Selvi Boylum Al Yazmalım 100 yılın en iyi filmi seçilmişti. Kadir İnanır "Jüri değil, halk seçti o yüzden çok kıymetli" demişti. Saygıyla🙏🏻
https://t.co/UxL5k8RqHM
Üç kuruşluk siyasi kavga için bu insanların çığlıklarına kulaklarını tıkayanlara, yargılanmadan insanları suçlu ilan edenlere, buradan koltuk kapmaya niyetlenenlere kim ne kadar beddua etse az! Fatoş Pınar Türker bugün anlattı bunları, 1,5 sene sonra konuşabildi, o konuştu bütün salon ağladı…..
“Vatan'a girdik, emniyete. Hakikaten ben oradan çıkamayacağım diye düşündüm ama sonra ben 2. girdim herhalde nezarete. Asistanım vardı. "Sen niye buradasın Canan" dedim. “Beni de aldılar Pınar Hanım” dedi. Zaten sonra gerisi yağmur gibi yağdı, işte Fatoş geldi, Ceyda geldi. Tanımadığım bir sürü insan geldi. Sonra artık orada tabi hiç görmemişsinizdir muhtemelen görmeyin de inşallah nezarethaneyi ama zaman mefhumunuzu yitiriyorsunuz çünkü şeyin altında olduğu için Bodrum katı olduğu için hiç cam, pencere yok. Müthiş bir pislik var her tarafta. Artık kaçıncı gün ne şeyde, bir bilmiyorum. Bir kadın memur geldi, "Arama yapacağız" dedi. Sırayla götürüyorlar bizi. Geriye getiriyorlar. Ben de gittim. Böyle arşiv odası gibi bir yere aldı kadın memur beni. "Soyun" dedi. "Nasıl yani" dedim. Eldiven taktı eline. Arkada böyle klasörler, çok küçük bir oda. "Üstünü çıkar" dedi, "Üstünü çıkardım". Ama üstünü çıkarmanın hani zaten çıplaksın, ne kontrol edeceksin ama kontrol yaptı, "Tamam" dedi. "Üstünü giyebilirsin."
“Peki” dedim, “gidebilir miyim?” “Hayır” dedi. “Eşofmanını da indir” dedi. İndirdim. “Çamaşırını da”. “Nasıl yani” dedim? “İndireceksin” dedi. Dolayısıyla ikisini de ayak bileklerime kadar indirdim. “Şimdi yere çömel” dedi. Ondan sonra, o tutanlar varsa çıkabilir, ben utanmıyorum ama yani hani bu onurunu gururunu insanların belki şeyini yıkmak için yapılıyormuş ama hani yapan utansın, ben utanmıyorum. “Cinsel organını aç” dedi. Başını, arkanı dön, eğil filan.“Tamam” dedi. Halbuki ben şimdi biz ne olduğunu anlamıyoruz hani, bu arada ben kendi deneyimimi anlatıyorum. Diğer arkadaşlarımızın farklı polis memurları varmış, daha farklı uygulamalar olmuş olabilir. Ben kendi deneyimimi anlatıyorum. Bir de bunun biz şey olduğunu da anlamadık yani hani eldiven taktı ya eline, eldiveni kullanmadığı için biz mutlu olduk. Çünkü ben böyle jinekolojik muayene filan gibi bir şey olacak zannettim. Hani eldiven takınca biz sevindik nezarette sonra, tutuklandıktan sonra Fatoş'un çığlıklarıyla Elif'in ağlamasını hiç unutmuyorum. Her şey film gibi.
O an bir avukatın telefonuyla annemi aradım, kızlarımla konuştu. Hepsi ağlıyorlar filan. Sonra biz Silivri'ye geldik akşam vakti. Hakikaten film gibi. Çünkü insan cezaevine düşeceğini hani bir de böyle yedi sülalesinde böyle bir şey olmayınca, hiç suça bulaşmayınca filan hiç insanın aklının ucundan geçmiyor ama olabiliyormuş. Her şey insana dairmiş. Geldik, bize dediler ki sizi dediler merak etmeyin biz 5 kadınız. Bir de dışarıdan bir firma temsilcisinin eşiymiş o var. Siz dediler 6 kişilik koğuşa koyacağız. A biz çok sevindik filan. Sonra müdür hanım dedi ki Adalet Bakanlığı'ndan dedi talimat işte talimat geldi dedi. Sizi ayrı ayrı koyacağız dedi. Bizi götürdüler böyle ilk biz el eleydik Elif'le zaten. Elif de İtalya'da tatildeydi, sonra ona hani firar filan dediler de Elif kendi ayağıyla geldi duruşma salonuna ve sürekli şey diye ağlıyor kendisi, hatırlamıyorum. "Ama ben gelmek zorundaydım Pınar Hanım, kaçamazdım" diyor. El ele tutuşuyoruz biz Elif'le, ilk koğuşun kapısına geldik, "Burası sen" dediler. Açtılar koğuşu, koydular beni içine. Kapı kapandı. Ben hemen cama koştum. Cama koştum çünkü bir yanımdaki koğuşa "Elif, Fatoş seni koydular mı?" Sonra Fatoş'u sonra seni sonra Elif'i. Fakat biz sırayla Fatoş çok çığlık atıyordu.
Fatoş çok çığlık atınca, ben ona bir şey olacak diye ben bari susayım dedim yani bütün gece şey diye geçti o gecemiz. Çünkü birimiz susuyoruz, birimiz ağlıyoruz. Bir de daha fenası ses gelmezse birbirimizi görmüyoruz, camdan konuşuyoruz. Orası da ağırlaştırılmış müebbet arkadaşlar yatıyormuş. Alt katta da cama çıktı başka kadınlar, dedi ki İBB geldiniz mi dedi.
Timur Soykan:
Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım'a ne soruluyor biliyor musunuz, Şehzadeler Belediye Başkanı Gülşah Hanım...
Ya kadın hayatını kaybetti. Özgür Özel ile bir ilişkisi var mı diye sorulmuş. Hiçbir değeriniz yok mu ya, ahlakla ilgili, insanlıkla alakalı hiçbir koşulunuz, hiçbir standardınız yok mu ya? Ne yapıyorsunuz ya?
Birinin eşiyle yatak odasındaki görüntüleri yayınlıyorsunuz, öte yandan ölmüş genç yaşta hayatını kaybetmiş bir hanımefendiye atılan iftirayı, onun hatırasını kirletiyorsunuz. Nasıl bir gözü dönmüşlük bu? Ya bu yapılır mı? Batsın siyasetiniz!
İBB Davası'nda bir itirafçı daha avukatı aracılığıyla 'İradem sakatlandı' diyerek itirafçılıktan vazgeçti. Etkin pişmanlıktan yararlanan Vedat Şahin'in avukatı, müvekkilinin tek samimi ifadeyi 22 Mart'ta verdiğini, daha sonra verdikleri ifadelerin geçersiz olduğunu söyledi.
🗣️Timur Soykan:
- "Herkes kendini Ekrem İmamoğlu’nun yerine koysun.
- Bir siyasi figür olması, belediye başkanı olmasını falan da çıkartın yani. Bu adama siyasi yasak getirdiler. Siyasi yasak vermeyen hakimi sürdüler.
- Bu adamın 30 yıllık diplomasını iptal ettiler. Diplomasını sildiler adamın.
- Casus dediler adama. Eşine, kayınçosuna laf ettiler, babasının evinin bahçesinde kazı yaptılar ya. Oğlunu aldılar ifadeye gittiler.
- Bütün şirketlerine el koydular. Bütün mal varlığına el koydular.
- En yakın çalışma arkadaşlarını aldılar. Adam hakkında neler neler ya, ‘para dolu çantalar’ dediler. Dünya kadar yalan çıktı. İşte gaz istasyonları vs dediler.
- Ekrem İmamoğlu hakkında her gün manşetlerde ‘hırsız, arsız’ dediler ve ortaya bir delil koyamadılar arkadaş.
- Ben de şunu soruyorum; dava başladı, kaç milyarlık yolsuzluk iddiası vardı? 560 milyarlık.
- Sonra kaça indirdiler? 160 milyara. Şimdi daha da indirmişler…"
31 Mart 2019 gecesini hatırlarsınız. İstanbul’un her tarafında kazandık afişleri asıldı.
Ama afişlerde kazanan değil, kaybedenler vardı.
O gün hakikati aşındırmanın bedelini daha büyük kaybederek ödediler.
Hakikate bakmaya cesaret edemeyen iktidar, kara çalmaya, yalana, iftiraya sığınıyor.
Binlerce sayfa iddianame yazdınız, halka anlatamadınız.
Binlerce billboard’u gerçeği çarpıtan afişlerle donattınız, yine halka anlatamayacaksınız.
Çünkü hakikate ihanet eden, millete ihanet eder.
Oysa bu millet, kendi gerçeğini billboardlardan değil mutfağından biliyor. Pazardan biliyor. Okulda aç kalan çocuğundan, umutsuz gencinden, yoklukla sınanan emeklisinden biliyor.
Şimdiden KAYBETME kampanyanız hayırlı olsun.
İstanbul’da millet sizi hayatından sildi, şimdi sıra Türkiye’de.
Millet kazanacak!
Tutuklu İpek Elif Atayman Halk TV'ye konuştu:
''Bir kabin içinde 7,5 saatte kelepçeli Afyonkarahisar’a getirilmem, bileklerim mor yerde yatmam, eşyalarımın çöp poşetinde teslimi; bunlar zor günlerdi. Sadece fiziksel bir eziyet hissetmedim, büyük bir utanma duygusunu da en ağır şekilde yaşadım; insan onurunun nasıl ayaklar altına alındığını tecrübe ettim.''
Son dönemde yaşananların ortaya koyduğu bir gerçek var; Utanmıyoruz!
Kesim ayırmaksızın artık utanmıyoruz! Utanmadığımız gibi gittikçe arsızlaşıyoruz.
Dedelerimizin, hak geçmesin diye, tek bir faturasını yatırmak için köyünden kalkıp ilçeye kilometrelerce yol yürüdüğü bir toplumdan nerelere geldik.
Ekonomi, hukuk, siyaset ve eğitim gibi birçok alanda büyük sorunlar var. Bu sorunları düzeltecek bilimsel yollar mevcut.
Ama toplumsal çürümenin çaresini ben henüz okumadım, dinlemedim. Maalesef ahlaken günden güne çöken bir toplum var.
Bunun en büyük nedeni de "utanma" duygumuzu kaybediyor olmamız.
Eski İBB Medya AŞ Genel Müdürü İpek Elif Atayman’ın oğlu Efe Çakır:
"Annemle her konuşmamızda 'Benden duymadığım, görmediğim, yaşamadığım şeyleri anlatmamı bekliyorlar, hiçbir kanunsuz işe imza atmadım' diyor."