bulunmaktadır.
Diğer tarafta ise;“Türkiye, Avrupa Birliği’nin ya da Londra-Tel Aviv hattının Rusya’ya karşı ileri karakolu değildir.
Türkiye bağımsız bir devlettir ve bağımsız bir güç merkezidir” diyenler
Bir tarafta;
dijital para sistemleri ve tekno-feodalizm üzerinden ülkelerin bağımsızlıklarını, toplumların iradelerini ve milletlerin ekonomik özgürlüklerini ortadan kaldırmak isteyen bir akıl vardır.
Bu akıl;
insanı sadece veriye, tüketiciye ve kontrol edilebilir dijital kimliğe dönüştürmek istemektedir.
Diğer tarafta ise;
buna itiraz edenler vardır.
“Türkiye bağımsız bir devlettir” diyenler vardır.
Yapay zekâ devrimini, dijital dönüşümü ve yeni teknolojik süreci kendi medeniyet diliyle, kendi devlet aklıyla ve kendi toplumsal değerleriyle yönetmek isteyen bir irade vardır.
Çünkü mesele yalnızca teknoloji meselesi değildir.
Mesele;
teknolojiyi kimin yöneteceği, insanı kimin tanımlayacağı ve geleceğin hangi değer sistemi üzerine kurulacağı meselesidir.
İşte bugün yaşanan mücadele tam olarak budur.
Devlet, tarihsel geçişleri devlet aklıyla okur.
Tarihsel kırılmaları günlük politik dille okumaz.
“Kim hangi partide?” sorusuna değil;“Hangi yapı hangi parti nerede duruyor?” sorusuna bakar.
Cumhuriyet Halk Partisi ise bu süreci doğru okuyamamıştır.
Kendisine nefes alanı olarak Tel Aviv Londra hattında Avrupa merkezli siyasal dili,
Almanya’da Siyonizm eksenli çevreleri ve küresel medya unsurlarını adres edinmiştir.
Toplumsal tabanında görüldüğü üzere;LGBT eksenli yapılar üzerinden yeni bir siyasal zemin arayışına yönelmiştir.
CHP Genel Merkezi önünde toplanan kalabalığa…
Taşınan pankartlara…
Atılan sloganlara dikkatle baktığınızda;
CHP’nin nasıl da tekno-feodalizmin adresi haline gelen küresel elitlerin içerideki şubesi konumuna sürüklendiğini görmek gerekir.
Ortaya çıkan tablo;
Türkiye sosyolojisinden uzaklaşan, milletin tarihsel kodlarıyla bağ kuramayan ve Küreselci
Babil akıl merkezlerinin diliyle konuşan bir siyasal zemini göstermektedir.
Devlet aklı ise bu tabloyu görmektedir.
Ve bu yapının Türkiye’nin tarihsel yönüyle uyuşmadığını da görmektedir.
Anlaşılması gereken temel mesele şudur:
Devlet ve Millet Türkiye’nin küresel tekno-feodal yapılara eklemlenmesini ve milli iradenin küresel elitlerin yönlendirmesine teslim edilmesini asla kabul etmeyecektir.
Oysa Türk devlet aklı;Dünyanın geldiği yeni jeopolitik eşiği görmektedir.
Dünyanın yeniden yapılanmasında Asya’nın yükselişini fark etmektedir.
Avrupa Birliği’nin içine düştüğü stratejik şaşkınlığı, sürekli geriye gidişini ve artık küresel ölçekte belirleyici bir merkez olma kabiliyetini kaybettiğini görmektedir.
Yetmemektedir…
Türkiye’de AK Parti’nin yaptığı transferler ve Atatürk ü sahiplenme gösteriyor ki, ülke giderek tek merkezli bir siyasi yapı üzerinden şekilleniyor. Atatürkçüsü de, ülkücüsü de, Kürdü de aynı çatı altında AK Parti üzerinden temsil edilmeye başlanıyor.+
Yetmez,bunların ömür boyu devlet kurumlarında memuriyetten ve özellikle siyaset yapaması engellenmeli yada yasaklanmalı bunlar ne kürt dür ne türk dür gerisini yazmaya gerek yok.
medine de hangi operatör ile çalışıyorsunuz öyle telefon ile konuşmak mümkün değil lütfen partnerinizi değiştirin dünyanın da parasını aldınız nasıl olacak?
TurkTelekom
@ttkomIR@TTDestek@TTMedyaMerkezi
⚫️ Hababam Sınıfı filminde yer alan sahne:
“Bir çocuk, eline çanta verilip okula yollamakla, cebine uç beş kuruş koyup okul köşesine atılmakla eğitilmez.”
4 yıl ilkokul
4 yıl ortaokul
4 yıl lise eğitimi alan bir öğrenci,
bu eğitimin sonunda
Kaldırımdaki ağacı kırıyorsa
Elindeki çöpü yere atıyorsa
Büyüklerine saygı göstermiyorsa
Helali haramı bilmiyorsa
Devlet, millet olarak eğitim sistemini tekrar gözden geçirmeliyiz.
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Farhan:
"Başkalarına bağımlı olma dönemi sona erdi."
Uyanış başladı, körfezde ABD varlığı son buluyor! Körfez ülkeleri ABD’yi ülkelerinden çıkaracaklar!
İsrail’in suç kaydı kabarık, temel insan hak ve özgürlüklerinden bihaber ve demokrasinin düşmanı olan başbakanı Netanyahu’nun, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan hakkında sarf ettiği seviyesiz ve küstah ifadeler; yalnızca bir siyasi hezeyanın değil, aynı zamanda ahlaki iflasın da tezahürüdür. Netanyahu’nun mesnetsizlik abidesi ifadelerini; dizginlerini yitirmiş bir suçluluk psikolojisinin, kan ve katliam üzerine kurduğu alçak siyasetinin ve köşeye sıkışmışlık korkusunun dışavurumu olarak değerlendirmeliyiz.
Hakikatle bağı kopmuş, vicdan terazisi kırılmış, siyasi aklı esarete düşmüş bir zihnin ürünü olan bu çürük sözler; muhatabını değil, sahibinin içine düştüğü derin meşruiyet krizini gözler önüne sermektedir. Türkiye Cumhuriyeti, kirli ağızların iftiralarıyla sarsılacak, ucuz propagandalarla yönü değiştirilecek bir devlet değildir.
Bugün asıl konuşulması gereken, sözün değil, suçun sahibidir.
Bölgesel ve küresel istikrarsızlık dalgasının her gün daha da sertleştiği; bölgemizdeki huzur ve güvenlik ikliminin siyonist hesaplarla dağıtılmak istendiği, emperyalizmin bu kanlı ve kirli oyuna çanak tuttuğu günümüzde; masum sivilleri hunharca katleden bir terör makinesinin Sayın Cumhurbaşkanımıza, ülkemize, devletimize söz söylemeye kalkışması, utanmazlığın ve küstahlığın ulaştığı yeni bir dip noktadır.
Gazze’de çocukların üzerine yağan bombaların hesabını veremeyenler; Batı Şeria’yı gasp eden, Lübnan’ı işgal eden, Suriye’nin egemenliğini tehdit eden ve İran’da gayrimeşru yollarla rejim mühendisliğine soyunan, çevre ülkelerin iç dengelerini bozmayı alışkanlık haline getiren bu anlayış; bölgeyi ateş çemberine çeviren saldırgan politikalarıyla insanlık vicdanında mahkûm olmuştur ve şimdi dikkatleri başka yöne çekmek için gürültü çıkarmaktadır.
Barışı çalan, güvenliği talan eden, insanlığın ortak değerlerini yağmalayan bu yaklaşım; sadece bir saldırganlık değil, aynı zamanda bir kleptokrasi ve ahlaki çöküştür.
İsrail yönetimi, bölgesel barışı dinamitleyen, uluslararası hukuku ayaklar altına alan, istikrarsızlığı besleyen organize bir kriz odağına dönüşmüş durumdadır. Bu yapı, yalnızca Ortadoğu’nun değil bütün dünyanın huzurunu hedef almaktadır.
Bütün bunların gölgesinde konuşan Netanyahu’nun sözleri, siyasetin değil, panik halinin ürünüdür.
Cumhur İttifakı’nın Türk milletinin dirliğini ve düzenini düstur edinen, hiçbir zorluk ve odak karşısında eğilmeyen, bükülmeyen, değişmeyen tavizsiz duruşu çerçevesinde altını çiziyorum:
Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başıdır. O’na yöneltilen hayasız ve hadsiz dil, doğrudan doğruya Türk devletinin hükümranlık haklarına, Türk milletinin itibarına ve milli iradenin bizzat kendisine yöneltilmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti; tarihi, devlet aklı ve köklü medeniyet birikimiyle bu tür kirli senaryoların karşısında dimdik durmaya devam edecektir. Hiç kimse Türkiye’yi hedef alarak kendi suçlarını perdeleyemez, kendi karanlığını başkalarının üzerine yıkamaz.
Türkiye’yi hedef alan bu saldırgan üslubun gerisinde; siyonist terör örgütü elebaşının Türkiye’nin artan diplomatik ağırlığından, Sayın Cumhurbaşkanımızın mazlum coğrafyalar lehine yükselttiği hakikat sesinden ve Türkiye’nin milli birlik ekseninde güçlenen duruşundan duyduğu rahatsızlık vardır. Meselenin özü budur.
Netanyahu’nun Cumhurbaşkanımıza dönük sözleri yok hükmündedir.
Cumhurbaşkanımız’ın yanındayız. Devletimizin kudretine ve hürriyet üzerine inşa edilmiş duruşuna yönelen her sinsi ve hain operasyonun, tahriklerin, iftira ve tehditlerin ise karşısındayız.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Bugün bir kez daha gördük…
Türk hakemlerinin bitişini.
Bu düzenle bu ligden ne adalet çıkar ne de futbol gelişir.
Yazık, gerçekten yazık.
#Fenerbahçe#Beşiktaş
72,000 killed in the genocide in Gaza.
1 million+ displaced in Lebanon.
1,700 settler attacks in the West Bank.
And now war in Iran.
Sending 20,000+ more bombs to Netanyahu isn’t just immoral—it’s illegal.
That’s why I introduced legislation to stop it.
Biz sulhün tarafındayız; kan akmasın, gözyaşları dinsin, bölgemiz artık yıllardır hasretini çektiği kalıcı huzura kavuşsun istiyoruz.
Bilhassa şu mübarek Ramazan-ı Şerif’te hemen yanı başımızda çatışma, savaş, gerilim, katliam görmek istemiyoruz.
İran’ı hedef alan gayrihukuki saldırılarla ilgili tutumumuz da bu yöndedir.
İran bizim komşumuzdur, 1639’dan beri sulhüsalah içinde olduğumuz İran halkı da bölgedeki diğer halklar gibi bizim kardeşimizdir.
Önceliğimiz, ateşkesin sağlanması ve diyalog kapısının açılmasıdır.
Şayet gerekli müdahalede bulunulmazsa çatışma sürecinin bölgesel ve küresel güvenlik açısından ciddi neticeleri olacaktır.
Böyle bir sürecin ortaya çıkartacağı ekonomik ve jeopolitik belirsizlikleri ise kimse taşıyamaz.
Bunun için yangının daha fazla büyümeden söndürülmesi gerekiyor.
Cumartesi gününden bu yana ABD Başkanı Sayın Trump, Katar Emîri Şeyh Temim, Kuveyt Emîri Şeyh Mişal, Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanı Muhammed bin Zayed, Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Avrupa Birliği Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen, Almanya Şansölyesi Merz, NATO Genel Sekreteri Rutte gibi birçok liderle kapsamlı görüşmelerimiz ve istişarelerimiz oldu.
Bu görüşmelerde Körfez’deki kardeşlerimize geçmiş olsun dileklerimizi iletmenin yanı sıra savaşı durdurmak için neler yapabileceğimizi ele aldık.
Ateşkes tesis edilene, bölgemizde tekrar sükûnet hâkim olana kadar her düzeyde temaslarımızı yoğunlaştıracağız.