Her zaman sağ koltukta gittiğim tatil yolunun bu sefer şoförüyüm. Çocuklar “neden nefesinin sesi” var gibi sudan sebeplerle tartışmazlarsa overthinkingin dibini görürüm :)
@MarglessMaster Yaşamla ilgili kurumsallaşmış zaman çizelgelerinin korsesini gevşettiğimizi rahatlıkla iddia edebiliriz. Aile, kariyer ve yaş normları anlamında eski katılığın aşındığını ve bireyselleşmenin hem sebebi hem sonucu olduğu bir sosyal jetlaga yol açtığını düşünüyorum.
Tamamen kendi içine kapalı bir kişisel zamanı ölçüt alırsak, geç veya erken olmaktan söz etmek tabi ki anlamsızlaşır. Fakat insan yaşamı böyle yalıtılmış bir zaman içinde yaşanmıyor. Kişisel zamanımız toplumsal, kurumsal ve ilişkisel başka zamansallıklara gömülü.
@Ciselaktimur Zamanın tek gerçekliği aslında "göreli" olmasıdır. Dolayısıyla kararlarımızda ne geç kalırız ne de erken. Hayatlarımızı başkalarının (egemenlerin) zamanına uydurmaya çalışmaktır asıl sorun.Eğer kişisel gerçeğimiz 30'unda üniye başlamak veya 55inde evlenmeyi +
@MarglessMaster Öznellik hakkında yazdıklarınıza büyük ölçüde katılıyorum. Biyografik eylem her zaman öznellik içerir. Bununla birlikte biraz daha farklı yorumluyorum. Yaşam olaylarının zamanlamalarında öznellik, her ihtimale açık bir planlama anlamına gelmiyor.
Bu ayraç meselesi çok abartılıyor. Sakız kağıdını, market fişini koy gitsin. Dahasını da diyeyim, ayraç meselesine bu kadar kafayı takan birinin iyi bir okur olma ihtimali pek yok.
Evlilik, ebeveynlik, eğitim, meslek edinme, kariyer değiştirme gibi önemli biyografik yaşam olaylarını erken ya da geç diye etiketlerken dayandığımız zamansal referans yerleşik “sosyal saatler”dir. Nasip, kısmet diye bir zamansallık da mevcut ama durun ona en son geleceğiz :)
35 yaş geç. Elbette bu işler nasip. Yani denk gelir, denk gelmez… Orası ayrı. İnsan sırf geç kalmamak için uyum sağlamayacağı kişiyle de bir hayat kurmaya kalkışmamalı. Ama 35 yaş geç. Gerçeği eğip bükmeye gerek yok. Erkek için geç değil demeyin, erkek için de geç.
@Ciselaktimur Buna dair kısaca yazmıştım ve evet aksi ne kadar iddia edilirse edilsin biyolojik, psikolojik ve toplumsal olarak geç de erken de vardır.
Evlilik, ebeveynlik, eğitim, meslek edinme, kariyer değiştirme gibi önemli biyografik yaşam olaylarını erken ya da geç diye etiketlerken dayandığımız zamansal referans yerleşik “sosyal saatler”dir. Nasip, kısmet diye bir zamansallık da mevcut ama durun ona en son geleceğiz :)
Rastladığım en iyi tercüme kokmayan tercüme tekliflerinden biri, spoilera “sürprizbozan” denmesi olabilir. Spoiler alert: sürprizbozan uyarısı, ay ben bunu kullanırım :)
TÜRKİYE’DE ROMAN OKUMAK zor. Çünkü herkesin belli kalıpları ve önyargıları var. Ama roman temelde “iyi vakit geçirmek için” okunur, okunmalı.
Türkiye’de ise Orhan Pamuk okuyunca “vatan haini”, Peyami Safa okuyunca “milliyetçi”, Kemal Tahir okuyunca -artık- “İslamcı” oluyorsunuz. Tarık Buğra’yı İletişim, Tanpınar’ı bir dönem YKY bastığı için frekans arada bir karışıyor ama olsun. Bu tavırların tamamı ergence. Böyle “okur” olunmaz, metne bile odaklanamazsınız. Pamuk’un birikimini aşağılayıp komplo teorileri ile açıklayanlar da, Tahir’in büyük emeğini ve muhteşem Türkçesini hor görenler de aynı hastalıktan muzdarip. Buralara düşmemenizi tavsiye ederim.
İki roman önerisiyle bitireyim. Bana göre 90’ları açan romanımız Orhan Pamuk’un Beyaz Kale’si, 2000’leri açan ise Murat Uyurkulak’ın Tol’u. Bunları kaçırmayın. Bir roman teknik ve konu açısından nasıl orijinal olur, bu romanları okuyup görebilirsiniz. İyi romanın ve iyi Türkçenin dışında bir derdiniz olmazsa, iyi vakit geçirirsiniz.
@olivliben Batı toplumlarında genelde öyle. Önüne olumlu bir ifade (başarılı, aktif vs.) alınmadan yaşlanma kullanılmaz oldu. Sağlıklı yaşam süresi uzayınca kronolojik yaş ile deneyimsel yaşlanma arasındaki irtibatın kısmen kopmasıyla da ilgili ama esasen ageismin payı daha büyük bence.
Yaşlanmayı adlandırmak için neden örtmeceye ihtiyaç duyulduğu sorusu daha ilginç. Şahsen “yaş alma” deyiminin kültürel yaşlanma korkusunun örtük ifadesi olduğunu düşünüyorum.Sezen Aksu’nun söz yazarı olduğu bir şarkıda geçtiği gibi “yaş alırken yaşlanmama” ideali dile de yansıyor
Yaşlanmak yerine kullanılan "yaş almak" deyimi bir tek bana mı itici geliyor? Amaç nedir? Örtmece, edeb-i kelam mı? Yaşlananın güzel yaşlandığını ifade etmek mi?