Yaşamak, yeterli zaman tanındığında varlığımızdan bir zerrenin bile kalmayacağını ve bizim için en mühim hadiselerin dahi herhangi bir hafızada artık yer etmeyeceğini bilerek çırpınmaktan başka ne ola ki
Sonradan Ömer Faruk isimli bir öğretim görevlisi benimle irtibata geçti. Kitap hakkında epey hasbihal ettik. Yaşı biraz ileriydi, pandemi zamanında bağlantımız koptu. Bugün öğrendim ki 2021 yılında vefat etmiş. Allah rahmet eylesin. İbrahim abi de inşallah muzaffer olur.
Ankara'da bir kitap yazmaya başlamıştım. Leylâ ve Mecnûnun birlikte olabileceği bir yaşam denk gelinceye kadar evrenin yeniden yaratılmasını konu alıyordu. Evren yaratılıyor, insanlar şehirler kuruyor ve bir zaman diliminde dünyanın herhangi bir yerinde Leylâ ve Mecnûn doğuyor.
Kitabı oğlak derisi işe kaplayıp bana gönderdi. Aynı haftanın cumasında İstanbul'a gelip Şemsi Paşa kütüphanesine kayıtsız olarak bağışladım. Kitabın ilk ve son baskısı benim el yazımla henüz kaybolmadıysa orada bir yerlerde.
Beni kandırdın sanma, ben sana kandım. Fark edersem bitecek bir oyunu birkaç perde daha uzatmak için yapabileceklerimi bilsen kahkaha atardın. Kahkaha atma ihtimalin bunları sana bildirme irademi kuvvetlendiriyor. Seni merak etmiyorum, mahalle muhtarınız lüzumlu izahatı yapıyor.
Üç İstanbul'u okuyuncaya dek bir kitabı kendi lisanında okumanın ehemmiyetini bilmiyordum. Türk edebiyatında bırakın bu kitabı geçmeyi onunla aynı kulvarda değerlendirilebilecek bir kitap bile yok. İnanılmaz
Puslu Kıtalar Atlası, boş vakit geçirmelik “eh işte” bir roman. 20. yüzyıl Türk romanı listesinde ilk 100’e dahi giremez. Eğer kastedilen yüzyıl, 21. yüzyılsa durum daha vahim.
Falanca kişinin hâlini sorardım mesela, üç tavsiye isterdim. Üçü de aynı olurdu belki ama üç tavsiye daha isterdim. Bir sıkıntım olunca ona gidebilecek olmanın verdiği güven derde müptela yapardı beni.
Hava sıcaklığının şiddetinden cennet tasavvurlarında soğuk nehirlerle müjdelenmiş bir toplumun huysuz ama sadık bir ferdi olarak Allah rasulünün dizlerinin dibinde öylece serinlemek isterdim.