Besim Tibuk:
“Mardin Süryani şehriydi, Kürtler bütün mallarına çöktüler.
1915 tehcirinde bir çok Ermeni öldürüldü. Kim öldürdü? Kürtler öldürdü. Niye öldürdüklerini de izah ettim. Mallarına çökmek için.
Mallarına çöktüler, yetiştirmek için kızlarını aldılar. Kürtlerin kendileri de biliyor bunları.”
23 Eylül akşamı Tripoliçe sokaklarında Yunanlar toplandı ve 205 yıl önce 40 bin Müslüman Türk'ü nasıl katlettiklerini anıp kutlama yaptı.
Biz aylardır paylaşmamıza rağmen aynı gün Diyanet'e bir tane camimizde 40 bin şehidimizin ruhu için Kur'an okutamadık.
Sonra milli şuur filan diyoruz ya, geçin bu işleri.
#kaybolantarihinpeşinde
#MoraSoykırımı
#TripoliçeKatliamı
Türkçenin daha önce seçmeli ders olarak okutulduğu okullarda yeniden müfredatta yer almasını memnuniyetle karşılıyor; bu yönde katkı sunan tüm tarafların ve Eğitim Bakanlığının çabalarını takdirle karşılıyoruz.
Bu olumlu adımın yanı sıra, Suriye Türkmenlerinin dilsel ve kültürel haklarının dönemsel kararlara bağlı kalmadan, eşit vatandaşlık temelinde anayasal güvenceye kavuşturulmasını temenni ediyoruz.
Türkçe, Suriye Türkmenleri için yalnızca bir ders değil; kimliğimizin, kültürümüzün ve gelecek nesillere aktarılması gereken köklü mirasımızın ayrılmaz bir parçasıdır.
نرحب بإعادة إدراج اللغة التركية في المناهج الدراسية في المدارس التي كانت تُدرَّس فيها سابقاً كمادة اختيارية، ونثمّن جهود وزارة التربية والتعليم وجميع الجهات التي أسهمت في هذا الاتجاه
وإلى جانب هذه الخطوة الإيجابية، نتطلع إلى أن تحظى الحقوق اللغوية والثقافية للتركمان السوريين بضمانات دستورية، على أساس المواطنة المتساوية، وبما يضمن استقرار هذه الحقوق بعيداً عن القرارات المرحلية
فاللغة التركية بالنسبة للتركمان السوريين ليست مجرد مادة دراسية، بل هي جزء أصيل لا يتجزأ من هويتنا وثقافتنا وإرثنا العريق الذي نحرص على نقله إلى الأجيال القادمة
5-6 yıl önce vatanseverlerin tamamen organik etkileşimleriyle gönüllü bir inisiyatif olarak başlayan bu çaba, bugün çok şükür devlet kademelerinden medyaya, akademisyenlerden evdeki annelere, dedelere kadar çığ gibi büyüdü.
Büyük soykırımın farkındalığının artmasında emeği olan herkesin bir ufak gurur duymaya hakkı var. Acımız dinmez ama çabamız kutsaldır.
Ben bu yolda emeği olan tüm vatansever arkadaşlarıma teşekkürü borç biliyorum.
Çok farklı fikirlerden, coğrafyalardan dostlarımızla vatan sevgisinde birleştik.
Başka nedenlerle bazılarımız küstük, koptuk belki ama bugün aynı dava için herkesin eli yine taşın altındaydı.
Allah’ın izniyle bu inanç ve feraset milletimizi ve ülkemizi hiç bir zaman bir daha bu acılara, bu alçaklara uğratmayacak.
Tripoliçe’de başlayan soykırımlarda şehit olan yüzbinlerce Türk’ü minnetle yad ediyor, Allah’tan rahmet diliyoruz.
Çok daha büyük hedeflere ulaştığımızda onların kanı yerde kalmayacak, şehadetleri daima kutlu yolumuzda bize şevk verecektir.
Şimdi dileğimiz bu soykırımları müfredatlarımızda daha çok görmek ve ülkemizin dört bir yanında bunu anlatan soykırım anıtlarını inşa ederek çocuklarımızın zihinlerine daha güçlü şekilde işlemektir.
İmparatorluklardan İstiklal’e kadar her millete şefkat ve hoşgörü ile muamele eden ecdadımızın kızılelması bizim de yaşam ülkümüzdür.
Besim Tibuk: “Mardin Süryani şehriydi, Kürtler bütün mallarına çöktüler.
1915 tehcirinde bir çok Ermeni öldürüldü. Kim öldürdü? Kürtler öldürdü. Niye öldürdüklerini de izah ettim. Mallarına çökmek için…
Mallarına çöktüler, yetiştirmek için kızlarını aldılar. Kürtlerin kendileri de biliyor bunları.”
Tripoliçeyi unutma,
Tripoliçeyi unutturma.
Aynı acıları tekrar yaşamamak için hafızanı diri, kollarını güçlü tut.
Bu acıları çocuklarına anlat.
Ki zayıf düştüklerinde neler olabileceğini kavrasınlar.
Zayıf düşmemek için çalışsınlar.
Unutturma ki intikam ateşimiz hiç sönmesin.
💥TRİPOLİÇE KATLİAMI ! 💥
🇹🇷Emekli Tümgeneral Yankı Bağcıoğlu
"#TripoliçeKatliamı’nın 205. yıl dönümünde, acımasızca katledilen Müslüman Türk halkını rahmetle anıyorum.
Tarihin acılarını yarıştırmak değil, onlardan ders çıkarmak gerekir. Ancak kendi tarihinin karanlık sayfalarını görmezden gelerek Türkiye’ye yönelik mesnetsiz ithamlarda bulunmak ve uluslararası hukuka aykırı tutumları sürdürmek, tarihî gerçekleri ortadan kaldırmaz.
Tripoliçe’de yaşanan vahşet tarihin bir gerçeğidir, unutulması veya unutturulması mümkün değildir.
Başkalarına tarih dersi vermeden önce kendi tarihinizle yüzleşmek ve tarihî gerçekleri seçerek değil, bütünüyle kabul etmek; “eğer devlet olduğunuzu iddia ediyorsanız”, devlet ciddiyetinin gereğidir.
Hayatını kaybedenleri bir kez daha rahmetle anıyorum."
@YankiBagcioglu
TRİPOLİÇE’Yİ UNUTAN, MORA’DA YAŞANANLARI YENİDEN YAŞAR!
YUNANİSTAN ÖZÜR DİLEMELİ, 23 EYLÜL RESMÎ ANMA GÜNÜ İLAN EDİLMELİDİR!
Tarih yalnızca geçmişte yaşanan hadiselerin kaydı değildir.
Tarih; bir milletin hafızasıdır, kimliğidir, geleceğe yürürken elindeki pusuladır.
Hafızasını kaybeden milletler, yalnızca geçmişlerini unutmazlar; geleceklerini de başkalarının yazmasına izin verirler.
23 Eylül 1821’de Tripoliçe’de yaşananlar, sıradan bir savaş hadisesi değildir.
Tripoliçe’de kadın, çocuk, yaşlı ayrımı yapılmaksızın binlerce Türk, Arnavut ve Yahudi sistematik biçimde katledildi. İnsanlar evlerinden çıkarılarak öldürüldü; malları yağmalandı, evleri ve ibadethaneleri yakıldı. Şehrin sokakları cesetlerle, kuyuları katledilen insanların bedenleriyle dolduruldu.
Bu vahşet yalnızca Tripoliçe ile sınırlı kalmadı.
Mora’nın dört bir yanında Türk ve Müslüman varlığını tamamen ortadan kaldırmayı amaçlayan sistematik bir yok etme siyasetine dönüştürüldü.
Peki biz ne yaptık?
Tripoliçe’yi tarih kitaplarımıza gerektiği gibi koyduk mu?
Mora’da katledilen şehitlerimiz adına anıt diktik mi?
Üniversitelerimiz bu konuda dünya dillerinde kaç akademik eser yayımladı?
Televizyonlarımız kaç belgesel hazırladı?
Türkiye Büyük Millet Meclisi kaç defa özel oturum gerçekleştirdi?
Gençlerimize Mora’da, Girit’te ve Balkanlar’da yaşananları anlatabildik mi?
Hayır!
Üzülerek ifade ediyorum ki tarihimize, şehitlerimize ve millî hafızamıza karşı görevimizi yerine getirmedik.
Biz sustukça başkaları kendi yalanlarını “tarih” diye dünyaya anlattı.
Biz belgelerimizi arşivlerin raflarında beklettikçe, onlar tarihî gerçekliği tartışmalı iddiaları parlamentolarına taşıdı; anma günleri ilan etti, anıtlar dikti ve Türkiye’yi uluslararası alanda suçlamaya çalıştı.
Şimdi soruyoruz:
Mora’da katledilen on binlerce insanın canı can değil miydi?
Tripoliçe’de öldürülen çocukların, kadınların ve yaşlıların hatırası neden sahipsiz bırakıldı?
Neden bizim acılarımızın konuşulması sürekli ertelendi?
Neden Türk milletinin maruz kaldığı katliamlar dünya kamuoyundan gizlendi?
Artık bu sessizlik sona ermelidir!
Açık ve net olarak çağrıda bulunuyoruz:
Yunanistan, Tripoliçe başta olmak üzere Mora’da gerçekleştirilen katliamlarla yüzleşmeli ve resmî olarak özür dilemelidir.
23 Eylül, “Mora Türkleri Soykırımı ve Tripoliçe Katliamı’nı Anma Günü” olarak kabul edilmelidir.
Tripoliçe Katliamı ve Mora’da Türklerle Müslümanlara yönelik yürütülen sistematik yok etme siyaseti, bütün tarihî belgeleriyle ders kitaplarımıza konulmalıdır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi her yıl 23 Eylül’de özel gündemle toplanmalı; Mora şehitlerimizi anmalı ve tarihî hakikatleri dünyaya ilan etmelidir.
Tripoliçe’de katledilen Türkler, Arnavutlar ve Yahudiler adına uluslararası nitelikte bir insanlık ve hafıza anıtı yapılmalıdır.
TRT başta olmak üzere bütün televizyon kanallarımız; belgeseller, filmler, söyleşiler ve açık oturumlarla Mora Katliamı’nı milletimizin gündemine taşımalıdır.
Üniversitelerimiz, Türk Tarih Kurumu ve ilgili bütün kuruluşlarımız arşivleri açmalı; belgeleri farklı dillere tercüme ederek dünyanın önüne koymalıdır.
Mora’dan Girit’e, Balkanlar’dan Kafkaslar’a, Kırım’dan Anadolu’ya kadar Türk ve Müslüman toplulukların yaşadığı katliamları anlatacak büyük bir Millî Hafıza Müzesi kurulmalıdır.
Bunu bugünün Yunan halkına karşı düşmanlık üretmek için istemiyoruz.
Bizim mücadelemiz halklarla değil; insanlık suçlarını örten, tarihi çarpıtan ve Türk milletinin hafızasını teslim almak isteyen anlayışladır.
Acıları yarıştırmıyoruz.
Başka milletlerin yaşadığı acıları yok saymıyoruz.
Fakat kendi şehitlerimizin unutulmasına, tarihimizin tek taraflı anlatılarla karartılmasına ve milletimizin sürekli sanık sandalyesine oturtulmasına da razı olmayacağız!
Çünkü adalet, yalnızca kendiniz için istediğinizde değil, herkes için savunduğunuzda adalettir.
Çünkü hakikat, üzeri ne kadar örtülürse örtülsün bir gün mutlaka ayağa kalkar.
YUNANLARIN İTİNAYLA GİZLENEN KANLI TARİHİ
23 Eylül 1821, Tripoliçe. Türkler bu tarihi unutmamalı.
Tarihçi Sonyel, bu tarihi Türklere yapılan soykırım günü olarak niteliyor.
1821 Mart ayında Mora’da tahmini olarak 50.000’e yakın Türk yaşadığını, bir ay sonra Mora'da tek bir Türkün dahi kalmadığını belirtir.
Yunanistan'ın resmi anlatısında bu tarih "kurtuluş" olarak geçer. Belgeler, arşivler ve dönemin tanıklıkları ise çok farklı bir tablo ortaya koyar.
Tarihçi S. R. Sonyel, İngiliz arşivlerine dayanan çalışmasında, Mart 1821'de Mora'da yaklaşık 50 bin Türk'ün yaşadığını kaydeder.
Bir ay sonra, Rumlar Paskalya'yı kutlarken yarımadada neredeyse tek bir Türk bile kalmamıştı. İsyanın hedefi açıktı: "Mora'da Türk kalmayacak."
Kalavrita'dan Navarin'e, Korint'ten Atina'ya uzanan katliamlar zinciri Tripoliçe'de doruğa ulaştı.
Kuşatma altındaki şehir teslim olduğunda sivillere güvenlik sözü verildi.
Ardından üç gün boyunca katliam yaşandı. Kadın, çocuk, yaşlı ve erkekler ayrılmadı. Kolokotronis'in kendi hatıratındaki ifade, yaşananların boyutunu gösteriyordu: Sokaklardan geçerken atının ayakları yere basacak yer bulamıyordu.
İngiliz tarihçi William St Clair, Mora'daki Türk nüfusun nasıl ortadan kaldırıldığını ayrıntılarıyla anlatır:
Çiftliklerdeki aileler evlerinde öldürüldü, kasabalara kaçan kafileler yolda saldırıya uğradı, teslim olanlara verilen güvenlik sözleri tutulmadı. Yahudi cemaati de katliamın kurbanları arasındaydı.
Bu tabloya Avrupalı tanıklar da şahit oldu. Alman doktor Wilhelm Boldemann'ın yaşananların dehşeti karşısında intihar ettiği yönündeki kayıtlar, dönemin Avrupalı tanıklıkları arasında yer alır.
Ancak mesele insanların katledilmesinden çok daha fazlasıydı.
Camiler yıkıldı, vakıflar yağmalandı, mezarlıklar açıldı ve kemikler yakıldı. Amaç, Mora'daki Türk ve Müslüman nüfusu ortadan kaldırmanın ötesinde, bu nüfusun geçmişine ve kültürel varlığına ait izleri de silmekti.
Sonyel, bu tabloyu değerlendirirken soykırımın temel unsurlarının burada görüldüğünü belirtir: Kasıt, sistematik uygulama ve belirli bir topluluğun fiziksel ve kültürel varlığının ortadan kaldırılması.
Yunanların, 23 Eylül 1821'i bir "kurtuluş" tarihi olarak anlatması, yaşananların önemli bir bölümünü tarihten silmek demektir.
Bugün Kolokotronis'in heykelleri Yunanistan'ın meydanlarında duruyor.
Tripoliçe'de katledilen binlerce Türk ve Müslüman ise bu anlatının dışında bırakılıyor.
23 Eylül, Türklerin unutmaması gereken gündür.